Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2019/195
Karar No: 2019/613

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/195 Esas 2019/613 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2019/195 E.  ,  2019/613 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı : 475-296

    Nitelikli yağma suçuna teşebbüsten açılan kamu davalarında değişen suç vasfına göre sanıklar ... ve ...’nün TCK’nın 86/2, 31/3, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca 1.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık ...’ın ise aynı Kanun’un 86/2, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar ... ve ...’in cezalarının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Üsküdar (Kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2012 tarihli ve 312-504 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.12.2017 tarih ve 11833-5753 sayı ile;
    “...Yakınan ..."ın 20.01.2012 günü arkadaşı tanık ... ile birlikte kız arkadaşları ile buluştukları ve yolda yürüdükleri sırada sanık ..."ın yakınan ..."dan 50 kuruş para istediği, yakınanın "para yok" diyerek yürümeye devam ettiği sırada sanıklar ..., ... ve ..."in yakınanın arkasından gelerek sanık ..."ın kemer ile diğer sanıklarında tekme ve tokat ile darp etmeleri şeklinde gelişen ve tanık ...ile olay yerinde bulunan esnafların araya girmesiyle sona eren eylemin bir bütün hâlinde birden ziyade kişiyle silahla yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu düşünülmeden, suç vasfında ve delillerin takdirinde yanılgı sonucu, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle sanıklar hakkında yazılı şekilde etkili eylem suçundan hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 07.06.2018 tarih ve 475-296 sayı ile;
    "Söz konusu olay davaya dayanak 13.08.2012 ve 11.07.2012 tarihli iddianamelerde yağmaya teşebbüs suçu olarak nitelendirilmiş ise de müdahilin gerek aşamalarda, gerekse mahkememizin 08.11.2012 tarihli oturumundaki "yürüdüğü sırada sanıklardan..."ın 50 kuruş para istediğini, olmadığını söyleyip yürümeye başladığını ve 100 metre ileride her üç sanığın birşey söylemeden ve kendisinden birşey istemeden vurmaya başladıklarına" dair anlatımları karşısında TCK"nun 148/1. maddesinde tanımlanan şekilde müdahilden tehtid veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılma hâlinin söz konusu olmadığı, eylemin TCK"nun 86/2. maddesinde yaptırıma bağlanan kasten yaralama suçunu oluşturduğu, sanıkların müdahili para verilmesini temin için dövdüklerine ilişkin iddia ve kanıt da bulunmadığı, müdahilin yanında olan ..."den de aynı şekilde para istediği fakat bu kişiye yönelik başlangıçta herhangi bir müdahile olduğu gibi eylemde bulunulmadığı, müdahil ve yanındaki tanık ..."in yanında kız arkadaşlarının da olduğu, olayın bu hâli ile yaralama ile sonuçlanan kavga suçunu oluşturduğunun kabulünün bu nedenle somut olaya, yasal düzenlemelere, adalete ve hakkaniyete uygun düşeceği" gerekçesiyle bozma kararına direnerek, sanıkların önceki hükümlerdeki gibi kasten yaralama suçundan mahkûmiyetlerine oy çokluğuyla karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar ... ve ... müdafisi, katılan vekili ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.08.2018 tarihli ve 61290 sayılı "Ret ve Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.04.2019 tarih ve 2779-2219 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Kasten yaralama suçundan kurulan ve kesin nitelikte olan mahkûmiyet hükümlerini temyiz eden sanıklar ... ile ... müdafisinin ve sanık ...’in temyiz itirazlarının reddedilmesinin gerekip gerekmediğinin,
    2- Katılan vekili hükmü nitelik yönünden temyiz etmiş olup sanıkların eylemlerinin nitelikli yağma suçuna teşebbüsü mü yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçuna teşebbüsten kamu davası açıldığı,
    İstanbul Barosunun 26.09.2012 tarihli yazıyla; sanıklardan ... ve ... için CMK’nın 150. maddesi gereğince Av. ...’in zorunlu müdafi olarak tayin edildiği,
    İstanbul Barosunun 17.10.2012 tarihli yazıyla da; sanık ... için CMK’nın 150. maddesi gereğince Av. ...’nin zorunlu müdafi olarak görevlendirildiği,
    Yerel Mahkemenin 28.12.2012 tarihli ve 312-504 sayılı ilk hükümlerinin bozulması üzerine yapılan yargılama sırasında sanıklardan ...’ın zorunlu müdafisi olan Av. ... için tebliğat çıkartılmak istenmesine rağmen 23.02.2018 tarihli UYAP ortamından temin edilen belgeden Av. ... meslekten ayrıldığı için tebliğ çıkmadığının yazıldığı, dolayısıyla bozma sonrası yapılan yargılamada sanık ...’in müdafisinin bulunmadığı,
    Yerel Mahkemece, sanıklar ... ve ...’nün kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2, 31/3, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca doğrudan 1.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık ...’in ise aynı Kanun’un 86/2, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca doğrudan 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar ... ve ...’ın cezalarının ertelenmesine karar verildiği, söz konusu kararların kesin nitelikte olduğu,
    Yerel Mahkeme kararının 07.06.2018 tarihinde sanık ...’in yüzüne karşı tefhim olunduğu hâlde sanığın söz konusu kararı süresinden sonra 06.07.2018 havale tarihli dilekçe ile temyiz ettiği, temyiz dilekçesinde sadece verilen cezaya itiraz ettiğini bildirdiği,
    Sanıklar ... ve ...’ın müdafisi olan Av. ...’in ise 13.06.2018 havale tarihli dilekçeleri ile; sanıklar ... ve... hakkında beraat kararı verilmesi, aksi taktirde sanık ...’ın cezasının ertelenmesi gerektiğini belirterek temyiz talebinde bulunduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
    1- Kasten yaralama suçundan kurulan ve kesin nitelikte olan mahkûmiyet hükümlerini temyiz eden sanıklar ... ile ... müdafisinin ve sanık ...’in temyiz itirazlarının reddedilmesinin gerekip gerekmediği;
    Konumuzla ilgisi bakımından temyiz talebi ve süresi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
    5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesi; "Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir" şeklindedir.
    Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davasının açılmış olması gerekir. Temyiz davasının açılabilmesi için de aranan iki şartın birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Bunlardan ilki süre, ikincisi ise istek şartıdır.
    Anılan maddede temyiz süresinin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhimi ile, yoklukta verilen kararlarda ise tebliğle başlayacağı, bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye veya bir başka yer mahkemesine verilecek dilekçe ile ya da zabıt kâtibine yapılacak beyanla temyiz talebinin gerçekleştirilebileceği, bu takdirde beyanın tutanağa geçirilerek hâkime onaylatılacağı belirtilmiştir.
    1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 305/1. maddesine göre ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümler temyiz yoluna tabidir. İnceleme tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinde de hükümler; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi" olarak sayılmıştır.
    Hüküm niteliğinde bulunmamakla birlikte bazı kararların da kanun yolu bakımından temyizinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Örneğin; adli yargı dışında bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları, geri verme talebi ile ilgili kararlar hüküm niteliğinde olmamakla birlikte temyizi kabildir.
    Hükümlerin temyiz edilebilmeleri kural, temyiz edilememeleri ise istisnadır. Anılan istisna, hukuk devletinde kabulü mümkün ve meşru bir amaçla, Anayasa"nın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin altıncı maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının özüne zarar vermeyecek şekilde ve orantılı olmalı, ayrıca kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmalıdır.
    1412 sayılı CMUK"nın 305. maddesinin birinci fıkrasında, ceza mahkemeleri tarafından verilen hükümlerin temyiz olunabileceği belirtildikten sonra bu kuralın istisnaları maddenin ikinci fıkrasında;
    "1- İki milyar (iki bin) liraya kadar para cezalarına dair olan hükümler,
    2- Yukarı sınırı on milyar (on bin) lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,
    3- Bu kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,
    Temyiz olunamaz" şeklinde düzenlenmiştir.
    İki milyar (iki bin) TL"ye kadar (bu miktar dâhil) para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz edilemeyeceğine dair 1412 sayılı CMUK"nın 305. maddesinin ikinci fıkrasının birinci bendinin Anayasa Mahkemesinin 07.10.2010 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 23.07.2009 tarih ve 65–114 sayılı kararı ile iptal edilmesinden sonra ister hapis cezasından çevrilen isterse doğrudan verilen adli para cezasına ilişkin hükümlerin 14.04.2011 tarihine kadar hiçbir miktar gözetilmeksizin ve 14.04.2011 tarihli ve 27905 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 23. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde; "Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamaz" şeklinde gerçekleştirilen değişiklik ve aynı Kanun"un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun"a eklenen; "Bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz" biçimindeki geçici ikinci madde göz önünde bulundurulduğunda da 14.04.2011 tarihinden sonra doğrudan hükmolunan 3.000 TL"den fazla adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri yönünden temyiz yolu açık hâle gelmiştir.
    1412 sayılı CMUK"nın 305. maddesinin birinci fıkrasındaki kesinlik sınırını, maddede belirtilen kesinlik sınırları içinde kalmak şartıyla başkaca hiçbir hak sınırlaması sonucunu doğurmayan para cezasına ilişkin hükümlerle sınırlı olarak yorumlamak gerekmektedir.
    Diğer taraftan temyizen incelenemeyen kesin nitelikteki bir hükümdeki açık hukuka aykırılıklar, söz konusu hükme temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmayacaktır. Zira 1412 sayılı CMUK"nın 315. maddesi uyarınca temyiz istemi üzerine, hükmü veren mahkemece hükmün temyizinin mümkün olup olmadığı, yasal süresinde açılmış temyiz davası bulunup bulunmadığı, istemde bulunanların temyize hak ve yetkileri bulunup bulunmadığı değerlendirilerek bu şartlardan birinin eksik olduğunun tespiti hâlinde öncelikle temyiz isteminin reddine karar verilecektir. Mahkemece bu hususlarda hatalı ya da eksik değerlendirme yapılması veya hiç değerlendirme yapılmaması hâllerinde ise Yargıtay tarafından işin esasına geçilmeden önce bu üç husus, 1412 sayılı Kanun’un 317. maddesi uyarınca değerlendirilip temyiz şartlarının bulunup bulunmadığı belirlenecek ve temyiz şartlarının varlığının tespiti durumunda temyiz incelemesi yapılacaktır. Aksinin kabulü, hukuka aykırılık taşıyan her hükmün temyizen incelenebileceği sonucunu doğuracaktır.
    Kanun koyucunun kesin nitelikteki hükümlerin temyiz edilememesine ilişkin düzenlemesinin sebebi, bu kararların her zaman isabetli bulunacağı ve bünyelerinde bir hukuka aykırılık barındırmayacakları kabulüne dayanmamaktadır. Hukuk sistemi her sorunun çözümünü kendi içinde üretmiştir. Bir hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan kanun yoluyla giderilmesi imkânının bulunmadığı ahvalde bu aykırılıkların 5271 sayılı CMK"nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluyla giderilmesi imkânı bulunmaktadır.
    Ceza Genel Kurulunun 12.03.2013 tarihli ve 1515–102 ile 21.12.2010 tarihli ve 230–264 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla, suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ... hakkında kasten yaralama suçundan TCK"nın 86. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temel cezanın "120’şer gün adli para cezası" şeklinde belirlenmesinden sonra yaş küçüklüğü ve takdiri indirim hükümleri uygulanıp sonuç cezanın 1.320 TL adli para cezası olarak tayin edildiği, ayrıca sanık ...’in cezasının ertelendiği olayda; sanıklar... ve ... müdafisinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 3.000 TL"nin altında kalan 1.320 TL"den ibaret adli para cezasına ilişkin hükümler hakkında temyiz talebinde bulunması; sanık ...’in ise 07.06.2018 tarihinde yüzüne karşı tefhim olunan hükmü, bir haftalık yasal temyiz süresinden sonra 06.07.2018 havale tarihli dilekçe ile temyiz etmiş olması nedenleriyle sanıklar... ve ... müdafisi ile sanık ...’ın temyiz taleplerinin reddine karar vermek gerekmektedir.
    Bu itibarla sanıklar ... ve ... müdafisi ile sanık ...’in temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir.
    Birinci uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanıklar ... ile ... müdafisinin ve sanık ...’in temyiz itirazlarının reddedilmemesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    İkinci uyuşmazlık konusuna geçilmeden önce Ceza Genel Kurulu Üyesi ... tarafından, Yerel Mahkemece nitelikli yağma suçundan yargılanan sanık ..."in müdafisi olmaksızın yargılama yapılarak hüküm kurulmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
    Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla da toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti ilgilendirmektedir. Çünkü; ceza yargılamasında savunma, yargılamanın sonucunda verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan, hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercümandan yararlanma, kanıtların toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma gibi hakların yanında müdafiden yararlanma hakkını da içerir.
    Savunma, Anayasa"nın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınan meşru bir yol, müdafi de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafi aracılığı ile savunulmayı da anayasal güvence altına almaktadır.
    Savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun yerini almıştır. Bunlardan, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nin 11/I, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşma"nın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi"nin 6/3-b-c maddeleri sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrasında, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.
    5271 sayılı CMK"nın “Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında;
    “(1)150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir” düzenlemesi yer almaktadır.
    5271 sayılı CMK"da savunma hakkı konusunda oldukça hassas davranılmış, bunun bir sonucu olarak da isteğe bağlı müdafiliğin yanında, bazı hâllerde zorunlu müdafilik benimsenmiştir. Aynı Kanun"un 2. maddesindeki tanıma bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında zorunlu (veya istek üzerine atanan) müdafi ile vekâletnameli müdafi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
    5271 sayılı CMK"nın “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası;
    "Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır" şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun"un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafinin karar oturumu dâhil tüm oturumlarda hazır bulunması şart koşulmuş; 29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 5. maddesi ile bu fıkraya "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir" cümlesi, 24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 96. maddesi ile de "mazeretsiz olarak" ibaresinden sonra gelmek üzere "duruşmaya gelmemesi veya" ibaresi eklenmiştir.
    5271 sayılı CMK"nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi;
    "(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
    (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
    (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" biçiminde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname"nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez" cümlesi eklenmiştir.
    1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin 5. fıkrası ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hâli bulunduğu kabul edilmiştir.
    Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıkların müdafileri hazır bulunmaksızın beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir.
    Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    5237 sayılı TCK"nın 149. maddesinin 1. fıkrası uyarınca cezasının alt sınırı 10 yıl olan ve 5271 sayılı CMK"nın zorunlu müdafiliği kabul ettiği nitelikli yağma suçundan yapılan yargılamada, CMK"nın 150. maddesinin 3. fıkrası, 151. maddesinin 1. fıkrası ve 188. maddesinin 1. fıkrası hükümleri uyarınca, duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık ... müdafisinin yokluğunda, adı geçen sanık hakkında yeni bir müdafii görevlendirilmeden ya da oturum ertelenmeden yargılamaya devam edilerek hükmün tesis ve tefhim edilmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde bulunduğu ve bu durumun CMK"nın 289/1-e maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden biri olduğu, bu usule aykırılıklar nedeniyle Yerel Mahkemece verilen hükümlerin, incelemeye konu her üç sanık bakımından diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükümlerinin, duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık ..."in müdafisi hazır bulundurulmaksızın yargılama yapılarak hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Sanıklar ... ve ... müdafisinin kesin olarak verilen hükme yönelik, sanık ...’in yasal süre geçtikten sonra vaki temyiz istemlerinin 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
    2- Katılan vekilince temyiz edilen İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.06.2018 tarihli ve 475-296 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık ..."in müdafisi hazır bulundurulmaksızın yargılama yapılarak hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden, incelemeye konu her üç sanık bakımından da diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusuna yönelik ön soruna ilişkin oy birliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi