Abaküs Yazılım
12. Ceza Dairesi
Esas No: 2015/9800
Karar No: 2016/12505
Karar Tarihi: 09.11.2016

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması - özel - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/9800 Esas 2016/12505 Karar Sayılı İlamı

12. Ceza Dairesi         2015/9800 E.  ,  2016/12505 K.

    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
    Suçlar : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel
    hayatın gizliliğini ihlal
    Hüküm : Beraat

    Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
    İddianame ile görevsizlik kararındaki anlatım ve uygulanması istenen sevk maddelerine göre; sanık ..."in, katılan ... ile aralarında geçen telefon görüşmesini içeren ses kaydını, katılanın bilgisi dışında, yönetim kurulunda denetçi olarak görev yapan ... "e verdiği iddiasıyla sanık hakkında TCK"nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı Kanun"un 134/2. maddesindeki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan da dava açılmasına rağmen sadece sanığın katılanla aralarında geçen telefon görüşmesini gizlice kaydetmesi eylemi açısından TCK"nın 133/1. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı Kanun"un 134/1. maddesindeki görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından beraat kararı verildiği ve gerekçeli karar başlığındaki, hükmün gerekçesindeki ve hüküm fıkrasındaki açıklamalara nazaran TCK"nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı Kanun"un 134/2. maddesindeki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarına ilişkin mahkemece bir hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, dava konusu edilen bu eylemle ilgili olarak zamanaşımı süresi içinde bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.05.2013 tarihli ve 2013/87 esas, 2013/245 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; vekalet ücreti kişisel hakka ilişkin olup, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 13/5. maddesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.


    Katılan vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
    Sanığın savunmasına, katılanın beyanlarına, tanıkların anlatımlarına, içeriğine itiraz edilmeyen ses kaydına, dosyada yer alan diğer bilgi ve belgelere göre; bir sitenin tesis müdürü olan 57 yaşındaki katılan ... tarafından resepsiyon görevlisi olarak işe alınan ve işe başladıktan bir hafta kadar sonra katılan tarafından taciz edildiğini iddia eden 31 yaşındaki sanık ..."in, önce yönetim kurulu başkanı tanık Birgül"den, daha sonra da, yönetim kurulunda denetçi olarak görev yapan ve katılanla aralarında husumet bulunan Ahmet"ten sorunun çözümü konusunda kendisine yardım etmelerini istemesine rağmen iddiasına ilişkin delili bulunmamasından dolayı katılan hakkında bir işlem yapılamayacağının söylenmesi ve savunmasına göre katılanın tacizinin de devam etmesi nedeniyle katılanın taciz içeren sözlerini kaydetmeye karar verdiği, bu amacını gerçekleştirmek için katılanın telefonuna çağrı bırakmasının ardından kendisini telefonla arayan ve bir bankaya gitmekte olan katılana yönelttiği, “E şey bankaya mı gidiyorsununuz?” sorusuna, “Bankaya gidiyorum. Ne oldu, kim gelmiş?” şeklinde aldığı yanıta, “Tamam. Yok, kimse gelmedi canım.”, şeklinde karşılık verdiği, katılanın, “Çaldırdınız, onun için döndüm ben size.” beyanı üzerine, “Hı, yok, bi şey söyleyeceğim de, hani böyle yüz yüze konuşamıyorum, telefonda söyleyeyim dedim.”, dediği, katılanın, “Öyle mi canım, söyle.” sözünden sonra, “Siz benden hoşlanıyor musunuz? Yoksa...” şeklinde soru yöneltip, “Hoşlanıyorum senden. Heyecanlanıyorum sana dokunduğum zaman.” yanıtını aldığı, “Niye ki, herkes gibi birisiyim ben de, niye ben yani?” sorusuna, katılan tarafından,“Ne bileyim, hoşuma gidiyorsun dokunduğum zaman, Allah Allah, buna bir sebep göstermek gerekir mi sence? Biraz önce aklımdan o geçiyordu. Biraz önce oraya gelirken, yolda yürürken, ...na dokunduğum zaman aşırı bir heyecan hissettim. Hatta orada ifade etmeye çalıştım, anlamadım mı?” şeklinde açıklamada bulunulduğu, devamında; sanığın, “Ya tamam da.”, katılanın, “Ama bu duygusal bir şey.”, sanığın, “Evlisiniz sonuçta.”, katılanın, “E ne yapalım. Gizli gizli bir şekilde, bir, yani, sen bir birliktelik düşünmüyor musun?”, sanığın, “Yani uzun süreli mi bir şey istiyorsunuz?”, katılanın, “Bilemiyorum, gittiği yer kadar, ne yapabiliriz?”, sanığın, “Yani kısa süreli.”, katılanın, “Ya kısa süreli niye düşünüyorsun ki, bir şekilde anlıyorum, tamam, anlıyorum, hak veriyorum sana, ama, aniden böyle nereden doğdu.”, sanığın, “Evet nereden oldu yani. İlk geldiğim günden beri mi oldu?” katılanın, “Evet, ilk geldiğin günden sonra, hatta ben biraz arandım. Ya bu ne oldu böyle telefonları vardı, şu oldu, bu oldu, aradık maradık, yoksa açık söyleyeyim yani, bazı hani şeylere katlanıyorum. Mesela tüm sıkıntılarımızı aşmaya çalışıyorum. Çünkü bana işte yeterli kadar yardımcı olamıyorsun. Ne yapayım ben de ama sana, hoşlandığım için, onu biliyorum, zaman içinde onlara alışacaksın, tamam kabul ediyorum da, ama, senin de biraz, hani belki biraz ben fazla üstüne geliyorum.” sanığın, “Yok yani, ilk defa yani, ben babamın yanında çalıştığım için sürekli.”, katılanın, “Tamam kızım kabul ediyorum. Hepsini biliyorum, biliyorum. Ama, bir şeyleri zaman içinde kavrayacaksın. Sadece, benim şu anda, mesela ne bileyim, hani seni gördüğüm zaman, sana sarılmak istiyorum. Seni kucaklamak istiyorum, ne bileyim, ben böyle bir arzu duyuyorum. Hani ben evli bir adamım, ama, insanlar hani bazı duygularının önüne geçemez. Açıkçası dimi?” sanığın, “Evet, doğru yani, hoşlanma var benden, öyle mi? Benden hoşlanıyor musunuz yani?” katılanın, “Evet yani bir sevginin doğması söz konusu olmaz, daha çok erken, ama, hoşlanıyorum. Hoşlanıyorum tabi, yani, tenine dokunduğum zaman hoşuma gidiyor. Elbette bazı sıkıntılar vardır, belki senin bazı sıkıntıların olabilir. Ne bileyim ben, fiziksel olarak hazır olmayabilirsin, ama, seni kucaklamak, seni kucağıma almak istiyorum, hoşuma gidiyorsun. Durduramıyorum kendimi, yani, bilmiyorum tabi, bu ancak...” sanığın, “Niye ben?”, katılanın, “Niye sen mi? E vaktim yok yani, bir şekilde karşıma sen çıktın, belki böyle bir boşluk vardı içimde, he yani, sende hiçbir istek uyanmıyor mu?” sanığın, “Ama ileride bir sorun olursa?” katılanın, “İleride bir sorun olmaması için çaba sarf edeceğiz. Sorun, ne gibi bir sorun olacak, yaşamamış olacağız.”, sanığın, “Korur musun yani?”, katılanın, “Seni korurken, ne gibi koruyacağım. Sorun, ne gibi bir sorun?”, sanığın, “Yani, ne bileyim, iş konusunda olabilir.”, katılanın, “Yani, tabi elimden gelen tüm şeyleri biliyorsun. Yani, tabi seni bir şekilde buna adapte etmeye çalışıyorum. Zaman zaman hani, mesela, ... "e şikayette bulunuyorum ki yakınlığımız hissedilmesin diye.”, sanığın, “He.”, katılanın, “Anladınız mı? Anladınız mı? Mecburen öyle davranmak zorundayım. Çünkü, çok dikkati çekecek yani. Ama, bir şekilde mümkün mü?”, sanığın, “Bir şey soracağım ama, buradakiler fark ederse ne olur?”, katılanın, “Fark etmeyecek şekilde yürüteceğiz, ne yapacağız.”, sanığın, “Olursa yani, bizi bir kişi görebilir. Duyarsa da yani.”, katılanın, “Neyi duyacak, duymak için bir sebep var mı? İlan mı edeceğiz, açıklama mı yapacağız?”, sanığın, “Ne bileyim yani, olabilir.”, katılanın, “Orada, çalışma esnasında, zaten yakın durumdayız. Kalkıp birbirimizi orada kucaklayacak halimiz yok. Di mi? Orada belli hareketlerimizin önüne geçeceğiz, ama, sen öyle bir set çekiyorsun ki ben, mecburen yani, hani yasaklanmış meyveye karşı böyle aşırı bir istek olur insanda, di mi?”, sanığın, “E öyle tabi ki de.”, katılanın, “Tabi ki de, ama, işte bende istiyorum seni kucaklamak, sana dokunmak, yani, ne bileyim ben, ...nı tutmak, sevmek, yani, doğamda var, ne yapayım?”, sanığın, “Anladım, sade hoşlanma var, öyle mi?”, katılanın, “Ne olabilir başka, yani, hoşlanma, insanların birbirine yakınlaşmasıdır. Sen, yani, insan nasıl şey yapar. Kalkıp hani herkese, ben aşık oldum diyecek durumda değilim. Di mi? Yani elbette ki insanlar, olgun insanlar, birbirinden hoşlanır. Bu hoşlanma bir yakınlık doğurur. Ben öyle hissediyorum, ben öyle düşünüyorum. Onun için seninle başbaşa olmak istiyorum, sana yakın olmak istiyorum. Sana sarılmak istiyorum, yani, açıkçası...”, sanığın, “Evet. Peki.”, katılanın, “Sen istemiyor musun yani, he yani, sen bunu hiç istemiyor musun? Hayır, ben hiç istemiyorum dediğin anda, ben de tabi ki düşünmek durumundayım o zaman yani bu...”, sanığın, “... Bey yalnız birisi (korna sesi geliyor) geldi, kapatmak gerekiyor.”, katılanın, “Tamam canım, tamam, görüşürüz.” şeklinde karşılıklı konuştukları,
    Sanığın, katılanla aralarında geçen telefon görüşmesini gizlice kaydettikten sonra, ses kaydını, katılanın bilgisi dışında, yönetim kurulunda denetçi olarak görev yapan...,... in de, yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda katılanın akrabası olan tanık Sami"ye dinletmesi ve görüşme içeriğinin başkalarına da duyurulması üzerine yönetim kurulunun istifa ettiği ve sanığın da iş akdinin fesh edildiği,
    Yaşanan bu sürecin ardından katılanın 29.12.2009, sanığın da 20.01.2010 tarihli, vekilleri aracılığıyla verdikleri dilekçelerle Cumhuriyet Başsavcılığına müracat ederek birbirlerinden şikayetçi oldukları,
    Tamamlanan adli soruşturmalar ve yapılan yargılamalar sonunda, katılanın ses kaydındaki konuşmalarından dolayı sanığa yönelik cinsel taciz suçunu işlediği kabul edilerek hakkında TCK"nın 105/1, 105/2, 62/1, 53/1. maddeleri gereğince kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın ise kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan dolayı TCK"nın 133/1-3. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle dava açıldığı ve sanığa yüklenen eylemlerin TCK"nın 134/2. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal ve aynı Kanun"un 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarını oluşturabileceği belirtilerek görevsizlik kararıyla dosyanın Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesini müteakip, yapılan yargılama neticesinde, sanığın, katılanın kendisine karşı cinsel taciz suçunu işlemekte olduğuna dair iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlamak için katılanla aralarında geçen telefon görüşmesini gizlice kaydetmesi eyleminde üzerine atılı TCK"nın 133/1. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı Kanun"un 134/1. maddesindeki görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığı ve sanığın suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesine dayalı olarak sanık hakkında her iki suçtan beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
    Özetlenen dosya içeriğine ve temyiz edilen hükümle sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; sanıkla katılan arasındaki iletişimin yüz yüze gerçekleşmemesi nedeniyle TCK"nın 133/1. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun, sanığın, tarafı olduğu telefon görüşmelerini kaydetmesinden dolayı TCK"nın 132/1. maddesindeki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmemesi karşısında, sanığın, katılanla aralarında geçen telefon görüşmesini gizlice kaydetmesi eylemi, TCK"nın 134/1. maddesindeki görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 21.05.2013 tarihli ve 2012/1270 esas, 2013/248 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlar dışında, karşı tarafın konuşmalarını gizlice kaydetmesi hukuka uygun kabul edilemez.
    İncelelenen dosyada; taraflar arasındaki telefon görüşmesinin içeriğinde yer alan ve cinsel taciz iddiasına konu olan konuşmaların söylenmesinde, sadece katılanın tutum ve davranışlarının etkili olmadığı, aksine, sanığın, sorduğu sorularla katılanın kendisi ile ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya çıkaran sözler sarf etmesine katkıda bulunduğu, katılanın cinsel içerikli sözlerine hiçbir tepki göstermeksizin konuşmayı sürdürdüğü, katılanın “...Hayır, ben hiç istemiyorum dediğin anda, ben de tabi ki düşünmek durumundayım o zaman yani...” sözlerini de yanıtsız bırakarak, katılanla aralarındaki ilişkinin devamına zemin hazırladığı dikkate alındığında, katılan tarafından taciz edildiğini iddia etmesine rağmen başkalarına bu hususu açıklamak yerine en kısa sürede Cumhuriyet Başsavcılığı ya da ilgili kolluk makamlarına müracaat etmeyip, ancak katılanın kendisini şikayet etmesinden ve işten çıkarılmasından sonra katılan hakkında şikayetçi olan ve katılanın fiziksel olarak da cinsel tacizde bulunduğuna dair beyanlarından bilahare dönen sanığın, katılanla aralarındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu anlamlandırmaya yönelik soruları üzerine katılan tarafından verilen yanıtlardan oluşan konuşmalar cinsel taciz olarak nitelendirilemez. Ayrıca, sanığın, kendi savunmalarında da açıkça belirttiği üzere, katılanla olan konuşmalarını kaydetme kararı alıp, bir hazırlık içerisine girmesi, sanığın cevapsız aramasından sonra katılanın sanığı araması ve sanığın sorduğu sorularla katılanı yönlendirmesi üzerine katılanın konuşmalarının gizlice kayda alınması karşısında, tesadüfen yapılan bir görüşme esnasında ve başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde yapılan ses kaydı hukuka uygun kabul edilemez.
    Açıklanan nedenlerle sanığın, katılan tarafından kendisine karşı işlenmekte olan ve ani gelişen bir suç bulunmadığı halde, kaybolma olasılığı bulunan mevcut delilin muhafazasını sağlamak için değil, önceden hazırlıklı ve planlı şekilde, katılanın özel yaşam alanına girdiğinde kuşku bulunmayan konuşmalarını, onun bilgisi ve rızası dışında kaydetmesi nedeniyle sanık hakkında TCK"nın 134/1. maddesinde tanımlanan görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle sanığın beraatine karar verilmesi,
    Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 09.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.




    MUHALEFET ŞERHİ:

    Sanık ... hakkında;... 31. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; 27/05/2014 gün, 2012/1556 E-2014/254 K sayılı karar ile Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Etme ve Aleni Olmayan Konuşmayı Kaydetme suçlarından dolayı beraat kararı verilmiştir.

    Bu karara karşı katılan vekili tarafından süresinde açılan temyiz davası üzerine, Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, 09/11/2016 gün, 2015/9800 E-2016/12505 K sayılı karar ile;
    1-)Hükmün gerekçesindeki ve hüküm fıkrasındaki açıklamalara nazaran TCK"nın 133/3 maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile aynı kanunun 134/2 maddesindeki görüntü ve seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarına ilişkin mahkemece bir hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, dava konusu edilen eylemle ilgili olarak zaman aşımı süresi içerisinde bir karar verilmesi mümkün görüldüğünden bahisle; anılan suçla ilgili herhangi bir inceleme yapılmamış,
    2-)Katılanın özel yaşam alanına girdiği konusunda kuşku bulunmayan konuşmalarını, onun bilgisi ve rızası dışında kaydetmesi nedeniyle sanık hakkında TCK"nığn 134/1 maddesinde tanımlanan görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle beraat kararı verildiğinden bahisle yerel mahkemece verilen beraat kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yerel mahkemece, açılan davayla ilgili olarak her iki eylemden dolayı karar verildiğinin gerekçeli karar içeriğinden anlaşılmasına karşın; gerekçe zaafı ve hüküm fıkrasındaki yazım hatasından dolayı Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi"nin TCK"nın 133/3 veya 134/2 maddelerine aykırı eylemden dolayı açılan davayla ilgili olarak hüküm kurulmadığından bahisle, esasla ilgili herhangi bir inceleme yapılmaksızın zaman aşımı süresi içerisinde anılan suçtan hüküm kurulmasının mümkün görülmesine ilişkin kararı ile TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun oluştuğuna ilişkin bozma kararına karşı aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
    Sanık ... hakkında düzenlenen 30/03/2010 tarihli iddianame incelendiğinde; iddianamenin anlatım bölümünde; sanığın, katılan ile cinsel içerikli telefon görüşmesini rızası dışında kayda alarak ve diğer şüpheli R... verdiğinin açıkça anlatılmasına ve TCK"nın 133/1-3 maddelerine sevk maddesi olarak yer verilmesine karşın, “ kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesinin” suç adı olarak belirtildiği anlaşılmıştır.
    Gerekçeli kararda ise özet olarak;
    “Sanık ... açısından özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçu ile kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmayı kaydetme suçunun unsurlarının bulunmadığı düşüncesi ile sanık ..."in atılı bu suçtan beraatine gidilmesi gerektiğinin belirtilmesinden sonra;
    “Sonuç olarak tüm dosya kapsamı ile sanık ..."in unsurları bulunmayan özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve aleni olmayan konuşmayı kaydetme suçlarından beraatine karar verilmesi gerektiği vicdani kanısına ulaşılarak sanık hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”denilerek;
    Hüküm fıkrasında; “sanığın atılı suçtan beraatine” karar verilmiştir.
    İddianamenin anlatım bölümünde; telefon görüşmelerinin kayda alınması ve başka bir şüpheliye verildiğinin anlatılması ve sevk maddesi olarak TCK"nın 133/1 maddesinin yanında aynı maddenin 3 fıkrasının da gösterilmesi nedeniyle sanık hakkında TCK"nın 133/1 ve 133/3 maddelerine muhalefet suçlarından dolayı dava açıldığı ve bu davalarında TCK"nın 134/1 ve 134/2 maddelerine dönüşebileceği konusunda Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğu ile aramızda görüş ayrılığı mevcut olmayıp,
    Öncelikle TCK"nın 133/3, 134/2 maddelerine aykırı eylemden dolayı hüküm kurulup kurulmadığı ve bu ön sorunun sonucuna bağlı olarak hüküm kurulduğunun kabul edilmesi halinde de, tebliğnamede bu hususta görüş bulunmadığından; anılan suçtan dolayı kurulan hükümle ilgili görüş belirtilmesi için dosyanın inceleme yapılmaksızın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin gerekip gerekmediği,
    Kabule göre de; başka bir deyişle TCK"nın 133/3, 134/2 maddelerine aykırı eylemden dolayı hüküm kurulmadığının kabul edilmesi halinde ise;
    1-) TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına;
    2-) TCK"nın 134/2 maddesine aykırılık suçundan dolayı her zaman hüküm kurulmasının mümkün olup olmadığına;
    İlişkin konularda; Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğu aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
    Uyuşmazlıkların çözümü için, öncelikle gerekçeli karar hakkından ne anlaşılması gerektiği ve tarihsel süreç içerisindeki gösterdiği gelişmeler açıklandıktan sonra, gerekçeli kararın gerekçe bölümü ile hüküm fıkrası arasındaki olması gereken irtibatın sınırlarının belirlenerek somut olayımızla irtibatlandırılması ve somut olayımızda olduğu gibi gerekçede tartışılarak bir sonuca varılan eyleme hüküm fıkrasında yer verilmemesi durumunda, hüküm fıkrasında yer almayan eylemden dolayı işten elini çeken mahkeme tarafından zaman aşımı süresi içerisinde yada kabule göre her zaman karar verilmesinin mümkün olup olamayacağının ve TCK"nın 134/1 maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının, bu husustaki kanuni düzenlemeler ile benzer olaylardaki yargı kararlarından yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.
    Kaynağında insanın bilme isteğinin bulunduğunu söylediğimiz gerekçenin, zamanla bir temel hak olarak kabul edilmeye başlanıldığı ve “gerekçeli karar hakkı”nın adil yargılanma hakkının temel bir unsuru haline geldiği görülmektedir. İnsan hakları alanındaki bu kazanımdan geri dönülmesi ise mümkün değildir. AİHS’in 6. maddesi kapsamında, AİHM içtihatlarıyla tanınan ve korunan gerekçeli karar hakkı, Anayasamızda ve usul kanunlarımızda da yer almaktadır. Temyiz mahkemeleri olarak görev yapan Yargıtay ve Danıştay da, kanun yolu incelemesi yaptıkları ilk derece mahkemesi kararlarında, söz konusu düzenlemelere istinaden gerekçeli karar hakkına ilişkin de denetim yapmaktadırlar. Anayasa’da bireysel başvuru yolunun tanınmasıyla, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli karar hakkının korunması hususunda kazandığı önem de dikkat çekilmesi gereken bir husustur. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin oluşturmaya başladığı içtihatların AİHM içtihatlarıyla paralel olduğunu söylemek mümkündür.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 141 ve 5271 sayılı CMK’nın 34. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının, karşıoy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi ise 1412 sayılı CMUK"un 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturacaktır. Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanununun 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinde, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması, ceza kanununda öngörülen sıra ve esaslara göre cezanın ve ayrıca cezaya mahkûmiyet yerine veya yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine ya da ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususa ilişkin istemlerin kabul veya reddine dair dayanakların gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçede hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve yasal olması gerekmektedir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 19/01/2016 gün, 2015/911 E-2016/1 K sayılı ilamında;
    “A. Hükmün Konusu
    Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar/eylemlerin, kanıtlarla (mevcut delillerle) ilişkilendirilerek açıklanması gerektiği belirtilmiştir (m. 175/4). Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 225. maddesine göre ise, hükmün konusu, iddianamede öğeleri gösterilen suça ilişkin eylem(ler) (fiiller)dir. Hükmün konusunu, iddianamede sınırları belirtilerek dava konusu yapılan olay/eylem(ler) oluşturur. Bu madde ile ilgili hükümet tasarısı gerekçelerinde de belirtildiği gibi, kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddi olay bakımından aynıdır. Mahkeme "davasız yargılama olmaz" ilkesi uyarınca yargılamayı, iddianamede açıklanan eylem/olay ya da eylemler/olaylar konusunda yapabilir. Mahkeme, sanığın (failin), iddianamede ceza davasının konusu yapılmamış eylemlerini kapsayacak biçimde yargılama yapamaz.

    B. Eylem Kavramı
    İddianamede açıklanan eylem ya da eylemler hükmün/ceza davasının konusudur. Bu durumda, ceza yargılamasının/hükmün konusu, iddianamede gösterilen eylem(ler)in ne olduğu gözetilerek belirlenecektir. İddianamede gösterilen eylem (fiil) kavramını geniş anlamak gerekir. İddianamede, failce önceden yaşanan tarihsel olayın; bireyselleştirilerek hikaye/tasvir edilip açıklanan dışa yansımış maddi olayın bütününü, ceza yargılamasının/hükmün konusunu oluşturan eylem ya da eylemler olarak kabul etmek gerekir. Başka bir söyleyişle, iddianamede açıklanan maddi olayın bütünü içinde, ceza hukukuna aykırı düşen ve bu nedenle cezalandırılabilir nitelikte olan eylem(ler), davranış(lar) ceza yargılamasının/ hükmün konusu olacaklardır.
    Böylece, ceza yargılamasının/hükmün konusunu sınırlayan, iddianamede açıklanan dış dünyaya yansımış, maddi insan davranışlarından oluşan olayların bütünüdür. Yargılama makamı, bunların içinden cezai yaptırım konusu olanları açıklayıp yargılayacaktır.
    C. Ceza Yargılamasının Konusu
    Ceza yargılamasının konusu deyince, bir ceza davası açıldığı zaman, bu dava ile ilgili olarak mahkemeden ne istendiği, hangi kişi(ler) ya da olay(lar) yargılamaya konu olacak ve hükmün konusunu oluşturacak, bunlar akla gelmektedir. Bu nedenle, ceza yargılamasının konusu bir ceza uyuşmazlığıdır. Ceza yargılamasında, mahkeme, ancak bir ceza davası açıldığında, bu dava yoluyla önüne getirilmiş ceza uyuşmazlığı konusunda yargılama yaparak karar verebilir (CMK m. 225). Davasız yargılama yapılamaması başka bir söyleyişle "davasız yargı olmaz" ilkesi, mahkemenin açılmamış bir davaya bakmasını yasaklamaktadır. Davasız yargılama yapılamaması ilkesinin iki öğesi (unsuru) bulunmaktadır. Bunlar kişi ve eylem öğeleridir.
    Bir ceza yargılamasının, bir kesin hüküm (yargı) ile sona ermesinin özelliklerinden biri de, kesin hükmün (yargının) otoritesinin korunması ve değerliliğidir. Bu da kesin hükmün (yargının) yerine getirilebilmesi ve göz önünde tutulabilmesi sonucu aynı suçtan dolayı aynı sanık aleyhine tekrar ceza davası açılamamasıdır (CMK m. 223/7). Bir kimse hakkında aynı eylemden (fiilden) dolayı açılmış bir dava varsa yeni bir dava açılamaz. Yine bir kimse hakkında bir eylemden dolayı yapılan yargılama sonunda verilmiş kesin hüküm (yargı) bulunuyorsa, aynı eylemden dolayı ikinci defa yargılama yapılamaz. Bir kimse hakkında aynı eylemden dolayı bir kez yargılama yapılabilir (Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s.88). Bu tekrar yargılamama ilkesi Latince "ne (non) bis in idem" olarak adlandırılmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 7. fıkrası bunu "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir" diye ifade etmiştir. Ne bis in idem ilkesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 numaralı ek protokolünde de yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 numaralı protokolün 4. maddesinde, "Hiç kimse, bir devletin yasaları veya ceza yargılaması uyarınca daha önce kesin olarak beraat ettiği (aklandığı) ya da hüküm giydiği (mahkum olduğu) aynı eylemden ötürü aynı devletin ceza mahkemeleri tarafından yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz" hükmü bulunmaktadır.
    Ceza yargılaması konusunu oluşturan bir eylem/olay hakkında kesin hüküm verilmiş olması durumunda, aynı eylem/olay hakkında yeniden dava açılamaz ve yargılama yapılamaz. Bir ceza davası sonucunda iki şekilde kesin hükme (yargıya) varılabilir. Birincisi, hükme karşı yasa yoluna gidilemeyecekse, "biçimsel kesinleşme yoluyla" kesin hükme ulaşılmış olur. İkincisi ise, hükümle maddi hukuka ilişkin hukuki sonuçlar, geleceğe yönelik olarak saptanmış ya da reddedilmişse, "maddi kesinleşme yoluyla" kesin hükme varılmış olur. Örneğin ceza yargılamasında verilen durma kararları, bir uyuşmazlığın hukuki sonuçlarını geleceğe yönelik olarak çözümlemediği için kesin hüküm olarak değerlendirilemez. Maddi anlamda kesin hüküm için, biçimsel kesinleşme daima zorunludur. Ceza yargılaması konusu olan bir uyuşmazlık hakkında kesin hüküm (yargı) bulunduğunu kabul etmek için, "eylemin aynı", "kişinin (sanığın) aynı", "konunun (davanın) aynı" olması gerekir. Yargıtayımız da kesin hükmün söz konusu olabilmesi için kişinin ve eylemin aynı olması gerektiğini kararlarında açıkça vurgulamıştır. Eylem, uyuşmazlık konusu olan olaydır. Eylemin aynı olması, insan davranışı olan olayın aynı olmasıdır. Eylemin hukuksal nitelendirilmesi değildir. Mahkeme, önüne getirilmiş eylemi her bakımdan incelemiş ve ona bir hukuksal tanı koymuştur. Bu demektir ki bütün öteki hukuki nitelendirmelere uymadığını kabul etmiştir. Eylemin aynılığı, iddianame ile bağlantılıdır. İddianamede sınırı çizilen eylem esas alınır. Eylemin nitelendirilmesi değişse de, iddianamede belirtilen olaylar ile bunların içinde olan suçun maddi unsuru, ikinci bir dava konusu yapılamaz. Bir eylemden ceza davası açılmış ise, aynı kişi ve eylem için bir ceza davası daha açılması kabul edilemez. Bu da yargılama birliği ilkesinin bir sonucudur. Uyuşmazlık bir mahkemenin önündedir. Bu mahkeme/yargıç yargılama organı adına yargılama yapmaktadır. Yargının değerlilik otoritesinin bir çeşidi olarak "Ne bis in idem" diye ifade edilen bu kural yargılama hukukunun ana ilkelerindendir. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da yaşayan hukuk normu olarak uygulanan ve doktrinde de kabul olunan bu ilke 1973 yılında yasamıza girmiştir.” denilerek gerekçe ile hüküm arasında olması gereken irtibat, ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun örnek olarak açıklanan içtihadı ve benzer olaylardaki yerleşik uygulamalar ışığında; somut olayımıza baktığımızda;
    Sanık ... hakkında düzenlenen iddianamede iki ayrı eylemden dava açıldığı konusunda herhangi bir kuşku bulanmamaktadır. Gerekçeli kararda ise yerleşik uygulamalara göre somut olayımızda ayrı ayrı oluşması mümkün olmayan TCK"nın 133/3 veya TCK"nın 134/2 maddesindeki suçun özel hayatın gizliliğini ihlal etme olarak; yine somut olayımızda ayrı ayrı oluşması mümkün olmayan TCK"nın 133/1 veya TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun ise kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi olarak adlandırıldığı ve sonuç itibariyle her iki suçunda unsurlarının oluşmadığı kabul edilerek; hüküm fıkrasında suç adı belirtilmeksizin; atılı suçtan beraat kararı verilirken; atılı suçlar yerine atılı suç denilerek yazım hatası yapıldığı karar içeriğinden net bir şekilde anlaşılmıştır.
    Gerekçeli kararın hüküm fıkrası, yazım hatasından dolayı( suçlar yerine suç yazılması) gerekçeyi tam olarak içermemektedir. Bir başka deyişle gerekçe bölümünde iki suçun da unsurlarının oluşmadığının belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında; suç adı belirtilmeksizin atılı suçtan beraat kararı verilmiştir. Ancak hüküm fıkrasında yazım hatası yapıldığının karar içeriğinden net bir şekilde anlaşılmasına karşın Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğu tarafından; TCK"nın 133/3 veya 134/2 maddelerine aykırılık eyleminden dolayı hüküm kurulmadığı kabul edilmiştir. Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin bu kararının yerleşik uygulamalara ve teoride benimsenen görüşlere de aykırı olacağı gibi Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin içtihatlarına da aykırı olacağı açıktır. Zira somut olayımızda iddianamenin suç adı bölümünde TCK"nın 133/3 veya 134/2 maddesindeki suça yer verilmemesine karşın, iddianamenin anlatım bölümünde anılan suça da yer verilmesi nedeniyle mahkemece özel hayatın gizliliğini ihlal olarak adlandırılan eylemden dolayı dava açıldığını yerleşik uygulamalara uygun olarak kabul eden Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun; gerekçeli kararda tartışılarak unsurlarının oluşmadığı şeklinde sonuca varılan özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçundan dolayı hüküm fıkrasındaki yazım hatasından dolayı hüküm kurulmadığını kabul etmek suretiyle çelişkiye düştüğü tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Kaldı ki !.. hüküm fıkrasında suç adı belirtilmediğine göre sayın çoğunluğun görüşünün bir an için doğru olduğunun kabul edilmesi halinde de hangi suçtan hüküm kurulduğu denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanmadığı için yinede hükmün bozulmasına karar verilmesi zorunlu hale gelecektir. İddianamede sınırlarının çizilmesi suretiyle yargılamaya konu edilen eylemin hükmünde konusu olması gerektiği konusunda; uygulamada ve teoride herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Hüküm fıkrası ancak gerekçe ile denetlenebilir. Bu nedenle hüküm ile gerekçeyi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Gerekçede hiç tartışılmayan bir suçtan dolayı hüküm kurulması durumunda; hükmün gerekçesiz olması nedeniyle tereddütsüzce bozma kararı veren yüksek mahkemenin, gerekçede tartışılan bir suçtan dolayı hüküm kurulmamasına kayıtsız kalması beklenemez. Ayrıca somut olayımızda hüküm fıkrasında anılan suçtan da hüküm kurulmasına karşın, yerel mahkemenin yazım hatasından kaynaklanan bir eksiklikten dolayı böyle bir uyuşmazlık doğmuştur. Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşü doğrultusunda; işten elini çeken mahkeme tarafından; TCK"nın 133/3 veya 134/2 maddesine temas eden eylemden dolayı ayrıca hüküm kurulması durumunda; verilen karar yok hükmünde sayılacaktır. Çünkü incelemeye konu somut olayımızda; gerekçeli kararın gerekçe bölümünde anılan suçun unsurları itibariyle oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda yerel mahkemece ulaşılan bu sonuç temyiz edilmesine karşın incelenmemiş olacaktır. İşten elini çeken mahkeme tarafından; daha önce vardığı sonuç incelenmeden yeniden verilen kararın yok hükmünde sayılacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun, somut olayımızla ilgili olarak hüküm kurulmadığı yönündeki görüşüne iştirak edilmemekle birlikte anılan görüşün bir an için doğru olarak kabul edilmesi, bir başka deyişle herhangi bir suçtan dava açılmasına karşın, gerekçeli kararın gerekçe ve hüküm fıkralarında anılan suça yer verilmemesi halinde dahi aşağıda açıklanan içtihatlarda olduğu gibi zaman zaman bozma kararı verildiği görülmektedir.
    Yargıtay Yüksek 3. Ceza Dairesinin 20/01/2015 gün, 2014/25542 E-2015/1704 K sayılı ilamında;
    Sanık hakkında düzenlenen iddianamede, Mağdure ... ı 19.01.2013 ve 20.01.2013 tarihlerinde kasten yaralama eylemlerinden TCK"nin 86/2, 86/3-a, iki ayrı dava açılmasına karşın; mahkemece, hüküm kurulurken hangi eylemden kurulduğu anlaşılamayan tek hüküm kurulması suretiyle karışıklığa neden olunduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 26/01/2015 gün, 2014/31401E-2015/2188 K sayılı ilamında;
    Sanık hakkında tehdit suçundan kamu davası açılmasına karşın, bu suçtan bir hüküm kurulmadığından bahisle yerel mahkemenin kararının diğer bozma nedenleri ile birlikte (konumuzla ilgisi olmadığı için diğer bozma nedenleri yazılmamıştır) BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 21/01/2015 gün, 2014/12076 E-2015/1368 K sayılı ilamında;
    Sanık M A yüklenen hırsızlık suçundan hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı halde bu suçtan hüküm kurulmadığından bahisle yerel mahkemenin kararının diğer bozma nedenleri ile birlikte (konumuzla ilgisi olmadığı için diğer bozma nedenleri yazılmamıştır) BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 25/02/2015 gün, 2014/17086 E-2015/2852 K sayılı ilamında;
    İddianameyle dava açılmasına ve gerekçede belirtilmesine rağmen mala zarar verme suçundan hüküm kurulmadığından bahisle yerel mahkemenin kararının diğer bozma nedenleri ile birlikte (konumuzla ilgisi olmadığı için diğer bozma nedenleri yazılmamıştır) BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesinin 01/04/2014 gün, 2013/14882 E-2014/3570 K sayılı ilamında;
    Sanıklar hakkında müştekilere karşı eylemleri nedeniyle hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından dava açılmasına ve hakaret suçundan açılan dava ile ilgili olarak ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen direnme suçu yönünden herhangi bir hüküm kurulmadığından bahisle yerel mahkeme tarafından verilen kararın BOZULMASINA, karar verilmiştir.
    Yukarıdaki içtihatlarda açıklandığı üzere; dava açılan suçtan dolayı hiç bir şekilde hüküm kurulmamasını dahi bozma nedeni olarak kabul eden bazı içtihatlara rağmen, somut olayımızda olduğu gibi gerekçeli kararın gerekçe bölümünde tartışılarak bir sonuca varılmasına karşın hüküm fıkrasındaki yazım hatasından kaynaklanan bir eksiklikten dolayı süresi içerisinde temyiz edilen hükmün, işten elini çeken mahkeme tarafından yenilen tamamlanmasının kabul edilmesi mümkün değildir. Dava açılan eylemin hem gerekçeye hemde hükme dahil edilmemesi durumunda Yargıtay Yüksek ceza genel kurulu ile farklı dairelerin farklı içtihatlarına rastlansa da; bozma kararının usul ekonomisi ve işin takibi açısından daha yararlı olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. Zira somut olayımızda olduğu gibi dosyanın hüküm kurulmak üzere mahalline gönderilmesinden sonra, iş yoğunluğu veya benzeri sebeplerle hüküm kurulmayan suçtan dolayı hüküm kurulmasının unutulması ve bu süre içerisinde zaman aşımı süresinin sona ermesi ihtimalide bulunmaktadır.
    Bu durumda, ilk derece mahkemeleri için hükmün dayanığını teşkil eden iddianamenin karşılığı olarak; temyiz mahkemesi olan yüksek Yargıtay açısından temyiz incelemesine konu edilen hükmün dayanığını teşkil eden tebliğname de; TCK"nın 133 maddesine muhalefet suçundan dolayı görüş belirtilmediğinden; davasız yargılama olmaz ilkesinden hareketle; TCK"nın 133/3 veya 134/2 maddelerine aykırılık suçundan dolayı tebliğname düzenlenmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını tevdiine karar verilmesi gerekirken, yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı şekilde karar veren Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir.
    TCK"nın 134/2 maddesine temas eden eylemden dolayı hüküm kurulmadığının kabul edilmesi halinde ise;
    1-)Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun unsurları itibariyle oluştuğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının BOZULMASINA, ilişkin görüşüne de iştirak edilmemiştir. Zira katılan hakkında cinsel taciz suçundan dava açılmış ve yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nihai anlamda hüküm olmamasına karşın, deneme süresi içerisinde suç işlenmesi yada denetim tedbirlerine aykırı davranılması halinde hükmün açıklanması durumunda; mahkumiyet hükmü olarak kesinleşme ihtimali de mevcuttur. Bu durumda sanığın kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği cinsel taciz suçunu kanıtlamak amacıyla katılan ile yapılan görüşmeyi kayda alma ihtimali mevcuttur.

    Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin 02/02/2015 gün, 2014/17714 E-2015/1680 K sayılı ilamında;
    Sanığın, katılanı sürekli gözetim ve denetim altında tutarak, farklı tarihlerdeki oğlunun servise binme anına ilişkin görüntüleri, katılan hakkında yapılan idari soruşturmada delil olarak vermesi biçimindeki eylemleri, TCK"nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de, görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, katılan hakkındaki iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
    Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin 12/01/2015 gün, 2014/10073 E-2015/48 K sayılı ilamında;
    “Kişiye bağlı ve onun kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkı, evlilikle tamamen ortadan kalkmaz. Tarafların evli olmaları, eşlerin hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleyebileceği ve denetleyebileceği şeklinde yorumlanamaz. Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı da söz edilemez.” ilkesinden hareketle;



    Sonuç itibariyle kişinin kendisine karşı işlenen suçtan dolayı delil elde etmek amacıyla, hareket etmesi durumunda TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun oluşamayacağına karar verilmiştir.
    Somut olayımızda cinsel tacize maruz kaldığını iddia eden sanığın, kendisine yönelik eylemi ispat etmek amacıyla, katılanı konuşturarak kaydetmek isterken; menfaat sağlamak amacıyla yada başka bir saikle hareket ettiğine dair şüpheden arındırılmış kesin kanıtlar elde olunamadığı gibi ayrıca katılanın sanık olarak yargılandığı dava sonucunda; nihai anlamda hüküm niteliğinde olması dahi mahkumiyet kararı verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup, verilen bu kararın mahkumiyet hükmüne dönüşme ihtimali mevcuttur. Kayda alınan son görüşmenin bütünü incelendiğinde; katılanın yönlendirmesinin bu konuşmada etkili olduğu anlaşılsa dahi, daha önceden cinsel içerikli konuşmalara maruz kaldığını beyan eden ve bunu hiç bir şekilde ispat etme olanağı bulunmayan sanığın bu konuşmaları ispatlamak için delil elde etmek amacıyla yapılan konuşmayı kayda alma ihtimali dikkate alınarak; savunmanın aksini ispatlayan şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamaması nedeniyle; şüpheli durumun sanık lehine değerlendirilerek yerel mahkemece verilen beraat kararının ONANMASINA, karar verilmesi gerekirken ; sanığa isnat edilen TCK"nın 134/1 maddesindeki suçun oluşacağına yönelik Yargıtay yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun bu husustaki görüşüne de iştirak edilmemiştir.
    2-)Ayrıca yine sanık hakkında kurulmayan hükümden dolayı her zaman karar verilmesi mümkün olmasına karşın, zaman aşımı süresi içerisinde karar verilmesinin mümkün olduğuna dair Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir. Zira zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesinin de hüküm olduğuna dair uygulamada ve doktrinde herhangi bir duraksama bulunmadığına göre; zaman aşımı süresi sona erse dahi yerel mahkemece düşme kararı verilebilecektir.
    Sonuç itibariyle, yerleşik uygulamalara ve kanuni düzenlemelere aykırı olduğunu düşündüğümüz, Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun; TCK"nın 133/3 ve 134/2 maddelerine temas eden eylemden dolayı zaman aşımı süresi içerisinde hüküm kurulmasının mümkün olduğuna ve TCK"nın 134/1. maddesindeki suçun unsurlarının oluştuğundan bahisle anılan suçtan dolayı yerel mahkemece verilen beraat kararının BOZULMASINA, dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.










    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi