15. Hukuk Dairesi 2019/3159 E. , 2020/2838 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, haksız ve taşkın konulan geçici inşaatçı ipoteği şerhi nedeni ile tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, açılan davanın kesin hüküm oluşturduğu ve kesinleştiği tarihe kadar tedbire itiraz edilmediğinden haksızlığından söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine dair verilen karara karşı davacı arsa sahibince süresinde temyiz yoluna başvurulmuştur.
Davacılar taleplerinde özetle; Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2008/655 Esas, 2013/62 Karar sayılı kararı ile, taşeron tarafından yüklenici ve arsa sahibi aleyhine açılan davada, arsa sahibinin bedelden sorumlu olmayacağından ve arsa sahibine husumet yöneltilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, davalı yüklenici ...Mattera İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkında 700.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmiştir. Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi"nin 2008/655; 2013/62 ve 26.02.2013 tarihli kararı davacı yüklenici ve davalı arsa sahibi tarafından temyiz edilmiş, ilk derece mahkemesi 17.09.2013 tarihli ek kararıyla harç ve giderlerin yatırılmadığı gerekçesiyle davalıların temyiz başvurularından vazgeçilmiş sayılmalarına karar verilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi"nin 2013/6211 Esas, 2014/5291 Karar ve 18.09.2014 tarihli kararıyla davacının vekâlet ücreti dışında temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiş, davacı ile davalı arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığından bahisle husumetten reddedildiği gerekçesiyle nispi vekâlet ücreti maktu olarak düzeltilmek suretiyle onanmıştır. Söz konusu karar, davalıların karar düzeltme istemleri de reddedilmek suretiyle 02.03.2015 tarihinde kesinleşmiştir.
Söz konusu dava dosyasında ilk derece mahkemesince 26/12/2008 tarihli tensip tutanağı 4 nolu bendinde "Dava konusu taşınmazın davalılar adına kayıtlı olması halinde dava değeri olan 200.000,00 TL değerinde geçici olarak kanuni ipotek konulması için tapu sicil müdürlüğüne yazı yazılmasına"" karar verilmiştir. Aynı tarihte yazılan müzekkere elden tapu sicil müdürlüğüne gönderilmiştir. Bodrum Tapu Sicil Müdürlüğü 26.12.2008 tarih ve 22197 yevmiye numarasıyla davalılar adına kayıtlı tüm bağımsız bölümler üzerine karar gereğince geçici kanuni ipotek şerhi verildiği mahkemeye bildirilmiştir. Kararın gerekçe kısmında ""tedbire konu taşınmazların davalı müteahhidin payına düşen taşınmazlar olduğundan tedbirlerin karar kesinleşene kadar etkisini sürdürmesi gerektiği, davacının taşeron olarak müteahhit firmadan alacaklı olduğu, davacı alt müteahhidin asıl müteahhidin kat karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle arsa malikinden doğan alacağından tahsil imkanı bulunduğundan, MK 807 maddesi gereğince taşınmazlar üzerinde ipotek tesis etme ve alacağını teminat alma hakkı bulunduğu, varlığı hususu kesinleştikten sonra zaten talep halinde geçici şerhin kesin şerhe dönüşeceğinden ve gerekirse bu hususta tapuya yazı yazılabileceğinden dolayı hüküm kısmında ayrıca bu hususa değinmeye gerek olmadığı"" gerekçesiyle hüküm fıkrasında ipotek şerhi tesisine dair ayrıca bir karara yer verilmemiştir.
Hem kişiler hem de devlet açısından hukuki istikrarın sağlanması ve adalete güvenin tesisi açısından, mahkemelerce verilen kararların bir noktada kesinleşmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemelerinin verdiği kararın yasa yolları tüketilerek kesinleşmesi halinde kesin hükümden bahsetmemiz mümkündür. Kesin hüküm de kendi içerisinde şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olarak ikiye ayrılmaktadır. Şekli anlamda kesin hüküm, kararın şekli anlamda kesinleşmesi ile, yani o karara karşı belirli bir aşamadan sonra olağan kanun yollarına başvurulamayacağı, diğer bir deyişle olağan kanun yollarının tüketilmesi ile ortaya çıkar. Şekli anlamda kesinlik ile taraflar arasındaki uyuşmazlıktan ziyade görünmekte olan davanın sona erdiği anlaşılır. Artık taraflar arasında bu uyuşmazlığa ilişkin görülmekte olan bu davanın kapandığını şekli anlamda kesinlikle söyleyebiliriz. Uyuşmazlığın tümden ortadan kaldırılması için ayrı bir müesseseye ihtiyaç bulunmaktadır. Buna da maddi anlamda kesin hüküm denilmektedir. Maddi anlamda kesin hüküm ile, yargısal kararlara, kanun koyucu tarafından bir gerçeklik tanınması söz konusudur (Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Sema Taşpınar Ayvaz, Emel Hanağası; Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları 5. baskı Ankara 2019, S. 688). Maddi anlamda kesin hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık tümden sona ermektedir. Artık bu uyuşmazlık, taraflar arasında bir dava konusu yapılamayacak demektir. HMK’nın 303. maddesinde de aynen “bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Madde hükmünden de anlaşıldığı üzere, bir hükmün maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için bu dava ile yeni açılan davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekmektedir. Her üçünün birlikte bulunması halinde, artık kesin hüküm bulunduğunun kabulü gerekecek, açılan yeni dava kesin hüküm nedeni ile dava şartı yokluğundan redde mahkum olacaktır.
Tüm bu anlatılanlar nezdinde dava konusu olaya döndüğümüzde; Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/655 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne, temyize konu dosya davacısı davalı arsa sahibi hakkında davanın husumetten reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı tarafça temyiz yoluna başvurulmuş, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 07.12.2012 tarih ve 2012/4878 Esas, 2012/7702 Karar sayılı ilamı ile temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar verilmiş, bu onama kararına karşı karar düzeltme yoluna davalılarca gidilmesi ve karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi üzerine, verilen karar 02.03.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısı ile bu dosya yönünden şekli anlamda kesin hükmün oluştuğu anlaşılmaktadır.
Maddi anlamda kesinlik yönünden değerlendirdiğimizde; söz konusu dava dosyasında TMK 893 ve devamı maddelerine göre geçici yapı ipoteği şerhi tensiben konulmuş ve nihai kararın gerekçe kısmında hükmün kesinleşmesi ile geçici şerhin kesin şerhe dönüşeceği belirtilmiş ve kesinleşme sonrasında tapu siciline yazılan yazı ile bu doğrultuda işlem yapılmış ise de, arsa sahibi hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmiş olup, bedelin tahsiline dair hüküm oluşturulmadığı, talep edilen yapı ipoteği isteminin kabulü ile kesin ipoteğe dönüştüğüne dair arsa sahibi aleyhine hüküm kurulmadığından gerekçe kısmında belirtilen geçiçi ipotek şerhinin kesin ipoteğe dönüştüğüne dair hükmün arsa sahibi aleyhine kesinleştiği ve kesin hüküm teşkil ettiğinin kabulü mümkün değildir. Zira HMK’nın 297. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında tarafların taleplerinin karşılanması, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklarının gösterilmesi gerekir. İİK’nın 24 ve devamı maddeleri gereğince de hükmün infazı sırasında hüküm altına alınan hak ve borçlar esas alınacaktır. Söz konusu hükümde, arsa sahibi hakkında açılan dava husumet nedeniyle usulden reddedilmiş olup, aleyhine tesis edilmiş bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu duruma karşın mahkemece bedel ve ipotek tesisi bakımından nihai kararda arsa sahibi hakkında hüküm bulunmamasına rağmen tapu müdürlüğüne yazı yazılarak hükmün kesinleştiğinden bahisle ipoteğin kesin ipoteğe dönüştüğünün bildirilmesi doğru olmamıştır. Bu yazı üzerine de arsa sahibinin taşınmazı satılarak zarara uğratıldığından sorumlulardan zararının tazminini istemekte haklıdır.
Bu halde mahkemece hüküm fıkrasında yer almaması ve arsa sahibi aleyhine gerek bedel gerekse ipotek ile ilgili nihai kararda hüküm bulunmaması sebebi ile gerekçede yazılan hususlar kesin hüküm de teşkil etmeyeceğinden deliller toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru olmamış, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 16.07.2019 tarih ve 2019/1227 Esas, 2019/1176 Karar sayılı ilamının kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün davacı yararına bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenenden 5766 sayılı Kanun"un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 21.10.2020 gününde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.