Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/21
Karar No: 2018/311

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/21 Esas 2018/311 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/21 E.  ,  2018/311 K.

    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

    Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan sanık ..."ın, TCK"nun 205/1, 43/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Gölbaşı(Adıyaman) Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.04.2008 gün ve 41-54 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.05.2013 gün ve 8615-8474 sayı ile;
    “5237 sayılı TCK"nun 205. maddeside düzenlenen "resmî belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek" suçunun, hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın, kardeşi olan ... adına düzenlenmiş gerçek nüfus cüzdanında ve yeşil kart, ... adına düzenlenmiş sürücü belgesi üzerindeki fotoğrafları çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırmak, ..."e ait gözüken nüfus cüzdanındaki resmi ise değiştiremeden yakalandığı olayda, bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen belgelerin hak sahiplerince talep hâlinde her zaman yenisi düzenlenebileceği cihetle, suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü tesisi” isabetsizliğinden bozulmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir.
    Daire üyeleri M. Budak ve H. Uğur; "... 204. madde gibi 205. maddedeki suç da bir çeşit sahtecilik suçudur. Her iki suçta korunan hukuki yarar, ispat araçlarının dokunulmazlığına olan kamu güvenidir. Suçun oluşması için, genel kast yeterli olup, fail, eyleminin haksız, hukuka aykırı olduğunu biliyorsa, suç kastı var demektir. Suç, seçimlik hareketli suç olarak düzenlendiğinden, maddede sayılan hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi yeterli olup, ayrıca bir zarar veya tehlikenin doğması gerekmez (Yaşar/Gökcan/Artuç, Cilt V, s. 5842).
    205. maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi "suçun konusu, hukuken geçerli, yani gerçek bir resmî belgedir. Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemektir." 205. maddedeki "bozma" ile 204. maddedeki "değiştirme" fiilleri, birbirine yakın, hatta aynı olabilir. Aradaki fark, "aldatıcılık" vasfıdır. Nitekim bu hususa, hem 204, hem de 205. maddenin gerekçesinde yer verilmiştir. 205. maddenin gerekçesine göre "sahtecilik suçu, düzenlenen belgenin veya belgede yapılan değişikliğin başkasını aldatıcı nitelikte olmasını gerektirir. Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi, başkasını aldatma özelliği taşımayabilir." 204. madde gerekçesine göre de "mevcut olan resmî belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmî belgeyi bozmak suçu oluşur." Öğretide de bu farka dikkat çekilmiştir.
    Özel kast da denilen "belli bir amaç veya saik" ile hareket edilmesinin arandığı suç tiplerinde veya suçun nitelikli hâllerinde, bu husus Kanunda açıkça ve ayrıca gösterilir. Yargıtay CGK’nun birçok kararında belirtildiği gibi "Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir." (CGK., 23.11.2010, 171/232). TCK’nun 204. maddesinde olduğu gibi 205. maddede de kişilerin amacı değil, fiili cezalandırılmaktadır (Gökçen, Ahmet, Belgede Sahtecilik Suçları, 3. Baskı, Mayıs 2013, s. 369).
    Maddenin 765 sayılı TCK’ndaki karşılığı olan 348. maddede, suçun oluşması için belgenin ortadan kaldırılması veya bozulması yeterli görülmeyip, ayrıca bu eylemler sonucunda umumi veya hususi bir zararın doğması da aranmışken, 205. maddede suç için herhangi bir zararın meydana gelmesi aranmamıştır. Suçun işlenmesiyle genellikle bir zararın oluşması veya hak sahibinin o belgeden yararlanma imkânının kalmaması mümkün olsa da bu hususlar zorunlu unsurlar değildir. Kaldı ki Yargıtay Ceza Genel Kurulu, zararın suçun unsuru olduğu dönemde bile "Devlet, bir olgunun kanıtlanma yeteneğini tanıdığı belgelerin öz ve biçimleri ile gerçekliklerine ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancını kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgeleri erişilmez ve dokunulmaz kılmak istemiştir. Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesiyle zarar kendiliğinden doğmuştur" şeklindeki kararıyla, suçla korunan yarara dikkat çekmiş ve somut zararın oluşmasını aramamıştır (CGK, 7.3.1988, 596/73).
    Ne 204, ne de 205. maddede suçun unsuru olarak özel bir kast, saik, amaç öngörülmüştür. Bu nedenle, "Failin kastı sahte resmî belge oluşturmaktır. Bu suç aldatıcılık unsurunun yokluğu nedeniyle gerçekleşmemiştir. Olayda resmî belgeyi bozmak gibi bir kasıt, niyet yoktur" denilemez. Aksinin kabulü, madde gerekçesine hiç değer vermemek, gerçek bir resmî belgeyi değiştirmek suçu için genel kast yeterli görülmesine rağmen, aynı resmî belgeyi bozmak suçu için özel kast, amaç veya saik aramak demektir. Aynı şekilde "suçun, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla işlenmesi ve belgenin bozulmasıyla bu hususun gerçekleşmesi" demek, bir "tehlike suçu"nu "ancak özel amaçla işlenebilen zarar suçu"na dönüştürmek demektir.
    Keza, "belge üzerinde tasarruf yetkisi bulunan bir kimsenin belgeyi bozması, yok etmesi veya gizlemesi hâlinde, hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının engellenmesinin söz konusu olamayacağı" düşüncesi de suçun kapsamını daraltmak, suç için öngörülmeyen unsurlar ilave etmek, bir başka ifadeyle ancak bir alacak-borç ilişkisi içeren çek, senet gibi belgelerin bu suçun konusu olabileceği anlamına gelir. Bu düşünce karşısında bir kimsenin kendisine ait sürücü belgesini, diplomayı, sertifikayı, nüfus cüzdanını, pasaportu aldatıcılık unsuru gerçekleşmeyecek, açıkça belli olacak şekilde tahrif ederek kullanması halinde, 205. maddedeki suç oluşmayacaktır. Oysa sayılan bu belgelerin hepsi de sahiplerine çeşitli yetkiler tanıyan, haklar sağlayan, statü veren ve kamu nezdinde "itibar edilen" resmî belgelerdir. Gerçekte A, B veya C sınıfı sürücü belgesine veya sertifikasına sahip iken bunları (E) sınıfına çevirmek, 2 yıllık yüksek okul diplomasını 4 yıllık fakülte diplomasına dönüştürmek, gerçek kimliği ile aranıyorken, başkasının kimliğindeki resmi söküp kendi resmini yapıştırarak kullanmak eylemlerinin hepsi de gerçekte sahip olunmayan hak ve yetkiler sağlamaktadır. Birer resmî belge olan evrak, bu şekilde değiştirilip bozulduğunda, yukarıdaki Yargıtay CGK’nun kararında belirtildiği gibi "bir olgunun kanıtlanma yeteneğini içeren belgelerin öz ve biçimleri ile gerçeklikleri ve doğruluklarına beslenen ortak toplum inancı" yıkılmış olmuyor mu? "Kamu güveni içinde korumak ve o yüzden de soyut varlık ya da yararın veya değerin somutlaştırdığı belgelerin erişilmez ve dokunulmazlığı" zarar görmüyor mu? Kaldı ki genel veya özel zararın suçun unsuru olduğu eski dönemde bile CGK, "Zarar doğma olasılığı yeterlidir. Kanıt değeri olan belgenin yok edilmesi (bozulmasıyla) zarar kendiliğinden doğmuştur" sonucuna vararak somut zararın oluşmasını aramamıştır.
    Daire çoğunluğunun "olayda, bir hakkın kullanımının engellenmediği, suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen belgelerin hak sahiplerince talep hâlinde her zaman yenisinin düzenlenebileceği" gerekçesi de kabul edilemez. Çünkü somut olayda sanık tarafından başkalarına ait olan toplam dört adet resmî belge (nüfus cüzdanı, yeşil kart ve sürücü belgesi) üzerindeki fotoğraflar sökülmüş, bunlardan üçüne kendi fotoğraflarını yapıştırmıştır. Dolayısıyla suça konu bütün belgeler artık hak sahipleri tarafından kullanılmaz hâle getirilmiştir. Bu şekilde bozulan veya değiştirilen belgeler artık suçun konusu olup, hükümle birlikte delil olarak dosyada saklanmalarına karar verilmektedir. Gerçek sahiplerinin, üç ayrı kurum tarafından verilebilen bu belgeleri yeniden çıkarmalarının, göz ardı edilemeyecek bir emek ve masraf gerektirdiği açıktır. Kaldı ki suçun oluşmadığına gerekçe olarak "hak sahiplerince belgelerin her zaman yenisinin çıkarılabileceği" kabul edildiğinde (ki suça konu belgeler çoğunlukla yeşil kart, nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport, diploma, ruhsatname, sertifika gibi belgeler olup yeniden çıkarılamayan, düzenlenemeyen belgenin neredeyse mümkün olmadığı düşünüldüğünde) bu suç, işlenemez suç hâline getirilmiş olur.
    Bu gerekçelerle, resmî belgeyi bozmak suçundan, TCK’nun 205/1. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet kararının isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    Yerel mahkeme ise 26.11.2013 gün ve 139-242 sayı ile; Özel dairenin bozma kararındaki karşı oy gerekçesine dayanıp tekrar ederek bozma kararına direnmiştir.
    Bu hükmün de Cumhuriyet savcıları tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2015 gün ve 36107 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 324-988 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 19.01.2017 gün ve 106-388 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle;
    1- Sanığın, yolda bularak tahrif ettiği sürücü belgesi ve nüfus cüzdanının sahibi olan ...’ün, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması hâlinde, gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığının,
    2- ...’e gerekçeli kararın tebliğ edilmesinin gerekmediğinin kabulü hâlinde; dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenebilmesi için, öncelikle suça konu dört adet belgenin sanık tarafından bozulma tarihlerinin, mümkün olmadığı durumda ise belgelerdeki fotoğraf değişikliği sonrası ilk kullanım tarihlerinin tespit edilmesi yönünden eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
    Değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    2004 yılında cezaevinden firar eden sanığın, 11.08.2006 tarihinde kolluk görevlilerince ikametinde yakalandığı, kimliğini ibraz etmesinin istenilmesi üzerine, üzerinde kendi fotoğrafı bulunan mağdur Hasan Topal adına düzenlenmiş nüfus cüzdanı ve yeşil kart ile ... adına tanzim edilmiş sürücü belgesi ve fotoğraf bulunmayan nüfus cüzdanını görevlilere ibraz etmesi sonucunda sanık hakkında soruşturma başlatıldığı,
    Sanığın suça konu belgeleri kullandığı iddiasıyla hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçundan mahkûmiyetine karar verildiği, sanığın, fotoğraf değişikliği yaparak kullandığı nüfus cüzdanı ve yeşil kartın sahibi olan kardeşi Hasan Topal’ın soruşturma ve kovuşturma aşamasında şikâyetçi sıfatıyla ifadesinin alındığı, ancak yolda bularak üzerinde tahrifat yaptığı sürücü belgesi ve nüfus cüzdanının sahibi olan ...’ün soruşturma veya kovuşturmadan haberdar edildiğine ilişkin dosyada bilgi veya belgenin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen hükmün sadece Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği, Özel Dairece ..."e herhangi bir tebligat yapılması sağlanmadan temyiz incelemesinin yapıldığı ve yerel mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada da ..."ün davadan haberdar edilmediği,
    Anlaşılmaktadır.
    Mağdur Hasan Topal aşamalarda; sanığın kardeşi olduğunu, cezaevinden firar ettikten sonra bilgisi dışında kendisine ait kimlik ve yeşil kartını alarak kullandığını, şikâyetçi olmadığını, beyan etmiştir.
    Sanık aşamalarda; 2004 yılında cezaevinden firar ettiğini, yakalanmamak için kardeşi Hasan Topal"ın nüfus cüzdanını alıp üzerindeki fotoğrafı kendi fotoğrafıyla değiştirdiğini, kardeşi Hasan’a ait yeşil kartı da tedavisini yaptırabilmek amacıyla aynı yöntemle tahrif edip hastanelerde kullandığını, ...’e ait nüfus cüzdanı ve sürücü belgesini ise Atatürk Barajı civarında bulduğunu, sürücü belgesi üzerindeki fotoğrafı kendi fotoğrafı ile değiştirdiğini, nüfus cüzdanı üzerindeki mevcut fotoğrafı söktüğünü ancak kendi fotoğrafını yapıştıramadan yakalandığını savunmuştur.
    Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
    Sanığın, yolda bularak tahrif ettiği sürücü belgesi ve nüfus cüzdanının sahibi olan ...’ün, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması hâlinde, gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığı;
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK"nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır.
    Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hâllerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere bir çok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, TCK başta olmak üzere ceza kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır.
    Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 08.11.2016 gün ve 830-412, 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez" şeklinde açıkça belirtilmiştir.
    Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106 - 107)
    Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
    Bu bağlamda 5237 sayılı TCK"nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü hâlinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK"nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır.
    Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2007, s.205-206) olmakla birlikte, çoğunluk itibarıyla, bu suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin bir kabul vardır. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759).
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 gün ve 397-202 sayılı kararında da; belgede sahtecilik suçlarının mağdurunun kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi hâlinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören konumunda bulunduğu belirtilmiştir.
    Öte yandan, temyiz mahkemesince bir temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nun “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü yer almaktadır.
    Mağdur, şikâyetçi ve suçtan zarar görenin yargılama aşamasında öncelikle duruşmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. CMK"nun 234. maddesinde düzenlenen bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırıdır. Kanun koyucu, CMK"nun 234. maddesine aykırı davranılması durumunda anılan hukuka aykırılığın telafisine imkân sağlayacak şekilde bir düzenlemeye yer vermiş ve "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlara" kanun yoluna başvurma hakkı tanımıştır. Bu hakkın kullanılabilmesi için de yargılama sonucunda verilen kararın aynı Kanunun 35. maddesi uyarınca mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene tebliği gerekmektedir. Gerekçeli kararın tebliğ edilmesiyle suçtan zarar gören geç de olsa davadan haberdar olarak kararı temyiz etme imkânı bulmuş olacaktır. Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görenin hükmü temyiz edip etmemesine göre de temyizin kapsamı belirlenecektir.
    Yerel mahkemece duruşmadan haberdar olmayan mağdur, şikâyetçi veya suçtan zarar görene gerekçeli karar tebliğ olunmamış ise temyiz aşamasında bu eksikliğin Özel Dairece 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 40. maddesi uyarınca verilecek, uygulamada "tevdi kararı" adı verilen kararla mahallinde mahkemesince giderilmesinin istenilmesi gerekir; yoksa temyiz incelemesine geçilerek bozma kararı verilmek suretiyle bu eksiklik giderilemez. Aksi hâlde temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunan bir tarafın kararı öğrenmesi sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmış olur ve aleyhe temyiz bulunmayan hâllerde bozulan hükümdeki ceza miktarı sanık lehine kazanılmış hak teşkil eder.
    Duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK"nun 260. maddesi uyarınca "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile temyizi incelenecektir. Tebliğe rağmen hükmün temyiz edilmemesi durumunda ise Özel Dairece diğer temyiz talepleri kapsamında dosya incelenecek, ancak CMK"nun 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyecektir.
    Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    2004 yılında cezaevinden firar eden sanığın, 11.08.2006 tarihinde kolluk görevlilerince ikametinde yakalandığında, kimliğini ibraz etmesinin istenilmesi üzerine, üzerlerinde kendi fotoğrafı bulunan, mağdur Hasan Topal adına tanzim edilmiş nüfus cüzdanı ve yeşil kart ile ... adına düzenlenmiş sürücü belgesi ve fotoğraf bulunmayan nüfus cüzdanını görevlilere ibraz etmesi nedeniyle açılan kamu davasında, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören ...’ün davadan haberdar edilmesi zorunluluğunun bulunduğu, bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi durumunda ise, CMK"nun 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan adı geçen şahsa aynı Kanunun 35/2. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiği, ancak somut olayda sözü edilen kanuni imkânların tanınmadığı anlaşıldığından, yargılamanın başında davadan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakkı kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan adı geçen şahsın, kanundan kaynaklanan hakkını kullanabilmesi amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın kendisine tebliği sağlanarak yedi günlük temyiz süresinin başlatılması, kararın adı geçen şahıs tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece Cumhuriyet savcılarının temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; ... tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp, temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir. Ancak bu aşamada ...’ün sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmemesi suretiyle katılma ve diğer haklarını kullanma imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesi mümkün görülmemiştir.
    Bu itibarla, Özel Daire bozma kararının ve hukuki değerden yoksun Gölbaşı(Adıyaman) Asliye Ceza Mahkemesinin 26.11.2013 gün ve 139-242 sayılı hükmünün kaldırılmasına, Gölbaşı(Adıyaman) Asliye Ceza Mahkemesinin 08.04.2008 gün ve 41-54 sayılı hükmünün, davadan haberdar edilmeyen ve suçtan zarar gören ...’e tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "I- Sorunu çözümlerken öncelikle "kamu davasına katılma", "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "sahtecilik suçlarında korunan hukuki yarar" kavramları değerlendirilmelidir:
    Mukayeseli hukukta ceza davasına katılma genellikle kabul edilmemiş iken ceza muhakemesi hukukumuzda davaya katılma kabul edilmiş ve bu durum 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Kamu davasına katılma" başlıklı 237. maddesinde:"(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. (2)Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır." şeklinde düzenlenmiştir.
    Buna göre kamu davasına katılmak için suçun mağduru olmak, suçtan zarar görmek veya malen sorumlu olmak gerekir. Katılma iradesi katılma hakkına sahip olanlar tarafından kovuşturma evresinde ve hüküm verilinceye kadar ileri sürülmelidir.
    Mağdur, suçtan zarar gören ve malen sorumlu olanların ortak özellikleri ise işlenmiş bulunan bir suçtan zarar gören kimseler olmalarıdır. Doktrindeki çoğunluk görüşleri ve Yargıtay uygulamalarında katılma yetkisi için aranan zarar kavramı "doğrudan" ve "gerçek" zararlar olduğu kabul edilmiştir.
    Katılma istisnai bir yol olduğu için mümkün olduğu kadar dar tutulmalı, "suçtan zarar görme" kavramı, "doğrudan" ve "gerçek" zararlar için kabul edilmeli, dolaylı veya varsayılan zararlar için kapanmalıdır. Mağdur kavramı esasen suçtan doğrudan zarar görmeyi ifade eder, suçtan zarar gören kavrama da Yargıtay kararları ile "suçtan doğrudan zarar görme" olarak yorumlanmıştır. (Yenisey/Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku-Nisan 2014 -Sayfa:105)
    Kelime anlamı "haksızlığa uğramış kimse" olan mağdur, ceza yargılamasında "suç ile ihlal olunan varlık ya da menfaatlerin sahibi" olarak tanımlanmış ve yargısal kararlarda "suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişiler" (Y. C. G. K. 13.12.2016 tarih ve 2014/507-2016/1237 sayılı kararı) olarak kabul edilmiştir. Doktrindeki görüşlerde ise mağdur kavramından "suç fiilinden zarar gören herkesi değil, sadece bu fiil ile ihlal olunan ve cezai korumanın konusunu oluşturan varlık ya da menfaatlerin sahiplerini" anlamak gerektiği ileri sürülmüştür. (Ceza Hukukunda Suçun Mağduru Kavramının Sınırları- Tuğrul Katoğlu AÜHFD, 61 (2) 2012: 657-693)
    Suçtan zarar gören ise suçlar dolayısıyla menfaatleri somut olarak zarar gören olarak kabul edilmekte, nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.12.2016 tarih ve 2014/507-2016/1237 sayılı kararında "suçtan zarar görme" kavramı "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak tanımlanmıştır.
    II- Sahtecilik suçları yönünden mağdur, suçtan zarar gören ve katılan kavramları:
    TCK"nın "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlığı altında 204 ila 211. maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında korunun hukuki yarar ispat araçlarının dokunulmazlığına olan kamunun güvenidir. Bu suçların mağduru da toplumu oluşturan bireylerin tamamı olup eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ise bu kişi mağdur değil, suçtan zarar gören olabilir ve ancak eylemden doğrudan zarar gören kişi katılan olarak kabul edilebilir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairemiz kararlarında; "Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılmıştır" şeklinde ifade edilmiş ve "sahtecilik suçlarında mağdurun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ise bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağı" kabul edilmiştir.
    TCK"nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre suçun maddi unsurları arasında yer alan ve haksızlığa uğramış kişi olarak tanımlanan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilir. Suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunan gerçek veya tüzel kişiler ise "Suçtan zarar gören" olabilir.
    Öğretide de belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde görüşler bulunmakta ise de sahtecilik suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin çoğunluk görüşü vardır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 gün ve 397-202 sayılı kararında; "belgede sahtecilik suçlarının mağdurunun kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören konumunda olacağı", 03.05.2011 gün ve 2010/155-2011/80 sayılı kararında da "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali" olarak anlaşılarak uygulanmış ve buna bağlı olarak dolaylı veya olası zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği" kabul edilmiştir.
    III- Belgede sahtecilik suçlarında; korunan hukuki yarar, suçun mağduru ve suçtan zarar gören ve davaya katılma kavramları ile ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları:
    "...Belgede sahtecilik suçları TCK"nun "Özel Hükümler" başlıklı ikinci kitabının, "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünün 204 ila 212. maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan suçların hukuki konusu kamunun güvenidir. Nitekim 765 sayılı Kanun döneminde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2004 gün ve 94-132 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında istikrarlı olarak, suçla korunan yararın kamu güveni olduğu kabul edilmiş ve; "Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi, eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir" denilmiştir. Hatta, 765 sayılı TCK’nun 339 ve 355. maddeleri ile ilgili olarak ceza miktarlarını belirlemede kanun koyucunun suçun kamu güvenini bozmadaki etkinliğini ölçü aldığı kabul edilmiştir. (CGK’nun 06.11.2007 gün ve 223-224 sayılı kararı)
    Aynı şekilde Yargıtay bu görüşünü 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmesinden sonra da sürdürmekte olup, Ceza Genel Kurulunun 06.03.2007 gün ve 276-55 sayılı kararında bu husus; "Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılmıştır" şeklinde ifade edilmiştir. Özel Daire kararları da aynı yöndedir. Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. TCK"nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır.
    Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hallerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere bir çok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, TCK başta olmak üzere ceza kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır.
    Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan "suçtan zarar görme" kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 176 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez" şeklinde açıkça belirtilmiştir.
    Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen - A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 3. Bası, Ankara, 2007, s.444; İzzet Özgenç, TürkCeza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s. 212-215; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2013, s.107-109; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Ankara, Adalet Yayınevi, 2014, 6. cilt, s.7958-7959)
    Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
    Bu bağlamda 5237 sayılı TCK"nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir..." (YCGK 13.12.2016- 2014/11-507 2016/1237)
    " ...belgede sahtecilik suçlarının mağdurunun kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören konumunda bulunduğu belirtilmiştir. ..."suçtan zarar görme" kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir." ( YCGK. 22.04.2014 - 2013/397 -2014/202 )
    "...5271 sayılı CYY’nın 237. maddesinin 1. fıkrasında; "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar...şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler" hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirtilmiştir. Anılan düzenleme 1412 sayılı CYUY’nın 365. maddesindeki, "suçtan zarar görenler, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilirler" hükmü ile paralellik göstermekte ise de, yeni hükme önceki yasada yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdurda eklenmek suretiyle, madde, öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Yasada "suçtan zarar görmek" kavramı açıklanmamış olmakla birlikte, gerek Ceza Genel Kurulunun, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında bu kavram, "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali" olarak anlaşılarak uygulanmış ve buna bağlı olarak dolaylı veya olası zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir." (YCGK. 03.05.2011 - 2010/155-2011/80)
    Yargıtay Genel Kurulu içtihatlarında da görüldüğü üzere belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde, bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağı ve ancak eylemden doğrudan zarar gören kişinin katılan olarak kabul edilebileceği dolaylı veya olası zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği anlaşılmaktadır.
    IV- Somut olayın değerlendirilmesi:
    2004 yılında Şanlıurfa cezaevinden firar eden sanığın yakalanmamak için önce kardeşi Hasan Topal"a ait nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğrafı söküp kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle, yine kardeşi olan Hasan Topal"a ait yeşil kart üzerindeki fotoğrafı söküp kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle kullandığı, sanığın bilahare bir şekilde ele geçirdiği ... adına düzenlenmiş sürücü belgesi ve nüfus cüzdanındaki fotoğrafı söküp kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle kullanmaya başladığı, ihbar üzerine sanığın 11.08.2006 tarihinde ikametinde suça konu olan ve fotoğrafları değiştirilmiş belgeler ile yakalandığı anlaşılmıştır.
    Sanık ifadesinde özetle "kardeşine ait nüfus cüzdanına kendisine ait fotoğrafı yapıştırdığını, ... adına tanzim edilmiş olan nüfus cüzdanını ve sürücü belgesini de Atatürk Barajı civarında bulduğunu, bunlara da kendi fotoğrafını yapıştırarak kullandığını, yeşil kartın da kardeşine ait olduğunu, bunun üzerine de kendi fotoğrafını yapıştırarak kullandığını" anlatmıştır.
    İddia, kabul ve sanık anlatımından da anlaşılacağı üzere sanık bir şekilde ele geçirdiği (veya hırsızladığı) nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve yeşil kart üzerindeki fotoğrafları çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırarak bu belgeleri kullanmaktadır. Sanığın nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve yeşil kart sahibinin faydalanma olanağını ortadan kaldırma iradesi ile hareket etmediği açıkça anlaşılmaktadır.
    Burada fotoğraf değişikliği nedeni ile nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve yeşil kart sahipleri doğrudan bir zarara uğramamakta, yeni bir nüfus cüzdanı çıkartırken masraf edecekleri düşünülse bile artık bu dolaylı bir zarar olup sahtecilik fiilinden kaynaklanan bir zarar değildir.
    Esasen burada nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve yeşil kart sahiplerinin zararının; nüfus cüzdanını hırsızlandığı düşünülür ise hırsızlık suçundan ya da kaybolmuş eşya üzerinde tasarrufta bulunulduğu düşünülür ise kaybolmuş eşya üzerinde tasarrufta bulunma fiilinden kaynaklandığı düşünülmelidir. Bu gibi durumlarda suçun konusu nüfus cüzdanı olup, zarar da nüfus cüzdanının çalınması ya da sahiplenilmesidir.
    Gerçek bir resmi belgeyi yok etmek ve bozmak eyleminin mala zarar verme suçunu da kapsadığı unutulmamalıdır. Dolayısı ile hırsızlanma fiilinden ya da kaybolan bir eşyanın sahiplenilmesi fiilinden sonra eşya üzerindeki tasarruflarda ayrıca bir zarar oluştuğu düşünülmemelidir. Zaten başlangıçta yani eşyanın hırsızlanılması ya da sahiplenilmesi ile bir zarar oluşmuştur.
    Özel Daire uygulamalarında da hırsızlanan eşya çalındıktan sonra zarar verilmesi hâlinde ayrıca zarar verme suçunun oluşmayacağı kabul edilmektedir.( 2.C.D. 27.10.2015- 2014/16586 Esas-2015/19344 Karar/ 03.07.2017-2014/38063 Esas-2017/7175)
    V-Sonuç ve kanaatimiz:
    Sanığın yolda bularak üzerindeki fotoğrafları çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırdığını beyan ettiği sürücü belgesi ve nüfus cüzdanının sahibi olan ...’ün zararının sürücü belgesi ve nüfus cüzdanının hırsızlanması ya da kaybolmuş eşya üzerinde malikmiş gibi sahiplenilmesi fiilinden dolayı oluştuğu kabul edilebilir ise de ihtilaf konusu olayımızda Hırsızlık ( TCK"nun 141-142 m.) ya da "Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf" (TCK"nun 160 m.) suçlarından açılmış bir dava ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.
    Nüfus cüzdanı, sürücü belgesi üzerindeki fotoğrafı söküp kendi fotoğrafını yapıştırmak şeklinde gelişen somut olayda; resmi belgede sahtecilik ya da resmi belgeyi bozmak fiili sonucu oluşmuş doğrudan bir zarar söz konusu olmadığı gibi dolaylı veya olası zararlar, davaya katılma hakkı vermeyeceğinden nüfus cüzdanı, sürücü belgesi sahibi ...’ün, katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak davadan haberdar edilmesine veya yokluğunda kurulan hükmün gerekçeli kararının ..."e tebliğine gerek olmadığı düşüncesi ile yüksek çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
    Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuç karşısında, ikinci uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören ...’ün CMK"nun 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunmasına rağmen, yargılamanın hiçbir aşamasında bu haklarını kullanma imkânı tanınmaması nedeniyle, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.05.2018 gün ve 8615-8474 sayılı bozma kararının ve bozma sonrası verilen hukuki değerden yoksun Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesinin 26.11.2013 gün ve 139-242 sayılı hükmünün KALDIRILMASINA,
    2- Dosyanın, Gölbaşı(Adıyaman) Asliye Ceza Mahkemesinin 08.04.2008 gün ve 41-54 sayılı hükmünün, suçtan zarar gören ...’e tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi