
Esas No: 2016/432
Karar No: 2019/603
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/432 Esas 2019/603 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 435-2610
Sanık ..."nin kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/5. maddesinin yollamasıyla 43/2, 43/1, 58/6 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bakırköy (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 28.09.2012 tarihli ve 435-2610 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 17.09.2015 tarih ve 5326-5677 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.11.2015 tarih ve 275107 sayı ile;
"Bir başka suçtan mahkûm olan sanık bu ceza sebebiyle beslediği husumet sonucunda mahkûmiyet kararını veren mahkeme heyetine onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek sözler içeren birden fazla mektup göndererek atılı hakaret suçunun işlenmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın eylemine uyan TCK"nın 125/3-5. maddesi uyarınca cezalandırılmasına bu cezanın TCK"nın 43/2. maddesi uyarınca artırılmasına, arttırılan bu cezanın da aynı Kanun’un 43/1. maddesi gereğince yeniden arttırılarak mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Kurul hâlindeki kamu görevlilerine karşı işlenen hakaret suçunda karşılık bulan TCK"nın 125/5. maddesi "Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." demektedir.
Bu maddenin atıf yaptığı zincirleme suça ilişkin hükümler TCK"nın 43. maddesi de "(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." şeklindedir.
Buna göre; kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde TCK"nın 125/3. maddesi uyarınca verilecek ceza aynı maddenin 5. fıkrası gözetilerek zincirleme suç hükümleri ve TCK"nın 43/2. maddesine göre 1. fıkrada belirtilen oranlarda artırılacaktır. Bu durumda uygulanacak ceza birden fazla kamu görevlisine aynı anda hakaret edilmesi hâlinde uygulanacak ceza ile aynı olacaktır.
Somut olayımızda olduğu gibi kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine veya birden fazla kişiye aynı anda hakaret edildikten sonra aynı olay sebebiyle ayrıca farklı zamanda da aynı kurul veya kişilere hakaret edilmesinde durumunda TCK"nın 43. maddesinde yer bulan zincirleme suçun iki hâlinin de ihlal edilmesi durumu ortaya çıkacaktır. Bu durumda ortaya çıkan sorun uygulanacak cezada zincirleme suç hükümlerine göre yapılacak ikinci artırımın yani eylemin birden fazla kez işlendiği anda yapılacak artırımın temel ceza üzerinde mi yoksa TCK"nın 43/2. maddesinin uygulaması sonrasında bulunan ceza üzerinden mi yapılacağı hususunda olacaktır.
TCK"nın 43/1. maddesinde ki biçimde bir suçun değişik zamanlarda bir kişiye karşı işlenmesi durumunda bir cezaya hükmedilip bu ceza maddede belirtilen oranda artırılacaktır. Yine TCK"nın 43/2. maddesinde yazılı aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre 43. maddenin ikinci fıkrasına uyan şekilde zincirleme durum varsa aynı maddenin birinci fıkrasına göre belirlenen biçimde artırım temel ceza üzerinden yapılacaktır. Kanunun, zincirleme suçu ilişkin hâlleri aynı maddenin iki ayrı fıkrasında göstermesinin uygulanacak cezanın sanığın en aleyhine olacak şekilde belirlenmesi yolunu açmamıştır. TCK"nın 43/1. maddesinin birinci fıkrasında zincirleme hâlde yapılacak artırımın suç için öngörülen ceza üzerinden yapılacağı belirtildiğine göre iki farklı zincirleme durumun ortaya çıktığı durumlarda artırımın üzerinden tekrar artırımın yapılması sanığın aleyhine sonuç doğuracağı açıktır. Nitekim Yüksek 4. Ceza Dairesi de benzer olaylarda bu düşüncemize uygun kararlar vermiştir. Örneğin Yüksek 4. Ceza Dairesi 02/12/2013 tarih ve 2012/13694 E. 2013/30247 K. sayılı ilamında "Sanığın mağdurları aynı sözle ve ayrıca farklı zamanlarda tehdit etmesi nedeniyle TCK’nın 43/1-2. maddesi iki kez uygulanırken, her iki artırımın da temel ceza üzerinden yapılması gerektiği gözetilmeyerek, fazla ceza tayin edilmesi..." şeklinde karar vererek TCK"nın 43/1-2. maddesinin aynı anda ihlalinde her iki artırımın temel ceza üzerinden yapılması gerektiğine işaret etmiştir. Biz de zincirleme suçun iki hâlinin bulunduğu durumda yani aynı suçun birden fazla kişiye birden fazla kez işlenmesi durumunda ve ikinci zincirleme suç sebebiyle TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca yapılacak artırımın temel ceza üzerinden yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kanun’un, kurul hâlinde bulunan kamu görevlilerine hakaret suçunun işlenmesi durumunu TCK"nın 43/2. maddesinde yazılı aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumu şeklinde öngörmesi karşısında kurul hâlindekilere işlenen hakaret suçundaki uygulamanın aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi şeklindeki zincirleme suçundaki uygulamadan farklı olmaması gerekmektedir.
Olayımızda olduğu gibi TCK’nın 43/1-2. maddesi iki kez uygulanırken, her iki artırımın da temel ceza üzerinden yapılması gerektiğinin gözetilmemesinin bozma nedeni olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 18.01.2016 tarih ve 33553-725 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı farklı tarihlerde zincirleme şekilde hakaret edilmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerine göre yapılacak ikinci artırımın temel ceza üzerinden mi yoksa ilk artırımdan sonra tayin edilen ceza üzerinden mi yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, kendilerine hakaret edildiği iddia edilen görevlilerin, suçun mağduru olup katılan sıfatını alabilecek durumda olmalarına rağmen davadan haberdar edilmemeleri ve yokluklarında hüküm kurulması nedeniyle, gerekçeli kararın bu kişilere tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile; olay tarihinde Çerkezköy K1 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan sanığın, hakkında adam öldürme suçuna ilişkin olarak ağır hapis cezasına hükmeden Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazdığı dilekçeler ile kararı veren mahkeme heyetine hakaret ettiği iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sırasında kendilerine hakaret edildiği iddia edilen görevlilerin davadan haberdar edilmedikleri, yokluklarında hüküm kurulduğu ve gerekçeli kararın bu kişilere tebliğ edilmediği,
Anlaşılmaktadır.
Ön sorunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için hakaret suçu, Anayasa"nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ve "Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması" başlıklı 40. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın "Kamu davasına katılma" başlıklı 237. maddesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Hakaret" başlıklı 125. maddesi;
"1- Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
2- Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
3- Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun mağduru kendisine karşı hakaret eylemi gerçekleştirilen kişi veya kişilerdir.
Anayasa"nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesi; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.",
"Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun"un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında da "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklinde hükümlere yer verilmiş, 40. maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercisi ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir.
Genel olarak pozitif hukukça tanınmış hakların ön koşulu ve usuli güvencesi olarak anlaşılması gereken ve yargıya başvurma olanağını her olayda ve aşamada gerekli kılan hak arama özgürlüğü, Anayasa Mahkemesinin 19.09.1991 tarihli ve 2-30 sayılı kararında belirtildiği üzere sav ve savunma hakkı şeklinde birbirini tamamlayan iki unsurdan oluşmakta, hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama ve bu konuda tüm yollardan yararlanma haklarını içermektedir (Mesut Aydın, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Hak Arama Özgürlüğü, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Yıl: 2006, S. 3, s. 4-10). Bu bakımdan içerdiği sav unsuru nedeniyle davaya katılma hakkı, hak arama hürriyeti ile yakından ilgilidir.
CMK’nın "Kamu davasına katılma" başlıklı 237. maddesi;
"1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.”,
"Katılma usulü" başlıklı 238. maddesi ise;
"1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
CMK"nın 237. maddesinde, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek davaya katılabilecekleri hüküm altına alınmış, ancak kanun yolu muhakemesinde bu hakkın kullanılamayacağı esası benimsenmiştir. Bununla birlikte, istisnai olarak ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi hâlinde inceleme merciince incelenip karara bağlanacağı kabul edilmiştir.
CMK"nın "Suçun mağduru ile şikâyetçinin çağırılması" başlıklı 233. maddesinin 1. fıkrası; "Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir." şeklinde düzenlenmiş olup bu hüküm uyarınca mağdur ve şikâyetçinin, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme başkanı veya hâkim tarafından usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenmesi gerekmektedir. Katılma hakkı olan gerçek veya tüzel kişinin şikâyet hakkının da olduğu, diğer bir deyişle katılma hakkının şikâyet hakkını da içerdiği hususunda hiçbir kuşku yoktur.
CMK"nın mağdur ve şikâyetçinin haklarını düzenleyen "Mağdur ile şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi;
"Kovuşturma evresinde;
1. Duruşmadan haberdar edilme,
2. Kamu davasına katılma,
3. Tutanak ve belgelerden örnek isteme,
4. Tanıkların davetini isteme,
5. Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma..." şeklinde olup buna göre mağdur ile şikâyetçinin kovuşturma evresinde; duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme ve davaya katılmış olmak şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır.
Anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, duruşmadan haberdar edilme kanun koyucu tarafından, mağdur ve şikâyetçi için kovuşturma aşamasında kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Buna göre, mağdur ve şikâyetçiye veya vekillerine usulüne uygun tebliğ işlemi yapılmadan "Duruşmadan haberdar edilme" hakkının kullandırıldığından bahsetmek mümkün değildir. CMK"nın 234. maddesi uyarınca bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırılık oluşturacaktır.
CMK"nın kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinin birinci fıkrası ise;
"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." şeklinde olup buna göre; duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK"nın 260. maddesi uyarınca "Katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile temyizi incelenecek, ancak katılma hakkının kanundan doğmuş olması hâlinde CMK"nın 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyebilecektir.
Konumuzla ilgisi bakımından temyiz talebi ve süresi üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesi; "Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir." şeklindedir.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davasının açılmış olması gerekir. Temyiz davasının açılabilmesi için de aranan iki şartın birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Bunlardan ilki süre, ikincisi ise istek şartıdır.
Anılan maddede temyiz süresinin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhimi ile, yoklukta verilen kararlarda ise tebliğle başlayacağı, bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye veya bir başka yer mahkemesine verilecek dilekçe ile ya da zabıt kâtibine yapılacak beyanla temyiz talebinin gerçekleştirilebileceği, bu takdirde beyanın tutanağa geçirilerek hâkime onaylatılacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir mecburiyet olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun “Kararların Açıklanması ve Tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmüne yer verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerince tereddüte mahal bırakmayacak şekilde sürdürülen uygulamalara göre; yoklukta kurulan hükmün temyiz hakkı olanlara usulüne uygun tebliğ edilmediği hallerde temyiz süresi işlemeye başlamayacağından, öğrenme üzerine verilen temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu kabul edilmektedir. Temyiz etme ihtimali tüketilmeden temyiz incelemesi yapılamayacağı, inceleme yapılıp onama kararı verilmesi hâlinde temyiz edilme ihtimali bulunduğundan hükmün kesinleşmesinden söz edilemeyeceği, onama kararının kendisine bağlanan hukuki sonucu doğuramayacağı, bu hâliyle de hukuki değer ifade etmeyeceği gözetilmelidir.
Bu bilgiler ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde Çerkezköy K1 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan sanığın, hakkında adam öldürme suçundan ağır hapis cezasına hükmeden Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına hitaben yazdığı dilekçe ile kararı veren mahkeme heyetine hakaret ettiği iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sırasında kendilerine hakaret edildiği iddia edilen görevlilerin davadan haberdar edilmedikleri, yokluklarında hüküm kurulduğu ve gerekçeli kararın bu kişilere tebliğ edilmediğinin anlaşıldığı,
Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyetinin sağlanması amacına uygun olarak CMK"nın 234. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, sanık hakkında açılan kamu davasına katılma hakkı bulunan kamu görevlilerinin mağdur olarak davadan haberdar edilme zorunluluğunun bulunduğu, bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi durumunda ise CMK"nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan mağdurlara gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerektiği, ancak somut olayda mağdurlara bu kanuni imkânlar tanınmadığından, yargılamanın başında davadan haberdar edilmesi gereken, temyiz aşamasına kadar bu hakları kullandırılmayan ve haklarını korumanın başka bir yolu da bulunmayan mağdurların kamu davasına katılma imkânını kullanabilmeleri amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın mağdurlara tebliği sağlanarak temyiz süresinin başlatılması, kararın mağdurlar tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece sanığın temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; mağdur veya mağdurlar tarafından temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp, CMK"nın 260. maddesi uyarınca mağdur veya mağdurların davaya katılan olarak kabulüne karar verildikten sonra temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerekmektedir. Ancak bu aşamada mağdurların sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmemeleri suretiyle katılma ve diğer haklarını kullanma imkânının kısıtlandığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi mümkün görülmemiştir.
Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 21.06.2011 tarihli ve 94-133; 22.11.2011 tarihli ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
Buna göre; kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine hakaret suçu için bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup bu suçun tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, TCK’nın 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. 15.08.2007 tarihinde gerçekleştirildiği iddia olunan suçla ilgili olarak, dava zamanaşımını kesen son işlem sanık hakkında 28.09.2012 tarihinde verilen mahkûmiyet kararı olup Özel Dairece hükmün onandığı 17.09.2015 tarihi ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen süre dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağından dosyanın henüz zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 17.09.2015 tarihli ve 5326-5677 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, Bakırköy (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.09.2012 tarihli ve 435-2610 sayılı kararının, suça konu dilekçelerin muhatabı olan mağdur kamu görevlilerine tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.10.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.