10. Hukuk Dairesi 2015/19476 E. , 2016/1130 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava dış.....’nin 2011/12-2012/4. aylara ait sigorta prim borçlarının tahsiline yönelik 2012/30188 takip sayılı dosyadan, 506 sayılı Yasanın 80. ve 6183 sayılı Yasanın Mükerrer 35. maddesi uyarınca, şirketin yönetim kurulu üyesi olan davacıya ödeme emri tebliğ edilmiş; borç nedeniyle sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle ödeme emrinin iptali istemli eldeki dava yasal sürede açılmıştır.
Amme alacaklarının tahsilinde kanuni temsilcinin sorumluluğuna ilişkin 6183 sayılı Yasa’nın mükerrer 35. maddesindeki düzenleme genel bir düzenleme olup, prim alacaklarına ilişkin olarak 506 sayılı Yasanın 80. maddesi ile, özel nitelikte yasal bir düzenleme getirilmiştir. Bu maddeye göre, sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bu özel düzenleme karşısında; davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın geçici 7’nci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan ve uyuşmazlığa konu dönemde yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı Yasanın 80. maddesi olup, şirketi temsil ve ilzama münferiden yetkili kılınan kişilerin temsil ve ilzama yetkili olduğu döneme ait şirketin borçlarından işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı anılan yasa gereğidir.
Ancak, maddede açıkça, haklı sebepler olmaksızın deyimine de ver verilmiştir. Özel nitelikteki tüzel kişilerin üst düzey yönetici ve yetkilileri yönünden
primlerin ödenememesi haklı bir neden sonucu ise, prim borcundan ötürü şahsen sorumlu tutulamazlar. Diğer bir anlatımla şirketin prim borcundan müteselsilen sorumlu olan üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri, borcun haklı nedenle ödenemediği savunmasında bulunabilirler ve haklı nedenin varlığı halinde, prim borcundan dolayı Kuruma karşı işverenle birlikte mütesesilen sorumlu tutulamazlar.
Haklı nedenlerin neler olduğu konusunda, 506 sayılı Yasada bir açıklık bulunmamaktadır. Hangi hallerin haklı sebep teşkil ettiği, her bir davadaki özel koşullar ile hukuki ve maddi olayların özelliklerine göre mahkemece belirlenecektir. Bu belirleme yapılırken; diğer yasalardaki düzenlemelerden yararlanılmalı ve bilhassa Sosyal Güvenlik ilkeleri göz önünde tutulmalıdır.
Öte yandan; iflasın ertelenmesi, İcra ve İflas Yasasının 79’uncu maddesinde düzenlenmiş olup, “borca batık durumda olan (aktifi pasifini karşılamayan) bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında, Ticaret Mahkemesi’nce iflas kararı verilmeyerek, önerilen iyileştirme projesi çerçevesinde borca batık durumdan kurtulmalarını sağlayan ve iflaslarını önleyen bir kurum”dur. Anılan Yasanın 179/b,I maddesi uyarınca, erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Yasaya göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler de durur. Bu sonuç yasadan doğduğundan, mahkemenin kararında ayrıca belirtmesine gerek olmadan ve ilan edilmese dahi gerçekleşir.
Bu bağlamda; İcra ve İflas Yasasının 179’uncu maddesi uyarınca iflasının ertelenmesine karar verilen ve malvarlığının korunması için gerekli tedbirler alınan şirketten, anılan Yasanın 179/b maddesindeki “Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz...” düzenlemesi uyarınca primler tahsil edilemeyecektir. Söz konusu tahsil imkânsızlığı, doğrudan Kanundan doğduğundan, üst düzey yönetici yönünden, 506 sayılı Yasanın 80’inci maddesinde yer alan “haklı sebep” kavramı kapsamında kabul edilebilecektir.
Ayrıca, iflasın ertelenmesine ilişkin devam eden yargılama sırasında, borçlu şirket hakkında yapılan icra takiplerinin ihtiyati haciz ve tedbir uygulamalarının tedbiren durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının da sonuç itibariyle yukarıda açıklanan iflasın ertelenmesi işlemleri ve haklı sebep kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği nazara alınmalıdır.
Ancak, 506 sayılı Yasanın 80. maddesinin 1. fıkrasının “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.” hükmü gereği, işverenler prim borçlarını ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar ödemekle yükümlüdür. Anılan süre zarfında primlerin ödenmemesi halinde, temsil ve ilzama yetkili temsilcilerin yasaya dayalı müteselsil sorumluluklarının doğduğu açıktır.
Müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamını veya bir kısmını karşısındaki borçlulardan dilediği birinden isteyebilmek imkanına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin.
veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olanı seçerek edimin tamamını ondan isteyebilme yetkisini tanır.
Müteselsil borçlulukta borçlular, alacaklıya karşı, mutlak defi olarak adlandırılan, borcun sebebinden veya konusundan doğan def’ileri ileri sürebilecekleri gibi (örnek olarak müteselsil borçluluğu doğuran sözleşmenin imkansızlık, hukuka ve ahlaka aykırılık sebebiyle hükümsüz olduğu; alacaklının fiil ehliyetine sahip bulunmadığı; borcun bütün borçlular bakımından zaman aşımına uğramış olduğu def’ileri), her bir borçlu, alacaklı ile arasındaki şahsi ilişkiden kaynaklanan def’ileri de (örneğin alacaklının takibine uğrayan borçlunu ehliyetsizliği; iradesinin fesada uğramış bulunması; borcunun henüz muaccel olması gibi.) ileri sürebilir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde, 27.01.2012 tarihinde dava dışı asıl borçlu .... aleyhine 6183 Sayılı Kanuna göre olanlar da dahil olmak üzere icra takibi yapılmamasına ve evvelce yapılan takiplerin durdurulmasına ilişkin tedbir kararı verildiği ve 13.09.2013 tarihinde de şirketin iflasının 1 yıl süre ile ertelenmesine ve şirkete kayyım atanmasına karar verilerek ve yöneticilerin işlemleri kayyım onayına tabi tutularak şirket üzerindeki tasarruf yetkileri sınırlandırılmış ise de, üst düzey yöneticilerin, prim borçlarının muaccel hale gelmesi ile, anılan borçlardan müteselsil sorumluluğu doğacağından, asıl borçlu şirket aleyhine yapılan/yapılacak takiplerin durdurulmasına ilişkin tedbir kararının öncesine ilişkin prim borçları yönünden, şirket hakkında verilen tedbir kararı, üst düzey yöneticiler yönünden haklı neden oluşturmayacaktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilerek, davacının iflas erteleme ve tedbir kararlarının öncesine ilişkin dönemde şirketi temsil ve ilzama yetkili üst düzey yönetici olup olmadığı ve dolayısıyla tedbir kararının öncesine ait borçlardan sorumlu olup olmadığı araştırılıp irdelenerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.