Ceza Genel Kurulu 2017/760 E. , 2019/259 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 684-754
Sanık ... hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, mükerrer açılan kamu davasının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine ilişkin Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2010 tarihli ve 709-1009 sayılı hükmün, katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 10.09.2014 tarih ve 37630-24932 sayı ile;
"Sanığın daha önce suça konu yer ile ilgili olarak 22.01.2008 tarihli yapı tatil zaptı uyarınca 01.10.2010 tarihinde düzenlenen iddianame ile yapılan yargılamada, Bursa 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/197 Esas sayılı dosyası ile 10 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve hükmün kesinleştiği, aynı yer ile ilgili olarak 26.06.2007 tarihli yapı tatil zaptı uyarınca açılan davanın, ilk iddianame tarihinden önce olması nedeniyle hukuki kesintinin oluşmadığı, birinci tutanakla tespit edilen imara aykırılıkların atılı suçu oluşturduğunun sabit olması halinde, ilk davada verilen ceza üzerinden zincirleme suç hükmü uyarınca TCK’nın 43’ncü maddesiyle artırılacak miktar kadar ceza vermek yerine eksik inceleme ve kanuni olmayan gerekçeyle ikinci davanın mükerrir açıldığı kabul edilip davanın reddine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi ise 18.12.2014 tarih ve 684-754 sayı ile;
"…Yüksek Dairenin 24/09/2014 tarih ve 2012/29104 esas 2014/27093 karar sayılı bozma ilamındaki karşı oy yazısında da belirtildiği gibi imar kirliliğine neden olma suçu ani gelişen bir hareketle gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir suç olduğu, binanın tamamlanması için çok değişik aşamalardan geçilmiş olması gerekmektedir.
Bir örnekle olayı açıklamak gerekirse kendi taşınmazına bina yapımına yönelik olarak demir çimento tuğla vs. gibi malzemeleri getiren kişinin eylemi bu aşamada imar kirliliğine neden olma suçunu oluşturmamaktadır, ancak kişi temel kazmak amacıyla ilk kazmayı vurduğu anda faaliyetine başlamış olmakta ve suç oluşmaktadır. Esasen ortada bir bina olmamasına rağmen faaliyetin bina yapımına yönelik olması ve bina yapımına yönelik her türlü faaliyetin suç teşkil etmesi nedeniyle bu eylemde suç teşkil edecektir. Bu durumu tespit eden zabıtanın olayı tutanağa bağlaması ile durum belgelenecektir.
Tutanağın düzenlenmesinden hemen sonra, mesela 3 dakika sonra ilgili kişi kazma ile temel kazmaya devam etmesi halinde bu faaliyeti de tespit edilip düzenlenecek tutanak ile de henüz binanın temelini dahi kazamamış kişi hakkında müteselsil suç hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Bahsedildiği üzere bina yapımının oldukça değişik aşamalarının bulunması karşısında bina tamamlandığında belki yüzlerce ya da binlerce kez tutanak düzenlenmesi mümkün olacak hukuki kesinti yaratmadığı müddetçe her bir tutanak nedeniyle müteselsil suç hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Buna karşılık hakkında tutanak düzenlenmeden, yaptığı imalat görevlilerce tespit edilemeden birkaç aylık ya da birkaç yıllık bir süre içerisinde bir ya da çok katlı bir bina yapan kişi hakkında tek bir tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle tek bir eylemden dolayı cezalandırılması yoluna gidilecek, müteselsil suç hükümleri uygulanamayacaktır.
Gerek maddenin yazılışından gerekse Yargıtay uygulamaları nedeniyle bu suça kalkışmanın mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
5237 Sayılı TCK’nın 184. maddesi gerekçesinde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşai faaliyette bulunmayı suç olarak kabul etmiş, teşebbüs hükümlerinin uygulanmaması da dikkate alındığında bina yapımına yönelik her türlü inşai faaliyetin suç teşkil edeceği sonucu ortaya çıkmıştır.
3194 sayılı İmar Yasası"nın 5. maddesi binayı ‘Kendi başına kullanılabilen üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma ...yapılar’ olarak tanımlanmıştır.
5237 Sayılı TCK’nın 184. maddesinin imar mevzuatında belirlenen usul ve koşulları esas alması, imar yasasında binanın tarifi de dikkate alındığında madde gerekçesi ve imar mevzuatı arasında uyumsuzluklar sonucu tek bir bina yapan kişi hakkında düzenlenen çok sayıda tutanak nedeniyle adaletsiz sonuçlara ulaşılacağı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Yüksek Daire yargılamaya konu olayda müteselsil suç hükümlerinin uygulanmasının gerekliliği nedeniyle mahkememiz kararını bozmuş ise de mahkememizin 2010/334 esas sayılı dava dosyasında 26/06/2007 tarihindeki eylemi nedeniyle hakkında 20.04.2010 tarihinde iddianame ile kamu davası açılan sanık ...hakkında davanın mükerrer olması nedeniyle reddine dair kararını onamıştır.
Mahkememiz 2010/334 esas sayılı dava dosyasında sanığın 11.05.2007 tarihindeki eylemi nedeniyle 29.12.2008 tarihinde düzenlenen iddianame ile Bursa 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/27 esas sayılı dava dosyasında yargılandığı, yargılama sonunda sanığın cezalandırılmasına ve hürriyeti bağlayıcı cezanın ertelenmesine karar verildiği, ayrıca aynı sanık hakkında aynı yerde 17.09.2007 tarihindeki eylemi nedeniyle hakkında 04.02.2010 tarihinde düzenlenen iddianame ile Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/103 esas sayılı dava dosyası ile kamu davası açıldığı bu mahkemece kamu davasının mükerrer olması nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Benzer olayda mahkememizce kamu davasının reddine dair kararı onayan Yargıtay dairesinin hukuki kesinti yaratmadığı hâllerde binanın değişik aşamaları için düzenlenen tutanakların eylemin tek suç teşkil ettiği ve aynı suç olduğu yönündeki hukuki düşüncesinin olaya ve hukuka uygun düştüğü anlaşılmıştır.
Somut olayda da iddianamelerin hukuki kesinti yaratmadığı durumlarda, bina yapımına yönelik tespit edilebilen farklı eylemlerin müteselsil suç hükümlerinin uygulanması gerektirmeyeceği eylemin tek suç teşkil edeceği ve aynı konuda daha önce yargılama yapılmış olması, eylemin tek suç teşkil etmesi nedeniyle mükerrer açılan kamu davasının reddine dair verilen kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi davanın reddine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2015 tarihli ve 63842 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilen dosyanın Özel Dairece 16.05.2016 tarih ve 25337-10471 sayı ile Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiş, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 979-1732 sayı ile; 5320 sayılı Kanun"a, 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 02.05.2017 tarih ve 1208-4792 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 01.10.2010 tarihli iddianameyle sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasının mükerrer olup olmadığı ve bu bağlamda açılan davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2010 tarihli ve 24562-9760 sayılı iddianamesi ile; sanık ... hakkında 3194 sayılı İmar Kanunu"na aykırı olarak kaçak inşaat yaptığı iddiasıyla TCK’nın 184/1 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı,
Sanığın sorgusunun 24.11.2010 tarihinde yapıldığı,
Yerel Mahkemece kamu davasının mükerrer olması nedeniyle CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine karar verildiği,
Anlaşılmıştır
5237 sayılı TCK"nın 66. maddesinde; Kanun"da aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun"un 67. maddesinin üç ve dördüncü fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak Kanun"da belirlenen süre en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığa atılı imar kirliliğine neden olma suçunun yaptırımı TCK’nın 184/1. maddesinde 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup aynı Kanun"un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 26.06.2007 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 24.11.2010 tarihli sorgu olup bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK"nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresi, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 24.11.2018 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.12.2014 tarihli ve 684- 754 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK"nın 66/1-e, 67/4 ve 5271 sayılı CMK"nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.