12. Ceza Dairesi 2014/15300 E. , 2015/2137 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Hüküm : Beraat
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm mahalli Cumhuriyet savcısı, katılan ve şikayetçi tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
07.05.2013 tarihli oturumunda katılma isteminde bulunmasına rağmen, bu konuda herhangi bir karar verilmeyen şikayetçinin, CMK"nın 260. maddesi uyarınca katılma istemi hakkında karar verilmeyenler sıfatıyla hükmü temyiz hakkının bulunduğu kabul edilerek, suçtan zarar gördüğü anlaşılan ve hükmü temyiz etmek suretiyle katılma iradesini devam ettiren şikayetçinin, CMK"nın 237/2. maddesi gereğince davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede:
Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yaptıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunulan fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, sanıkla mağdurların aynı tatil sitesinde oturmakta olup, aralarında önceye dayalı husumet bulunduğu, mağdurların yapı ruhsatına aykırı olarak balkon ve kömürlük yaptıklarını, pergulelerinin üzerini cam ile kapattıklarını, kapılarının girişlerine beton kaide döktüklerini ve bu suretle imar kirliliğine neden olduklarını düşünen ve bu hususu 26.08.2012 tarihinde yapılacak olan genel kurul toplantısında gündeme getirme, uzlaşma sağlanamaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunma amacını taşıyan sanığın, 04.08.2012 günü, gündüz vakti, mağdurların oturduğu evlerin kapılarının ve pencerelerinin açık olduğu ve mağdurlara ait zati giysilerin ve eşyaların balkonda bulunduğu bir anda, konutların içerisini göstermeyecek şekilde ve uzaktan, mağdurların ev ve eklentilerinin fotoğraflarını çektiği olayda,
İncelenen dosyadaki mevcut fotoğraflar, iddia ve savunma ile mağdurların beyanlarına göre, sanık tarafından, mağdurların sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş özel hayatlarının gizliliğini ihlale yol açacak görüntüleri kaydedilmediği gibi, mağdurların dışarıdan rahatlıkla görülebilen ve konutlarının eklentilerinin çekimi sırasında tesadüfen görüntülenen eşyalarının, mağdurların özel yaşam alanları kapsamında da değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla,
Tebliğnamedeki, “Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanığın daha önce aralarında husumet bulunan katılanın evinin görüntüsünü sabahın çok erken saatlerde çekmesi, site yönetiminde herhangi bir görevinin bulunmaması, katılan dışında diğer evlerin görüntüsünü çekmemesi, sadece kömürlüğü değil, evin balkonu dahil değişik açılardan fotoğraf çekmesi birlikte değerlendirildiğinde; fotoğraflanan balkon, balkonda bulunan özel eşyalar, odunluk gibi kullanım alanlarının kamuya açık alan olmadığının, özel yaşam alanı içinde olduğunun kabulü gerekirken yazılı şekilde beraat kararı verilmesi” nedeniyle bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 07.05.2013 tarih 2013/11-87-245 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, vekalet ücreti kişisel hakka ilişkin olup, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 13/5. maddesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenlerin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.
Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanların sübuta ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 09.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.