Ceza Genel Kurulu 2019/240 E. , 2019/615 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 2963-1569
Sanık ..."ın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK"nın 103/1-2. cümle, 103/3-d-e, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca zincirleme suç hükümleri de uygulanmak suretiyle 18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2017 tarihli ve 255-375 sayılı resen de istinafa tabi hükmün sanık müdafisi tarafından da istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 24.01.2018 tarih ve 138-72 sayı ile hüküm fıkrasında yer alan “TCK"nın 103/1-2. cümle” ibaresinin kaldırılarak yerine “TCK"nın 103/1-3. cümle” ibaresinin eklenmesi suretiyle hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bu kararın sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 10.09.2018 tarih ve 4567-5052 sayı ile;
""İlk derece mahkemesince hükmün tefhim edilmesinin ardından sanık müdafii tarafından sunulan 04.01.2018 tarihli süre tutum dilekçesiyle gerekçeli kararın tebliğinden sonra ayrıntılı istinaf dilekçesi verileceği belirtilmesine karşılık, mahkemece gerekçeli hüküm tebliğ edilmeksizin gönderilen dosya ile ilgili olarak anılan eksiklik giderilmeden istinaf incelemesi yapılarak karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi ise 16.10.2018 tarih ve 2963-1569 sayı ile;
"Bilindiği üzere CMK"nın 288. maddesine göre temyiz "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır."
Yine bilindiği üzere hukuka kesin aykırılık halleri CMK"nın 289. maddesinde düzenlemiş olup, bu haller madde metninde tahdidi olarak sayılmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma kararında göstermiş olduğu CMK"nın 289/1-h maddesi "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" şeklindedir.
Görüleceği üzere bu maddeden bozma yapılabilmesi için hüküm için önemli olan hususların mahkeme kararı ile savunma hakkının kısıtlanması gerekmektedir. Dosyamızda böyle bir durum söz konusu olmadığı gibi sanık müdafisi verdiği dilekçe ile süresi içerisinde istinaf talebinde bulunmuş bu dilekçeye göre de istinaf incelemesi dairemizce yapılmıştır.
Sanık müdafisi tarafından verilen dilekçede tek başına "istinaf ediyorum" cümlesini kullanması bile dairemiz tarafından ayrıntılı inceleme yapılması için yeterlidir. Esasen CMK"nın hiçbir yerinde "Süre Tutum Dilekçesi" şeklinde bir düzenleme de bulunmamaktadır. CMK"da sadece Cumhuriyet savcısının dilekçesini açıklaması düzenlenmiştir. Sanık tarafının verilecek dilekçe sonrasında daire tarafından karar tüm yönleri ile sanık lehine incelemeye tabi tutulmakta olup bu zaten yasal zorunluluktur.
Temyiz aşamasında, Yargıtay 14. Ceza Dairesi ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının yine de sanık müdafisine tebliğinin gerektiği kanaatinde ise bu işlemin yapılması için usulen yapması gereken tevdi kararı vererek dosyanın gönderilmesi işlemidir.
Oysa Yargıtay 14. Ceza Dairesi bozma kararı vererek dosyayı dairemize göndermiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma gerekçesi sadece ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının sanık vekiline tebliğ edilmemiş olması olduğuna göre, Dairemiz duruşma açarak ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararını sanık müdafisine tebliğ mi edecektir? Bunun yapılması usul ve yasada bulunmadığına göre, bozma kararı vererek ilk derece mahkemesine dosyayı göndererek onlardan duruşma açarak gerekçeli kararın sanık vekiline tebliğini mi isteyecektir? Bu da usul ve yasada bulunmadığına göre Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma kararı yerinde görülmemiştir." şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2018 tarihli ve 97822 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 18.04.2019 tarih ve 137-9227 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi üzerine, sanık müdafisince gerekçeli kararın kendisine tebliğini talep edecek şekilde istinaf dilekçesi verilmesinin ardından, gerekçeli karar tebliğ edilmeden Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek esastan ret kararı verilmesinin savunma hakkının kısıtlanmasına sebep olup olmadığına ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca sanığın bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiş, ancak dosya Ceza Genel Kurulunca görüşülmeden önce Üsküdar/Paşakapısı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce UYAP sistemi üzerinden dosyaya gönderilen 15.10.2019 tarihli ve 2019/7325 sayılı yazıda sanık ..."ın direnme kararından sonra 14.10.2019 tarihinde öldüğü belirtildiğinden uyuşmazlık konularına geçilmeden bu husus öncelikli olarak ele alınmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam olunacağı, hükümlünün ölümü halinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte müsadere ve yargılama giderine ilişkin hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlü ile sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.
Buna göre; kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi durumunda kovuşturma imkânının bulunmaması nedeniyle "kovuşturmaya yer olmadığına", kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi hâlinde ise yerel mahkemece "davanın düşmesine" karar verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirmesi nedeniyle iştirak hâlinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak, ölümden önce tahsil edilmiş olan para cezaları mirasçılara iade edilmeyecek buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderine ilişkin hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.
Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail ile devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle başkası sorumlu tutulamayacağından düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.
Temyiz aşamasında sanığın öldüğüne ilişkin bir iddianın ortaya çıkması ya da UYAP vasıtasıyla alınan nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması gibi hâllerde, ölümün kamu davasının düşmesini gerektiren bir neden olduğu göz önüne alınarak, ölüm nedeniyle düşme kararının temyiz mercisince dosya üzerinde yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine, ölüm bilgisi nedeniyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün bozulması ve mahallinde yapılan araştırma sonucunda sanığın öldüğünün kesin olarak saptanmasından sonra düşme kararı verilmesi daha isabetli olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında öncelikli olarak ele alınan ön sorun değerlendirildiğinde;
Üsküdar/Paşakapısı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce UYAP sistemi üzerinden dosyaya gönderilen 15.10.2019 tarihli ve 2019/7325 sayılı yazıda, sanığın direnme kararına konu hükümden sonra 14.10.2019 tarihinde öldüğü bilgisi yer aldığından, ölümle ilgili mahallinde araştırma yapılarak karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkındaki direnme kararına konu hükmün, gerekli araştırmanın mahallinde yapılıp ölümün Bölge Adliye Mahkemesince tespiti ile sonucuna göre 5237 sayılı TCK’nın 64 ve 5271 sayılı CMK"nın 223. maddeleri uyarınca gereken hükmün verilmesinin temini için sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 16.10.2018 tarihli ve 2963-1569 sayılı direnme kararına konu hükmünün, Üsküdar/Paşakapısı Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce UYAP sistemi üzerinden dosyaya gönderilen 15.10.2019 tarihli ve 2019/7325 sayılı yazıda sanığın, direnme kararından sonra 14.10.2019 tarihinde öldüğü bilgisinin yer alması karşısında, bu konuda gerekli araştırmanın mahallinde yapılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK’nın 64 ve 5271 sayılı CMK"nın 223. maddeleri uyarınca gereken hükmün verilmesinin temini için diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.