1. Hukuk Dairesi 2016/14898 E. , 2020/169 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.01.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacılar vekili Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil ile tenkis istemlerine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları ...’ın ... ve ... sayılı parselleri davalı oğlu ..."a, ... parseldeki payı ile ... parseli davalı torunu ..."a, ... parseli davalı ... ve davalı oğlu ..."a mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı takdirde tenkise, ... parsel bakımından ise dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, mirasbırakanın sağlığında bütün mirasçıları kapsayacak şekilde paylaşım yaptığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 4 parça taşınmaz yönünden temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, ... parsel bakımından bağış işleminin muvazaalı olmadığı ve tenkise tabi olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakanın 16.10.2012 tarihinde öldüğü, geride davacı kızları ... ve ..., davalı oğulları ... ve ... ile 18.05.2012 tarihinde ölen oğlu ...’den olma torunu dava dışı Volkan’ın mirasçı olarak kaldığı, davalı ...’in davalı ...’in oğlu olduğu, miras bırakanın 12.06.2003 tarihinde ... parseldeki 2/3 payının tamamını davalı ...’e, ... parseli davalı ...’ye, 08.02.2007 tarihinde ... parseli davalı ...’e, ... parseli davalı ...’ye satış suretiyle devrettiği, ... parseli ise 29.04.1991 tarihinde bağış suretiyle davalı ... ve ...’e temlik ettiği anlaşılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki; ... parsel sayılı taşınmaz bakımından miras bırakanın saklı payı zedeleme kastı ile hareket ettiği kanıtlanamadığından anılan taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacıların temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.
Davalıların temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olay yukarıdaki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde; miras bırakanın 06/05/2009 tarihinde dava dışı 14 parça taşınmazını intifa hakkını üzerinde bırakarak eşi ..., davacı kızları ... ve ..., davalı oğulları ..., ... ve 18.05.2012 tarihinde ölen oğlu ... ile davalı torunu ...’e satış suretiyle devrettiği sabit olup miras bırakanın tüm mirasçıları arasında hak dengesini gözetir, kabul edilebilir bir paylaştırma yapma iradesi ile hareket ettiği açıktır.
Diğer taraftan, davalı torun ... babası ... hayatta olduğu için miras bırakanın mirasçısı olmadığından anılan davalıya yönelik olarak paylaştırma savunmasına itibar edilmemişse de toplanan delillerden, davalı ...’e temliklerin mal kaçırmak amacıyla yapıldığı iddiasının kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalılar vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden taraflar vekilleri için 2.540.00. TL duruşma vekâlet ücretinin karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.