2. Hukuk Dairesi 2013/21664 E. , 2014/4485 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Hatay l. Aile Mahkemesi
TARİHİ :30.05.2013
NUMARASI :Esas no:2012/785 Karar no:2013/391
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı (koca) tarafından kusur belirlemesi, maddi tazminat ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, tarafların evlenmelerinden yaklaşık iki ay sonra davacının eşini, anne ve babasının yanına bırakıp çalışmak amacıyla yurtdışına gittiği, kayınvalidesinin davalıya aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunduğu, baskı yaptığı ve evden kovduğu, davacının bundan sonra eşine para göndermediği, arayıp sormadığı anlaşılmaktadır. Davalıya atfedilebilecek bir kusur ispatlanamamıştır.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak boşanma hükmü davalı tarafından temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Davacı kocanın temyizine yönelik incelemeye gelince;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı vekilinin 09.05.2013 tarihli oturumda, dosyaya sundukları 25.04.2013 tarihli dilekçesinin tazminatlar ve nafaka yönünden ıslah talebi olduğunu beyan ettiği ve bu beyanın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 181. maddesine uygun kısmen ıslah talebi olduğu ve hükmünde buna uygun kurulduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 119.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.
03.03.2014 (Pzt.)
KARŞI OY YAZISI
Dava 29.11.2012 tarihinde açılmıştır. Cevap dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde maddi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinde bulunmayan davalı ön inceleme duruşmasından sonra tahkikat aşamasında 25.04.2013 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinde bulunmuştur.
Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia ve savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise diğer tarafın açık muvafakati ve ıslah dışında iddia ve savunma genişletilemez yahut değiştirilemez (HMK md. 141/1).
Tahkikat aşamasında maddi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinde bulunulması iddianın genişletilmesi niteliğindedir. Davalı tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi olmadığı gibi; davacının talebin genişletilmesine açık muvafakatı da bulunmamaktadır. O halde; davalının maddi tazminat (TMK. md.174-1) ve yoksulluk nafakası (TMK.md.175) talebi hakkında "karar verilmesine yer olmadığına kararı" verilecek yerde, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Hükmün bu yönlerden bozulması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.