3. Hukuk Dairesi 2020/11956 E. , 2021/10540 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (TÜKETİCİ) MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davacı ...’in Özel ... Hastanesinde 15.12.2013 tarihinde sezeryan doğum ile bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğini, ancak doğumdan 15 gün sonra kendisinde iç ve dış kanama oluştuğunu, telaşla doğumu yaptıran davalı doktor ..."a başvurduğunu ve kendisine ilaç tedavisi uygulandığını, doktor ile görüştüğünde hamile kalmasını engelleyecek şekilde önlem alınmasını istediğini, doktorun ise kanama ve çocuk emzirme sebebiyle korumanın erken olduğunu söylediğini, yaklaşık üç ay sonra kanama nedeni ile yapılan kontrolde sekiz haftalık ve ikinci kez hamile olduğunu öğrendiğini, sonrasında başlayan kanamanın durmaması üzerine ikinci kez Özel ... Hastanesinde davalı doktor ..."a başvurduğunu ve ... Çocuk Hastanesine gönderildiğini, burada kendisine tedavi sonrası doğumun çok riskli olduğunun, doğal yoldan düşük yapması gerektiğinin söylendiğini, tekrar davalı doktor ..."ın yanına kanamalı halde gittiğini, burada ameliyata alındığını ve ikinci çocuğunun sezaryanla ölü doğduğunu, doğum sonrasında davalı doktorun çocuğun ölü doğduğunu, çocuğun alındığını ancak çocuğun eşinin alınamadığını ve parçanın içeride kaldığını söyleyerek kendisini ... Tıp Fakültesine sevk ettiğini, burada on bir gün gözlem altında tutulduğunu, altı hafta boyunca metodrex isimli iğne tedavisi uygulandığını, tedavi sırasında kendisine ilk çocuğunun doğumunda plesanta denen parçanın anne karnında unutulduğunun, bu parçanın anne karnında büyüdüğünün ve iltihaba sebep olduğunun, sonraki sorunların ilk çocuğun parçasının içeride büyümesinden kaynaklı olarak yaşandığının söylendiğini, tedavi neticesinde rahminin alındığını, olay nedeniyle davalıların kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ... için 1.000,00 TL maddi ve 70.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 71.000,00 TL’nin, davacı ...’in eşi davacı ...
Tekinşen için 1.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 21.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar; davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, tüketici mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle yapılan bozma ilamına uyularak, davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76.md., 6100 sayılı HMK. 33.md.) Dava, davalı ... hastane ve doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. (BK 386-390) (TBK 502.506) Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titizlik ve özen göstermeyen bir vekil, (BK. 394/1) (TBK 510) uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Somut olayda, Mahkemece Adli Tıp 2. İhtisas Dairesinden alınan raporda, davacı ...’in 19 haftalık ölü gebeliğinin sezaryen ile sonlandırılmasının, plasentanın rahim duvarına yapışık olması ve plasenta anomalisi bulunması sebebiyle plasentanın rahim duvarına yapışık kısmının kanama olmaması ve davacının rahmini koruma amacıyla rahim duvarına tespit edilerek bırakılmasının, ardından metotraxate tedavisine başlanmasının tıp kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle davalı doktora atfedilebilir kusur bulunmadığı belirtilmiş; davacılar vekili tarafından bilirkişi raporuna, raporda rahmin alınmasına sebep olan birinci doğum sırasında anne karnında unutulan plesetadan bahsedilmediği, bu hususa ilişkin bir herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiş, davacıların rapora itirazları karşılanmadan, adlı tıp kurumu raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. O halde mahkemece yapılacak iş, davacı ...’in dava konusu iki doğuma ilişkin tüm tetkik ve tedavi evrakları getirtilip, Üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek aralarında kadın doğum uzmanının da bulunduğu, konularında uzman doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davacı ...’in davalı doktor tarafından gerçekleştirilen ilk doğumu sırasında anne karnında parça unutulup unutulmadığı ve bu kapsamda gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, anne karnında parça unutulduğunun tespiti halinde, bu hususun davacı ...’in rahminin alınmasına sebebiyet verip vermediği üzerine ayrıntılı, taraf iddialarını da karşılayacak şekilde, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna göre, davalıların kusurlu olup olmadığı
belirlenerek bir karar verilmesi gerekirken, bu yönler göz ardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2- Birinci bentte açıklanan bozma nedenine göre davacıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın HUMK.nun 428. maddesi gereğince temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.