Ceza Genel Kurulu 2017/101 E. , 2018/306 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ..."ya yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ..."ya yönelik nitelikli yağma suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıklar ... ve ..."ün beraatine, sanık ..."in mağdur ..."a yönelik eyleminin TCK"nun 150. maddesi yollamasıyla basit yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek aynı Kanunun 86/2 ve 73. maddeleri uyarınca şikâyetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine, sanık ..."in mağdur ..."a yönelik eyleminin ise TCK"nun 150. maddesi yollamasıyla nitelikli kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilip aynı Kanunun 86/1-3-e, 87/3 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 12 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2015 gün ve 59-125 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 15.12.2015 gün ve 3130-46528 sayı ile;
“...Oluş ve dosya kapsamına göre, sanık ..."in mağdurlar ... ve ... ile araç alım satım işi yaptığı, sanık ..."ın mağdurlar ile birlikte satın aldıkları ve tanık ... adına satış işlemi yapılan aracın kendisinden habersiz satılacağını düşünmesi nedeniyle olay günü sanık ..."ın yanında diğer sanıklar ... ve ... ile birlikte mağdur ..."ü bir parkın önünde araçlarına bindirdikleri, adı geçen mağduru başka bir mahalde bulunan ormanlık alana götürüp bir ağaca bağladıkları, her üç sanığın mağdur ..."e yumrukla vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladıkları, aynı araçla sanıkların mağdur ..."i ve tanık ..."i araçlarına bindirerek bu mağduru da aynı ormanlık alana götürüp diğer mağdur ..."ün yanına ağaca bağladıklarının, soruşturma aşamasında alınan beyanlarında mağdur ..."in, sanık ..."ın kendisini darp ederek eşorfmanının sol cebinde bulunan Blackberry marka cep telefonunu, mağdur ..."ün de sanık ... ve yanındaki iki şahıs tarafından darp edildiğini ve sanık ..."ın yanındaki tanımadığı uzun boylu şahıs tarafından pantolonunun sağ cebinde bulunan 860 TL parasının ve samsung marka cep telefonunun zorla alındığını ifade etmiş olmaları karşısında;
Sanık ... ile mağdurlar ... ve Müslüm arasında suç tarihi itibariyle bir borç ilişkisi olup olmadığı re"sen araştırılıp saptanmadan, mağdurların beyanlarında belirttikleri cep telefonlarının olay gününden itibaren iletişim tutanakları temin edilip, herhangi bir telefon hattıyla kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmış ise bu hat sahip/sahiplerinin sanıklarla irtibatının olup olmadığı araştırılıp, gereğinde Samet Kalkan ve Murat Göz"ün olayla ilgili ayrıntılı beyanları alınıp saptanmadan eksik soruşturma ile yetinilip,
Sanık ... hakkında mağdur ..."e karşı eylemi nedeniyle yağma suçundan açılan kamu davasında suç vasfı değişikliği nedeniyle TCK"nın 150/1.md delaletiyle 86/2. maddesi kapsamında kasten yaralama suçu olarak kabulüyle bu suçtan şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme;
Sanık ..."ın mağdur ..."e yönelik eylemi nedeniyle yağma suçundan açılan kamu davasında suç vasfı değişikliği nedeniyle eylemin TCK"nın 150/1.md delaletiyle 86/1, 86/3-e, 87/3. maddeleri kapsamında kasten yaralama suçu olarak kabulü;
Sanıklar Erkan ve Okan"ın mağdur ..."e yönelik yağma eylemi nedeniyle beraatlerine; yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle karar verilmesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ise 26.01.2016 gün ve 53-15 sayı ile önceki hükümlerde direnilmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.04.2016 gün ve 130449 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 600-924 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 30.01.2017 gün ve 17-103 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ..."a yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen beraat hükümleri onanmak, sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve mağdurlar ... ve ..."ya yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ..."ya yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan beraat hükümleri ile sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ..."a yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükümler ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle sanıkların hazır bulunduğu oturumda hükümden önceki son sözün sanıkların müdafilerine verilmiş olmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Özel Dairenin bozma kararından sonra sanıkların hazır bulunduğu 26.01.2016 tarihli oturumda, yerel mahkemece sırasıyla sanık ... ve müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... ve müdafiinden bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, ardından hazır bulunan sanıklara son söz hakkı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nun 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK"nun "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden çok sayıdaki kararlarında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 251. maddesinin son fıkrasındaki; “Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir.” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.
Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK"nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.
Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır" (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır" (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorunlara ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama aşamasında sanıklar .., ... ve ... ile müdafilerinin bozma ilamına ilişkin görüşleri alındıktan sonra, hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükümlerin tesis ve tefhim edilmesi, CMK"nun 216/3. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle her üç sanık yönünden yerel mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2016 gün ve 53-15 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklara verilmemesi isabetsizliğinden, direnmeye konu tüm sanıklar yönünden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.