12. Ceza Dairesi 2016/7484 E. , 2016/12055 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : 5271 sayılı CMK"nın 223/2-e maddesi uyarınca Beraat
Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Ölen ..."ın, olay tarihinde geçirdiği trafik kazası sonrası saat 00:55"te ... Devlet Hastanesi"ne getirildiği, nöbetçi doktor olan sanık tarafından yapılan ilk muayenede, solunumun düzenli olduğu belirlenip, çenede mevcut kesi sütüre edilerek pansuman uygulandığı, ilk ve acil muayenenin ardından ölenin “akut alkol zehirlenmesi” ön tanısıyla müşahadeye alındığı, yakınlarının hastaneden götürmek istemeleri üzerine saat 03:30 sıralarında ölenin sanık tarafından son kez muayene edildiği, tüm bulguların normal olduğunu değerlendiren sanığın öleni taburcu ettiği, saat 04:40"ta tekrar hastaneye getirilen ölenin solunumunun düzensiz olduğu belirlenerek, yine sanık tarafından ... Fakültesi Hastanesi"ne sevk edildiği, saat 07:00"de yapılan acil servis konsültasyonunda, alkol intoksikasyonu, trafik kazası ve solunum sıkıntısı nedeniyle gelen ölenin şuurunun kapalı ve entübe olup, PLV"ye bağlı bulunduğunun, sözlü ve ağrılı uyaranlara yanıt alınamadığının belirlendiği, saat 08:00"de yapılan beyan cerrahisi konsültasyonunda, genel durum kötü, şuur kapalı olup, funduskopi ve ense sertliğine bakılamadığı, kranial sinir muayenesinin değerlendirilemediği, mandibula üzerinde 1 cm"lik sütüre cilt kesisi ile yüzün sol tarafında abrazyonlar bulunduğunun tespit edildiği, spinal sinir muayenesinde, ağrılı uyaranlara dört ekstremitede yanıt olmadığının, okülosefalik refleks bulunmadığının saptandığı, çekilen BBT"de sol frontal subdural hematom + beyin ödemi + sağ 1 cm"lik shift görüldüğü, muayenesinin ardından ölenin acil yoğun bakıma yatırılarak izlem ve takiplere başlandığı, 09/07/2005 tarihinde, saat 03:30"da ölende kardiak arrest geliştiği, ölenin resusitasyona cevap verdiği, ancak saat 04:00"te tekrar arrest geliştiği ve eks kabul edildiği;
... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/07/2005 tarihli “ölü muayene ve otopsi tutanağı” nda, ölenin boyun bölgesinin ekimozlu olduğunun, her iki dirsek çukurunda ekimozlu iğne izleri ve yanak sol tarafta cilt abrazyonları bulunduğunun, ölende başkaca bir bulguya rastlanmadığının, motosiklet kazası ile husulü mümkün künt kafa travmasına bağlı olarak gelişen beyin kanaması neticesinde ölümün meydana geldiğinin, kesin ölüm nedeni belli olduğundan klasik otopsiye gerek bulunmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Birinci İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 21/03/2007 tarihli raporda da; zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte, tıbbi belgelere göre kişinin ölümünün, trafik kazası ile husulü mümkün künt kafa travmasına bağlı akut subdural hematom ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin açıklandığı;
Kusura ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 11/05/2007 tarihli raporda; ölenin trafik kazası sonucu getirildiği ...Devlet Hastanesi"nde şuur bulanıklığı saptandığının, başlı başına şuur bulanıklığı olan klinik tablosu hafif seyreden kafa travmalarında kişi alkollü ise, şuur bulanıklığının alkole atfedilmesi şeklinde yanılgılar görülebileceğinin, ancak bu durumda dahi kişinin kafa içinde herhangi bir değişim (kanama, ödem, v. b.) olup olmadığının araştırılmasına yönelik uygun tetkik ve takiplerin yapılabileceği bir merkezde gözlem altında bulundurulmasının veya böyle bir merkeze sevk edilmesinin uygun olduğunun, bu şekilde davranmamış olan sanığın eksik eyleminin bulunduğunun, ancak, erken tanı konulup tedavi yapılsa da ölenin kurtulmasının kesin olmadığının belirtildiği, Yüksek Sağlık Şurası"nın 25-26/06/2009 tarihli kararının sonuç bölümünde de aynı açıklamaya dayanılarak sanığın kusurlu olduğu değerlendirilmekle birlikte, erken tanı konulup tedavi yapılsa da ölenin kurtulması kesin olmadığından, bu kusurla ölüm arasında illiyet bağı kurulamayacağına karar verildiği;
Dairemizin 22/03/2012 tarih, 2011/12604 - 2012/8084 sayılı bozma ilamına uyularak, sanığın kusurlu fiili ile ölüm neticesi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının tereddütsüz şekilde saptanması için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulu"na gönderildiği, adı geçen kurum tarafından düzenlenen 16/01/2014 tarihli raporda da, ölenin trafik kazası sonucu getirildiği ... Devlet Hastanesi"nde şuur bulanıklığı saptandığının, başlı başına şuur bulanıklığı olan klinik tablosu hafif seyreden kafa travmalarında kişi alkollü ise, şuur bulanıklığının alkole atfedilmesi şeklinde yanılgılar görülebileceğinin, ancak bu durumda dahi kişinin kafa içinde herhangi bir değişim (kanama, ödem, v. b.) olup olmadığının araştırılmasına yönelik uygun tetkik ve takiplerin yapılabileceği bir merkezde gözlem altında bulundurulmasının veya böyle bir merkeze sevk edilmesinin uygun olduğunun, bu şekilde davranmamış olan sanığın eksik eyleminin bulunduğunun, ancak, erken tanı konulup tedavi yapılsa da ölenin kurtulmasının kesin olmadığının belirtildiği;
Dosya kapsamında, ölüm neticesine sanığın kusurlu fiilinin neden olup olmadığına ilişkin üç ayrı rapor bulunduğu, raporların tamamında, “kişinin kafa içinde herhangi bir değişim (kanama, ödem, v. b.) olup olmadığının araştırılmasına yönelik uygun tetkik ve takiplerin yapılabileceği bir merkezde gözlem altında bulundurulmasının veya böyle bir merkeze sevk edilmesinin uygun olduğu, bu şekilde davranmamış olan sanığın kusurunun bulunduğu, ancak, erken tanı konulup tedavi yapılsa da ölenin kurtulmasının kesin olmadığı” hususunda görüş birliğine varıldığı, dolayısıyla, meydana gelen olayda sanığın kusurlu hareket ettiğini kabulde zorunluluk bulunmakla birlikte, kusur ile ölüm neticesi arasındaki illiyet bağının tereddütsüz ve şüpheden uzak bir şekilde kurulamadığı, bu nedenle, sanığın eyleminin “taksirle öldürme” suçunu oluşturmayacağı, ancak sanık tarafından gerçekleştirilen kusurlu hareketin, 5237 sayılı TCK"nın 257/2. maddesi kapsamında “görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterme” fiili olarak ortaya çıktığı anlaşılmakla;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı TCK"nın 257/2. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç aynı Kanunun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, zamanaşımını kesen en son işlem 30/01/2008 tarihli sorgu olup, zamanaşımının durma süresi de gözetildiğinde, anılan tarihten itibaren 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı inceleme tarihinden önce gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de, 5271 sayılı CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun"un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE, 20/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.