Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu 1800 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümün bulunduğu tatil sitesinin yapımının sona ermesinden sonra taşınmazı D. E.’a teslim ederek G. iline döndüğünü, site yönetiminin 1994 yılından itibaren aidat borcu olduğundan bahisle icra takibine geçtiğini, ancak kendisine haber verilmediğini, icra takibi dosyasındaki tebligatların usulsüz olarak boş olan davaya konu evin bulunduğu adrese yapılarak takibin kesinleştiğini, yapılan tebligatları sitede bekçi olan davalının kabul edip ihaleye de sadece davalının katıldığını ileri sürerek, iptal ve tescil isteminde bulunmuştur.
Davalı, iyi niyetli olarak taşınmazı cebri ihale sonucunda satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, yolsuz tescil nedenine dayalı tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
-KARAR-
Davacı; T.K. 1800 parselde kain, P Blok, zemin kat 2 nolu meskenin maliki iken site yönetiminin yaptığı icra takibi sonucunda, 1994 yılından itibaren aidat borcu bulunduğundan söz edilerek, anılanbağımsız bölümün icra marifetiyle davalıya satıldığını ileri sürerek, iptal ve tescil isteğinde bulunmuş; davalı, ihaleden satın aldığını ve iyiniyetli olduğunu savunmuştur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davacının 1994-1995-1996-1997 yıllarına ait aidat borçları için ilamsız takip yoluyla 3.11.2003 tarihinde ödeme emrinin davacının tatil sitesinde bulunan dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu adrese 7201 sayının 21.maddesine göre muhtara tebliğ ederek, bizzat takibi yapan site yöneticisi T.E.e haber verildiğinin belirtildiği, diğer tebligatlarında usulsüz yapıldığı, açık artırma ilanına ilişkin tebligatın ise davacı adına bizzat davalıya haber verildiği, ihale yoluyla davalıya satılarak kayıt oluşturulduğu davacının muhtarlığa bu adreste oturduğuna ilişkin bildirimde bulunmadığı, adresin esasen boş olduğu, davalının sitede bekçilik yaptığı anlaşılmaktadır.
Öte taraftan 7201 sayılı yasanın 21.maddesinin uygulanmasına dair Tebligat Tüzüğünün 28/1.maddesi "Muhatap veya muhatap adına teblig yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalanması gerekir" demektedir.Muhatabın tebliğ saatlerinde adreste bulunmama nedeni anılan Tüzük maddesinde belirtilen kişilerden sorulup bu hususta bir tutanak düzenlenmemiştir.Tebliğ ile ilgili kanun ve tüzük hükümleri tamamen şeklidir.Değinilen işlemler nedeniyle tebliğat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliğide bulunan bir usul işlemidir.Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir.Bu sebeple tebliğatın usul ve yasaları ile ilişkisinde daima gözönünde tutulmalıdır.
Buna karşın davalı Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinin koruyuculuğu altında olduğunu savunmuştur.
Bilindiği gibi;hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş tir.Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır.İşte bu nedenle Devlet,nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma,toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Belirlenen olgular, olayın işleyiş ve sonuçlanış biçimi, davalının konumu yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davalının sitede çekişmeli taşınmazın boş olup olmadığı davacının orada bulunup bulunmadığı açısından durumu bilen kişi konumu nedeniyle iyiniyetli sayılamayacağı ve bunun sonucu olarak Türk Medeni Kanununun 1023.maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle, reddedilmesi doğru değildir.Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmünHUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.4.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.