
Esas No: 2015/256
Karar No: 2018/78
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/256 Esas 2018/78 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık ... hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nun 206 ve 53. maddeleri uyarınca 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Denizli 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 31.12.2009 gün ve 739-950 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 21.10.2014 gün ve 29639-16992 sayı ile;
"TCK"nun 206. maddesi gerekçesi ve başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için, kişinin beyanı sonucu bir resmi belgenin düzenlenmesi gerekir. Yalan beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından henüz belge düzenlenmeden veya düzenlenmesine başlanıp tamamlanmadan fail kendiliğinden gerçeği bildirirse, gönüllü vazgeçmeye ilişkin TCK"nun 36. maddesi uyarınca faile ceza verilmeyecektir. Belge düzenlenmeden veya belgenin düzenlenmesi tamamlanmadan önce gerçek durum başka şekilde öğrenilmiş ise suç teşebbüs aşamasında kalacaktır.
Somut olayda; sanığın, emniyet kemeri kullanmaması ve aracın camlarında film bulunması nedeniyle yapılan işlemler sırasında kolluk görevlilerine ismini "..." olarak bildirmesine karşın, henüz tutanak oluşturulmadan araçta bulunan ..."nın beyanı ile gerçek kimliğinin tespit edilip diğer tüm belgelerin de gerçek ismiyle düzenlendiği cihetle; suçun teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Üyesi M. Karayol;
"Çoğunluk görüşü ile azınlık görüşü arasındaki uyuşmazlık sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK"nun 206. maddesinde belirtilen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçuna teşebbüsü oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.
5237 sayılı TCK"nun 206. maddesinin başlığı "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" olup, "bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi..." şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede yaptırıma bağlanan suçun oluşabilmesi için sanığın resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlisine yalan beyanda bulunması ve bu beyanın yetkili kamu görevlisinin görevi sırasında resmi belge düzenlediği sırada yapılması şarttır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belge, bildirimin doğruluğunu kanıtlama gücüne sahip olmalıdır. Yani beyanın doğruluğu bu belge ile ispat edilmelidir. Kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise ve bu araştırma sonucunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenmiş ise; yalan beyan suçu oluşmayacaktır. Çünkü kişinin yalan bildirimin bir önemi olmayıp, bu bildirime itibar edilmemekte ve sadece kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden, memurun araştırma zorunluluğu nedeniyle de; belge ispat vasıtası olarak kullanılamamaktadır. Bu beyan resmi belgenin düzenlenmesi için yeterli olmalı ve düzenlenen resmi belge hukuken geçerli bulunmalıdır. Suçun oluşması için yapılan yalan beyandan dolayı bir zarar meydana gelmesi şart olmayıp, zarar olasılığının bulunması yeterlidir.
Kabahatler Kanununun 40. maddesinde "kimliği bildirmeme" kabahati düzenlenmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasına göre;
"Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresi hakkında bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye ... idari para cezası verilir."
Maddenin 1. fıkrasında yer alan kabahat fiili ile TCK"nun 206. maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması hâlinde TCK"nun 206. maddesi uygulanmalıdır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilmesi için, kamu görevlisinin görevi ile bağlantılı olarak sorması halinde kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması veya kimlik ve adresle ilgili bilgi vermekten kaçınması halinde Kabahatler Kanununun 40. maddesi uyarınca idari para cezası verilmelidir.
TCK"nun 206. maddesindeki suçun oluşabilmesi için yalan beyanın resmi belgenin düzenlenmesi sırasında gerçekleşmiş olması gerekir. Kaldı ki; suçun madde başlığı da "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" olması bunu ortaya koymaktadır. Bu suçun teşebbüse elverişli olup olmadığı öğretide de tartışmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yakın tarihli 01.04.2014 gün ve 542-153 sayılı ilamında da belirtildiği üzere; anılan suçun oluşması için sanığın beyanda bulunması yeterli olmayıp, sanığın beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; olay günü sanığın sevk ve idaresindeki 20...269 plakalı araçla seyir halinde iken trafik polislerince aracın camlarının filmli olduğu ve sürücüsünün emniyet kemeri takmadığı gerekçesiyle durdurulmak istenmiş, trafik polisleri, sanığa aracın evraklarını kontrol etmek istediklerini söylediklerinde, sanık aracın tescil belgelerini vermiş, sürücü belgesinin ve kimliğinin yanında olmadığını beyan etmesi üzerine bu kez kimlik bilgileri sorulduğunda adının ... olduğunu söyleyerek, araç ve ruhsatını yanında bulunan arkadaşına bırakarak olay yerinde kaçmıştır. Trafik görevlilerince, olay yerinden kaçan sanığın gerçek isminin ... olduğu açık kimlik bilgileri ile tespit edilerek olay tutanağı tutulmuştur. Bu şekilde gerçekleşen ve kamu davasının dayanağını oluşturup sınırlarını çizen iddianamade de eylem "...kendisine ait kimlik bilgileri yerine köylüsü olan ..."in kimlik bilgilerini kullanarak..." şeklinde anlatılarak kamu davası açılmıştır.
Somut olayımızda; sanığın kimlik bilgilerini kullandığı ... ismi ile herhangi bir tutanak tutulmamıştır. Trafik görevlilerince, sanığın gerçek kimliği olay anında tespit edildiğinden ... adına (sanığın gerçek ismi) trafik ceza tutanakları bilahare düzenlenmiştir.
Sanığın kimlik bilgilerini kullandığı ... ismi ile herhangi bir tutanak düzenlenmediğinden TCK"nun 206. maddesindeki suçun unsurları oluşmamıştır. Zira TCK"nun 206. maddesindeki suç oluşması için yukarıda belirtilen CGK"nun kararında açıklandığı şekilde "resmi belgenin düzenlendiği sırada" yazılmış bir beyan yoktur. Bu açıdan somut olayda; ... ismi ile herhangi bir suç tutanağı veya trafik ceza tutanağı düzenlenip düzenlenmeyeceği bile belli değil iken, sanığın sorulduğunda ismini ... olarak beyan etmesi resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyan suçuna teşebbüs olarak değerlendirilemez. Ancak sanığın trafik görevlilerince sorulduğunda ismini ... olarak bildirmesi, yani görevle bağlantılı olarak sorulduğunda kamu görevlisine gerçek kimliğini açıklamaması ve ... olarak belirtmek suretiyle gerçeğe aykırı beyanda bulunması Kabahatler Kanununun 40. maddesindeki kimliği bildirmeme kabahatini oluşturur" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.01.2015 gün ve 273756 sayı ile;
"Olay günü sanığın sevk ve idaresindeki araçla seyir halinde iken trafik polislerince aracın camlarının filmli olduğu ve sürücüsünün emniyet kemeri takmadığı gerekçesiyle durdurulmak istendiği, trafik polisleri, sanığa aracın evraklarını kontrol etmek istediklerini söylediklerinde sanığın aracın tescil belgelerini verdiği, sürücü belgesinin ve kimliğinin yanında olmadığını beyan etmesi üzerine bu kez kimlik bilgileri sorulduğunda adının ... olduğunu söyleyerek araç ve ruhsatını yanında bulunan arkadaşına bırakarak olay yerinden kaçtığı ve tüm tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre düzenlendiği olayda, sanığın eyleminin 5237 Sayılı TCK"nun 206. maddesinde hükme bağlanan memura yalan beyanda bulunma suçunu mu, 5237 sayılı TCK"nun 268/1 maddesi delaleti ile 267/1. maddesinde hükme bağlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu mu, yoksa Kabahatler Kanununun 40. maddesinde hükme bağlanan suçu mu oluşturacağı hususu, itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
5237 sayılı TCK"nun 206. maddesinde hükme bağlanan memura yalan beyanda bulunma suçu, 765 sayılı TCK"nun 343. maddesinin karşılığıdır. 765 sayılı TCK"nun 343/2. maddesindeki nitelikli hallere yeni yasada yer verilmemiş, yalnızca "yalan beyanda bulunma" deyimine yer verilmiştir. Böylece yalan beyanın kapsamı genişletilmiştir.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile korunmak istenilen hukuksal yarar "kamu güveni"dir. 206. madde, doktrinde "fikri sahtecilik" olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Bu suç, kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçuna benzemektedir. Her iki suç bakımından ortak özellik, resmi belgenin içerik olarak gerçeği yansıtmamasıdır. 204/2. maddedeki suçu kamu görevlisi işlerken, bu suçu bir üçüncü kişi işlemektedir. Hukuk düzeni, belli bir belgenin düzenlenmesi esnasında bireye doğru açıklamalarda bulunma yükümü yükletmekte, düzenlenecek belgeye önem vermektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmi belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Belge, bireyin doğru beyanda bulunmaması dolayısıyla gerçeğe aykırı olunca ortada bir belgede sahtecilik eylemi bulunur. Eylem, resmi belgelerin gerçeği yansıttığı ve sahteciliğe konu olmayacağı hususundaki güveni zedelediğinden, bu nedenle suçla korunan hukuki değer kamu güvenidir.
Suçun maddi konusu, failin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak kamu görevlisinin düzenlediği ve beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olan "resmi belge"dir. Yalan beyanın kamu görevlisine yapılması ve kamu görevlisinin de resmi belge düzenlemeye yetkili olması gerekir.
Suçun maddi unsuru, bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunmaktır. Yalan beyanın mutlaka resmi belgenin düzenlenmesi sırasında gerçekleşmiş olması gerekir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmi belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşumu için gereklidir. Zarar aranmaz, zarar olasılığı suçun oluşumu için yeterlidir.
5237 sayılı TCK"nun 268. maddesinde hükme bağlanan "işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla bir başka kişiye ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmak" şeklindeki eylem bir yenilik olarak iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm 765 sayılı TCK"nun adli işlere ilişkin bulunan "memura yalan bildirimde bulunma" suçunu düzenleyen 343/2. fıkrasının karşılığını oluşturmaktadır.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda korunmak istenilen hukuksal değer, adliyenin ve kişi haklarının korunmasıdır.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun faili, işlediği suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılırken kendi kimliği veya kimlik bilgisi yerine başkasına ait kimlik veya kimlik bilgisini kullanan kimsedir. Diğer bir anlatımla fail, kendisi hakkında işlediği suç nedeniyle soruşturma yürütülen ve şüpheli konumunda olan bir kimse veya hakkında kovuşturma yürütülen ve sanık konumunda bulunan kimsedir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun mağduru, adliyedir. Geniş anlamda ise fail tarafından hakkında gerçek dışı hukuka aykırı bir fiil isnat edilen masum kişidir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun maddi unsuru, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmaktır.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması "savunma hakkı" kapsamına girmez. Zira savunma hakkı, isnat olunan suç ve olaya ilişkin olarak tanınmış olup kimlik açısından böyle bir hak söz konusu değildir.
Soruşturma ve kovuşturma makamları önünde kimliği konusunda yalan beyanda bulunan şüpheli ya da sanığın eylemi TCK"nun 206. maddesindeki suçu oluşturur. Eğer şüpheli ya da sanık başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini verirse, bu durumda 268. maddesi delaletiyle 267. maddesi hükmüne göre cezalandırılacaktır. Failin, işlediği veya işlemediği bir suç nedeniyle hayali bir kimsenin kimlik bilgilerini vermesi ya da işlemediği bir suç dolayısıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanık sıfatıyla ifadesine başvurulurken başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini vermesi durumlarında 268. maddesi hükmü uygulanmaz. Bu durumda eylem 206. maddedeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturur.
Kabahatler Kanununun "kimliği bildirmeme" başlıklı 40 maddesi;
"(1) Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.
(2) Açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır. Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
(3) Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir" hükmünü içermektedir.
Bu kabahat fiili ile 5237 sayılı TCK’nun 206. maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde TCK’nun 206. maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması veya kimlik ve adresle ilgili bilgi vermekten kaçınılması halinde Kabahatler Kanununun 40/1. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi gerekmektedir.
Somut olaya bakıldığında; olay günü sanığın sevk ve idaresindeki araçla seyir hâlinde iken trafik polislerince aracın camlarının filmli olduğu ve sürücüsünün emniyet kemeri takmadığı gerekçesiyle durdurulmak istendiği, trafik polislerinin, sanığa evrak kontrolü yapmak istediklerini söylediklerinde, sanığın, aracın tescil belgelerini verdiği, sürücü belgesinin ve kimliğinin yanında olmadığını beyan etmesi üzerine bu kez kimlik bilgileri sorulduğunda, adının ... olduğunu söyleyerek araç ve ruhsatını yanında bulunan arkadaşına bırakıp olay yerinden kaçtığı ve tüm tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre düzenlendiği olayda,
Sanığın eyleminin, Kabahatler Kanununun 40. maddesine uygun olacağı düşünülmektedir. Tüm tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre düzenlendiği, dosyadaki tüm belgelerin gerçek kimliğine göre tanzim edildiği, başkasına ait isimle tutanak düzenlenmediği, bu nedenle "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak" suçunun unsurlarının oluşmadığı, eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen "kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak" kabahatini oluşturduğu düşünülmektedir.
Ancak; Kabahatler Kanunun madde 20"ye göre;
(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idari para cezasına karar verilemez.
(2) (Değişik fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.33.md) Soruşturma zamanaşımı süresi;
a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,
b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır. (Ek cümle: 13/02/2011-6111 S.K 22.mad.) Ancak (Ek ibare: 31/03/2011-6217 S.K 27 mad.) , 89 uncu maddesi hariç olmak üzere 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen ve idari para cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar idari para cezası verilerek tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemez, verilmiş olanlar düşer.
(3) Nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.
(5) Kabahati oluşturan fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde suça ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır" hükmü karşısında zamanaşımının dolduğu" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 03.02.2015 gün, 47-1119 sayı ve oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamında göre inceleme, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.
22.04.2008 günü saat 12.40 sıralarında sanık ..."ın kullandığı araçla arkadaşı tanık ... ile birlikte seyir hâlindeyken trafik ekibince aracın camlarının filmli olduğu ve sanığın emniyet kemeri takmadığının görülmesi üzerine aracın durdurulduğu, trafik ekibince işlem yapılmak için sanıktan ruhsat ve ehliyetinin istendiği, aracın tescil belgelerini veren sanığın sürücü belgesi ve kimliğinin yanında olmadığını, isminin ... olduğunu ve aracı tanık ..."ya teslim edebileceğini söylediği, bu sırada tanık ..."nın, trafik ekibine sanığın isminin ... olduğunu ifade ettiği, bunun üzerine sanığın araca binerek olay yerinden kaçtığı,
Kolluk tarafından yapılan araştırmada, sanığın gerçek adının ... olduğunun belirlendiği, dosya içerisinde sanığın gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isimle düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmadığı, tüm belgelerin sanığın gerçek adıyla düzenlendiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ...; olay günü sanık ..."ın, kullandığı araç ile gelerek kendisini evinden aldığını, araçla seyrettikleri esnada trafik ekibince durdurulduklarını, trafik polislerince sanık ..."ın daha önceden alkollü araç kullanmaktan dolayı ehliyetine el konduğunun ve bu sebeple işlem yapılacağının söylenmesi üzerine sanığın araç ile olay yerinden kaçtığını,
Tutanak tanığı ...; sanığın kullandığı aracın camlarının filmli olduğunu görmeleri üzerine aracı durdurarak sanıktan gerekli evrak istediklerini, aracın ruhsatını uzatan sanığın, ehliyetinin yanında olmadığını söylediğini, bunun üzerine sanığa kimliğini sorduklarını, sanığın verdiği kimlik bilgilerini ekip otosu içinde telsizle polis merkezine bildirdikleri sırada sanığın aniden aracıyla olay yerinden ayrıldığını,
Tutanak tanığı ...; sanığın kullandığı aracı durdurup evrak istediklerinde aracın ruhsatını veren sanığın, adının ... olduğunu, kimliğinin ve sürücü belgesinin yakındaki evinde olduğunu ve sürücü belgesini getireceğini söylediğini, kimlik ibraz edemediğinden sanığın adını arkadaşına sorduğunu, arkadaşının sanığın adının ... olduğunu söylediğini, bunun üzerine sanığa “bak ismin ...’mış, niye kendi ismini söylemiyorsun, isminin ... olduğunu söylüyorsun” dediğinde, sanığın ruhsatı ve arkadaşını bırakıp aracı ile hızla oradan kaçtığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık savcılıkta; olay günü yanında tanık ... olduğu halde ehliyetsiz bir şekilde araç kullanırken trafik polislerince durdurulduğunu, araç camlarının filmli olduğunu gören polis memurlarının ehliyet ve ruhsat istemeleri üzerine ehliyetinin olmadığını söyleyerek kendisini köylüsü olan ... olarak tanıttığını, polis memurlarının, kimliği hakkında doğruyu söyleyip söylemediğini ve ...’in kimlik bilgilerini ısrarla sormaları üzerine aracıyla oradan kaçtığını,
Mahkemede; polisler aracı durdurduğunda evinin çok yakın olduğunu, izin verirlerse hemen gidip ehliyetini ve kimlik belgesini getirebileceğini söylediğini, adını ... değil ... olarak söylediğini, polisin eve gidip ehliyetini getirmesine izin vermediğini, o sırada yoldan geçmekte olan arkadaşı ...’i gördüğünü, cezai işlemin kendisi hakkında yapılmasını, ancak arabayı ehliyeti olan arkadaşı ...’e teslim etmelerini istediği polislerin bunu kabul etmediklerini, bunun üzerine arabaya binerek oradan ayrıldığını, Savunmuştur.
Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için 5237 sayılı TCK"nun 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ve aynı Kanunun 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ve bu suça teşebbüs ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati üzerinde durulması gerekmektedir.
I- Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu:
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Adliyeye karşı suçlar" bölümündeki 268. maddede; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK"nun 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir.
Ayrıca TCK"nun 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazın Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 gün ve 3-95 sayı ile reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hallerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir.
Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve o kişi hakkında iftira atmışcasına soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için, failin daha önce bir suç işlemiş olması veya bir suçtan aranması, kendi kimliğini vermesi halinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir.
Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için, sanığın resmi belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir.
Örneğin; bir işyerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanığın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşinin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi hakkında soruşturma yapılacak ve sanık da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere fail işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşinin adını vererek kardeşine iftira atmışcasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır.
Öte yandan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, failin kullandığı kimlik veya kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması gerekmektedir. Bu sebeple, fail tarafından kullanılan kimlik veya kimlik bilgileri hukuki anlamda sonuç doğuracak nitelikte olmalıdır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait binaya zarar verirken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kendi kimliği yerine başka bir kişinin yalnızca adını vermesi halinde, adı kullanılan kişi hakkında soruşturma yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, hukuki anlamda sonuç doğurmayacak ve bu nedenle de kimlik bilgileri kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir bilgi verildiğinden, anılan suç oluşmayacaktır.
II- Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu:
Uyuşmazlık konusu ile ilgili bir diğer suç olan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu da 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümündeki 206. maddede; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesinde; “Madde, doktrinde "fikrî sahtecilik" olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette "doğruyu söylemek"le yükümleyen İtalyan Ceza Kanununun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur.
Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür.
Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir.
Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır” açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.
Yargısal kararlarda ve öğretide; kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olduğu, bir başka anlatımla beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmayıp, TCK"nun 206. maddesindeki suçun oluştuğu durumlara;
1- Kişinin, İl Çevre Müdürlüğünce verilen idari para cezasının tahsilini engellemek için düzenlenen idari para ceza tutanağında adresini gerçeğe aykırı şekilde beyan etmesi,
2- Borçlu kişinin, haciz tutanağında kendisine ait malları üçüncü kişiye ait gibi beyan etmesi,
3- Hakkında trafik ceza tutanağı düzenlenecek kişinin, kendisine benzeyen başka bir kimsenin fotoğrafı bulunan sürücü belgesini trafik polisine göstermesi, belgedeki fotoğrafın kişiye benzemesi nedeniyle bu beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğu bulunmayan trafik görevlisince sürücü belgesi sahibi adına trafik ceza tutanağı tanzim edilmesi,
Gibi durumlar örnek olarak sayılmıştır.
Öğretideki görüşlere ve konuya ilişkin yargısal kararlara göre, bu suçta temel alınan husus; kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuracak ve ispat aracı oluşturacak nitelikte resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyanlardır. Yalan beyanın doğrudan hukuki sonuç doğurmadığı, delil aracı oluşturmadığı hallerde ya da kamu görevlisinin görevi gereği bu beyanın gerçeğe uygunluğunu araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdiği takdirde resmi belgeyi düzenlemesi, aksi durumda beyanı reddetmesi gerekiyorsa anılan suç oluşmayacaktır.
TCK"nun 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanunun 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin; hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan sanık A"nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B"nin kimlik bilgilerini kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A"nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadığından, A"nın eylemi TCK"nun 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu da oluşturmayacaktır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçuna teşebbüs ile ilgili de değerlendirme yapılması gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda, beyanın, belgenin tanzimi sırasında yapılması gerekir. (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Baskı, Ankara, 2014, s.520) Nitekim, kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu, resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında bulunmaktadır. Buna göre, failin sözlü beyanı üzerine henüz resmi bir belge düzenlenmesine başlanmadan önce, bu beyanın yalan olduğunun kamu görevlisi tarafından anlaşılması halinde anılan suçun teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyecektir. Zira, madde başlığı da göz önüne alındığında, resmi bir belgenin düzenlenmesine kadar gerçeği söyleme zorunluluğu bulunmayan fail, o aşamaya kadar yalan beyanda bulunmakla birlikte, resmi belgenin düzenlenmesine geçilmesinden sonra gerçeği söyleyebileceğinden, anılan suçun icra haraketlerine başlamamıştır.
III- Kimliği Bildirmeme Kabahati:
Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde; "Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir" şeklinde düzenlenmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde gerekçesinde ise; “Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir” açıklamalarına yer verilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçundan farklı olarak resmi bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır. Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz.
Mevzuatımızda kamu görevlilerin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanununun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullanırken kendisinin polis veya jandarma olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği belirtilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma ile işlenmiş sayılır. Diğer bir anlatımla kimliği bildirmeme kabahatinin oluşabilmesi için fiilin yapılması yeterli olup kişinin kimliğinin belirlenememesi, kamu görevinin aksaması gibi bir neticenin gerçekleşmesi gerekli veya zorunlu değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi ve özellikle de gerçeğe aykırı beyanda bulunması resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırma gibi 5237 sayılı TCK"da yer verilen suçları oluşturabilir. Benzer şekilde söz konusu fiillerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa (m.67/1) muhalefet, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununa (m.25) muhalefet ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa (m.16) muhalefet gibi özel kanunlarda ihdas edilmiş suçları da oluşturması mümkündür. Ayrıca şahsın kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini de oluşturabilir. Bir fiil, hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise Kabahatler Kanununun 15/3. maddesi uyarınca sadece suçtan dolayı yaptırım tatbik edilecek, ancak suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla müeyyide uygulanabilecektir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ..."ın kullandığı araçla seyir hâlindeyken trafik polislerince, emniyet kemeri takmaması ve aracının camlarının filmli olması nedenleriyle durdurulduğu, trafik polislerinin ehliyet ve kimliğini ibraz etmesini istemeleri üzerine sanığın kendisini ... ismi ile tanıttığı, bu beyana itibar etmeyen trafik polislerinin herhangi bir belge düzenlemeden sanığın gerçek adının ... değil ... olduğunu tespit ettikleri ve tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği olayda; sanığın işlediği bir suç bulunmaması ve başkasına ait kimlik bilgilerini, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kullanmaması göz önüne alındığında, iftiranın özel bir şekli olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun; kollukça yapılan araştırmada, sanığın gerçek kimliğinin tespit edilerek tutanağın bu kimlik bilgileri ile düzenlenmiş olması ve sanığın gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isme göre düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmaması gözetildiğinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun; yine kimlik bilgilerini gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği esnada polis memurlarınca resmi bir belgenin düzenlenmesine başlanmamış olması karşısında, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçuna teşebbüsün oluşmayacağı, sanığın, görevleriyle bağlantılı olarak kimliğine ilişkin soru soran trafik polislerine, kimlik bilgileri ile ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktan ibaret eyleminin, Kabahatler Kanununun 40. maddesinde düzenlenen “kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu nedenle, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğunu kabul eden yerel mahkeme hükmü ile eylemin bu suça teşebbüsü oluşturduğunu kabul eden Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.
Ulaşılan bu sonuç karşısında zamanaşımı yönünden de değerlendirme yapılması gerekmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanununun "Soruşturma zamanaşımı" başlıklı 20. maddesi;
"(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.
(2) (Değişik: 6/12/2006-5560/33 md.) Soruşturma zamanaşımı süresi;
a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,
b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç,
yıldır.
...
(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar..." biçiminde düzenlenmiştir.
Bu hükme göre, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesinde düzenlenen "kimliği bildirmeme" kabahati için öngörülen idari para cezasının miktarı itibarıyla soruşturma zamanaşımı süresinin, aynı Kanunun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca üç yıl olduğu ve kabahatin işlendiği 22.04.2008 tarihinden itibaren işlemeye başlayan zamanaşımının, Özel Dairenin inceleme tarihinden önce 22.04.2011 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin "kimliği bildirmeme" kabahatini oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak sanığın kabahat niteliğindeki eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanununun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen zamanaşımının, Özel Daire inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 322 ve Kabahatler Kanununun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanununun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 21.10.2014 gün ve 29639-16992 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Denizli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.12.2009 gün ve 739-950 sayılı hükmünün, sanığın eyleminin "kimliği bildirmeme" kabahatini oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, sanığın kabahat niteliğindeki eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanununun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen zamanaşımının, Özel Dairenin inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 322 ve Kabahatler Kanununun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanununun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.