Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları T.K."nın maliki olduğu 2668 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü mirastan mal kaçırmak amacıyla davalı oğluna satış suretiyle muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuşlardır. Davalı iddiaların yersiz olduğunu, bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temliki işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 23.9.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A.B.geldi davetiye tebliğe rağmen temyiz edilen vs.vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların miras bırakanı T. K."nın maliki olduğu 2668 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü 20.11.1990 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, miras bırakanın yapmış olduğu bu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; davacılar ile davalının miras bırakanın çocukları olduğu kayden sabittir. Çekişme konusu taşınmaz mirasbırakan adına kayıtlı iken, aynı akitle kat irtifakı kurulduğu ve üzerine bina yapılmak üzere 1.kat 2 nolu meskene ayrılan 1/2 arsa payının davalıya satıldığı, davalının idareden 1991 yılında yapı ruhsatı almak suretiyle plan ve projesine göre binayı ikmal ettiği görülmektedir. Diğer taraftan çekişme konusu bölümün satış bedelinin bir kısmının ödenmediğinden bahisle miras bırakan tarafından açılan davanın kabul edildiği ve kesinleştikten sonra hüküm altına alınan satış bedeli sebebiyle ödenmeyen satış bedeliyle ilgili kısmın icra takibi sonucu tahsil edildiği tartışmasızdır. Kaldıki açılan alacak davası sırasında tanık olarak dinlenilen davacı A.ile davacı Ş."nin k.. H."ın oradaki ifadelerinde taşınmazın satıldığını bir kısım bedelin ödenmekle beraber diğer bölümün ödenmediği yönünde bildirimde bulunmuşlardır.
Anılan bu hususlar değerlendirildiğinde taşınmaz için ödenmesi gerekli olan semenin bir kısmının nakit olduğu diğer kısmının ise yapının davalı tarafından tamamlanması sebebiyle sarf ettiği para ve emeğin oluşturduğu anlaşılmıştır. Semenin mutlaka para olmasıda şart değildir.
O halde, anılan bu bulgu ve olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın yapmış olduğu temliki işlemin muvazaalı olmadığı bedel karşılığı bulunduğu kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetli değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00.-YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına ve alınan peşin harcın geri iadesine 23.9.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.