Ceza Genel Kurulu 2017/699 E. , 2018/94 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."ın beraatine ilişkin Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.06.2011 gün ve 1433-405 sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.09.2013 gün ve 981-20898 sayı ile;
"Sanığın gündüz vakti sevk ve idaresindeki minibüs ile araç ve yaya trafiği yoğun olan, minibüslerin toplanma duraklarının giriş ve çıkış yolu niteliğinde olan caddeye paralel yan yol üzerinde seyir halinde iken, ışıklı yaya geçidini 7 metre geçtikten sonra, istikametine göre sol taraftaki caddede duraklayan plakası ve sürücüsü bilinmeyen halk otobüsünden inen yaya ..."a çarpması sonucu yayanın ölümü ile sonuçlanan olayda; yargılama aşamasında çelişkili beyanlarda bulunan tanık ..."ın soruşturma aşamasında alınan 26.03.2009 tarihli ilk beyanında; halk otobüsünden aşağı inen şahsın aşağıya inmesiyle birlikte dengesini kaybettiğini, otobüsün yoluna devam ettiğini, o sırada çok süratli bir şekilde gelen minibüsün durağa girdiğini, minibüs sürücüsünün arka sol tekeriyle yayanın üzerinden geçtikten sonra Pendik durağına minibüsünü park ettiğini, merak edip olay yerine gittiğinde 60 yaşlarında, üzerinde kaşe mont olan bir erkek şahsın kaldırımın yanında uzunlamasına yerde yattığını gördüğünü, biraz önce görmüş olduğu ve hızlı bir şekilde giden minibüsün kaza yaparak kaçtığını anladığını, bu minibüsün sağ ön aynasının çatlak olduğunu fark ettiğini beyan ettiği; minibüs durağında kahyalık yapan tanık Ömer Faruk Kubilay"ın da soruşturma aşamasında alınan 26.03.2009 tarihli beyanında; olay günü minibüslerden birisinin kaza yaptığını duyduğunu, sanığın olay günü 34 M 1000 plakalı minibüsün şoförlüğünü yaptığını, hatta sanığın olaydan sonra duraktaki 5-6 arabalık sıranın en son sırasında bulunduğunu, kaza akabinde minibüslerin giriş ve çıkışları tamamen durdurulduğunu, durağa en son sanığın aracının girdiğini beyan ettiği; mevcut beyanlardan sanığın aracından sonra minibüs duraklarına başka araç girmediğinin anlaşıldığı, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen otopsi raporuna göre ölende meydana gelen kırıkların kafa üzerinden bir araç geçmesi sonucu meydana getirilmiş nitelikte olduğunun belirtildiği; yargılama aşamalarında alınan beyanlarında; durağa geldiğinde durakta 20 kadar minibüsün sırada beklediğini, Ömer isimli kahyanın minibüsün yanına gelerek etrafını kontrol ettiğini ve kendisine sorduğunda minibüsün bir şahsa çarptığını duyduğunu söylemesi üzerine kendisine öyle bir şey olmadığını söylediğini, durağa en son giren aracın kendisinin aracı olduğunu hatırladığını beyan eden sanık, her ne kadar, ölene çarpmadığını iddia etse de; minibüs duraklarının toplanma yeri olan park alanına giden yolun üzerinde seyreden sanığın araç ve yaya trafiğinin yoğun olduğu böyle bir mahalde minibüs kullanırken daha dikkatli olmasının kendisinden bekleneceği, sanığın sevk ve idare hatası ile olaya sebebiyet verdiği ve bu oluşa göre sanığın asgari düzeyde tali kusurlu olduğunun kabulü gerekirken delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu takdirde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 30. Asliye Ceza Mahkemesi ise 02.04.2014 gün ve 471-209 sayı ile sanığın önceki hükümdeki gibi beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2014 gün ve 168262 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 826-803 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.04.2017 gün ve 62-3341 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümü ile sonuçlanan olayda, sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanık ve müdafii ile katılanlar vekiline bozma ilamı ve duruşma gününün tebliğ edildiği, duruşmaya gelmesine rağmen sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, müdafiin dinlenilmesiyle yetinilip önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup aynı kurala 5271 sayılı CMK"nun 307/2. maddesinde de yer verilmiştir. Anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/3. maddesi uyarınca ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın vazgeçilmez ve en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nun 308/8 maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamalarda ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönünde bulunmaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu 30. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.04.2014 gün ve 471-209 sayılı direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.