10. Hukuk Dairesi 2015/4104 E. , 2016/2516 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, davacının 10.01.2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsisi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
10.07.1984-18.09.2013 tarihleri arasında 506 sayılı Yasaya tabi kesintili 7959 gün sigortalılığı bulunan davacının, Kurumca, 14.08.2003-02.06.2006, 15.12.2006-17.01.2007 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı kabul edildiği, anılan tarihler arasındaki 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı ile çakıştığı anlaşılmaktadır.
Davada öncelikle çözülmesi gereken sorun, davacının çakışan dönemde hangi yasal düzenleme çerçevesinde sigortalı olduğu hususudur.
Davacının 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılığının başladığı tarihte yürürlükte bulunan anılan Yasanın 24. maddesindeki düzenleme ile “Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; … Anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları …” sigortalı sayılmışlardır. Anılan Yasanın 25. maddesi gereğince, zorunlu sigortalı kabul edilen şirket ortaklarının sigortalılıkları, şirketlerle ilgisi kalmayanların, çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sona erer.
Hâl böyle olunca, mahkemece, öncelikle ihtilaf konusu dönemde, davacının hangi tarihler arasında anonim şirket Kurucu ortağı olduğu, hisse devrinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, çakışan dönemde, 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak kabul edilmesi gereken süre, kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. Anılan dönemde, davacının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık şartlarını taşımadığının tespiti halinde, çakışan dönemde davacının 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğu kabul edilerek, 506 sayılı Yasanın Geçici 81. maddesi çerçevesinde tahsis şartlarının varlığı irdelenmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yapılacak araştırma sonucu, çakışan dönemde 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık şartlarının varlığı halinde ise; 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılığın söz konusu olmaması nedeniyle, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin kişinin hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı hususunda, anonim şirkete ait vergi ve maliye kayıtları getirtilmek, belirtilen dönemde beyan edilen gelirler saptanmak suretiyle bu çerçevede davacı; emek ve mesaisini ağırlıklı olarak hangi sigortalı çalışmaya tahsis ediyorsa, ekonomik yönden geçimini hangi çalışmadan sağlıyorsa o çalışmaya üstünlük tanınmalı, davalı Kuruma 506 sayılı Yasa kapsamında bildirilen hizmetlerin eylemli olup olmadığı araştırılmalı, davacının ekonomik yönden yaşamına etkin olan çalışmanın hangisi olduğu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli, varılacak sonucuna göre çakışan dönemde davacının tabi olduğu sigortalılık belirlenerek, tahsis şartlarının varlığı bu çerçevede değerlendirilerek, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Bu araştırma sonrasında da, davacının çakışan dönemde 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun belirlenmesi halinde, 10.01.2012 tarihli tahsis dilekçesi Kurumdan celp edilerek, anılan tahsis talebinde davacının farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmetlerinin birleştirilmesine yönelik bir talebinin bulunup bulunmadığı belirlenerek, gerektiğinde HMK’nın 31. Maddesi gereği davacı asil isticvap edilip bu yönde beyanı alınarak, hizmetlerinin birleştirilmesi talebinin bulunmaması halinde, çakışan dönemdeki 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılığı haricindeki anılan Yasaya tabi sigortalığı gözetilerek, 506 sayılı Yasanın 60 ve Geçici 81. maddesi çerçevesinde tahsis şartlarının varlığı irdelenerek, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 07/03/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.