10. Hukuk Dairesi 2015/21859 E. , 2017/8841 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ve davalı şirket vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı kurum, 14.10.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle %41,2 oranında iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan ve yapılan sosyal yardımlardan oluşan kurum zararının davalılardan rücuan tahsilini talep etmiş olup, davanın yasal dayanağı, olay tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun"un 21. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ve 76. maddenin 4. fıkrasıdır. Mahkemece meydana gelen iş kazasında 3. kişi konumunda olan ... hakkında kastının olmaması gerekçesiyle davanın reddine, davalı şirket hakkında davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu karar eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır.
1- İşverenin ve üçüncü kişilerin iş kazasındaki kasıt veya kusurunun tespiti amacıyla; iş kazasının oluşumuna ilişkin maddi olguların eksiksiz biçimde saptanması, sorumluluğu gerektiren her koşulun, kendi özelliği çerçevesinde araştırılıp irdelenmesi, işveren ve diğer ilgililerin kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi gerekir. Mahkemece, davaya konu olay ile ilgili sigortalı tarafından açılan tazminat dosyası bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçlar, rücu davasında kurumun taraf olmaması nedeniyle bağlayıcı nitelikte bulunmamakta ise de işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi veyahut kesinleşmiş olması halinde güçlü delil olarak kabul edilebilmektedir.
2- 5510 sayılı Kanunun 39. maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre; Kurumun rücu hakkı, üçüncü kişinin sadece kasıtlı fiili haline özgülenmiştir. Yasanın açık ve buyurucu hükmüne göre; üçüncü kişi, kasta dayanmayan fiili sonucunda sigortalının malül kalmasına veya ölümüne neden olmuş ise, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan aylıkların ilk peşin değerinin yarısından sorumlu tutulması mümkün değildir. Ancak iş kazalarında söz konusu olan 5510 sayılı Kanunun 21. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre 3. kişilerin iş kazasının meydana gelmesinde kasıt, kusur veya ihmallerinin olması durumunda sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan aylıkların ilk peşin değerinin yarısından, geçici iş göremezlik ödeneği ve tedavi masraflarından kusur oranına göre sorumlu tutulması mümkündür. Yani üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Bir başka ifadeyle; üçüncü kişi, ancak kusurlu bir hareketinin varlığı halinde rücu alacağından sorumludur.
Yukarıda belirtilen husus ve ilkeler çerçevesinde olayla ilgili sigortalı tarafından açılan tazminat dava dosyasının sonuç ve akibeti araştırılarak, tazminat yargılamasında esas alınan kusur raporunda belirlenen kusur oranları da gözetilmek suretiyle ve 5510 sayılı Yasanın 21/4 maddesinde 3. kişiler bakımından rücuan sorumluluğa gidilebilmesi için kişinin kasıtlı olmasının aranmadığı, kusur unsurunun varlığının yeterli olduğu gözetilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum ve davalı şirket vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı şirkete iadesine, 12.12.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.