3. Ceza Dairesi 2015/17213 E. , 2015/22173 K.
"İçtihat Metni"Tebliğname No : 2015/177054 Kanun Yararına Bozma
Kasten yaralama suçundan şüpheli A.. K.. hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/02/2015 tarihli ve 2015/1851 soruşturma, 2015/793 esas, 2014/719 sayılı iddianamenin iadesine dair Tarsus 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/02/2015 tarihli ve 2015/88 sayılı iddianame değerlendirme kararına yönelik itirazın kabulü ile iade kararının kaldırılmasına ilişkin Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2015/134 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı"nın 11.05.2015 tarih ve 2015/9603–30402 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı"nın 22.05.2015 tarih ve 2015/177054 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Yargıtay 13. Ceza Dairesi"nin 02/02/2012 tarihli ve 2011/27923 esas, 2012/2008 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi"nde benimsenen, "Kişilerin Lekelenmeme Hakkı" ile "Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma" prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yani bir nev"i filtre görevi yapmaları gerekir.
Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK"nin 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.”
“Delil toplanmaksızın, deliller şüpheliye isnat edilen fiille (veya şüpheliyle) ilişkilendirilmeden hazırlanan bir iddianame, şüphelinin adil yargılanma hakkını (lekelenmeme hakkını) ihlal eder. Hiç şüphesiz adil yargılanma hakkı sadece kovuşturma evresiyle ilişkili bir hak değildir.
Haksız dava açmamak (iddianame düzenlememek) bir Cumhuriyet savcısının görevine en uygun endişe olmalıdır. Şüpheli hakkında düzenlenen haksız ve yersiz bir iddianame, kişi hakkının ihlalidir. Kişinin haksız yere sanık sıfatına sokulması ve bazen belki de yıllarca sürecek bir yargılama sürecine mahkum edilmesi psikolojik bir travmadır.” (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Armağan Özel Sayısı, Cilt:19, Sayı:2, Yıl:2013, Fatih Birtek, Cumhuriyet savcısının Delilleri ve Fiili Takdir Yetkisi, sayfa:959-960)
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mağdurun, olay günü olan 06/02/2015 günü saat 17.00 sıralarında C..Caddesi üzerinde bulunduğu bir esnada, daha önce aralarında husumet bulunan şüphelinin arkasından aniden gelerek yüzüne biber gazı sıktığını ileri sürdüğü, şüphelinin ise iddiayı kabul etmeyerek belirtilen gün mağdurla karşılaşmadığını, o gün dükkanda olduğunu, kendisine iftira atıldığını savunduğu, dosyada mevcut 06/02/2015 tarihli adli raporda, mağdurda göz yaşarması ve yanma mevcut olduğunun, basit tıbbi müdahale ile iyileşebileceğinin belirtildiği, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli hakkında kasten yaralama suçundan kamu davası açıldığı, şüphelinin olay günü mağdurla karşılaşmadığı, dükkanda bulunduğu savunmasına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadığı, taraflar arasında mevcut husumet de nazara alındığında, bu hususun suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan delil olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1 -b maddesi delaletiyle 170/5. maddesi gereğince verilen iade kararının yerinde olduğu gözetilerek itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde; isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK"nin 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Tüm dosya kapsamına göre, Tarsus 5. Asliye Ceza Mahkemesince şüpheli Ahmet Kütür hakkında, şüphelinin olay günü mağdurla karşılaşmadığı, dükkanda bulunduğu savunmasına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadığı, taraflar arasında mevcut husumet de nazara alındığında, bu hususun suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan delil olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174/1 -b maddesi delaletiyle 170/5. maddesi gereğince iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanunu"nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanun"un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, 5271 sayılı Kanun"un 170/2. maddesinde yer alan" soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler" hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukuki nitelendirilmesinin de Cumhuriyet savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, bu nedenle Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2015/134 değişik iş sayılı iddianame değerlendirme kararına yönelik itirazın kabulü ile iade kararının kaldırılmasına ilişkin kararında usul ve yasaya bir aykırılık görülmediğinden, Adalet Bakanlığı"nın kanun yararına bozma isteyenyazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.