Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kadastro çalışmaları sırasında miras bırakanları F. K. adına tespit edilen 768 parsel sayılı taşınmazın tespitine itiraz sonucu Kadastro Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında tespitin yerinde olduğu belirlenmek suretiyle davanın reddine karar verildiğini, ancak kararın hüküm bölümünde gerekçe ile çelişki olacak şekilde miras bırakanları F.ile davalılar adına paylı olarak tesciline ifadesinin kullanıldığını, daha sonra hükmün tavzihine ilişkin olarak verilen kararın hükmün icra edildiği gerekçesi ile infaz edilemediğini ileri sürüp tapu kaydının davalı payları yönünden iptali ile tamamının F.. Karabaş mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında davalı İsmail hakkındaki davayı müracaata bırakmışlardır.
Davalı N..., miras bırakanlanı olan davalı F... O..ın dava açılmadan önce vefat ettiğini, kadastro mahkemesinin vermiş olduğu kararın kesinleştiğini, tespit tarihinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini bildirip davanın reddini savunmuş, diğer davalılar yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi "ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kadastro mahkemesinin 1990/27-1993/ 73 sayılı kararının kesin hüküm oluşturduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davalılardan F.. dava tarihinden önce öldüğünden ve ölü kişi aleyhine dava açılamayacağından F... hakkındaki davanın reddedilmiş olması doğrudur.
Diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden, miras bırakanlarından kalan taşınmazların taraflar arasında taksime tabi tutulduğu, taksim uyarınca kullanım sürerken kadastroca 1986 yılında dava konusu 768 sayılı parselin davacıların murisi F..767 sayılı parselin de davalılar adına tespitlerinin yapıldığı, dava dışı parsellerle birlikte 767 ve 768 sayılı parsellerin de tespitlerine itiraz edildiği, Kadastro Mahkemesinin 1990/27 1993/73 sayılı ilamı ile taşınmazların tarafların miras bırakanlarından kaldığı, 1978 yılında mirasçılar arasında taksim yapıldığı, her bir mirasçının taksimde kendisine bırakılan bölümü kullandığı, harici taksimde taşınmazların eşit olması hususunun aranmayacağı, kadastro tespitlerinin yerinde olduğu bu nedenle açılan davaların reddine karar verilmesi gerektiği gerekçeleri ile dava dışı parsellerin tespit gibi tescillerine ancak 768 sayılı parselin tespitin aksine davalılar adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 28.1.1994 tarihinde kesinleştiği, 22.2.1994 tarihinde de tapuya tescil edildiği, bilahare hükümde yanlışlık yapıldığı farkedilerek davacıların murisi F.. vekili tarafından 8.4.1996 günlü dilekçe ile tavzih isteğinde bulunulduğu , mahkemece tavzih isteği kabul edilerek 768 sayılı parselin davacıların murisi adına tesciline biçiminde hüküm fıkrasının düzeltildiği ancak ilam infaz edildiğinden tavzih kararının uygulanamadığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle çözüme kavuşturulması gereken hususun,HUMK"nun 237. maddesinde düzenlenen kesin hükmün oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, kesin hükmün varlığından sözedilebilmesi için tarafların dava konusunun ve dava tarihinin aynı olması gerekir. Öte yandan maddi anlamda kesinlik yalnız hüküm fıkrası içindir ve hüküm gerekçesinin kesin hüküm gücü yoktur. Bununla beraber gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. Gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu hallerde bir başka anlatımla , hakimi hüküm vermeye hukuken zorlayan gerekçenin var olduğu durumlarda gerekçenin de " maddi anlamda kesinlik" ile ilgisinin olduğu öğretide ve yargısal uygulamalarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Somut olaya yukardaki ilkeler uyarınca bakıldığında kesin hükmün varlığından sözetme olanağı yoktur.
Şöyle ki; kadastro mahkemesi tespitlerin doğru olduğunu davanın reddi gerektiğini gerekçe yaptığı ve 768 sayılı parsel davacıların miras bırakanı F....adına tespit edildiği halde gerekçeye aykırı biçimde 768 sayılı parselin davalılar adına tesciline biçiminde hüküm kurulması tamamen maddi hataya dayalıdır ve nitekim mahkemece de bu yanlışlık farkedilerek tavzih kararı verilmiş ancak yukarıda açıklandığı gibi infaz edilememiştir.
Yapılan bir yanlışlığı kesin hüküm kabul ederek hak sahibi olmayan birisini hak sahibi durumuna getirmenin hukuk devletlerinde toplum vicdanlarını yaralayacağı açıktır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacılar vekili 5.12.2005 günlü dilekçesi ile davalı İsmail hakkındaki davasını başvuruya bıraktığı halde anılan davalı bakımından HUMK"nun 409. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken değinilen hususun gözardı edilmesi de isabetsizdir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK"nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 5.6.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.