Ceza Genel Kurulu 2016/424 E. , 2019/310 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 69-49
Sanık ..."in banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK’nın 245/2, 62/1, 52/2, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezası; resmi belgede sahtecilik suçundan aynı Kanun"un 204/1, 62/1, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.02.2012 tarihli ve 69-49 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.04.2014 tarih ve 12559-10826 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
1- Sanığın, katılana ait kimlik bilgilerini kullanarak oluşturduğu sahte nüfus cüzdanı ile Türk Ekonomi Bankasına müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalayarak sahte kredi kartı çıkartmak ve bu kredi kartlarıyla değişik zamanlarda harcama yapmaktan ibaret eylemlerinin TCK"nın 245/2, 43 ve 245/3, 43. maddelerine uyan suçları oluşturduğu gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması,
2 - Sanığın tekerrüre esas alınan geçmiş hükümlülüğüne konu cezasının kesin olması nedeniyle CMUK.nun 305. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi,
3 - 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, altsoyu dışında kalanlarla ilgili hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hiçbir ayrım yapılmaksızın infaz sonuna kadar hak yoksunluğuna hükmolunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.07.2014 tarih ve 110080 sayı ile;
"...Sanık ..."in, şikâyetçi Burhanettin Ergün Esin"in kimlik bilgilerini kullanarak sahte nüfus cüzdanı üreterek bu cüzdanı kullanmak suretiyle T. Ekonomi Bankası AŞ"den 4402 9300 0081 6847 nolu kredi kartını aldığı, bu kart ile harcama yaparak haksız menfaat sağladığı somut olayda, sanığın amaçladığı diğer suçları işleyebilmek için düzenlediği sahte nüfus cüzdanını kredi kartı almak için kullanması eyleminin TCK"nın 212. maddesindeki düzenleme karşısında banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunun içinde erimesinin mümkün olmadığı, bu suçtan da ayrıca cezalandırılması gerektiği,"görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.02.2016 tarih ve 21763-1584 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK"nın 212. maddesi delaletiyle TCK"nın 204/1. maddesindeki resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında mı yoksa TCK"nın 245/2. maddesindeki suç kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, nüfus cüzdanının aslının ele geçirilememesi nedeniyle aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak sanığa isnat edilen sahte nüfus cüzdanı oluşturup kullanma eyleminin sabit olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın 18.06.2007 tarihinde kredi kartı almak amacıyla katılan bankaya müracaat ettiği sırada katılan ... adına düzenlenmiş olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ve ele geçirilemeyen “...” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanarak bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kartı istek formunu imzaladığı,
Bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kart istek formu asıllarının adli emanetin 2010/356 sırasında kayıtlı bulunduğu,
Suça konu “...” seri numaralı nüfus cüzdanı fotokopisinin banka yetkilisi tarafından “aslı gibidir” kaşesi vurularak onaylandığı,
Kartın teslimi sırasında düzenlenen ve aslı dosya içinde bulunan “Teslimat Detayı” başlıklı belgeye göre; katılan banka tarafından üretilen kredi kartının 13.07.2007 tarihinde imza karşılığında katılan ... adına düzenlenmiş olup ele geçirilemeyen “...” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanan sanığa teslim edildiği,
Sanığın söz konusu kredi kartı ile 25.07.2007 ve 18.08.2007 tarihlerinde alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı,
06.12.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; 13.07.2007 tarihli “Teslimat Detayı” aslında bulunan teslim alan imzası ile 18.06.2007 tarihli kredi kartı başvuru formu fotokopisindeki yazı ve imzaların sanığın eli mahsulü olduklarının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık savcılıkta; suçlamayı kabul etmediğini, kredi kartı talep formu ekinde yer alan nüfus cüzdanındaki fotoğrafın kendisine ait olduğunu, daha önce çaldırdığı çantası içinde bulunan fotoğrafların kullanılarak bu eylemin yapılmış olduğunu, mahkemede ise; suç tarihlerinde çalıştığı iş yerinin önünde tezgâhçılık yapan Zafer isimli, adresini, telefon numarasını, soyadını ve nereli olduğunu bilmediği şahsın kendisine kefil olmasını istemesi nedeniyle getirdiği belgeyi imzaladığını daha sonra bu şahsın başka birinin ismini kullanarak sahte kredi kartı alıp bankadan para çektiğini, bankaya müracaat sırasında düzenlenen formlardaki imzanın kendisine ait olduğunu savunmuştur.
Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.
Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.
Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.
Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama hâlinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır.
Fotokopi, bir makine yardımı ile orijinal bir belgenin bire bir taklidînin oluşturulmasıdır. Fotokopi belgenin, orijinal bir belge gibi kanıtlama gücünün olmadığı kabul edilmektedir. Fotokopi üzerinde sahtecilik fiilinin işlenmesi hem kolaydır hem de baskı izi, el hareketleri, yazım şekli, el kaldırma hareketleri vb. yönlerden inceleme yapılmasına imkân veren tanı unsurlarının tespiti çoğu kez mümkün değildir.
Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Belgede sahtecilik suçlarında aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği, bu konuda takdir yetkisinin hâkime ait olduğu, fotokopi üzerinde mürekkep, el, baskı gibi izleri görebilmenin çoğu zaman mümkün olmadığı ve inceleme konusu belgenin ibraz edilen nüfus cüzdanına göre banka yetkilisi tarafından onaylanan fotokopi olduğu göz önüne alındığında aslı ele geçirilemeyen suça konu nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespiti mümkün olmadığından sanığa atılı resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla sabit olmadığı kabul edilmelidir. Ön soruna ilişkin ulaşılan sonuç karşısında sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK"nın 212. maddesi delaletiyle TCK"nın 204/1. maddesindeki resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında mı yoksa TCK"nın 245/2. maddesindeki suç kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir.
Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.