Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, babaları M... A.. taşınmazların mirasçılarına intikal ve taksimi için davalıya 3.7.2003 tarihli vekaletname verdiklerini, davalının eşit bir şekilde taşınmazları intikal ettirmesi gerekirken, çekişme konusu 1961 ve 589 parsel sayılı taşınmazları, aralarında rızai taksim yapıldığı iddiası ile adına tescil ettirdiği, oysa ortada yazılı bir taksim sözleşmesi bulunmadığını, tescilin usulsüz olduğunu ileri sürüp, tapu iptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, vekaletnamenin taksim yapılması amacıyla verildiğini, taşınmazların verimlilik durumları esas alınarak taksimin yapıldığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının anılan vekaletname ile taksime, intikale yetkili kılındığı, temliklerde usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların müşterek murisleri M..A..ve eşi F...nın ölümü ile geriye davacı E..., D.., A.., Y.., Y.., E.. G.., A.., G.. 1999 yılında ölen kızları S.."dan olma E.. Ka.., H...K..., D..Avcı, R... ve davalı L....nin kaldığı, 3.7.2003 tarih ve 1532 yevmiyeli vekaletname ile mirasçılarından A...dışındakilerin davalı L...ye "... irsen ve teselsülen intikal eden taşınmazlardaki miras hak ve paylarını, adlarına intikal ve tescillerini yaptırmaya, iştirak halindeki mülkiyeti müşterek mülkiyete çevirmeye... rızaen ve kazaen taksime... vs." ilişkin olarak vekalet verdikleri, davalı L...nin de 21.7.2003 tarihinde kendi adına asaleten ve mirasçılar adına ve vekaleten hareket ederek mirasçı A...nin de katılımı ve mirasçılar adına intikal ettirildikten sonra aynı işlemle muristen intikal eden taşınmazların taksim edildiği ve buna göre taşınmazların sicil kayıtlarının tesis edildiği, bu arada 1961 ve 589 parsel sayılı taşınmazlarında vekil Lütfü adına tescillerinin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, davalıya murislerinden irs"en gelen taşınmazların tüm mirasçılar adına eşit bir şekilde intikalinin yapılması ve aynı şekilde taksimi hususunda vekaletname verdiklerini, aralarında yazılı bir taksim sözleşmesi yapılmadığını ve davalının çekişmeli taşınmazları adına tescil ettirmesine rızalarının olmadığını ileri sürerek, sicil kayıtlarının vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle yolsuz tescil oluşturacak şekilde gerçekleştirildiğini ileri sürerek, tapularının iptali ile tüm mirasçılar adına tescili isteğiyle eldeki davayı açmıştır.
Öncelikle, şu ifade edilmelidir ki, taksim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için miras bırakanın ölümünden sonra bütün mirasçıların veya temsilcilerinin iradelerinin birleşmesi asıldır. Bir başka ifadeyle, tüm mirasçıların veya temsilcilerinin bir araya gelerek taşınmazları paylaşıp herbirinin kendi payına düşeni aldığı ve diğer mirasçıların paylarına düşenler bakımından da karşılıklı olarak vazgeçtikleri açık ve kesin şekilde belirmedikçe taksimin sabit olduğu kabul edilemez. İşte bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanununun 676/2. maddesi hükmünde ve gerekse 10.12.1952 tarih ve 2/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında taksim sözleşmesinin tüm mirasçıların katılımı ve yazılı olması taksimin geçerliliği için yeterli kabul edilmiştir. Bilindiği üzere, tapulu taşınmazlarda resmi olarak yapılmayan mülkiyet nakillerinin, diğer bir deyişle Türk Medeni Kanununun 706, 2644 Sayılı Tapu Kanununun 26. ve Borçlar Kanununun 213.maddesi hükmü gereğince resmi olarak yapılmayan temliklerinin geçerli olmayacağı, işleme hukuki bir sonuç bağlanmayacağı tartışmasızdır. O halde, somut olayda olduğu gibi harici ve yazılı taksim sözleşmesi yerine tapu memuru önünde düzenlenen tüm mirasçıların gerek vekaleten ve gerekse asaleten iştirak ettikleri akitle ve resmi olarak yapılan taksimin yasal olmadığı söylenemez.
Esasen, bu konuda taraflar arasında bir çekişmede bulunmamaktadır. Çekişme vekilin vekil edenleri temsil görevini ifa sırasında isteyerek ve bilerek zarara uğratıp uğratmadığı, değişik bir ifadeyle vekilin taksim sırasında vekalet görevini kötüye kullanıp kullanmadığı noktasında toplanmaktadır. Kaldı ki, iddiada bunu içermektedir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece, yukarıda değinildiği anlamda hükme yeterli olacak nitelikte bir araştırma ve inceleme yapılmış değildir. O halde, eksik soruturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün HUMK."nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.3.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı Evalı L.....eyhine açtığı tapu iptal ve tescil davasında müşterek murisleri M... A.. kalan taşınmazların tapuda intikalinin yapılması için verilen vekalete dayanarak niza konusu 1961 ve 589 parsel nolu taşınmazları kendi üzerine intikal ettirdiğini oysa taraflar arasında düzenlenmiş yazılı bir taksim sözleşmesinin bulunmadığını bu nedenle intikalin eşit biçimde yapılması gerektiğini belirterek nizalı taşınmazların davalı adına olan tapusunun iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Mahkemece vekaleten yapılan işlemde usulsüzlük bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş davacının temyizi üzerine özel daire davalının verilen vekalete dayalı olarak yapılan işlemde vekaletin kötüye kullanılıp kullanılmadığının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekçesi ile bozmuştur. Bozma kararına katılmakla birlikte çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyoruz:
Dosya arasında bulunan veraset ilamına göre muris M... A...2 mirasçısı bulunmakta olup bunlardan onbir tanesi davalı ve mirasçı olan L..... miras paylarının intikallerini yaptırmaya, diğer hissedarlarla rızaen veya gerekirse kazaen taksime yetki vermişlerdir. Davalı da bu vekalet ile tapuda veraset ilamındaki miras paylarına göre her taşınmazdan tüm mirasçılara pay vererek intikal yaptırmadan çeşitli parselleri tam veya paylı mülkiyet olarak diğer mirasçılar adına, niza konusu 1961 ve 589 parselleri de kendi adına intikal ettirdiği anlaşılmaktadır.Ancak davalıya intikal ve taksimle ilgili vekalet verilmiş olmasına karşın tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenmiş yazılı bir taksim sözleşmesi bulunmamaktadır.Bilindiği gibi Türk Medeni Yasasının 676. maddesine göre tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerinde yapılan paylaşma sözleşmesinin yazılı olması gerekmekte olup bu geçerlilik koşuludur. Yazılı olmayan miras taksim sözleşmesi geçerli değildir. Davalıya verilen vekalete dayalı olarak tapuda veraset ilamındaki miras paylarının dışında davalı vekilin taksim
ve devir işlemini yapabilmesi öncelikle taraflar arasında düzenlenmiş yazılı bir taksim sözleşmesinin varlığına bağlıdır. Taksim ve ifraz konusunda verilmiş olan vekalet yazılı taksim sözleşmesinin yerine geçmez.Eğer verilen vekalette aynı zamanda hangi taşınmazın kime verileceği belirtilmiş olsa idi o zaman vekil yazılı olan bu taksim sözleşmesine dayanarak tapuda intikal yaptırabilirdi.Zaten bu konuda Tapu Sicil Tüzüğünde de hüküm bulunmaktadır.Tüzüğün 21. maddesinin ( c) bendi aynen şöyledir : ( Miras taksimi noter tarafından yapılmış ise sözleşme; mirasçılar arasında yazılı olarak yapılmış olup da, mirasçıların imzaları noterce onaylanmamışsa tüm mirasçıların; imzaların bir kısmı onaylanmış ise imzaları onaylanmamış olanların başvuruları)Görüldüğü gibi taraflar vekil olmayıp da bizzat kendileri taksime göre tapuda işlem yapmak isteseler bile yazılı taksim sözleşmesinin bulunması şartı aranmaktadır. Olayımızda böyle bir taksim sözleşmesi bulunmadığından davalıya verilen vekalet yazılı taksim sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceğinden nizalı taşınmazların davalı adına yapılan tescili yolsuzdur.
Tapu Sicil Tüzüğü dışında Türk Medeni Yasasının 1014-1015 ve 1016. maddelerinde de bu konuda açık hükümler getirilmiştir. Mülkiyet değişikliği için bütün paydaşların tescil talebinde bulunması gerekir.T.M.Y. 1014 hükmüne göre tapu sicilindeki bir tescilin terkin edilmesi veya değiştirilmesi ancak bu kaydın kendilerine hak sağladığı kimselerin yazılı beyanı ile olur, bir başka dey imle ayni haklar sahiplerinin yazılı beyanları ile tescil edilirler. Taraflar kanun hükümleri dışında ( olayımızda veraset ilamındaki yasal miras payları dışında ) böyle bir anlaşma yaparlarsa imzaların noterlikçe onaylanması koşulu ile paydaşlardan birisinin başvurusu üzerine tapu kütüğünde işlem yapılabilir. ( Doç Dr. Erol Ulusoy-Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı Ve Çifte Temsil 2005- 92 ) Yine T.M.Y. 1015. maddesine göre tescil,terkin ve değişiklik gibi tasarruf işlemlerinin yapılabilmesi , istemde bulunanın tasarruf yetkisini ve hukuki sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır.İstemde bulunan kimse,kendisinin,sicilde hak sahibi görünen kişi veya bu kişinin temsilcisi olduğunu ispat etmek suretiyle tasarruf yetkisini belgelemiş olur.Keza T.M.Y. 1016. maddesine göre tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler tamam değilse istem ret edilir.Bütün bunlardan çıkan sonuç tapuda yapılacak temlik işlemlerinde tasarruf yetkisini gösteren belge yanında hukuki sebebe ilişkin belgenin de ibraz edilmesidir.Olayımızda miras taksiminin tapuda yapılabilmesi için gerekli sebep T.M.Y 676. maddesine göre geçerlik şartı olan yazılı paylaşım sözleşmesi, tasarruf belgesi ise vekaletnamedir.vekaletname mevcut olmakla beraber ortada yazılı taksim sözleşmesi bulunmadığından , olmayan taksime dayalı temlik işlemi yapılamaz, yapıldığı taktirde de yolsuz tescil durumunda olur.
Diğer bir konu vekilin hem vekili olduğu kişiler hem de kendi adına ve tek başına vekalete dayanarak işlem yapıp yapamayacağıdır.Kural olarak vekil kendi kendisi ile işlem yapamaz, örneğin dilediği kişilere dilediği bedelle taşınmazı satış yetkisi veren vekalete dayanarak hem alıcı hem satıcı olarak vekil eden kişinin taşınmazını satın alamaz,keza aynı biçimde tek başına miras taksim sözleşmesi de yapamaz, çünkü vekil edenler ile kendisi arasında yarar çatışması vardır,yapılan böyle bir işlem yok hükmünde olduğundan artık vekaletin kötüye kullanılıp kullanılmadığının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi de mümkün değildir. Çünkü vekaletin kötüye kullanılması vekaleten yapılabilecek işlemler için söz konusudur, burada ise vekaleten işlem yapılamayacağından vekaletin kötüye kullanılması da söz konusu olmayacaktır.Kaldı ki bir an için kendisine vekalet verilen kişinin yani davalının tek başına tüm mirasçıları ve kendisini temsilen miras taksim sözleşmesi düzenleyebileceği kabul edilse bile vekil böyle bir taksim sözleşmesi düzenlememiş ve taksimin yazılı olma koşulunu yerine getirmemiştir. Bundan sonra düzenlemesi de mümkün değildir çünkü vekalet veren davacı eldeki davayı açmak sureti ile artık vekilin yapacağı işlemlere onay vermeyeceğini de açıklamış olmaktadır.
Tüm yukarıda açıklanan nedenlerle vekaleten tapuda davalının niza konusu taşınmazları kendi adına tescil ettirmesinin yasal dayanağı bulunmayıp yolsuz tescil söz konusu olduğundan , böyle bir işlem vekaletnameye dayalı olarak yapılamayacağından ve bunun sonucu olarak vekaletin kötüye kullanılması olgusu da bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru değildir.Bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyiz.