
Esas No: 2016/1435
Karar No: 2019/624
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1435 Esas 2019/624 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 260-420
Parada sahtecilik suçundan sanık ..."nin TCK’nın 197/1, 62/1, 52/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sahte paraların 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 17 ve Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 16. maddeleri uyarınca işlem yapılmak üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına gönderilmesine ilişkin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2012 tarihli ve 260-420 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 27.03.2014 tarih ve 16823-7943 sayı ile;
"Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, suçun sübutuna, manevi unsuruna, cezanın miktarına yönelik yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
1- Temel ceza belirlenirken hapis cezası alt sınırdan tayin edilmesine karşın hapis cezasının yanında hükmolunan adli para cezasının farklı bir gerekçe gösterilmeksizin alt sınırdan uzaklaşılarak tayini,
2- Suça konu emanete alınmış sahte paranın TCK"nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmeden, 5320 sayılı Yasa"nın 17. maddesi uyarınca Merkez Bankasına gönderilmesine karar verilmesi,
Yasaya aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların, 5320 sayılı Yasa"nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanığa TCK"nın 197/1. maddesi uyarınca hapis cezası yanında adli para cezasına esas alınan 120 günün 5 güne, TCK"nın 62/1. maddesinin uygulanması ile belirlenen 100 günün 4 güne, aynı Yasa"nın 52/2. maddesinin uygulanmasına yönelik paragraftaki 100 günün 4 güne, 2.000 TL"nin 80 TL"ye indirilmesi; hükmün sahte paraların Merkez Bankasına gönderilmesine ilişkin bölümüne "suça konu sahte paranın TCK"nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine" ibaresinin ilavesi," suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.06.2016 tarih ve 237098 sayı ile;
"Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2008 tarih ve 2007/95 esas, 2008/232 sayılı kararı incelendiğinde; sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, suç tarihi 17.05.2006 olan ve 22.06.2006 tarih ve 2007/1400(2006/158) esas sayılı iddianame ile dava açıldığı, TCK"nın 197/1, 52, 53, 54. maddeleri gereğince 2 yıl hapis, 100 TL adli para cezası ve müsadere ile mahkûmiyetine karar verildiği, karar temyiz edilmeden kesinleştiği,
İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.11.2012 tarih ve 2011/260 esas, 2012/420 sayılı kararı incelendiğinde; sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, suç tarihi 13.03.2006 olan ve 16.06.2011 tarih ve 2011/24457 esas sayılı iddianame ile dava açıldığı, TCK"nın 197/1, 62, 52, 53. maddeleri gereğince, 1 yıl 8 ay hapis, 2.000 TL adli para cezası ve sahte paranın T.C. Merkez Bankasına gönderilmesi ile mahkûmiyetine karar verildiği, sanığın temyizi üzerine Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesince kararın düzeltilerek onanmasına karar verildiği,
Temyiz edilmeden kesinleşen Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesine sanık hakkında dava açılmasını sağlayan, 2007/1400(2006/158) esas sayılı iddianamenin suç temadi ettiğinden ve hukuki kesinti de bulunmadığından, iki suç tarihini de kapsadığı ve tek suç oluştuğu hâlde, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine mükerrer dava açıldığı ve mahkûmiyet kararı verildiği anlaşıldığından, mükerrer açılan bu davanın CMK"nın 223/7. madde ve fıkrası gereğince reddine karar verilmesi gerektiğinden, düzeltilerek onama kararının kaldırılarak mahalli mahkeme hükmünün bozulması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 21.11.2016 tarih ve 8310-10567 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanıklar ..., ... (...), ..., ... (...) ve ... hakkında parada sahtecilik suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin; sanık ... hakkında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında parada sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosya kapsamına göre sanık hakkında 13.03.2006 tarihinde, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde işlediği sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 16.06.2011 tarihinde parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince 29.11.2012 tarih ve 260-420 sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verildiği; yine sanık hakkında 17.05.2006 tarihinde, Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde işlediği sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 22.06.2006 tarihinde parada sahtecilik suçundan açılan kamu davası ile 21.02.2007 tarihli görevsizlik kararı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün ise 01.12.2008 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmış olup; sanık ..."nin 13.03.2006 tarihinde yakalanması nedeniyle sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak temadinin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve buna bağlı olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan itiraza konu kamu davasının mükerrer olduğundan bahisle reddine karar verilip verilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Üst arama tutanağında; 13.03.2006 tarihinde, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde ... .. plaka sayılı araçla piyasaya sahte para sürülmesi olayı ile ilgili olarak yakalanan, Kemal oğlu, 1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı/Göksu nüfusuna kayıtlı olduğu belirtilen sanık ... Yelken (Adıyeke) ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... (...) ve ..."nin (...) üzerlerinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanmadığı, inceleme dışı sanık ...’ın yapılan üst aramasında ise yaklaşık 2,5 gram hint keneviri tohumunun ele geçirildiği bilgilerine yer verildiği,
Araç arama tutanağına göre; suça konu ... .. plaka sayılı araçta yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı,
Şüpheli ve sanık hakları formuna göre; sanık ... Yelken"in (Adıyeke) 13.03.2006 tarihinde saat 18.00’de gözaltına alındığı,
Sanık ... Yelken (Adıyeke) hakkında Torbalı Devlet Hastanesi tarafından 14.03.2006 tarihinde saat 01.15’te darp ve cebir raporu düzenlendiği,
Jandarma tarafından sanık ve inceleme dışı sanıkların serbest bırakılmalarına ilişkin düzenlenen 13.03.2006 tarihli tutanakta; piyasaya sahte para sürmek suçundan ifadeleri alınan, Kemal oğlu, 1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı nüfusuna kayıtlı olduğu belirtilen sanık ... Yelken (Adıyeke) ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ... (...) hakkında yapılan tahkikat tamamlandığından Torbalı Devlet Hastanesinden raporları alındıktan sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısının sözlü talimatına istinaden serbest bırakıldıkları bilgisine yer verildiği,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından düzenlenen 06.10.2008 tarihli ve 2935 sayılı raporda; E15 047671 seri numaralı bir adet 20 TL’nin sahte olduğu, aldatma (iğfal, sürüm) kabiliyetinin bulunduğu, yapılışındaki özen ve ustalık derecesi nedeniyle sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlarca veya veznedarlar gibi para işinin bir parçası olan insanlarca sahte olduğunun anlaşılacağının belirtildiği,
Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığınca, Torbalı İlçe Nüfus Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 05.12.2007 tarihli ve 2006/888 sayılı müzekkere ile Kemal ve Antike oğlu 01.01.1982 doğumlu, Erzurum/Karayazı/Göksu nüfusuna kayıtlı Menderes Yelken"e ait nüfus kaydının istendiği ancak yapılan incelemede Menderes Yelken adına kayda rastlanılmadığı, bunun üzerine dinlenilen inceleme dışı sanıklar ..."in (...) 18.05.2010, ..."nin (...) 03.06.2010 ve sanık ..."nin 05.05.2011 tarihli kolluk ifadeleri sonucunda sanık ..."nin yakalandığı sırada kolluk görevlilerine "Adıyeke" olan soyadını "Yelken", "15.10.1987" olan doğum tarihini ise "01.01.1982" olarak belirttiğinin tespit edildiği,
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca parada sahtecilik suçundan sanık ... ile inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ... (...) hakkında düzenlenen 16.06.2011 tarihli ve 24457-1259 sayılı iddianamenin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince 24.06.2011 tarihinde kabulüne karar verildiği,
Dosya arasında bulunan Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/95 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; sanık ...’nin 17.05.2006 tarihinde Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde bulunan kırtasiye dükkanına gelerek 10 TL değerinde olan müzik kutusunu almak amacıyla mağdur Ali Top’a bir adet B692 44417 seri numaralı 50 TL verdiği, daha sonra 40 TL para üstü ile müzik kutusunu alarak iş yerinden ayrıldığı, mağdurun paranın sahte olduğunu tespit etmesi üzerine durumu polise bildirdiği, 18.05.2006 tarihinde yakalanan sanıktan aynı seriden bir adet daha sahte 50 TL"nin ele geçirildiği, Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında parada sahtecilik suçundan TCK"nın 197/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle düzenlenen 22.06.2006 tarihli ve 158-97 sayılı iddianamenin Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 07.07.2006 tarih ve 93 sayı iade edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine aynı mahkemenin 11.07.2006 tarihli ve 384 sayılı kararı ile itirazın kabulüyle iddianamenin iadesine dair karar kaldırılarak dosyanın esasa kaydının yapılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sırasında eylemin TCK’nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 21.02.2007 tarih ve 282-110 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile; sanığın TCK’nın 197/1, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, söz konusu mahkûmiyet hükmünün ise temyiz edilmeksizin 01.12.2008 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... kollukta; olay tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde patates satmak için bulunduğu sırada yanına Menderes Yelken (Adıyeke) isimli şahsın gelerek 20 TL verip kendisinden bir torba patates istediğini, paranın sahte olduğunu anlayıp "Bu para bende geçmez." dediğini, sanığın başka bir 20 TL vermesi üzerine yine "Bu para da geçmez." diyerek iade ettiğini, sanık ..."in yanında başka parası olmadığını söyleyerek, araçta bulunan diğer arkadaşlarından patatesin ücretini almasını isteğini, bu şahısların kendisine verdikleri 20 TL’nin de sahte olduğunu anlayınca “Bu paralar sahte.” diyerek iade ettiğini, bu sırada Menderes isimli şahsın mağdur ..."in işlettiği bakkaldan geldiğini görünce hemen bakkal sahibi olan ..."in yanına giderek durumu anlattığını, yaptıkları kontrolde Menderes"in bakkala vermiş olduğu 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit edince jandarmaya haber verdiklerini,
Mahkemede; sanık ...’in 5 TL’lik bir torba patates karşılığı 20 TL verdiğini, sahte olduğunu anlayınca iade ettiğini, verdiği ikinci 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit ettiğini, bunun üzerine hatırladığı kadarıyla araçta bulunan diğer bir şahsın kendisine 20 TL verdiğini ancak o paranın da sahte olduğunu anladığını, daha sonra şahısların geldikleri araçla yanından ayrılarak mağdur ...’ın bakkalının az ilerisinde durduklarını, araçtan inen erkek şahsın bakkala girdiğini gördüğünü, kısa bir süre sonra aynı şahsın geldikleri araca binerek uzaklaştığını, bakkala giderek mağdur ...’a durumu anlattığında söz konusu şahsın verdiği 20 TL’nin de sahte olduğunu tespit ettiklerini,
Mağdur ... aşamalarda; olay tarihinde Menderes Yelken (Adıyeke) isimli şahsın kendisinden bir paket sigara alıp 20 TL verdiğini, daha sonra yanına gelen ...’in Menderes"in verdiği paranın sahte olabileceğini söylemesi üzerine parayı kontrol ettiklerinde sahte olduğunu anlayıp durumu jandarmaya bildirdiklerini,
İnceleme dışı sanık ... (...) 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde kız kardeşi ... (...) ve arkadaşları olan Menderes, Nihat, Mehmet ile birlikte kendisine ait ... .. plaka sayılı araçla Torbalı ilçesinde bulunan diğer arkadaşı ...’ı ziyarette gittiklerini, daha sonra onu da alarak birlikte gezmeye başladıklarını, aynı gün saat 20.00 sıralarında Bozköy Mahallesine geldiklerini, burada bulundukları sırada sanık ..."in arabayı durdurarak tek başına bakkala sigara almaya gittiğini, Menderes"in üzerinden sahte para çıktığını daha sonra öğrendiğini,
03.06.2010 tarihinde kollukta; ablası Zeynep Yılmaz"ın eski eşi olan Menderes"in gerçek soyadının "Adıyeken" olduğunu ve Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi, Yeşiltepe Mahallesinde ikamet ettiğini,
İnceleme dışı sanık ... 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde arkadaşları olan ... (...), ... (...), Menderes Yelken (Adıyeke) ve ... ile birlikte Yazıbaşı Mahallesine gezmeye gittikleri sırada yolda Menderes’in sigara aldığını, bu şahsın verdiği 20 TL’nin sahte olduğunu daha sonra öğrendiğini,
Mahkemede; sanık ..."in bu sahte parayı mahalleden tanıdığı arkadaşı Selim Çalış’tan aldığını bildiğini,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; ... (...) ve ...’in (...) arkadaşları olduğunu, diğer şahısları tanımadığını, olay tarihinde Şükran’ın kendisini arayarak “Abi benim ehliyetim yok, yanımda arkadaşlarım var, bizi gezdir.” dediğini, Bozköy Mahallesinde sigara alacaklarını söylediklerini, alışverişin sahte para ile yapıldığını daha sonra öğrendiğini, Bozköy Mahellesinden çıktıktan sonra jandarma tarafından durdurularak karakola getirildiklerini,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; arkadaşları ile birlikte Torbalı ilçesine gezmeye gittiklerini, Bozköy Mahallesinde bulundukları sırada Menderes Yelken’in (Adıyeke) araçtan inerek bir bakkaldan sigara aldığını, ardından araçları ile birlikte Bozköy Mahallesinden uzaklaştıktan bir süre sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, bunun üzerine Menderes’in bakkala sahte para verdiğini öğrendiğini,
İnceleme dışı sanık ... (...) 13.03.2006 tarihinde kollukta; olay tarihinde Torbalı ilçesine gezmeye gittiklerini, Bozköy Mahallesinde bulundukları sırada Menderes Yelken’in (Adıyeke) araçtan inerek bir bakkaldan sigara aldığını, ardından araçları ile birlikte Bozköy Mahallesinde uzaklaştıktan bir süre sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, bunun üzerine Menderes’in bakkala sahte para verdiğini öğrendiğini,
18.05.2010 tarihinde kollukta; olay tarihinde kendisi ile birlikte yakalanan şahsın adını Menderes Yelken değil Menderes Adıyeken olarak bildiğini, bu şahsı ablası olan Zeynep Yılmaz aracılığıyla tanıdığını ancak açık kimlik bilgilerini bilmediğini,
Yakalama sonucu Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde; ablası ..."nin (...) aracı ile Bozköy Mahallesine gittiklerini bu sırada Menderes’in eve götürmek için patates almak istediğini, öncelikle markete gidip sigara aldığını, sonra da iki çuval patates aldığını, patates satan kişinin gelerek verdiği paranın sahte olduğunu söylediğini, sonra da market sahibinin gelerek paranın sahte olduğunu söylediğini, olay yerine jandarmanın geldiğini, birlikte karakola giderek ifade verdiklerini, ... isimli şahsın büyük ablasının gayri resmî eşi olduğunu, ...’nun ise o tarihlerde eşi olduğunu, Mehmet Baki Aktaş’ın olayla ilgisi bulunmadığını, ...’ın ise ..."nin arkadaşı olduğunu, sahte para ile ilgisi bulunmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ...’nin "Menderes Yelken" ismini kullanarak verdiği 13.03.2006 tarihli kolluk ifadesinde; olay tarihinde saat 18.00 sıralarında Torbalı ilçesi Bozköy Mahallesine geldiklerini, buradan sigara alıp daha sonra Yazıbaşı Mahallesine gezmek için gideceklerini, seyyar bir manav görünce patates almayı düşündüğünü ancak daha sonra vazgeçtiğini, bakkaldan sigara aldıktan sonra tekrar yola çıktıklarını, bakkala verdiği 20 TL"nin sahte olduğunu bilmediğini, bu parayı nereden aldığını da hatırlamadığını,
05.05.2011 tarihinde kollukta; 13.03.2006 tarihinde kollukta vermiş olduğu ifadesinin doğru olduğunu, ancak kimlik bilgilerinin kendisine ait olmadığını, bu bilgileri jandarmanın nereden bulduğunu bilmediğini, kimlik bilgileri hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmasının söz konusu olmadığını, olayın olduğu tarihte semt pazarlarında pazarcılık yaparak geçimini sağladığını, bu sahte parayı pazardaki müşterilerinden almış olabileceğini,
Mahkemede; olay tarihinde inceleme dışı sanıklar ile birlikte Bozköy Mahallesine geldiklerini, meyve satın almak için orada bulunan satıcıya 20 TL verdiğini, söz konusu şahsın meyve satmadığını sadece patates sattığını söylemesi üzerine meyve almaktan vazgeçerek sigara almak için bakkala girdiğini, 20 TL verdikten sonra sigara ve para üstünü alarak araçla birlikte tekrar yola çıktıklarını, daha sonra jandarma tarafından durdurulduklarını, yapılan aramada üzerinden sahte para çıkmadığını, bakkala verdiği 20 TL’nin sahte olduğunu bilmediğini, okuma ve yazması olmadığını, inşaatlarda işçi olarak çalıştığını, paranın sahte olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, jandarmanın üzerinde bulunan ikamet ilmuhabere göre kimlik tespiti yaptığını, kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunmadığını,
Savunmuştur.
1- Sanık ..."nin 13.03.2006 tarihinde yakalanması nedeniyle sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak temadinin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve buna bağlı olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan itiraza konu kamu davasının mükerrer olduğundan bahisle reddine karar verilip verilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkin olarak;
Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşabilmesi için öncelikle parada sahtecilik suçuna ilişkin mevzuat hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamu Güvenine Karşı Suçlar"a ilişkin dördüncü bölümünde yer alan “Parada sahtecilik” başlıklı 197. maddesi;
“1) Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş,
Aynı maddenin gerekçesi ise;
“Madde metninde parada sahtecilik suçu tanımlanmıştır.
Suçun konusu paradır. Paranın, madeni veya kağıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiştir. Suç konusu paranın kanunen tedavülde bulunması gerekir. Bu nedenle, tedavülden kaldırılmış ve örneğin antika özellik taşıyan paranın sahte olarak üretilmesi, ancak dolandırıcılık suçu bağlamında değerlendirilebilir.
Söz konusu suçu oluşturan seçimlik hareketler, sahte olarak üretme, ülkeye sokma, nakletme, muhafaza etme ve tedavüle koyma olarak belirlenmiştir.
Sahte paradan söz edebilmek için, üretilen paranın sahteliğinin beş duyu organıyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Başka bir deyişle, tecrübe sahibi olmayan ve parayı özel bir incelemeye tâbi tutmayan bir kimsenin bu parayı gerçek para olarak kabul etmesinin olanaklı bulunması gerekir. Gerçek para olmadığı ilk bakışta anlaşılabilen durumlarda, suçtan söz edilemez. Başka bir deyişle, para görüntüsü taşımakla birlikte aldatıcılık özelliği olmayan kağıt veya maden parçası, bu suçun konusunu oluşturmaz. Bu hususu vurgulamak için uygulamamızda sahte paranın ‘sürüm yeteneği’nden söz edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında sahte parayı kabul etmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu suçun oluşabilmesi için, kabul edilen paranın sahte olduğunun bilinmesi gerekir; yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir.
Üçüncü fıkrada ise, sahteliği bilinmeden kabul edilen paranın bu niteliğinin öğrenilmesine rağmen tedavüle konulması, birinci fıkraya göre daha az cezayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Bu durumda, kişi sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı, bu özelliğini öğrendikten sonra elinden çıkarmaya çalışmaktadır.” şeklinde açıklanmıştır.
Parada sahtecilik suçu kamu güvenine karşı işlenen suçlardan olup zarar görme tehlikesi altında bulunan ve kamu güveni zedelenen tüm toplum suçun mağduru durumundadır. Sahte paranın tedavüle sürülmesi hâlinde ise kişilerde bu suçtan zarar görebilirler. Ancak suçun oluşması için mutlaka bir zararın meydana gelmesi şart olmayıp tedavülde bulunan paranın sahte olarak üretilmesi suçun oluşumu için yeterlidir.
TCK"nın 197. maddesinde üç ayrı suç düzenlenmiş olup bu suçların faili olabilmek için belirli bir özellik aranmamıştır, diğer bir ifade ile bu suçlar özgü suç olmayıp herkes tarafından işlenebilen suçlardır.
Suçun konusu paradır. Para, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; "Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kağıt veya metalden ödeme aracı." şeklinde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere suçun oluşumu için paranın, madeni veya kağıt para ya da millî veya yabancı para olması arasında fark gözetilmemiş, kanunen tedavülde bulunması yeterli kabul edilmiştir. Paranın tedavülde sayılabilmesi için ise Devlet tarafından basılıp üzerinde yazılı olan değeriyle herkes tarafından ödeme vasıtası olarak kabulünün kanunen emredilmiş olması gerekmektedir. Bu anlamda kanunen tedavülden kaldırılmış, örneğin antika niteliği taşıyan paraların bu suçun konusunu oluşturmayacakları kabul edilmelidir.
5237 sayılı TCK"nın 198. maddesi de;
"Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir." şeklinde hüküm altına alınarak paraya eşit sayılan değerler belirlenmiştir. Bu anlamda para hükmünde sayılan söz konusu değerlerde sahtecilik hâlinde fail aynı Kanun"un 197. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.
Para ve paraya eşit sayılan değerlerde sahteciliğin suç teşkil edebilmesi için üretilen paranın sahteliğinin ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabilir olmaması diğer bir ifade ile aldatma yeteneğinin bulunması gerekmektedir. Öğretide aldatma yeteneği "...objektif olarak belirsiz (çok sayıda) kişinin suça konu şeyi gerçeğinden ayırt edemeyecek olması şeklinde anlaşılmalıdır. Aldatma yeteneği, tedavüle sunulması halinde çok sayıda kişinin sahte parayı gerçek zannetmesine elverişli bir sahteciliğin varlığı anlamına gelmektedir." şeklinde açıklanmıştır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 5. cilt, Ankara, 2014, s. 6050.)
5271 sayılı CMK"nın "Sahte para ve değerler üzerinde yapılacak incelemeler" başlıklı 73. maddesi;
"(1) Para ve Devlet tarafından çıkarılan tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerinde işlenen sahtecilik suçlarında, elkonulan para ve değerlerin hepsi, bunların asıllarını tedavüle çıkaran kurumların merkez veya taşra birimlerine incelettirilir.
(2) Yabancı devletlerin paraları ve değerleri hakkında da, yetkili Türk makamlarının görüşlerinin alınmasına karar verilir.",
Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in "İnceleme ve değerlendirme yapma yetkisi" başlıklı 7. maddesi;
"Soruşturma veya kovuşturma evresinde, ele geçirilen sahteliğinden şüphe edilen banknotları inceleme ve değerlendirmeye Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası merkez ve taşra birimleri yetkilidir.
Yabancı devletlerin banknotları hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.
...
Devlet tarafından çıkarılan tahvil ve Hazine bonosu gibi değerler üzerinde işlenen sahtecilik suçlarında, el konulan değerler üzerindeki inceleme ve değerlendirmeler, bunları tedavüle çıkaran kurumdan istenilir.",
Sahte Madenî Paraların ve Sikkelerin İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in "İnceleme ve değerlendirme yapma yetkisi" başlıklı 7. maddesi ise;
" (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde, ele geçirilen sahteliğinden şüphe edilen madenî para ve sikkeleri inceleme ve değerlendirmeye Darphane yetkilidir.
(2) Yabancı devletlerce çıkarılan madenî para ve sikkeler hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır." şeklinde düzenlenerek suça konu banknotlar, madenî paralar veya paraya eşit sayılan değerlerin sahte olup olmadığının, sahte ise aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulacak yetkili kurumlar açıklanmıştır.
TCK"nın 197. maddesinin birinci fıkrasında yer alan parada sahtecilik suçu sahte paranın üretilmesinden tedavüle koyulmasına kadarki her aşamada yer alan failin cezalandırılmasını sağlayacak şekilde, seçimlik hareketlerle işlenebilecek bir suç olarak düzenlenmiştir. Tahdidi olarak sayılan seçimlik hareketlerden birinin yapılması suretiyle suç oluşacaktır. Bu seçimlik hareketlerden biri olan tedavüle koyma eylemi, sahte paranın günlük hayatta ekonomik dolaşıma sokulması diğer bir anlatımla mal veya hizmet alımında kullanılarak piyasaya sürülmesi olarak tanımlanabilir. Sahte paranın piyasaya sürülmesi suretiyle failin egemenlik alanından çıkıp parayı alan muhatabın egemenlik alanına girmesiyle sahte paranın tedavüle koyulması suçu tamamlanır. Piyasaya sürülen tek bir sahte para olabileceği gibi birden fazla da olabilir.
Tedavüle koyma eylemi niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındırdığından aynı anda temin edilen sahte paraların değişik tarihlerde piyasaya sürülmesi hâlinde zincirleme suç veya gerçek içtima kuralları uygulanmayacak ve failin kesintisiz olarak gerçekleşen eylemleri tek suç olarak kabul edilecektir. Öğretide de bu husus; "Sahte paranın tedavüle sunulması fiilinin birden fazla hareketlerle icra edilmesi hâlinde de tek fiil bulunduğu kabul edilir. Örneğin failin Ankara"dan yola çıkıp İzmir hattındaki tüm il ve ilçelere uğrayarak sahte parayla çeşitli yerlerde alışveriş yapıp, tedavüle koyması hâlinde eylem kesintisiz olarak sürdüğünden tek suç oluşur, 43. madde uygulanamaz." şeklinde açıklanmıştır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 5. cilt, Ankara, 2014, s. 6059.) Nitekim Yargıtayın yerleşik içtihatları da bu yöndedir.
Parada sahtecilik suçuna ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra bu aşamada kesintisiz suç kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara anî suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamadan sonra eyleme devam edilmesi ise yeni bir suç oluşturacak ve fail hakkında her iki eylemi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin mi yoksa gerçek içtima kurallarının mı uygulanacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir.
Öte yandan, ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "Olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır.
Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da uygulanan bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan "Non bis in idem" ilkesi 1412 sayılı CMUK"nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK"nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir.
"Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 7 numaralı Ek Protokolü’nün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulune ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez." şeklinde ifade edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
13.03.2006 tarihinde saat 18.00 sıralarında inceleme dışı sanık ..."ye (...) ait olup inceleme dışı sanık ...’ın kullandığı ... .. plaka sayılı araçla yanında inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... (...) ve ... (...) ile birlikte İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesine gelen sanık ...’nin mağdur ...’den 5 TL değerinde bir çuval patates almak amacıyla 20 TL ibraz ettiği, mağdurun paranın sahte olduğunu anlaması üzerine, ikinci bir 20 TL daha verdiği, mağdurun bu paranın da sahte olduğunu belirtmesi üzerine sanık ... ile inceleme dışı sanıkların araçları ile birlikte mağdurun yanından ayrıldıktan sonra diğer mağdur ...’in işlettiği bakkalın az ilerisinde durdukları, araçtan inen sanık ...’nin mağdur ...’den bir paket sigara alıp karşılığında 20 TL sahte para verdiği, daha sonra da para üstü ile sigara paketini alarak geldiği araçla birlikte olay yerinden ayrıldığı, akabinde mağdur ...’in mağdur ...’in iş yerine gelerek durumu anlatması üzerine yaptıkları kontrolde sanık ... tarafından verilen bir adet 20 TL’nin sahte olduğunu tespit ettikleri ve ardından jandarmaya haber verdikleri, aynı gün saat 18.00 sıralarında sanık ... ve inceleme dışı sanıkların mahalle çıkışında araçlarının durdurulması suretiyle yakalandıkları, sanık ... ile inceleme dışı sanıkların yapılan üst aramaları ile araç aramasında sahte para elde edilemediği, hakkında yapılan soruşturma işlemleri tamamlanan sanık ...’nin 14.03.2006 tarihinde saat 01.15 sıralarında doktor raporunun alınmasına müteakip serbest bırakıldığı, bu olaya ilişkin sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.06.2011 tarihli ve 24457-1259 sayılı iddianame ile parada sahtecilik suçundan kamu davası açıldığı, yine sanık ...’nin 17.05.2006 tarihinde Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar Mahallesinde mağdur Ali Top’un işlettiği kırtasiye dükkanına gelerek 10 TL değerinde olan müzik kutusunu almak amacıyla bir adet B692.... seri numaralı 50 TL ibraz ettiği, daha sonra 40 TL para üstü ile müzik kutusunu alan sanığın iş yerinden ayrıldığı, mağdurun paranın sahte olduğunu tespit etmesi üzerine durumu polise bildirdiği, 18.05.2006 tarihinde yakalanan sanıktan aynı seriden bir adet daha sahte 50 TL"nin ele geçirildiği, Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında parada sahtecilik suçundan TCK"nın 197/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle düzenlenen 22.06.2006 tarihli ve 158-97 sayılı iddianamenin Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 07.07.2006 tarih ve 93 sayı iade edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine aynı mahkemenin 11.07.2006 tarihli ve 384 sayılı kararı ile itirazın kabulüyle iddianamenin iadesine dair karar kaldırılarak dosyanın esasa kaydının yapılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sırasında eylemin TCK’nın 197/1. maddesinde düzenlenen parada sahtecilik suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Germencik (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 21.02.2007 tarih ve 282-110 sayı ile verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile sanığın, TCK’nın 197/1, 52, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, söz konusu mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 01.12.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış olup; 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde mağdurlar ... ile ..."e verilmek suretiyle kesintisiz şekilde gerçekleşen ve niteliği itibarıyla süreklilik arz edip teselsülü bünyesinde barındıran sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak yakalanıp, araç ve üst araması yapılarak ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan sanığın sahte parayı tedavüle koyma eyleminin bu işlemler nedeniyle kesintiye uğradığı diğer bir anlatımla eylemlerine devam etme imkanı fiilen ortadan kaldırılmış olduğundan temadinin bittiği ve bu aşamadan sonra gerçekleşen eyleminin ise yeni ve ayrı bir suç oluşturacağının anlaşılması karşısında sanık hakkında 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin olarak 16.06.2011 tarihli iddianame ile parada sahtecilik suçundan açılan kamu davasının mükerrer dava olmadığının ve bu anlamda reddine karar verilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir.
2- Bu aşamada bir kısım Ceza Genel Kurulu üyesince 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlere ilişkin olarak sanığın TCK"nın 43/1. maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerine göre mi yoksa ayrı ayrı mı cezalandırılacağı, zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağının kabulü hâlinde ise zincirleme suça dahil olan 17.05.2006 tarihli eylemine yönelik sanık hakkında Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile parada sahtecilik suçundan TCK"nın 43. maddesi uygulanmadan kurulan hükmün kesinleşmesi karşısında inceleme konusu suça ilişkin cezanın nasıl tayin edileceğinin belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmiştir.
5237 sayılı TCK’ya hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiştir.
TCK"nın 43. maddesinin 2. fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
TCK"nın 43. maddesinin 3. fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı nev"iden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK"nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlığa konu olayda sahte paranın tedavüle koyulmasına ilişkin 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlerin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi ve suçların mağdurunun aynı olması şartlarının mevcut olduğu konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, (c) bendinde yer alan "suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi"ne ilişkin şartın gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
Görüldüğü üzere, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi zaman aralığıyla işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır.
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.
Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki" ve "fiili" kesinti kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK"nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. Fiili kesinti ise failin eylemine ara vermesi veya tutuklanması, askere gitmesi, uzun bir süre hastanede yatması gibi nedenlerle eylemini sürdürememesi hallerinde meydana gelebilecektir. Ancak bu durumlarda eylemlerin gerçekleştirildiği yer ve araya giren zaman aralığı gibi somut olay özellikleri gözönünde bulundurularak suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği ve bu bağlamda fiili kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir. Hukuki veya fiili kesintinin söz konusu olmadığı durumlarda ise zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Bu aşamadan sonra uyuşmazlığın çözümü için zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının mevcudiyeti hâlinde cezanın nasıl belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü hâlinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK"nın 43/1. maddesi gereğince artırım yapılacaktır.
Failin işlediği suçlar aynı nitelikte ise örneğin her biri suçun basit veya nitelikli hâli ise burada ceza bu basit veya nitelikli hâl üzerinden belirlenecektir. Failin işlediği suçlardan bir kısmı suçun basit bir kısmı da nitelikli hâli ise nitelikli hâl daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl ise ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hâl suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl ise ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir.
Suçlardan birinin tamamlanmış diğerinin teşebbüs aşamasında kalmış olması durumunda, şayet suçlar aynı nitelikte ise örneğin ikisi de suçun basit şekli ise tamamlanmış suçtan hüküm kurulmalıdır. Tamamlanmış olan eylem suçun basit hâlini, teşebbüs aşamasında kalmış eylem ise suçun nitelikli hâlini oluşturuyorsa bu durumda her bir suç için ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.03.1973 tarihli ve 388-265 sayılı; 21.05.2013 tarihli ve 1543-257 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Zincirleme suçlardan biri hakkında açılan kamu davası sonucunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadan hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş ise henüz sonuca bağlanmayan zincirleme suça tabi diğer suç hakkında nasıl hüküm kurulması gerektiği meselesine gelince;
Zincirleme suça dâhil olan suçlardan biri hakkında beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af, şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebebe dayalı olarak hüküm kurulmuşsa artık o suç bakımından zincirleme suç ilişkisi kalkacağından henüz sonuca bağlanmayan suçla ilgili kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır.
Zincirleme suça dâhil olan bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise zincirleme suça konu ikinci suçla ilgili olarak mahkemece; kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulmalı, kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmeli, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin ceza belirlenmelidir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.04.1999 tarihli ve 61-74 sayılı kararında bu şekilde yapılan uygulamanın isabetli olduğu belirtildiği gibi, Yargıtay Ceza Dairelerinin süregelen uygulamaları da aynı şekildedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde gerçekleşen sahte parayı tedavüle koyma eylemine ilişkin Germencik Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22.06.2006 tarihli iddianameden önce hukuki kesinti gerçekleşmemiş ise de 13.03.2006 tarihinde İzmir ili, Torbalı ilçesi, Bozköy Mahallesinde, 17.05.2006 tarihinde Aydın ili Germencik ilçesi Ortaklar Mahallesinde sahte para tedavüle koyan sanık ..."nin her iki eylemi arasında iki ay dört günlük bir zaman aralığının bulunması, her iki eylemde ele geçirilen sahte paraların farklı değerlerde olması, sanığın ikinci eylemini daha rahat hareket edebileceği düşüncesi ile ilk eylemine ilişkin yakalandığı İzmir ili sınırları dışına çıkarak farklı bir yerde gerçekleştirmesi ve ilk eylemine ilişkin suçu arkadaşları ile birlikte gezdiği görüntüsü vererek işlerken ikinci eyleminde tek başına sahte parayı tedavüle sürerek eylem tarzını değiştirmesi hususları bir bütün olarak göz önüne alındığında sanığın her iki eylemi arasında kastı da içine alıp ondan önce gelen bir suç işleme kararından, diğer bir deyişle eylemleri ortak bir zemine taşıyan subjektif bir bağdan söz edilemeyeceği, sanığın 17.05.2006 tarihli olayda yenilenmiş suç işleme kararı ile hareket ettiği diğer bir anlatımla her iki olay arasında fiili kesintinin oluştuğu, bu bağlamda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı ve sanığın her iki eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuca göre zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağının kabulü hâlinde zincirleme suça dahil olan 17.05.2006 tarihli eylemine yönelik sanık hakkında Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.10.2008 tarih ve 95-232 sayı ile parada sahtecilik suçundan TCK"nın 43. maddesi uygulanmadan kurulan hükmün kesinleşmesi karşısında inceleme konusu suça ilişkin cezanın nasıl tayin edileceğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; 13.03.2006 ve 17.05.2006 tarihli eylemlerini bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı mağdura karşı değişik zamanlarda gerçekleştirdiği anlaşılan sanığın her iki eylemi nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılamayacağı bu anlamda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.