
Esas No: 2017/881
Karar No: 2019/311
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/881 Esas 2019/311 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 804-9
6136 sayılı Kanun"a aykırılık suçundan sanık ..."ın aynı Kanun"un 13/1 ve TCK’nın 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve müsadereye ilişkin Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.12.2007 tarihli ve 489-654 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.04.2010 tarih ve 20264-5718 sayı ile; CMK"nın hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesiyle değişik 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesince 09.11.2010 tarih ve 325-663 sayı ile; sanığın 6136 sayılı Kanun"un 13/1 ve TCK’nın 62, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve hükmün CMK"nın 231/5. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıllık denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmiş, bu karar itiraz edilmeksizin 23.11.2010 tarihinde kesinleşmiştir.
Sanığın denetim süresi içinde, 08.08.2014 tarihinde kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda kesin nitelikte 2.240 TL adli para cezası ile cezalandırılması üzerine dosyayı yeniden ele alan Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesince 02.04.2015 tarih ve 38-171 sayı ile; CMK’nın 231/11. maddesi gereğince açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak sanığın 6136 sayılı Kanun"un 13/1 ve TCK’nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.09.2016 tarih ve 2764-9204 sayı ile;
"Ceza Genel Kurulunun 09.02.2016 tarih ve 2014/71 esas, 2016/42 karar sayılı ilamı da gözetildiğinde bozmadan önce verilen 14.12.2007 tarihli kararda hükmedilen mahkûmiyetlerin hapisten çevrilme 6.000 TL ve doğrudan verilen 375 TL adli para cezası olduğu ve bu kararın sanık tarafından temyiz edildiği gözetilmeden, bozma sonrası verilen mahkûmiyet hükmünde 10 ay hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi suretiyle fazla ceza verilerek yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle CMUK"nın 326/son maddesinde yer alan kazanılmış hak kuralının ihlal edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesi ise 10.01.2017 tarih ve 804-9 sayı ile;
"Mahkememizce verilen adli para cezasının temyizi üzerine Yargıtay karardan sonra değişen CMK"nın 231. maddesinin tartışılması gerekliliğini öne sürerek mahkememiz kararını bozmuş, bozma üzerine yapılan yargılama sonunda sanık lehine olan CMK"nın 231. maddesi uygulanmıştır.
14.12.2007 tarihli karar ile bozma üzerine verilen 09.11.2010 tarihli karar karşılaştırıldığında 09.11.2010 tarihli kararın sanık lehine olduğu verilen hapis ve adli para cezalarının CMK"nın 231. maddesi uygulanmak sureti ile hükmün açıklanmasının ertelendiği sanığa 5 yıl denetim süresi belirlendiği ertelemenin şartlı olduğu, 5 yıl içinde başka bir kasıtlı suç işlenmemesi durumunda sanık hakkındaki davanın düşürülmesi gerektiği açıktır.
CMK"nın 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verileceği hallerde hapis cezasının paraya çevrilemeyeceği öngörülmüş ve mahkememizce yasanın bu hükmüne uyularak sanığın işlediği suça karşılık gelen ceza yaptırımı uygulanmıştır.
Verilen yeni karar ile sanık yönünden lehine olan tamamen farklı bir hukuki durum oluşmuştur. Sanığın erteleme koşullarını yerine getirmesi halinde hakkındaki dava düşürülecek aksi taktirde hüküm yasaya uygun olarak açıklanacaktır. Bu karar ile sanık yönünden kazanılmış hak teşkil ettiği iddia edilen 14.12.2007 tarihli karar tamamen ortadan kaldırılmış yerine 09.11.2010 tarihli karar geçmiştir. Sanık koşullu erteleme içeren hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından sonra denetim süresi içinde yeni bir suç işlemekle CMK"nın 231/11. maddesi gereğince hükmün açıklanması yoluna gidilmiş yine CMK"nın 231. maddesine uygun olarak daha önce açıklanması ertelenen karar açıklanmıştır.
Sonuç olarak mahkememizce ilk verilen adli para cezasına ilişkin kararın bozulmasından sonra sanık lehine olan CMK"nın 231. maddesinin uygulandığı bu maddeye göre açıklanması geri bırakılan kararın denetim süresi içinde suç işlenmesi nedeni ile açıklandığı 2. kararda yeni bir hukuki statünün oluştuğu ilk kararın 2. karara göre sanık lehine kazanılmış hak teşkil etmesinin söz konusu olmadığı," gerekçesiyle bozmaya direnerek, önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2017 tarihli ve 9989 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.06.2017 tarih ve 7456-6414 sayı ile; Yerel Mahkeme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan, direnmenin kapsamına göre inceleme 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan 10 ay hapis cezasından çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ilk hükmün yalnız sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozulmasından sonra bu kez hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip daha sonra da sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi üzerine 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hüküm açıklanırken verilen 10 ay hapis cezasının TCK"nın 50/1-a maddesi uyarınca adli para cezası seçenek yaptırımına çevrilmemesinin 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 326/son maddesine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın düğünde bulunduğu sırada ruhsatsız tabancası ile havaya ateş ettiği iddiasıyla 6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı,
Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 14.12.2007 tarih ve 489-654 sayı ile, sanığın, 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun’un 13/1 ve TCK"nın 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve müsadereye karar verildiği,
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.04.2010 tarih ve 20264-5718 sayı ile; hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesiyle değişik Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesindeki koşulların varlığı hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 09.11.2010 tarih ve 325-663 sayı ile; sanığın 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun’un 13/1 ve TCK"nın 62, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve hükmün CMK"nın 231/5. maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Sanığın denetim süresi içinde, 08.08.2014 tarihinde kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Denizli 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.12.2014 tarihli ve 803-582 sayılı kararı ile TCK’nın 86/2, 86/3-e, 29, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca kesin nitelikte 2.240 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine karar verilmesi üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 02.04.2015 tarih ve 38-171 sayı ile; CMK"nın 231/11. maddesi gereğince açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak sanığın 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun"un 13/1 ve TCK"nın 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 8. Ceza Dairesince 29.09.2016 tarih ve 2764-9204 sayı ile; bozma öncesi verilen ve sanık tarafından temyiz edilen ilk hükümde, sanık hakkında tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği hâlde, bozmadan sonra kurulan hükümde hürriyeti bağlayıcı cezanın adli para cezasına çevrilmemesi suretiyle CMUK’nın 326/son madde ve fıkrasına aykırılık yapılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenmesi için “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi üzerinde durulmalıdır.
Cezayı aleyhe değiştirememe kuralı öğreti ve uygulamada; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafisi ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirememe kuralı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Latince "reformatio in pejus judici appellato non licet" olarak adlandırılan, "Bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir" şeklinde tercüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326. maddesinin 4. fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK"nın 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı"nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 307. maddesinin 5. fıkrasında ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Gerek bozma ilamında, gerekse Yerel Mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.
Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK"nın 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkra ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları"nda yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi; 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun’larla 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları"nda yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Kanun koyucu, kişi hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri birtakım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir.
Bu bağlamda Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da açıkça belirtildiği gibi, şartlı bir düşme nedeni oluşturan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, objektif şartların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, zararın giderilmesi) varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
"Cezayı aleyhe değiştirememe" kuralı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklanması üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkrası; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğü üzere açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için iki hâlden birinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Buna göre, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde hüküm açıklanacaktır.
Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hükmün açıklanabilmesi için bu ikinci suçun denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir. Deneme süresi içerisinde işlenen ikinci suçun bu süre içerisinde kesinleşmesi gibi bir zorunluluğa madde metninde yer verilmemiştir. Ancak mahkeme sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra hükmü açıklayabilecektir. İkinci suçun doğrudan ya da olası kastla işlenmesinin bir önemi yoktur. İkinci suçun şikâyete bağlı veya resen soruşturulan bir suç olması da sonuca etkili değildir. Yine ikinci suçtan mahkûmiyetin adli para cezası ya da hapis cezası olması yanında TCK"nın 50. maddesindeki seçenek yaptırımlara çevrilmiş olmasının da önemi olmadığı gibi kesin nitelikte olmasının da bir önemi yoktur. Kanun koyucu ikinci suçun kasıtlı bir suç olmasını yeterli görmüş, ikinci suçtan verilecek mahkûmiyet hükmünün niteliği konusunda bir sınırlama getirmemiştir. İkinci suçun taksirle işlenmesi durumunda ise, bilinçli taksir de olsa hüküm açıklanamayacaktır.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK"nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde mahkemece açıklanacak hükümde, “223. maddeye göre verilen kararın ne olduğu, uygulanan kanun maddeleri, tayin olunan ceza miktarı ve kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığı” hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, öncelikle denetime imkân verecek şekilde, diğer taraftan kesinleştiğinde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte bir hüküm kurulmalı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükme atıf yapmakla yetinilmemelidir.
5271 sayılı CMK’nın 231/11. madde ve fıkrasında, açıklanması geri bırakılan hükmün ne şekilde açıklanacağı, hükümde değişiklik yapılıp yapılamayacağı hususuna da yer verilmiştir. Buna göre, mahkemenin, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması hâlinde hükmü aynen açıklamakla yükümlü olduğu, kendisine yüklenen yükümlülükleri elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen sanığın ise durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebileceği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için daha önce verilen hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle yeniden verilen hükümde ceza miktarı ve türü itibarıyla "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralı uygulanması gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi ve sonrasında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması halinde uygulamanın ne şekilde yapılması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin ve sanık lehine hükmün temyiz edilmesi durumunda daha sonra kurulacak hüküm ya da hükümlerdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olmamasını ifade eden "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralının sanık lehine getirilen düzenlemeler olduğu açıktır. İlk hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle daha sonra kurulacak hükümlerde "cezayı aleyhe değiştirememe" ilkesi gözetilmesi gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi uygulandığı takdirde anılan kuralın uygulanamayacağına ilişkin yasal bir düzenleme mevcut değildir. Yine, kendisine sunulan fırsatı değerlendiremeyerek denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması nedeniyle 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hükmün aynen açıklanması gerektiğinden bahisle "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralının uygulanmaması gerektiğine dair sanığın aleyhine çıkarımda bulunmak da mümkün değildir. Ayrıca, ilk hükümdeki kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi hatalı bir uygulamaya dayanmamakta ise, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması sırasında ilk hükümdeki seçenek yaptırımların "aleyhe değiştirme yasağı" ilkesi gereğince gözetilmesi, atıfetin genişletilmesi olarak da nitelendirilemez. O halde "cezayı aleyhe bozma, düzeltme ve değiştirme yasağı"nın konusunun zorunlu olarak infaz edilebilecek sonuç ceza olduğu göz önüne alınarak, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması hâllerinde açıklanması geri bırakılan hüküm aynen açıklanmalı, ancak hükmün son kısmına "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralı gereğince ilk hükümdeki miktar üzerinden infazın yerine getirilmesi gerektiği şerhi düşülmelidir. Böylece hükmün aynen kurulması nedeniyle CMK"nun 231/11. maddesine ve infazın ilk hükümdeki ceza üzerinden yapılmasına ilişkin hükmün sonuna eklenecek şerh ile de 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 326/4. maddesine aykırı hareket edilmemiş olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilerek verilen ilk hükmün yalnız sanık tarafından temyiz edilip Özel Dairece lehe bozulmasından sonra, 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası şeklindeki açıklanması geri bırakılan ikinci hükmün, sanığın, denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle CMK"nın 231/11. maddesi uyarınca açıklanması sırasında "cezayı aleyhe değiştirme" yasağı gözetilerek infazın ilk hükümdeki adli para cezası üzerinden yapılması gerektiği belirtilmeden sanığın hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan sanık hakkında 5237 sayılı TCK"nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete"de yayımlanan 08.10.2015 tarih ve 140-85 karar sayılı iptal kararının da gözetilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı gereğince infazın ilk hükümdeki ceza miktarı ve türü üzerinden yapılması gerektiğinin belirtilmemesi suretiyle 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 326/son maddesine aykırı olacak şekilde hüküm kurulması ve 5237 sayılı TCK"nın 53. maddesi tatbik edilirken Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararının dikkate alınması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.01.2017 tarihli ve 804-9 sayılı direnme kararına konu hükmünün “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı gereğince infazın ilk hükümdeki ceza miktarı ve türü üzerinden yapılması gerektiğinin belirtilmemesi suretiyle 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 326/son maddesine aykırı olacak şekilde hüküm kurulması ve 5237 sayılı TCK"nın 53. maddesi tatbik edilirken Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2015/85 sayılı iptal kararının dikkate alınması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.