
Esas No: 2016/1439
Karar No: 2018/250
Karar Tarihi: 29.05.2018
Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçu - Görevi yaptırmamak için direnme - Aracın durdurulması - Sanığın polis aracından evrakı alıp kaçmaya başlaması - Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1439 Esas 2018/250 Karar Sayılı İlamı
Ceza Genel Kurulu 2016/1439 E. , 2018/250 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 26.05.2011
Sayısı : 1079-413
Sanık ..."un kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçundan TCK’nun 86/1 ve 86/3-c maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis; görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK’nun 265/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden TCK"nun 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.05.2011 gün ve 1079-413 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 08.12.2014 gün ve 11076-12369 sayı ile;
"Sanığın hız kontrolü yapan trafik polisi olan katılana, kendisi hakkında işlem yapılmasını engellemek için cebir kullanarak işlediği görevini yaptırmamak için direnme eylemi sonucunda katılanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek biçimde yaralandığı anlaşılan olayda, TCK"nın 87. maddesindeki neticesi itibariyle ağırlaşmış haller oluşmadığı ve sadece direnme suçundan hükümlendirilmesi gerektiği halde, aynı Kanunun 265/5. maddesine aykırı biçimde ayrıca kasten yaralama suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.02.2015 gün ve 313098 sayı ile;
“...Türk Ceza Kanununun 265. maddesi;
"(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindedir.
5237 sayılı TCK’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; "Görevini yaptırmamak için direnme" suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçla, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bunun dışında; kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır.
Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevi kapsamında olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır.
Fail, suçun mağduru olan görevli memura yönelik olarak, neticesi sebebiyle ağırlaşmış nitelikte bir yaralamaya sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da 265. maddenin beşinci fıkrası uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin aleni olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Türk Ceza Kanununa hâkim olan ilke "gerçek içtima" olduğundan, bunun sonucu olarak "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim Adalet Komisyonu Raporunda da bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında işlenen her bir suç ile ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise aynı Kanunun 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Türk Ceza Kanununun 42. maddesi "biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz" şeklindedir.
TCK’nun "Zincirleme suç" başlıklı 43. maddesinin 2. fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. TCK’nun 43. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağı kabul edilmiştir.
TCK’da yaptırıma bağlanan bazı suçlarda, özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda ayrıca TCK’nun 43/2. maddesi uyarınca cezanın artırılamayacağı esası benimsenmiştir.
765 sayılı TCK’nun 79. maddesinde hem aynı nev’iden, hem de farklı nev’iden fikri içtima hâllerini kapsayan bir düzenleme öngörülmüşken 5237 sayılı TCK"da bu iki hâl birbirinden ayrılmıştır. Buna göre, aynı nev’iden fikri içtima söz konusu olduğunda ceza miktarının belirlenmesi yönünden zincirleme suça ilişkin hükümler uygulanarak cezada belirli bir miktar artırım yapılırken, farklı nev’iden fikri içtima ise Kanunun 44. maddesinde ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir. Bu düzenleme şekli, suç sayısını belirlemede neticeyi değil, hareketi esas alan görüşü öne çıkarmanın bir sonucudur.
Bu açıklamalara göre, aynı nev’iden fikri içtimanın şartlarını;
1- Fiilin hukuki anlamda tek olması,
2- Tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması,
3- Suç mağdurlarının farklı olması,
4- İşlenen suçun 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması,
5- Suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi, şeklinde belirlemek mümkündür.
Bu aşamada, TCK’nun 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "tek bir fiil" ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her halde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki "tek bir fiili" oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2014, s.472 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Beta Yayımcılık, İstanbul, 2013, s. 481 vd., Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 655 vd.)
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerin Adnan Menderes Bulvarı Havuzlu Kavşağı civarında hız kontrolü yaptıkları sırada, sanık ..."un 33 ALZ 20 plakalı aracıyla 86 km hızla radara girdiği, ekipler tarafından aracı durdurulup radara girdiğinden hakkında cezai işlem yapılacağı sanığa bildirilerek, sürücü belgesi ve ilgili evrakları alınıp ekip aracı içinde bulunan katılana verildiği, cezai işlem uyguladığı sırada, sanığın hastası olduğunu polis memurlarına söyleyip polis arabasının içinde bulunan kendisine ait evrakları alıp kaçmak istediği, belgeyi geri almak için araçtan inen katılanın sanığı yakalaması üzerine katılanın suratına sanığın yumrukla vurarak katılanı basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, olay yerinde bulunan diğer polis memurlarının zor kullanarak sanığı yakaladıkları olayda,
Sanığın katılana yönelik görevi yaptırmamak için direnme eyleminde cebir ve tehdit suçları bir araya gelerek bağımsız bir suç oluşturmuştur. TCK"nun 106/1. maddesinde düzenlenen tehdit suçu ile TCK"nun 108. maddesinde düzenlenen cebir suçu birleşmiş ve bileşik suç meydana getirmiştir.
TCK"nun 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurları olan tehdit ve cebir öğesinin TCK"nun 106/1 ve 108. maddelerini kapsadığı konusunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
Bu maddeler hakkında TCK"nun 42. maddesi gereğince içtima hükümleri uygulanmayacaktır. Sanığın eyleminin bileşik suç kapsamında tek suç oluşturacağı ve sanık hakkında yalnızca TCK"nun 265/1. maddesinde yazılı hükmün uygulanacağı kabul edilmelidir.
Ancak maddi olayda, sanığın katılanın suratına yumrukla vurup TCK"nun 86/1. maddesi kapsamında kalacak şekilde basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralamak şeklindeki eyleminde meydana gelen yaralamanın TCK"nun 87. maddesinde yazılı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olmadığına ve sanık hakkında yalnızca TCK"nun 265/1. maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararının hukuka aykırı nitelikte olduğu,
TCK"nun 86/1. maddesinde kasten yaralama suçunun cezasının alt sınırının 1 yıl hapis cezası olarak öngörüldüğü, aynı Kanunun 86/3-c maddesinde düzenlenen kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlemesi de gözetildiğinde, sanık hakkında TCK"nun 86/2 ve 86/3-c maddeleri uyarınca verilecek cezanın 1 yıl 6 ay hapis cezası olacağı,
Buna karşılık TCK"nun 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunun alt sınırının 6 ay hapis cezası olduğu ve daha az cezayı öngördüğü,
Anlaşılmaktadır.
Sanık hakkında daha az ceza öngören görevi yaptırmamak için direnme suçunu bileşik suç sayıp daha fazla ceza öngören kasten yaralama suçunun bunun içinde eridiğini kabul etmek ceza adaletine, bireyin vicdani kanaatine ve hakkaniyete açık bir şekilde aykırılık oluşturmaktadır.
Bu itibarla sanığın, hız kontrolü yapan katılana, kendisi hakkında işlem yapılmasını engellemek için cebir kullanarak işlediği görevini yaptırmamak için direnme eylemi sonucunda, katılanı TCK"nun 86/1. maddesi kapsamında, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralamak şeklindeki eyleminde "kanunun birden fazla hükmünün ihlal edilmesi", TCK"nun 44. maddesinde düzenlendiği gibi "birden fazla farklı suçun oluşması" söz konusu olduğundan TCK"nun 44. maddenin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.
Sanık hakkında yalnızca TCK"nun 44. maddesi kapsamında aynı Kanunun 86/1 ve 86/3-c maddelerince tek hüküm kurulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 17.11.2016 gün ve 7377-9069 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan polis memuruna karşı gerçekleştirdiği eylemden dolayı, görevi yaptırmamak için direnme suçundan mı yoksa TCK"nun 44. maddesi uyarınca kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçundan mı cezalandırılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir
İncelenen dosya kapsamından;
17.09.2010 tarihli olay tutanağına göre; trafik polisleri tarafından hız kontrolü yapıldığı sırada 86 km hız ile radara giren sanık ..."dan aracını durdurmasının istendiği, idari işlem yapılmak üzere sanıktan alınan evrakın polis memuru katılan ..."a verildiği, sanığın katılanın elindeki evrakı çekip aldığı, katılanın evrakı geri istemesi nedeniyle de sanığın, üzerine yürüdüğü katılana tekme attığı ve yüzüne yumrukla vurduğunun belirtildiği,
Katılan hakkında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen 17.09.2010 tarihli adli rapora göre; katılanın gözlüğü nedeniyle yüzünde kesiler meydana geldiği, sol göz kapağında 3x1 cm"lik kesi, sol kaş üzerinde 1x1 cm"lik kesi, burun üzerinde ise iki adet yüzeysel laserasyon olduğu, plastik cerrahiye konsulte edildiği,
Katılan hakkında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 21.09.2010 tarihli rapora göre; alın orta ve sol kaş üstünde sütüre yara, globellada 4x0,5 cm"lik yüzeysel kesi, sol kaş iç kısımda 2x1 cm"lik, sol göz kapağı üzeri dış kısımda 3x1 cm"lik üzeri kuturlu kesi saptandığı, meydana gelen yaralanmanın yaşamsal tehlike oluşturmadığı, basit tıbbi bir müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu ve yüzde sabit iz olup olmadığının olay tarihinden altı ay sonra değerlendirilebileceği,
Aynı kurumca düzenlenen 11.03.2011 tarihli rapora göre ise; sol kaşın altında horizantal seyirli, 2x0,1 cm"lik, ciltten koyu renkli, kenarları düzenli, ciltten 0,1 cm’lik çöküklük gösteren yaralanmanın yüzde sabit iz niteliğinde olmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; trafik polisi olduğunu, olay günü hız kontrolü yaptıklarını, 86 km hızla radara giren sanık hakkında idari işlem yapmak üzere ilgili evrakı istediklerini, hız ihlâli yapan başka bir sürücü hakkında polis aracının sağ ön koltuğunda oturup idari işlem yaparken diğer polis memurunun sanığa ait evrakı aracın sol ön koltuğuna bıraktığını, sanığın araçtaki evrakı alıp kaçmak istediğini, kendisinin de araçtan inip sanığın elinde bulunan sürücü belgesini geri almaya çalıştığı sırada sanığın, sol gözüne yumrukla vurduğunu ve gözlüğünün kırıldığını,
Tanık Nihal Okur; olay tarihinde oğlunun rahatsızlanmasından dolayı eşi olan sanığın sevk ve idaresindeki araçla hastaneye götürürlerken hız limitinin aşıldığından bahisle aracın durdurulduğunu, sanığın görevlilere oğlunun rahatsız olması nedeniyle acele ettiğini söylediğini, polis memurları ile sanık arasında tartışma yaşandığını, ancak sanığın polis memuruna direnmediğini,
Tanık Muhsin Okur; olay günü sanığın kullandığı araçta kendisinin de olduğunu, sanığın hız ihlâli yaptığından bahisle polis memurlarınca aracın durdurulup ilgili evrakın istenmesi üzerine sanık ile polis memurları arasında tartışma yaşandığını, ancak sanığın polis memuruna vurmadığını,
Tanıklar Ahmet Bilenler, ... ve Sedayi Ender Kılıçarslan; trafik polisi olduklarını, olay günü hız kontrolü yaparken sanığın kullandığı aracın 86 km hızla radara girmesi nedeniyle idari işlem yapılmak üzere ilgili evrakın istendiğini, sanığın katılana verdiği evrakı sonradan katılanın elinden çekip alması üzerine katılanın evrakı geri istediğini, sanığın ise katılana tekme attığını ve yüzüne yumrukla vurduğunu,
Tanık Mehmet Emre Toprak; olay günü kendisinin de trafik polisleri tarafından durdurulduğunu, aracının önünde park hâlindeki polis aracından inen polis memuruna sanığın yumrukla vurması nedeniyle polis memurunun gözlüğünün yere düştüğünü,
İfade etmişlerdir.
Sanık ...; olay tarihinde rahatsızlanan oğlunu hastaneye götürmek üzere eşi tanık Nihal, babası tanık Muhsin ve çocukları ile kendi sevk ve yönetimindeki araçla seyir hâlindeyken polis memurları tarafından hız limitini aştığından dolayı durdurulduğunu, hakkında idari işlem yapılacağı söylenince gerekli evrakı polis memurlarına verdiğini, oğlunun hastalığından dolayı acele ettiğini, trafik cezasının sonradan da kendisine gönderilebileceğini söylediğini, polis aracının boş koltuğunda bulunan kendisine ait evrakı araçtan alıp hakkında uygulanacak işlemin hemen yapılmasını istediğini, polis memurlarının tepki göstermeleri üzerine tanıklar Nihal ve Muhsin’in yanına geldiklerini, polis memurları ile tartıştıklarını, ancak cebir kullanmadığını ve direnmediğini, olay sırasında kendisini savunmak için ellerini yukarı kaldırdığını, katılandaki yaralanmanın katılanın taktığı gözlüğün camının gözünü çizmesinden kaynaklandığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarının unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
"Kasten yaralama" suçu 5237 sayılı TCK’nun 86. maddesinde;
"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silâhla,
İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır",
"Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" ise aynı Kanunun 87. maddesinde;
"(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz.
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde sekiz yıldan az olamaz.
(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.
(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur"
Biçiminde düzenlenmiştir.
TCK’nun 86. maddesinin birinci fıkrasında kasten yaralamanın temel şekli düzenlenmiş olup, anılan fıkra uyarınca, kasten başkasını yaralayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Kasten yaralamanın, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde ise fail maddenin ikinci fıkrası ile cezalandırılacaktır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise beş bent halinde kasten yaralama suçunun nitelikli hâllerine yer verilmiş olup, fıkradaki bu bentlerden biri veya birkaçının gerçekleşmesi halinde yaralanmanın niteliğine göre fail hakkında birinci veya ikinci fıkralar uyarınca hükmedilen ceza yarı oranında artırılacaktır.
TCK"nun 87. maddesinde ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiilleri yaptırıma bağlanmıştır. Maddenin birinci fıkrasında bir kat, ikinci fıkrasında iki kat artırımı gerektiren hâller gösterilmiş, üçüncü fıkrasında kemik kırılması halinde yapılacak artırım, dördüncü fıkrasında ise kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi halinde uygulanacak yaptırım hükme bağlanmıştır. Ancak kanun koyucu birinci ve ikinci fıkralarda, 86. maddeye göre hükmolunan cezanın bir ve iki kat artırılması esasını kabul etmesine karşın bununla yetinmemiş, her iki fıkranın son cümlelerinde, artırım sonucu hükmolunabilecek cezaların belirli bir miktardan aşağı olamayacağı esasını da kabul etmiştir.
Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK’nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” başlığı ile düzenlenen 265. maddesi;
“(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklindedir. Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için; kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir.
Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup, bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765 sayılı TCK’nun yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 gün ve 279-406 sayılı kararında; “Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır” denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-A. Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. Bası, 5. Cilt, Ankara, 2014, s. 7645; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, 6. Cilt, Ankara, 2014, s. 7956-7957)
Bu aşamada uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olan fikri içtima hükümleri ile görevi yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin TCK’nun 265. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan düzenlemenin irdelenmesi gerekmektedir.
TCK"nun 44. maddesinde "işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde farklı neviden fikri içtima müessesesi düzenlenmiştir.
Kanun koyucu, gerçekleştirdiği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde "non bis in idem" kuralı gereğince bir fiilden dolayı birden fazla cezalandırılmasının önüne geçilmesini amaçlamış, "erime sistemi" ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır yaptırımı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Bu bağlamda tek fiil veya bir fiilden ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492) Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk vurmak suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi ile birlikte tek suç vardır.
TCK"nun 265. maddesinin beşinci fıkrasında ise görevi yaptırmamak için direnme suçuyla ilgili özel bir içtima kuralına yer verilmiştir. Bu hükme göre, suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu nedenle burada kullanılacak cebrin derecesi önem kazanmakta olup kullanılan cebir, TCK"nun 86. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunun derecesini aşmaz ise fail sadece kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılacak, buna karşın kullanılan cebir sonucu TCK"nun 87. maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, fail hem görevi yaptırmamak için direnme hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu olacaktır. (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 1129; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, age, s. 8000-8001)
Bu açıklamalar doğrultusunda, TCK’nun 265. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan, görevi yaptırmamak için direnme suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağına dair açık düzenleme karşısında; görevi yaptırmamak için direnme suçunda uygulanan cebir sonucu meydana gelen yaralanmanın TCK"nun 87. maddesinde öngörülen neticelere ulaşmadığı durumlarda, failin eyleminin TCK’nun 86. maddesinde öngörülen kasten yaralama suçunu mu yoksa TCK’nun 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi açısından TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen farklı neviden fikri içtima müessesesi yerine, TCK’nun 265. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan özel içtima hükmü dikkate alınarak, sanık hakkında yalnızca görevi yaptırmamak için direnme suçundan hüküm kurulması gerekecektir.
Gelinen bu aşamada, katılanda meydana gelen yaralanmanın niteliği dikkate alındığında, sanık hakkındaki temel cezanın belirlenmesi yönünden TCK"nun 61. maddesinin irdelenmesi gerekmektedir.
Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler 5237 sayılı TCK"nun 61. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin, TCK’nun 61. maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Aracıyla seyir halindeyken hız sınırını aşan sanığın trafik polislerince durdurulmasından sonra hakkında idari işlem yapmak üzere sanıktan alınan evrakın katılana verildiği, katılanın başka bir sürücü hakkında işlem yaptığı sırada kendisi hakkında işlem yapılmasını engellemek isteyen sanığın polis aracından evrakı alıp kaçmaya başladığı, evrakı geri almak isteyen katılana cebir kullanarak katılanın yüzüne yumrukla vurmak suretiyle TCK"nun 86. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalacak biçimde basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı olayda; TCK’nun 265. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan özel içtima hükmü karşısında aynı Kanunun 44. maddesinde düzenlenen farklı neviden fikri içtima hükmünün uygulanma imkânı bulunmadığından sanığın eyleminin nitelendirilmesinde en ağır cezayı gerektiren suçun dikkate alınamayacağı, sanığın, hakkında idari işlem yapılmasını engellemek amacıyla katılanı yaralaması nedeniyle eyleminin öncelikle TCK’nun 265. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu, katılandaki yaralanmanın kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinden olmadığı gözetildiğinde, sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçundan hüküm kurulamayacağının kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, sanık hakkında yalnızca görevi yaptırmamak için direnme suçundan hüküm kurulması gerektiği hâlde, aynı Kanunun 265. maddesinin beşinci fıkrasına aykırı biçimde ayrıca kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, yerel mahkemece verilen hükümlerin Özel Dairece bozulduğunun ve sanığın eyleminin bütün olarak TCK’nun 265. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nun 265. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık hakkında hüküm kurulurken temel cezanın; TCK’nun 3 ve 61. maddelerine uygun olarak, katılandaki yaralanmanın niteliği itibarıyla TCK’nun 61. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı” dikkate alınarak ve hükmün sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği de gözetilerek ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkının saklı tutulması suretiyle adalet, hak ve nasafet kuralları ile orantılılık ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 08.12.2014 gün ve 11076-12369 sayılı bozma ilamına;
"TCK’nun 265. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık hakkında hüküm kurulurken temel cezanın TCK’nun 3 ve 61. maddelerine uygun olarak, katılandaki yaralanmanın niteliği itibarıyla TCK’nun 61. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" dikkate alınarak ve hükmün sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği de gözetilerek ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkının saklı tutulması suretiyle adalet, hak ve nasafet kuralları ile orantılılık ilkesi çerçevesinde belirlenmesi gerektiği" ibaresinin (2) numaralı bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.05.2018 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.