12. Ceza Dairesi 2015/11488 E. , 2016/9770 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Hüküm : Maddi tazminatın reddi, 150.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine
Davacı vekilinin 07.11.2014 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek CMK’nın 141. ve devamı maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın kısmen kabulü kararı, davalı vekili, davacı vekili ve o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Davanın niteliği gereği davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK’un 318. ve CMK’nın 299/1. Maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede,
Tazminat davasının dayanağı olan ... Ağır Ceza Mahkemesinin, 2014/129 Esas - 2014/231 Karar sayılı ceza dava dosyasının incelenmesinde; sanığın (davacının) hükümeti cebren devirmek ve engellemek suçundan, 26.09.2012-09.10.2013 tarihleri arasında tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, hükmün temyiz edilmeksizin 02.07.2014 tarihinde kesinleştiği, tazminat davasının 07.11.2014 tarihinde, CMK’nın 142/1. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmış, tutuklandığı tarihte astsubay olan davacının maddi ve manevi zararlarını tutuklandığı dönemde yürürlükte bulunan CMK’nın 142 ve devamı maddeleri kapsamında talep edebileceği ancak tutuklu kalması nedeniyle geç terfi ettiğini bu nedenle de özlük hakları açısından zarara uğradığını ayrıca kademe ilerlemesinin yapılmaması nedeniyle eksik maaş aldığını da iddia eden davacının bu talepleri ile ilgili olarak ancak idare hukukunun genel esasları çerçevesinde idari yargıda devlet aleyhine tazminat davası açabileceği gözetilerek bu yöndeki talebinin, davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, ziyaret masrafları, avukatın yol harcamaları ve benzeri giderlerinin gerçek maddi zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek bu yöndeki talebinin ve tutuklandığı tarihte astsubay olarak çalışan davacının, tutuklu kaldığı sürede maaşından yapılan kesintilerin kendisine ödendiğinin anlaşılması karşısında davacının tazmin edilebilir gerçek bir maddi zararının olmaması ve kendisi açısından ihlalden -tutuklanmadan- önceki koşulların sağlanmış olması nedeniyle, bu yöndeki talebinin reddedilmesinde isabetsizlik görülmemiştir,
Yapılan incelemeye toplanıp karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin inceleme sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtayın görevi ülke genelinde kanunların uygulanmasında uygulama birliğinin sağlanması ve benzer olaylarda aynı çözüm tarzının oluşturulmasıdır. Bu görev yerine getirilirken, hukukun genel ilkeleri, ülkedeki pozitif hukuk normları ve uluslararası temel insan haklarına ilişkin kural ve kabullere uygun yorum ve uygulama ilkelerinden yararlanılmaktadır.
Hukuk devletinin en belirgin özelliği hiçbir kurum ve makam ayrımı gözetilmeden herkesin hukuk kurallarına uymasıdır.
Anılan kapsamda, manevi tazminat miktarı belirlenirken, objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, dava tarihi olan 07.11.2014 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, 378 gün süreyle tutuklanan davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçülere uymayıp çok fazla tayini,
Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince, isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 08.06.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.