13. Hukuk Dairesi 2017/7538 E. , 2019/5552 K.
"İçtihat Metni"......
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmamdığından incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, avukat olduklarını ve davalı vekili olarak ... 2.Asliye hukuk Mahkemesi"nin 2008/211 esas sayılı dosyası ile icra takip dosyasını davalı adına takip ettiklerini, haksız olarak azledildiklerini beyanla vekalet ücretlerinin tahsili için davalı aleyhine başlattıkları icra takibine yapılan itirazın iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava itirazın iptali davası olup, davacılar davalı vekili olarak ... 2.Asliye hukuk Mahkemesi"nin 2008/211 esas sayılı dosyası ile icra takip dosyasını davalı adına takip ettiklerini, haksız olarak azledildiklerini iddia etmişler, davalı ise davacıların talimatı olmadığı halde farklı davalar açtığını, yine muvafakatleri olmadığı halde karşı tarafla anlaşmazlık tutanağı imzaladıklarını, davaların takipsiz bırakıldığını, azlin haklı olduğunu savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, Dairemizin 28.02.2012 tarihli ilamıyla verilen karar, azlin haklı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına karşı direnme kararı verilmiş, dosya Hukuk Genel Kurulu" na gönderilmiş, burada direnme kararı usulüne uygun olmadığından esasa girilmeksizin HMK" nın 297. maddesi gereği direnme kararının bozulmasına karar verilmiş, dosya yeniden mahal mahkemesine gönderilmiş, yapılan inceleme neticesinde bu defa mahkemece, azlin haklı olduğu bu nedenle davacıların her hangi bir ücret talep edemeyecekleri kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Avukatın, vekil olarak borçları dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursak; mahkemece, verilen ilk kararda azlin haklı olduğu kabul edilmiş, davacılar tarafından bu karar temyiz edilmemiştir, temyiz etmemekle davacılar mahkemenin bu gerekçesini benimsemiş kabul edilmelidirler, kaldı ki dosya kapsamı dikkate alındığında azlin haklı olduğu da anlaşılmaktadır.
Az yukarıda da değinildiği gibi, Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Mahkemece, azlin haklı olduğu kabul edilip, davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce verilen bozma kararı kesinleşmemiş olmakla birlikte, mahkemece, azil tarihinde biten ... olup olmadığı hususu üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
......