
Esas No: 2020/7187
Karar No: 2021/9688
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2020/7187 Esas 2021/9688 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Bölge AdliyeMahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : ... Anadolu 9. İş Mahkemesi
İş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk Derece Mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 29/06/2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av. ... geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 21.11.2007 tarihli dava dilekçesinde müvekkilinin 18.06.2006 tarihli iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili 07.02.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini neticeten 211.753,36 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının 25.1.2006 tarihli yurt dışı iş sözleşmesine istinaden yurt dışına topluluk sigortası tip sözleşmesi ile gönderildiğini, müvekkil şirketin işyerinde gerekli İş güvenliği tedbirlerini aldığını, davacıya eldiven, gözlük gibi gerekli koruyucu güvenlik malzemelerinin verildiğini, davacının kendisine verilen koruyucu aletleri kullanmayarak şahsi korumasına gereken dikkat ve özeni göstermediğini, olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının gözüne kaçan çapağın şirket doktoru tarafından çıkarıldığını, davacının görmesine engel olacak boyutta iş kazası geçirmediğini, davacının önceden göz rahatsızlığının olması nedeniyle sol gözünün görme yeteneğini kaybettiğini, hastalığın başlangıcı ve seyri konusunda uzman tıbbi bir heyetten rapor alınmasını talep ettiklerini, topluluk sigortası tip sözleşmesinin Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarını kapsamakta olup, iş kazaları, meslek hastalığı, hastalık ve analık sigortası hükümlerini kapsamadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ıslah dilekçesine karşı süresi içerisinde 01/03/2017 tarhili dilekçesiykle zamanaşımı definde bulunduğu anlaşılmıştır.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece “1-Maddi Tazminat davasının kabulü ile; 211.753,36 TL maddi tazminatın iş kazasının meydana geldiği 18/06/2006 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Manevi Tazminat davasının kısmen kabulü ile, 30.000,00 TL manevi tazminatın iş kazasının meydana geldiği tarih olan 18/06/2006 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece “Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: delilleri toplanmaksızın kurulan hükmün yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükmedilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, tazminat talebinin iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasının hatalı olduğunu, dava ve ıslah tarihi ayrımı yapılmak suretiyle alacak kalemlerine faiz yürütülmesi gerektiğini, davacıya SGK tarafından 2016 yılı Ocak ayından itibaren maluliyet aylığı bağlandığını, bu miktarın da maddi tazminattan düşülmesi gerekirken, mahkemece bu hususun nazara alınmadığını, iş kazasına ait bu davada zamanaşımının 10 yıl olduğunu ve alacakların zamanaşımına uğradığını, davalıya atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, delilleri toplanmaksızın aldırılan kusur ve hesap raporunu da kabul etmediklerini, davalının kazanın oluşumunda kusurunun bulunmadığını, üzerine düşen her türlü önlemi aldığını, maluliyet oranını da kabul etmediklerini, beyan ederek mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A- Davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu"nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına gör parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E, 1990/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016-01.12.2016 tarihleri arasında 5.000 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530 TL; 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530 TL ve 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800 TL’dir
Somut olay incelendiğinde, davacı vekilinin müvekkili lehine 40.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alınmasını talep ettiği, ilk derece mahkemesince istemin kısman kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerinde Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği anlaşılmakla hükmedilen manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde geçerli olan 58.800 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulmasının miktar itibariyle mümkün bulunmaması nedeniyle davalı vekilinin bu hükme ilişkin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle REDDİNE, karar verilmiştir.
B- Davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür. Bu itibarla zamanaşımı savunması bir defi olup, ileri sürüldüğünde, şartları gerçekleşmişse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 11.01.1940 tarihli 15/70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı"nda aynı husus "zamanaşımı defi davanın esası hakkında her türlü muameleye manidir. Bu sorun halledilmeden davanın esası incelenemez." şeklinde ifade edilmiştir.
Somut olayda, davacı vekilinin kısmi dava olarak 21.11.2007 tarihinde açtığı davada 1.000 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, 07.02.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle de maddi tazminat istemini neticeten 211.753,36 TL’ye artırdığı, davalı vekilinin bu ıslaha karşı süresi içerisinde 01.03.2017 tarihinde zamanaşımı def’inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince usul açısından davanın açıldığı tarih dikkate alınarak zamanaşımının oluşmadığı belirtilmiş ise de; ıslaha karşı zamanaşımı defi yönünden bir irdeleme yapılmamıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş davalının ıslaha karşı zamanaşımı definin değerlendirilerek bir karar vermekten ibarettir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesikararının HMK"nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalı avukatı yararına takdir edilen 3.050,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ..."ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ..." ün oyları ve oy çokluğuyla, 06/07/2021 gününde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
A. Kesinlik açısından;
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde maddi ve manevi tazminat istemlerinin ayrı ayrı mı yoksa toplamlarının mı dikkate alınacağı, buradan varılacak sonuca göre davalılar vekili tarafından temyiz incelemesine konu edilen 211.753,36 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminata ilişkin toplam 241.753,36 TL miktarın karar tarihi itibari ile 72.070,00 TL kesinlik sınırı kapsamında kalıp kalmadığı ve temyizi kabil nitelikte olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2.Çoğunluk görüşü ile maddi tazminat ve manevi tazminat miktarlarının davaların yığılması nedeni ile ayrı ayrı kesinlik sınırına tabi olduğu kabul edilerek, davalı tarafın ile temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
3.Gerekçesi açısından bugün de geçerliliğini koruyan 07.02.1945 tarihli ve 1944/19E.,1945/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini (başka bir ifade ile davalının neye mahkum edilmesini) istediğini açıkça yazar. Kuşkusuz talebin birden fazla kalemleri kapsaması hâlinde de davacının talep sonucu, asıl talep ve yardımcı (fer"i) talepler olmak üzere iki bölümden oluşur. Davacının birden fazla davasını aynı dava dilekçesi ile açması hâlinde, bu durum "objektif dava birleşmesi" olarak tanımlanır ve davacının, her davaya ait talep sonucunu açıkça ve ayrı ayrı göstermesi gerekir (Kılıç, Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, ... 2011, C.I, s. 1454).
4.Doktrinde objektif dava birleşmesi ya da kümülatif dava yığılması olarak adlandırılan bu kurum, HMK’da “davaların yığılması” terimi benimsenerek düzenlenmiştir(HMK. Mad. 110). Davaların yığılmasının usul ekonomisine ve çelişkili kararlar verilmesini engellemeye hizmet ettiği kabul edilmektedir.
5.Davacının aynı davalıya karşı olan birbirinden bağımsız birden fazla talebini, aralarında bir derecelendirme ilişkisi yani aslilik-fer’ilik ilişkisi kurmadan aynı dava dilekçesinde ileri sürmesine davaların yığılması denir. Bu dava çeşidinde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eş değer ve aynı derecede öneme sahiptir. Her bir talep farklı edimlerin gerçekleştirilmesine yönelmiştir.
6.Davaların yığılması söz konusu olduğunda, görünüşte tek dava, gerçekte ise talep sayısınca dava mevcuttur. Her bir talep için dava dilekçesinde vakıaların ayrı ayrı belirtilmesi ve ispat edilmesi gerekir. Mahkeme de her bir talep hakkında ayrı ayrı inceleme yapacaktır, taleplerden birinin kabulüne diğerinin ise reddine karar verebilir. Yani, görünüşte tek hüküm, gerçekte ise talep sayısınca hüküm mevcuttur. Mahkeme, taleplerin tümü hakkında ayrı ayrı karar vermek ve bunları hüküm fıkrasında göstermek zorundadır. Mahkemenin, taleplerin tümü hakkında tek ve aynı şekilde karar verme zorunluluğu yoktur. Dava şartları, her bir talep bakımından ayrı ayrı belirlenir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, C. II, ... 2017, s.1093 ).
7.Önemle vurgulanmalıdır ki; kesinlik sınırının belirlenmesi kamu düzenindendir ve kesinlik sınırı belirlenirken davanın değeri esas alınır. Davanın değeri ise genel anlamıyla, bir davadaki taleplerin toplamıdır.
8.Birleştirilen davalarda, kesinlik sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir (Kuru B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.V, ... 2001, s. 4514).
9.İhtiyarî dava arkadaşlığında, kesinlik sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir (Kuru, B.; s. 4514).
10.Karşılık davada, kesinlik sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir (Kuru, B.; s. 4514).
11.İş uyuşmazlıklarında birden fazla talep içeren tazminat ve alacak istemi, iş sözleşmesinden kaynaklanıp, hesabın unsuru olan hizmet süresi ve ücret her bir kalemi ayrı ayrı etkilediğinden her bir alacak kalemi açısından değil toplam alacak miktarı yönünden kesinliğe bakılmaktadır.
12.İş kazası nedeni ile maddi tazminat ve manevi tazminat miktarlarında hesabın unsurları farklı ise de tarafların kusur oranları maddi tazminatı doğrudan etkilerken, manevi tazminatı da dolaylı olarak etkilediğinden, maddi tazminatın kusur oranı yönünden bozulması, manevi tazminatı da dolaylı olarak etkileyeceğinden, temyiz sınırı açısından maddi ve manevi tazminatın toplamının dikkate alınması kaçınılmazdır.
13.Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar...konusunda karar verecek olan,...bir mahkeme tarafından davasının...görülmesini istemek hakkına sahiptir...” yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında da “...Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir (Özkan Şen B. No: 2012/791, 07/11/2013, § 52)” şeklinde tespitlere yer verilmiştir. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27.11.2012, § 42).
14.Belirtmek gerekir ki asıl olan kanun yoluna başvurudur. Buradaki sınırlamalar ise ölçülü olmalı ve erişim hakkını önemli ölçüde etkisizleştirmemelidir. Aynı vakıaya dayalı birden fazla talebin veya aynı vakıa nedeni ile aynı davada talepte bulunanların ayrı ayrı kesinlik sınırına tabi tutularak mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması, kusur veya maluliyet oranın farklı farklı belirlenmesine neden olacak ve erişim hakkını etkisizleştirecektir.
15.Somut olayda davacı aynı olaydan kaynaklanan zarar nedeniyle davalıya karşı olan birden fazla talebini (maddi ve manevi tazminat) aynı davada birleştirmiştir. Objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmakla birlikte, görünüşte tek bir hüküm bulunduğundan temyizde kesinlik sınırının tespiti için temyiz edilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının toplamları esas alınmalıdır.
16.Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.09.2019 tarih ve 2018/4-375 Esas, 2019/473 Karar, 30.04.2019 tarih ve 2017/4-1394 Esas, 2019/494 Karar ve 30.03.2021 tarih ve 2019/(21)10-768 Esas, 2021/361 Karar sayılı ilamlarında kabul edilmiştir.
17. Sonuç itibari ile somut uyuşmazlıkta davalı tarafın manevi tazminat yönünden temyiz isteminin kesinlik sınırından reddi isabetli olmamıştır. Maddi ve manevi tazminat birlikte toplam alındığında temyiz incelemesi yapılması ve esasına girilmesi gerekirdi.
B. Zamanaşımı değerlendirilmesi yönünden;
18.Çoğunluk görüşü ile ilk derece mahkemesinin ıslaha karşı zamanaşımı itirazını değerlendirmediği gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
19.Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), ... 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat: Def"i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, 2008, s. 255 vd.).
20.Somut uyuşmazlıkta her ne kadar davalı 02.09.2017 tarihli ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunmuş ve ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde zamanaşımı itirazı konusunda bir gerekçe kurmamış ve bu yönde değerlendirme yapmamış ise de davalının istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi davalının istinaf istemini esastan reddederken gerekçeli kararında “dava tarihi itibari ile zamanaşımına uğramadığı” gerekçesine yer vermiştir.
21.Dosya içeriğine göre iş kazazının tarihi 18.06.2006, dava tarihi ise 21.11.2007 tarihidir. Bu arada bekletici mesele yapılan iş kazası tespiti kararı 2012 yılında verilmiş ve Yargıtay incelemesinden geçerek aynı yıl kesinleşmiştir. Kusur oranı 2013 yılında belirlenmiş, ilk defa maluliyet oranı ise kurum tarafından 09.04.2014 tarihinde belirlenmiştir. Daha önce belirlenen maluliyet oranına ilişkin bir rapor bulunmamaktadır.
22.İş kazası nedeni ile bedensel bütünlüğe yönelik işverenin gözetme borcuna aykırı davranışı öncelikle bir haksız fiil olduğundan, sigortalının zararı ve miktarı öğrenmesi gerekir. Bu anlamda zararın öğrenilmesine ilişkin iş kazasının tespiti davası zamanaşımını kesen bir dava niteliğindedir. Bu davayı işçinin veya işverenin açması, kesme açısında fark teşkil etmez. Kısaca zararın varlığının tespitine ilişkin her yargılama işlemi, zamanaşımının işlemesine engel teşkil eder.
23.Diğer taraftan failin belirlenmesine ilişkin kusur raporu 2013 yılında, zararın belirlenmesine ilişkin maluliyet oranı ise 2015 yılında alınmıştır. Davacı taraf 09.02.2017 tarihinde maddi tazminat istemini ıslah ile arttırmıştır. Zamanaşımına uğrayan bir alacak yoktur.
24.Zamanaşımı bir maddi hukuk sorunu ise Bölge Adliye Mahkemesi zamanaşımı yönünde bir değerlendirme yapmıştır. İlk derece mahkemesinin değerlendirme yapmaması bozma nedeni yapılacak ise kararın usulden bozulmasına karar verilmeli idi. Zira Bölge Adliye Mahkemesi kararının esastan ret kararı değil, yeniden gerekçeli karar vermesi için ilk dereceye gerekçelendirmesi için geri gönderme kararı vermesi gerekirdi. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi esastan ret kararının bozulması gerekirken, ilk derece mahkemesi kararının bozulması iki dereceli yargılama sistemi usulüne aykırı olmuştur.
25.Sonuç olarak çoğunluğu kesinlikten ret kararı ve zamanaşımı yönünden bozma gerekçelerine katılınmamıştır.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.