Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/387
Karar No: 2019/246

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/387 Esas 2019/246 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/387 E.  ,  2019/246 K.

    "İçtihat Metni"




    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ceza Dairesi
    Sayısı : 249-606

    Nitelikli hırsızlık suçundan sanık ..."ın TCK"nın 142/2-h, 168/2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2016 tarihli ve 535-729 sayılı hükme yönelik sanık müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 29.03.2017 tarih ve 249-606 sayı ile sanığın beraatine karar verilmiştir.
    Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 19.04.2018 tarih ve 4876-6172 sayı ile;
    "Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararı kaldırılarak "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine" şeklinde verilen hükmün, maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilinin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığının anlaşılması karşısında; katılan vekilinin temyiz isteminin CMK"nın 298. maddesi uyarınca reddine,” oy çokluğuyla karar verilmiş,
    Daire Üyesi S. Çevik;
    “Anayasamızın 36. maddesinde hak arama hakkı; 37/1. maddesinde ise hakların ancak kanunla kısıtlanabileceği düzenlenmiştir.
    CMK"nın 272. maddesi istinaf kanun yoluna başvurulabilecek hâlleri; 286. maddesi de istinaf kanun yolu sonunda verilen hangi kararlara karşı temyiz yolunun açık olduğu hususlarını düzenlemiştir.
    CMK"nın 288. maddesi, hükmün hukuka aykırı olması hâlinin temyiz nedeni olabileceğini; 288/2. maddesi de bir hukuk kuralının uygulanmaması ya da yanlış uygulanmasının hukuka aykırılık olarak nitelendirilebileceğini düzenlemiştir.
    CMK"nın 289. maddesi de kesin hukuka aykırılık hâllerinin, temyizde gösterilmese bile hukuka kesin aykırılık olarak kabul edileceğini düzenlemiştir.
    Doktrinde bazı yazarlar ve birçok Ceza Dairesi, Yargıtayın maddi vakıa denetimi yapmayacağını, sadece hukukilik denetimi yapacağı görüşündedirler.
    CMK"nın 301. maddesine göre temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmış ise, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapılır.
    TDK sözlüğüne göre vaka=olay demektir. Kanun açıkça "temyize giden hususlarla ilgili olay (vaka) hakkında inceleme (denetim) yapılır." demektedir.
    Yerel Mahkeme tarafından sanık hakkında gündüzleyin bina dahilinde hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiş, TCK"nın 116. maddesi uyarınca verilen karara HAGB uygulanmış, yapılan itiraz reddedilmiştir.
    Hırsızlık konusunda mahkemece verilen hapis cezası sanık müdafisi tarafından temyiz edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi kararı istinafen inceleyerek "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" nedeniyle CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine karar vermiştir.
    Bu karar, katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir. Katılan vekili, sanığın kolluktaki ve mahkemedeki beyanlarını, tanık beyanlarını, teslim tutanaklarını vs. ayrıntılı olarak temyiz dilekçesinde özetledikten sonra delilleri saymış, bu delillerle sanığın mahkûm olması gerektiğini belirterek beraat kararını temyiz etmiştir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu 38-113 sayılı içtihadında; beraat kararlarının temyiz edilebileceğine hükmetmiştir. Bu kararda, beraat kararları arasında herhangi bir ayrım da yapmamıştır.
    Kaldı ki, Anayasamız hak arama özgürlüğünü düzenlemiş ve bu özgürlüğün ancak kanunla sınırlandırılacağını öngörmüştür. CMK’da daha önce temyiz edilemeyecek kararlar arasında, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararlarının, bölge adliye mahkemesi tarafından kaldırılması sonucu verilen beraat kararları da vardı. Ancak kanunda yapılan değişiklik ile bu madde kaldırılmıştır.
    Yani, yerel mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararı, bölge adliye mahkemesi tarafından beraat olarak değiştirildiğinde bu karar temyiz edilebilecektir.
    Kanunda, bölge adliye mahkemesi tarafından verilen beraat kararlarından hangilerinin temyiz edilemeyeceği yönünde, ceza miktarı itibarıyla 2 yıla kadar hapis cezası içeren suçlara ilişkin olan 286/2-c maddesi haricinde herhangi bir kısıtlama yoktur. Bu maddede, işlenen fiile uygulanacak yasa maddesinin 2 yıla kadar hapis cezası içermesi hâli düzenlenmiştir. Maddenin, ceza sınırı 2 yılın üzerinde olanlar için uygulanmayacağı, uygulanamayacağı açıktır.
    Gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunda gerek doktrinde, yerel mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararının istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından beraat olarak değiştirilmesi durumunda beraat kararlarının temyiz edilebileceği tereddütsüz olarak kabul edilmektedir. Üstelik hiçbir karar ve düzenlemede; beraat kararlarının temyiz edilemeyeceği yönünde bir hüküm yoktur. (Cezanın üst sınırının 2 yıl hapis içeren suçlara yönelik CMK"nın 286/2-c istisnası)
    CMK"nın 288. maddesi temyiz nedenlerini saymış, 289. maddede verilen hükmün hukuka aykırılık hâlleri düzenlenmiştir.
    Tarafların temyiz konusu yaptıkları hususların incelemesi ve neticelenmesi gerekir.
    Katılmadığımız bazı görüşlere göre, temyiz incelemesinde gösterilmeyen nedenlerden dolayı bölge adliye mahkemesi dosyası temyizen incelenip karara bağlanamaz.
    Anayasanın 141. maddesinde bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği yönünde emredici düzenleme vardır.
    CMK"nın 34. maddesinde, hâkim ve mahkemenin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği yönündeki düzenleme de aynı yöndedir.
    CMK"nın 230. maddesinde hükümlerin gerekçeli olarak düzenlenmesi gerektiği ile gerekçe yazılırken düzenlenmesi gereken hususlar tek tek gösterilmiştir. Öte yandan ceza sistemimize hâkim olan ilke maddi gerçekliğin araştırılmasıdır. Buna bağlı olarak bu ilke, re"sen delil toplama hak ve yetkisini de bünyesinde barındırmaktadır. "Şüpheden sanık yararlanır" kuralı ise tüm uluslararası ceza hukukuna hâkim olan en temel ilkelerdendir.
    Hukuk davalarında temyiz isteği sebebe bağlı değilken, ceza davalarında bu isteğin, belli istisnaların (CMK"nın 289. maddesi) haricinde sebebe dayalı olması Anayasamızın kanun önünde eşitlik ilkesine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Şekli gerçekliğin araştırıldığı hukuk davalarında temyiz isteğinin sınırlandırılmamasına rağmen maddi gerçekliği ve mutlak doğruyu araştırmak zorunda olunan ceza yargılamasında bu hususun sınırlandırılması açıkça eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi maddi gerçekliği araştıran ceza yargılamasının temel prensiplerine de aykırıdır.
    Diğer taraftan, yerel mahkeme tarafından verilen ve kanuna açıkça aykırı olan kararın istinaf tarafından re"sen incelenip karara bağlanması ve sanığın lehine düzeltilerek karar verilmesi gerekirken istinaf mahkemesinin sehven bunu atlaması hukuka açıkça aykırı olan bir hususu hukuka uygun hâle getirmez. Bunun temyiz sebebi olarak gösterilmemesi de bu hukuka aykırılığı gidermez.
    Ortada CMK"nın 288. maddesi kapsamında çok açık hukuka aykırılık vardır. Ceza yargılamasının amacı maddi gerçekliği araştırmaktır. Açıkça kanuna aykırı olan dosyadan sadece gerekçeli kararın okunmasıyla bile anlaşılabilen bir aykırılığın temyiz gerekçesinde gösterilmemesi nedeniyle yok kabul edilmesi mümkün değildir. Sadece şekle bakarak temyiz incelemesi kapsamı dışında tutulması adalet duygusunu zedeleyecektir. Mesela; adam öldürmekten yerel mahkemece mahkûmiyet kararı verildi. İstinaf kararı onadı. Dosya başka nedenlerle temyiz edildi. Temyiz incelemesi sırasında maktulün ölmediği anlaşıldığında bu dikkate alınmayacak ve sanığa adam öldürmekten ceza verilmeye devam mı edilecektir?
    Yine aynı şekilde tehdit ve hakaret suçundan yargılanan ve mahkûm olan sanığın doğuştan sağır ve dilsiz olduğu açıkça anlaşılsa ya da bu kişinin tek tanık olduğu bir yüze karşı tehdit suçunda "mahkemenin ve istinafın kabulüne karışamayız" deyip temyiz dilekçesinde gösterilmedi diye kararı onayacak mıyız?
    Yine cinsel istismar iddiasında yerel mahkemece verilen (TCK"nın 102/2. maddesi) ve istinaf tarafından onandıktan sonra temyize gelen olayda, sanığın doğuştan kadın olduğu ancak erkek gibi yetiştirildiği ve herkesin erkek olduğunu sandığı tıbben anlaşılsa yine de dilekçede gösterilmedi diye olayın erkek cinsel organı ile gerçekleştirildiği kabul edilerek cinsel istismardan verilen ceza onanacak mıdır?
    Bilindiği üzere kanun yararına bozma kararları ancak olağan temyiz yolları tüketilmeden kesinleşen kararlara karşı gidilebilen bir yoldur. Olayımızda bölge adliye mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz talebi üzerine Yargıtay incelemesinden geçtiği için KYB konusu yapılamayacaktır. Gerçi temyizde sebebe bağlılık nedeniyle inceleme yapılmayan hususlarda KYB’ye gidilebileceği yönünde görüşler var ise de bu takdirde de yapılan işlem usul ekonomisine uygun düşmeyecektir. Şöyle ki, temyizen önümüze gelmiş ve inceleme için sıra beklemiş bir karar açıkça kanuna aykırı olmasına rağmen sırf temyiz dilekçesinde gösterilmedi diye inceleme dışında tutulacak, aylar sonra kesinleştirildikten sonra temyiz dilekçesinde gösterilmeyen açık hukuka aykırılık sebebi için yerel savcılıklardan başlayarak yazışmalar yapılacak, Bakanlık ve nihayetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına kadar gelecek, sonra KYB talebiyle ilgili daireye yeniden girip sorulacak, sonra incelenecek, belki aylarca sonra yine başlanılan noktaya dönülerek açıkça hukuka aykırı olan husus temyizen incelenip bozma kararı verilecek, kararın niteliği gereği kaos olacaktır. (Kararın bir kısmı onandı veya bozuldu, bir kısmı KYB’ye geldi vs. gibi.)
    CMK"nın 308 maddesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sanık lehine veya aleyhine itiraz etme hakkı vermiştir. Aleyhe itirazlarda otuz günlük bir süre vardır. Lehe itirazlarda ise herhangi bir süre yoktur.
    Madde metni dikkatli incelendiğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının herhangi bir nedene de bağlanmadığı açıkça görülmektedir.
    Yani daire tarafından açıkça kanuna ve hukuka aykırı olan ve mutlak temyiz nedeni olduğu hâlde sırf sanık müdafisi veya sanık tarafından temyiz dilekçesinde gösterilmediği gerekçesiyle inceleme konusu yapılmayan hususlarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı rahatlıkla sanık lehine veya aleyhine itiraz yoluna gidebilmektedir. Bu takdirde ilgili daire kararda hiçbir gerekçeye bağlanmamış olsa bile "Ben itiraza konu hususları incelemedim. Bu nedenle itirazı inceleme yetkim yok." mu diyecektir? Ya da itirazı reddedip Ceza Genel Kuruluna mı gönderecektir? Yine Ceza Genel Kurulu önüne itiraz yoluyla getirilen olayda itiraz nedenleriyle bağlı olmaksızın tüm hususları inceleme konusu yapmaktadır. Hatta itiraz bir aylık sürede gelmiş ise aleyhe olarak da inceleme yapılabilmektedir. Buna hiçbir engel yoktur. Ceza Genel Kurulunun gördüğü kanuna ve hukuka aykırılığı re"sen düzeltebileceğini kabul ederken dairenin böyle bir yetkisi olmadığını kabul etmek açıkça çelişki yaratacaktır.
    Mutlak gerçekliği araştırma zorunluğu ilkesi gereğince itirazı kabul etme zorunluğu vardır. Dosya elinde iken tek seferde inceleyip sonuçlandırma imkanı varken itirazın gelmesini beklemek hem usul ekonomisine hem de adalete zararlar verecektir. Olağan kanun yolu varken olağanüstü kanun yoluna gidilmesinin hukuken bir anlamı da yoktur faydası da.
    Kaldı ki; gerek T.C. Anayasası, gerekse usul kuralları, mahkeme kararlarının gerekçeli olmak zorunda olduğunu düzenlemişlerdir. Sadece şekli gerekçe değil, maddi gerekçe de aranmalıdır. Sadece herhangi bir gerekçenin yazılması o kararı gerekçesizlikten kurtarmamalıdır. Mesela hırsızlık suçundan hüküm kuran mahkeme tarafından adam öldürme suçuna ilişkin dosyaya ve delillere uymayan gerekçe yazılsa sadece gerekçe olarak yazılmış olması nedeniyle bu gerekçe geçerli ve yeterli mi kabul edilecektir? Hatta gerekçe yerine olayla hiç alakalı olmayan günlük olaylardan biri yazılsa bu gerekçe yine yeterli gerekçe olarak kabul mu edilecektir? Yazılan gerekçenin olaya ve kanuna uygun olması gerekir.
    Böyle bile olsa kanunun ruhuna ve amacına göre hatalı olan bir kararın CMK"nın 288 ve 289/g maddeleri uyarınca temyizen incelenip bozulması gerekirdi.
    Kaldı ki, olayımızda müdahil vekili oldukça ayrıntılı bir temyiz dilekçesi yazmış tüm delilleri tartışmış ve bu delilere göre sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verildiğini belirterek dosyayı temyiz etmiştir. Verilen kararın niteliği gereği deliller ve olaylar değerlendirilmeden beraat kararının yerinde olup olmadığının tespiti mümkün değildir.
    Olay denetimi yapmadan yani mahkemenin var kabul ettiği sübutu BAM’ın yok kabul etmesine neden olan delilleri tartışmadan olayın çözülmesi, sağlıklı ve doğru bir denetim yapılması mümkün değildir. Aksi takdirde yapılan, denetim değil tasdik olur.
    Yargıtay 6. Ceza Dairesi 12.04.2017 tarihli ve 1168-1046 sayılı ilamında bu hususları tartışmıştır.
    Söz konusu kararda özetle; "...Önce olay öğrenilmelidir. Maddi olayın tespiti, hukuki durumun tespitidir. Olayın faili ve bunun ceza hukuku karşısında sorumluluğu öncelikle olayın belirlenmesiyle mümkündür.
    Olay ise deliller ile öğrenilebilir. Delillerin gösterdiği objektif bakımdan bir ihtimaldir. İhtimal belli dereceye gelince kanaat (kanı) olacaktır...
    Ceza muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Buna ulaştıracak araç ise delillerdir. Deliller; tarafların samimi açıklamaları, tanık beyanları, bundan başka kişilerin anlatımları, tutanaklar, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Suç konusu ve/veya alet, olayın parçası iken, olay yerinde kalan her türlü iz ve eser belirti olup olayı temsil eden dolaylı delildir. Bütün ispat araçları delildir. Soyut olarak deliller eşdeğerdedir. Eylem veya eylemlerin suç olup olmadığının belirlenmesi için eylemin sabit olup olmadığı kanıtların yorumu ile saptanır. Hâkim hangi kanıtı nasıl yorumladığını ve sonuca nasıl ulaştığını gerekçede açıklar. Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizi ise; iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu ve sabit kabul edilen eylem; ihlâl edilen norm ve bunun yorumu ile ulaşılan sonuçla hüküm şeklinde olmalıdır.
    Olay mahkemesinin hükmünü inceleyen bir üst mahkeme, kararın tümünü incelemelidir. Tümünün incelenmesinden kasıt; olayın, maddi ve hukuki boyutunun tekrar incelenmesidir. Maddi meselenin çözümü dosyaya giren deliller üzerinden olayın kontrol edilmesiyle mümkündür.
    Maddi meseleye ilişkin hususlar;
    1) Maddi tesbitlerin tam ve çelişkisiz olup olmadığı,
    2) Olayın başka bir şekilde gelişme ihtimali bulunup bulunmadığı,
    3) Tecrübe kaidelerine ve mantık kurallarına aykırılıkların mevcut olup olmadığı,
    4) Eksik tahkikat yapılıp yapılmadığı,
    5) Mahkemenin takdir yetkisini yerinde kullanıp kullanmadığı,
    Yönlerinin denetlenmesi ile mümkündür.
    Olay mahkemesinin inanarak verdiği kararı, üst mahkeme inceleyip tümüyle değerlendirerek bir sonuca varır.
    Maddi ve hukuki sorun birbirine sıkı sıkıya bağlı olup maddi durumun tespiti hukuki durumun da tespitini oluşturur.
    Yargıtay kural olarak, olay yargılaması yapmadığı için "doğrudan" olay değerlendirmesi yapamayacaktır. Ancak olayla ilgili hukuk kuralına riayet edilmediği için olay değerlendirmesi, usul hükmüne aykırı olduğundan ve vicdani kanaat ile hüküm verilirken denetim dışı bırakılan hususlar ihlâl sonucunu doğuracağından hukuki yerindelik denetimi gereklidir ..." şeklinde karar vermiştir.
    Kısaca özetlemek gerekirse; beraat hükmünü denetleyebilmek, delillerin değerlendirmesinden geçer, olayı ve delilleri değerlendirmezsek beraat kararının yerinde olup olmadığını denetlememiz mümkün değildir. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi tarafından verilecek, olaya uysun ya da uymasın her türlü beraat kararını tasdikten öteye gidilemeyecektir. Bu husus, maddi gerçekliği araştıran ceza hukuk sistemimize, Anayasanın düzenlediği hak arama özgürlüğüne ve adalet ilkelerine açıkça ters düşecektir.
    Somut olayda sanığın, eski çalıştığı iş yerine, sabah henüz bir temizlikçinin bulunduğu saat 07.30 sıralarında geldiği, kapıyı önceden bildiği şifre ile açtığı ve iş yerinde on beş yirmi dakika kadar bir şeyler aradığı, sonra olay yerinden ayrıldığı, ifadesinde hiçbir şey almadığını savunduğu ancak daha sonra yapılan aramada şirketin diğer çalışanlarına ait olup iş yerinde emaneten duran banka ve kredi kartlarından 53 tanesini aldığı anlaşılmış ve katılana teslim edilmiştir. Katılan başlangıçtan beri sanığın 400 TL civarında para ve kartları aldığını iddia etmiş; tanıklar sanığın iş yerini karıştırdığını gördüklerini beyan etmişler, sanık kabul etmiş, iş yeri kamera görüntüleri de arama kayıtlarını doğrulamıştır. Yakalama ve alıkoyma tutanakları katılanın beyanlarını teyit etmiş, iş yerinden rıza hilafına bazı şeyler (kredi kartı ve para) alındığı sabit olmuştur.
    Yerel Mahkeme mahkûmiyet kararı vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise aynı delillerle beraat kararı vermiştir. Müdahil vekili bu hususları anlatarak "mahkûmiyet verilmeliydi" görüşüyle beraat kararını temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinin içeriği son derece ayrıntılı ve somut delillere dayanmaktadır. Yani mahkûmiyet verilmesini gerektirecek deliller tek tek ve ayrıntılı olarak gösterilmiştir, dosya içeriğine de uygundur.
    Yerel Mahkeme kararı da dosya içeriğine ve delillere uygundur. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin, sanığın beraatine yönelik kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken işin esasına girmeden, girilemeyeceği gerekçesiyle onama kararı veren çoğunluk görüşüne katılmıyorum.” açıklamasıyla karşı oy kullanmıştır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.06.2018 tarih ve 29628 sayı ile;
    "...5271 sayılı CMK"nın 288. maddesi "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.", aynı Kanun"un 294. maddesi "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir." ve aynı Kanun"un 301. maddesi "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar." şeklinde düzenlemeler gerekçe gösterilerek Yüksek Daire temyiz istemini reddetmiş ise de, somut olayda temyiz incelemesi yapılmasına bu hükümler yasal bir engel teşkil etmemektedir. Zira, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sırasında suçu sübuta erdiren tüm kanıtlar toplanmış, sanık tevil yollu ikrara ilişkin savunma yapmış, iş yerinden alınan banka kartları karakolda sanık tarafından getirilerek sahiplerine teslim edilmiştir. Artık maddi vakıanın incelenecek veya araştırılacak bir yönü, toplanacak delil kalmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de mevcut kanıtlara bakarak ancak sanık savunmasına itibar ederek suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. Mevcut delil durumuna göre verilen bu beraat kararının Yargıtay tarafından temyizen incelenmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Aksini kabul hâlinde, benzer tüm olaylarda, yerel mahkemece verilen mahkûmiyet kararlarının bölge adliye mahkemesi tarafından beraat kararına çevrilmesi durumunda yanlış veya doğru tüm beraat kararlarının temyiz incelemesi dışında kalması gibi bir sonuç doğacaktır ki, herhâlde kanun koyucunun arzu ettiği sonuç bu değildir.
    5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin ikinci fıkrasında beş bent olarak hangi hâllerde beraat kararı verilebileceği belirtilmiştir. Anılan maddede belirtilen bendler arasında yer alan "yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması" ile "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" durumlarını içeren 5271 sayılı CMK"nın 223/2. fıkrasının "b" ve "e" bendlerinin maddi vakıa denetimini içerdiği gerekçesi de olayımıza uymamaktadır. Çünkü sanığın mahkûmiyetine yeter derecede delil dosyada mevcuttur ve mevcut delillerin doğru takdir edilip edilmediği maddi vakıa incelemesi olarak değerlendirilemez, bu bir yönüyle hukukilik denetimidir. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 38-113 sayılı kararında atılı suç için öngörülen cezanın üst sınırı on yılın altında da olsa beraat kararının temyizinin mümkün olduğu yolundaki kabulü ile katılan vekilinin beş sayfadan ibaret ayrıntılı temyiz layihası ile layihanın sonuç kısmındaki "usul, yasa hükümleri, toplanan delillere aykırı olması nedeniyle ve ayrıca re"sen belirlenecek diğer nedenlerle de bozulmasına karar verilmesi" ibaresi de yeterli temyiz gerekçesi olarak dikkate alındığında, dosya içerisindeki mevcut delillere uymayan beraat kararının incelenmesine yasal bir engel bulunmamaktadır." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 21.06.2018 tarih, 3041-9425 sayı ve oy çokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup inceleme, sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen beraat kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkemece sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün kaldırılmasına ve sanığın atılı suçtan beraatine ilişkin kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece “Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraati şeklinde verilen hükmün maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığı” şeklindeki gerekçe ile katılan vekilin temyiz isteminin reddine karar verilmiş olması karşısında, somut olayda temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya içeriğinden;
    Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.09.2015 tarihli ve 11202-8866 sayılı iddianame ile sanık ..."ın daha önce çalıştığı ve katılan ..."un yetkilisi olduğu iş yerine 24.08.2015 tarihinde gelerek muhasebe bürosunda bulunan 400 TL, iş yeri kaşesi ve çeşitli bankalara ait kredi kartlarını çaldığından bahisle hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
    Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, “...Katılanın M-Oil Petrol isimli iş yerinin müdürlüğünü yaptığı, sanığın da belirtilen iş yerinin eski çalışanı olduğu, olay tarihinde sanığın eski iş yerine, katılanın olmadığı bir saatte gittiği ve muhasebe bürosundaki çekmecede bulunan yaklaşık 400 TL, çeşitli bankalara ait bankamatik kartları ve şirkete ait kaşeleri aldığı, sanığın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, katılanın belirttiği gibi 400 TL"yi almadığını, ancak bazı belgeleri işten çıkarıldığı için delil olarak kullanmak amacıyla aldığını, suç işleme kastının olmadığını belirttiği, fakat sanığın bu yöndeki beyanlarına itibar edilemeyeceği, keza, katılan beyanı, tanık ..."ın ifadesi, CD izleme tutanağı, olay yeri görgü tespit tutanağı, sanığın üzerinden ele geçirilen iş yeri çalışanlarına ait 52 adet İş Bankası bankamatik kartı ve tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda, sanığın üzerine atılı suçları işlediği kanaatine varıldığı” şeklindeki gerekçe ile sanığın hırsızlık suçundan TCK"nın 142/2-h, 168/2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan aynı Kanun"un 116/2, 62/1, 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2017 tarihli ve 63 sayılı kararı ile sanık müdafisinin itirazının reddine karar verilmek suretiyle iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği,
    Hırsızlık suçundan kurulan hükmün sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, “...Sanığın, katılanın yetkilisi olduğu iş yerindeki işinden anlaşmazlık üzerine çıkarıldığı ve aralarında bu sebepten dolayı iş mahkemesinde devam eden yargılama olduğunun dosya içeriğinden anlaşıldığı, sanığın, olay tarihinde şifresini bildiği kapıdan iş yerine girerek kendi beyanı ve tanık anlatımlarından da anlaşılacağı üzere kendine ait iş mahkemesinde kullanabileceği delil niteliğinde belge aradığı, Yerel Mahkemede dinlenen tanıklar ... ve Nezire Kasımoğulları"nın yeminli beyanlarında, sanığın para aldığını görmediklerini, zaten iş yerinde masa üzeri ve çekmecelerde para bulundurma adetinin de olmadığını ifade ettikleri, keza, sanığın gündüz vakti eskiden çalıştığı iş yerine giderek 400 TL hırsızlamasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, sanığın 29.03.2017 tarihinde Dairemizde yapılan duruşma sırasında alınan savunmasında ifade ettiği üzere, çalıştığı şirketin, çalışanlara asgari ücret ödeniyormuş gibi bankaya para yatırdığı, sanığa teslim edilen çalışanlara ait banka kartıyla bu maaşların bankadan çekilerek, çalışanlara asgari ücretin üstünde maaş verildiği, fakat eksik sigorta ve vergi ödemek için bu şekilde davranıldığı, sanık ile işveren arasındaki uyuşmazlığın da bundan kaynaklı olduğu” gerekçesiyle sanık hakkında ilk derece mahkemesince hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün CMK"nın 280. maddesinin ikinci fıkrası gereğince kaldırılarak aynı Kanun"un 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın beraatine karar verildiği,
    Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edildiği, katılan vekilinin temyiz dilekçesinde, katılanın beyanı, tanıklar ... ve ..."ın ifadeleri, teslim tesellüm tutanağı ve aşamalarda değiştiğini ileri sürdüğü sanığın savunmalarına yer vermek suretiyle “Sanığın ve müdafisinin aşamalardaki tüm savunmalarında; iş yerine sadece banka kredi kartını ve şahsi eşyalarını almaya gittiğini, kartını bulamadığını ancak spor kulübü derneğine ait kaşeleri aldığını, iş yerinden başka hiçbir şey almadığını belirtmesine rağmen, soruşturma aşamasındaki 30.08.2015 tarihli teslim tesellüm tutanağında açıkça yazılı olduğu üzere; müvekkil şirket yetkilisinin şikâyetinden sonra sanığın, Mersin Emniyet Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliği görevlilerince yakalanması üzerine, üstünden iş yerinden aldığı diğer çalışanlara ait İş Bankası kredi kartlarının çıkması ve bu durumun tutanak altına alınmasından sonra, sanık 8. Ceza Dairesinde savunmasını değiştirmek zorunda kalmıştır. Sanığın bu savunmasına yasal olarak itibar olunamaz.” gerekçesi ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarihli ve 249-606 sayılı kararının, usul, yasa hükümleri, toplanan delillere aykırı olması nedeniyle ve ayrıca re’sen belirlenecek diğer nedenlerle bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunduğu,
    Dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince, "Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararı kaldırılarak "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine" şeklinde verilen hükmün, maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilinin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığının anlaşılması karşısında; katılan vekilinin temyiz isteminin CMK"nın 298. maddesi uyarınca reddine,” oy çokluğuyla karar verildiği,
    Anlaşılmıştır.
    07.10.2004 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete"de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
    İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun"un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin “adli yargı ikinci derece mahkemeleri” olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir.
    Maddi sorunun incelenmesinin kapsamına göre istinaf geniş anlamda istinaf ve dar anlamda istinaf olarak ikiye ayrılmaktadır. Klasik istinaf da denilen geniş anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmakta iken dar anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmaz, yalnızca gerekli görülen hususlarda öğrenme muhakemesi yapılmak suretiyle ilk derece mahkemesi tarafından yapılan tespitler kontrol edilir. Günümüzde genel eğilimin dar anlamda istinaftan yana olduğu görülmektedir. 5271 sayılı CMK"nın 282. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesine ve keşfin yapılmasına karar vereceğinden, CMK"nın dar anlamda istinafı kabul ettiği söylenebilir.
    1412 sayılı CMUK"da olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK"da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.
    Kesinleşmemiş kararlara karşı başvurulan olağan kanun yollarından olan itirazda da hem maddi hem de hukuki sorun incelenir. İtiraz, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı başvurulan bir kanun yolu olup kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme itirazı yerinde görürse kararı düzeltir. İstinaf kanun yolunda ise kararı veren ilk derece mahkemesi istinaf istemini yerinde görse bile bu kararını düzeltemez.
    Temyiz ise, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu"nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Bu kanun yoluna başvurulduğunda uyuşmazlığa hüküm mahkemesinden başka bir yargı merci bakar. Temyizde hükümler hukuki yönden, yani fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, nasıl yargılama yapıldığı, delillerin nasıl değerlendirildiği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı ve diğer hukuka aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden incelenir. Temyiz kanun yolu hukuki meseleye ilişkin hukuka aykırılıkları çözmek için kabul edildiğinden hukuki derece yoludur.
    Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, istinaf davasının konusu, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK"nın 280 ile bu kararlara karşı temyiz kanun yolunu düzenleyen aynı Kanun"un 286. ve devamı maddelerinin birlikte değerlendirilerek, kanun koyucunun bu düzenlemelerle neyi amaçladığının irdelenmesi gerekmektedir.
    5271 sayılı CMK"nın, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin inceleme tarihinde yürürlükte olan "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi;
    "(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
    a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
    b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
    c) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,
    Karar verir.
    (2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar." şeklinde iken; 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun"un 15. maddesiyle, birinci fıkranın (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri, (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
    “b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
    c) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,"
    "(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.”
    08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun"un 92. maddesiyle maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “maddede” ibaresi “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” şeklinde değiştirilerek madde son hâlini almıştır.
    Görüldüğü üzere; 5271 sayılı CMK"nın 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar "istinaf başvurusunun esastan reddine", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine", "hükmün bozulmasına" ve "davanın yeniden görülmesine" olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, hangilerinin ise temyiz kanun yoluna tabi oldukları aynı Kanun"un 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrı ayrı sayılmıştır.
    5271 sayılı CMK"nın "Temyiz" başlıklı 286. maddesi;
    “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
    (2) Ancak;
    a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
    b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
    c) Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
    d) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,
    e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,
    f) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
    g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,
    h) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,
    Temyiz edilemez.” şeklinde düzenlenmiş iken;
    28.06.2014 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 78. maddesiyle ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan "suç niteliğini değiştirmeyen" ibaresi "her türlü" şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan "bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile" ibaresi metinden çıkarılmış, aynı fıkranın (c), (e) ve (g) bentleri ise;
    “c) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,”
    “e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,”
    “g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar” şeklinde değiştirilmiştir.
    Bu değişiklikler sonrasında, CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”, aynı fıkranın (f) bendi ise “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları” hâlini almıştır.
    7035 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle, CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere “c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,” bendi eklenmiş, diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiş, Anayasa Mahkemesinin, 15.02.2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 27.12.2018 tarihli ve 71-118 sayılı kararı ile 5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin tümüyle iptal edilmesi üzerine bu iptal kararı dikkate alınarak 28.02.2019 tarihli ve 30700 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 7. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin yeniden düzenlenmesi sonucunda CMK"nın 286. maddesi;
    “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
    (2) Ancak;
    a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
    b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
    c) (Ek: 20/7/2017 - 7035/20 md) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
    d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118 sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
    e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
    f) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
    g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
    h) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
    ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,
    Temyiz edilemez.” şeklinde son hâlini almıştır.
    5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz edilemeyeceği belirtilmiş olmakla birlikte ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2018 tarihli ve 38-113 sayılı kararında da açıklandığı üzere ilk derece mahkemelerince verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarına dair kararlara ilişkin suçun, 5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması durumunda, kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin verebileceği mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret", “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararların, CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu kararlara karşı temyiz kanun yolunun açık olduğu, bu bağlamda bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanığın, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda atılı suçtan beraatine karar verilmesi karşısında; söz konusu beraat kararının, 5271 sayılı CMK"nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve diğer bentlerinde sınırlı şekilde sayılan “temyiz edilemez” nitelikteki kararlardan olmadığı, sanığa atılı suçun aynı Kanun"un 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında da bulunmaması nedeniyle temyiz yoluyla incelenmesinde yasal bir engel olmadığı kabul edilmelidir.
    Bu genel açıklamalardan sonra temyiz başvuru usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.
    Ceza Muhakemesi Kanunu"nda, istinaf kanun yolunda olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre kanun yollarına başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna da başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır.
    "Davasız yargılama olmaz" ilkesi gereğince temyiz incelemesi yapılabilmesi için bir temyiz davası açılması yani temyiz isteminde bulunulmuş olması gerekir. Sanık hakkında aynı kararda birden fazla suçtan hüküm kurulmuşsa sanık hangi suçtan temyiz isteminde bulunmuş ise yalnızca o suçtan kurulan hüküm incelenecektir.
    Kural olarak temyiz başvurusunun yazılı şekilde olması yani hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile yapılması gerekir. Ancak zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle sözlü başvuruda bulunmak da mümkündür. Bu durumda beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkim tarafından onaylanır.
    5271 sayılı CMK"nın, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 291. maddesi uyarınca temyiz davası açılması için yedi günlük bir süre öngörülmüştür. Hükmün yüze karşı açıklanmasından itibaren yedi gün içinde temyiz kanun yoluna başvurulması gerekir. Ancak hüküm temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmış ise yedi günlük süre tebliğ tarihinden itibaren başlar. 7035 sayılı Kanun"un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresi "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmıştır.
    1412 sayılı CMUK’un “Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar” başlığını taşıyan 313. maddesi;
    “Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir.
    Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir.
    Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur.”,
    5271 sayılı CMK’nın “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi ise;
    “1- Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
    2- Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.”
    Şeklinde düzenlenmiştir.
    İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK’dan farklı şekilde, re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür.
    Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı CMK"nın 298. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin, örneğin; "Hükmü temyiz ediyorum." şeklindeki dilekçede olduğu gibi herhangi bir temyiz sebebi içermemesi durumunda tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkının bulunmaması hâllerinde olduğu üzere usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından bahsedilemeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerekir.
    1412 sayılı CMUK’un “Temyiz sebebi” başlığını taşıyan 307. maddesi; “Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.” düzenlemesini taşımaktadır.
    5271 sayılı CMK"nın 288. maddesinde ise temyiz nedenleri;
    “1- Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.
    2- Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” şeklinde belirtilmiş, maddenin Hükümet Tasarısı"ndaki Gerekçesinde de;
    “Madde, 1412 sayılı Kanun"dan ayrılarak "kanuna aykırılık" yerine daha geniş anlamlı ve amaca uygun olan "hukuka aykırılık" sözcüklerine yer vermiştir.
    Yargılamanın konusunu oluşturan cezai uyuşmazlık çözüldükten ve maddi gerçeğe ulaşıldıktan sonra ilgili hukuk kuralının eksik veya yanlış uygulanması veya hiç uygulanmaması hukuka aykırılığı oluşturur.
    Hukuk kuralı deyimi, temel hukuk ilkelerini, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar.
    Temyiz başvurusunun, hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayandırılması gerekir. Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur.” açıklamalarına yer verilmiştir.
    Mülga CMUK’da temyiz sebebi “kanuna aykırılık” olarak belirlenirken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka aykırılık” olarak belirlenmiştir. Ancak her iki Kanun’a bakıldığında bu iki farklı kavramın aynı şekilde anlaşılmasının istendiği sonucuna varılmaktadır. Zira her iki Kanun"un ilgili hükümlerinde bu kavramlar, “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak; içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir.
    Temyiz nedenleri bakımından iki Kanun arasındaki esas farklılık, 5271 sayılı CMK’nın temyiz başvurusunun içeriği başlıklı 294. maddesinden kaynaklanmaktadır. 1412 sayılı CMUK"un 313. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 294. maddesinin ilk fıkraları temyiz sebeplerinin gösterilmesi hususuna ilişkindir ve arada ciddi bir fark yoktur. Oysa her iki maddenin ikinci fıkraları birbirinden tamamen farklıdır. 5271 sayılı Kanun’un 294. maddesinin ikinci fıkrasında temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceği açıkça belirlenmiştir.
    Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki sorunu oluşturur. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir.
    Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık, hâkimin olaya en uygun normu bulamaması veya bulsa da yanlış değerlendirip uygulama yapmasıdır. Hukuka aykırılığa yol açan norm muhakeme hukuku normu olabileceği gibi (Örneğin, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan tanığa bu hakkının hatırlatılmaması, karar oturumunda hazır olan sanığa son söz hakkı verildikten sonra katılana da diyeceklerinin sorulması gibi.) maddi hukuk normu da olabilir. (Örneğin, sanığın eylemi suç teşkil etmediği hâlde mahkûmiyet hükmü kurulması, suçun niteliğinin hatalı belirlenmesi, eksik araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi gibi.) Maddi hukuk normunun ihlâli hâlinde temyiz edenin sıfatı da dikkate alınarak kararın bozulması gerekmekte ise de muhakeme hukukuna ilişkin ihlâllerde, ihlâlin hükmü etkileyip etkilemediği gözetilmelidir.
    Bu kapsamda muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz nedeni olarak açıkça ileri sürülmesi gerekmektedir. Muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına dayanan temyiz taleplerinde Yargıtay hem muhakeme normunun doğru uygulanıp uygulanmadığını hem de ilk derece veya bölge adliye mahkemelerince muhakeme normunun uygulandığı olayın doğru tespit edilip edilmediğini denetleyecektir. Temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda işaret edilmekle yetinilecektir.
    Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezaî yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
    Nitekim, 5271 sayılı CMK"nın 301. maddesinin Hükümet Tasarısı"ndaki Gerekçesinde; "Yargıtay, yalnız temyiz dilekçesi veya beyanında maddi hukuk kurallarına aykırılık nedeniyle ileri sürülen hususlarla, temyiz istemi yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması veya eksik veya yanlış uygulanmasından dolayı yapılmışsa bu olgular hakkında inceleme yapar.” açıklamalarına yer verilerek temyiz sebebinin hangi hukuka aykırılık iddiasına dayandırıldığının gösterilmesi; muhakeme hukukuna aykırılık iddiasına ilişkin temyiz taleplerinde hiç uygulanmayan, eksik veya yanlış uygulanan usul kuralları ile buna dayanan maddi olguların ileri sürülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
    Öğretide de temyiz sebeplerinin muhakeme hukukuna ve maddi hukuka ilişkin olarak ileri sürülmesi bakımından; “Maddi hukuk normlarına ilişkin temyiz başvurularında sebep gösterilmesi zorunluluğunun Yargıtay incelemesinde önemli bir sınırlama içermediği, muhakeme hukukuna aykırılık nedeniyle hüküm temyiz ediliyorsa hükmü temyiz edenin, bu aykırılığa temel oluşturan maddi olguları göstermek zorunda iken maddi hukuka aykırılıkta, maddi hukuka aykırılıktan dolayı hükmün temyiz edildiğinin belirtilmesinin yeterli olduğu, Yargıtayın maddi hukuk normlarının tümünü göz önünde tutup inceleme yapması gerektiği,”; (Serap Keskin Kiziroğlu, Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Temyiz Yasa Yoluna İlişkin Değişikliklere Bakış, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Kasım-Aralık, 2017, s; 182 vd.) "5271 sayılı CMK"nın 288. maddesi uyarınca temyiz sebebi olarak belirtilenler dışında kalan muhakeme hukukuna ilişkin diğer hukuka aykırılıklar bakımından Yargıtayın karar vermesine olanak bulunmadığı, buna karşılık, kararın hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği yönünde bir irade ortaya konulduğu sürece incelemenin maddi hukuka ilişkin tüm hukuka aykırılıklar yönünden yapılabileceği, bu bağlamda, Yargıtayın olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle yapılan bir temyiz istemi karşısında bu istemi yerinde bulmasa bile haksız tahrikin koşullarının gerçekleştiği ve bu nedenle de cezanın indirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozabileceği,” (Mustafa Ruhan Erdem, Cihan Kavlak, Ceza Muhakemesinde Temyiz İncelemesinin Kapsamı ve Sınırları, Yargıtay Dergisi, Ekim, 2018, Sayı; 4, s; 1434; 1472) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
    Öte yandan, 5271 sayılı CMK"nın 302. maddesi uyarınca hüküm temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan ve hükme etki edecek nitelikte bulunan diğer hukuka aykırılıklar da bozma nedeni olarak ayrı ayrı gösterilecek; hükme etki edecek nitelikte bulunmayan hukuka aykırılıkların ise hükmün bozulmasında neden dikkate alınmadıkları açıklanmak suretiyle belirtilmesiyle yetinilecektir. Bozmaya neden olan hukuka aykırılık hükmün dayandırıldığı işlemlerden kaynaklanmışsa aynı zamanda bu işlemler de bozulacaktır.
    Mutlak temyiz nedenleri ise, sanığa hak tanıyan kurallar olmalarının yanı sıra aynı zamanda adil bir yargılamanın yapılabilmesi için öngörülmüş, kamusal menfaatleri gözeten kurallardır. Bu hâllerin varlığı durumunda hükmün bundan mutlak olarak etkilendiği kabul edilmiştir. Kanun bu noktada hukuka aykırılığa ilişkin nedensellik bağını kendisi kurduğundan hâkime takdir yetkisi bırakmamıştır. (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul, 2016, s; 834 vd.)
    1412 sayılı CMUK’un “Kanuna muhalefet hâlleri” başlığını taşıyan 308. maddesi;
    Aşağıdaki hâllerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.
    1 - Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,
    2 - Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,
    3 - Makul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vakı olupta bu talep kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,
    4 - Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi,
    5 - Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,
    6 - Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi,
    7 - Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,
    8 - Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması,”
    5271 sayılı CMK’nın “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesi ise;
    “1- Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
    a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,
    b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,
    c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,
    d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,
    e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,
    f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,
    g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,
    h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,
    i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması,”
    Şeklindedir.
    Görüldüğü üzere, mutlak hukuka aykırılık hâlleri, 1412 sayılı CMUK’un 308. maddesinde, 5271 sayılı CMK’da ise 289. maddede sayılmış olup her iki hüküm karşılaştırıldığında ilk dikkat çeken husus hükümlerin başlıklarının farklı olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, iki hükmün başlığının farklı olması içerikte bir değişikliğe yol açmamaktadır. 1412 sayılı CMUK’da seçilen terim “kanuna muhalefet hâlleri” iken, 5271 sayılı CMK’da “hukuka kesin aykırılık hâlleri” ibaresidir. 5271 sayılı CMK’nın hukuka kesin aykırılık hâlleri olarak adlandırdığı nedenleri ifade etmek için öğretide geçmişten bu yana “mutlak temyiz nedenleri” terimi de kullanılmaktadır. Temyiz nedenleri bağlamında iki Kanun arasındaki en önemli fark ise, 5271 sayılı CMK’nın (i) bendine eklenen hükümle “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının” bir mutlak hukuka aykırılık hâli olarak kabul edilmesidir.
    Doktrinde bir kısım yazarlarca, kanun koyucu tarafından hükme etkili oldukları açıkça kanuni düzenlenmeye bağlanmamış hukuka aykırılıkların nispî temyiz sebebi olarak ileri sürülebileceği, temyiz dilekçesinin gerekçeli olması kuralının hem nispî hem de mutlak temyiz sebepleri bakımından geçerli olduğu yani hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayışa göre, 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinde yer alan kabul edilebilirlik denetimine ilişkin kural, bünyesinde en az bir temyiz sebebi bulunan dilekçeler yönünden geçerlidir. Nitekim maddede yazılı olan “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır.” kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Gerekçesiz bir dilekçe Yargıtayın ön incelemesinden geçemeyeceği için hükümde var olan ancak gösterilmeyen nedenin mutlak mı yoksa nispî bir temyiz nedenine mi ilişkin olduğunu denetlemek mümkün olmayacaktır. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, Yargıtayın bu nedenleri kabul etmemesine karşın 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmü bozması mümkündür. (Hakan Karakehya, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 2016, s; 635 vd.; Fahri Gökçen Taner, 5271 sayılı CMK"nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar, Ankara Barosu Dergisi, Nisan, 2017, s; 66)
    Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, 230. madde gereğince gerekçe içermemesi hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenerek, bu eksiklik Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir.
    Bilindiği üzere, Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK"nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise 5271 sayılı CMK"nın 230. maddesi uyarınca suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hâli ile Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerekmektedir. Beraat hükmünün gerekçesinde de ayrıca 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığı gösterilmelidir. 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinin (g) bendinde hükmün, aynı Kanun"un 230. maddesi gereğince gerekçe içermemesi muhakeme hukukuna ilişkin bir hukuka aykırılık hâli olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu denetimin gerçek manada yapılabilmesi için Yargıtayın, gerekçede yazılı olan hususlar ile maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olup olmadıkları yönünden inceleme yapması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Doktrinde de ifade edildiği üzere, Yargıtayın gerekçeyi denetlemesi, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek olay hakkında hüküm kurması, kanıya ulaşması, vakalarla ilgili saptamalarda bulunması anlamına gelmez. (Centel, Zafer, s; 841)
    Açıklamalar ışığında bölge adliye mahkemelerince verilen kararların temyizi üzerine temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçildiğinde;
    1412 sayılı CMUK’un “Temyiz Mahkemesince tetkik edilecek noktalar” başlıklı 320. maddesi;
    “Temyiz Mahkemesi, temyiz istida ve layihasında irat olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder.
    313 üncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen müstenidattan başka temyiz müddeasını teyit için yeniden müstenidat göstermeğe lüzum yoktur. Bununla beraber böyle müstenidat arz olunmuşsa kabul olunur.”,
    5271 sayılı CMK’nın “Temyizde incelenecek hususlar” başlıklı 301. maddesi ise;
    "1- Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapar.”
    Biçiminde düzenlenmiştir.
    Doktrinde, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından; “Yargıtay hukuksal incelemesine önündeki hüküm bakımından ispat konularının sübuta erdiği varsayımından başlar. Temyiz mahkemesi yalnızca hâkimin delilleri değerlendirmesinde hukuksal hata yapıp yapmadığını değerlendirebilir. Delillerin değerlendirilmesi ve ispat açısından vicdani kanıyı olay hâkiminin oluşturması gerekir. Ancak bunun için de yerel mahkeme kararının gerekçesi ve dayanaklarının, sanığın tüm sorgu tutanaklarının, temyiz mahkemesine sunulması gerekir.”, (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2017, s; 778 vd.) “Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek eylemin varlığı veya yokluğu, kanıtların inandırıcılığı ya da kesinliği gibi yargılarda bulunamaz, ancak maddi olayların gerekçede yeterince yansıtılıp yansıtılmadığı, yansıtılan maddi olaylara ilişkin kanıtların tartışılıp tartışılmadığı, bu tartışma yapılırken doğa, mantık, deneyim ve hukuk kurallarına uyulup uyulmadığı yönlerinden hükmü inceleyerek olay yargılamasını sınırlı bir şekilde denetleyebilir.” (Sami Selçuk, Temyiz Denetiminin Sınırları, Prof. Dr. Nur Centel"e Armağan, s; 336) "Temyiz kanun yolunda maddi mesele incelenemez. Ancak kanun koyucu sanığa gerçekçi bir hukuki koruma sağlamayı amaçladığı için aradan geçmiş olan zamanın olumsuz etkilemediği oranda maddi mesele incelenebilmelidir. Burada esas mahkemesindeki hâkimin doğrudan doğruyalık ilkesinden kaynaklanan maddi meseleyi takdir etme yetkisi ortadan kaldırılmadan, dosyaya girdiği oranda maddi meseleyi inceleyen, bu istisna dışında sadece hukuki mesele ile ilgilenen bir temyiz incelemesi yapılmalıdır. Yargıtay maddi meseleyi sadece hükmün gerekçelerine dayanarak incelemelidir." (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s; 1234) "Tamamen maddi soruna ilişkin olan aykırılıkların temyiz kanun yolunda denetlenmesi mümkün değildir. Ancak, mahkemenin, elindeki maddi olguları hukuk kurallarına uygun olarak değerlendirip değerlendirmediği ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığı Yargıtay tarafından incelenmek zorundadır. Aynı şekilde hukuka aykırılığın, yargılama kurallarının doğru uygulanmaması nedenine dayandığının ileri sürülmesi hâlinde de Yargıtay hem yargılama kuralarına uyulup uyulmadığına hem de bu kuralların uygulanmasına esas teşkil eden ve daha önce mahkemece tespit edilmiş olan maddi vakıaların doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini inceleyebilecektir." (Taner, s; 57; Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Baskı, İzmir, 2017, s; 856) “Temyiz kanun yolunda temyiz mahkemesi, sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak geçmişte olan bir olayın nasıl meydana geldiğini ortaya çıkaran olay hâkiminin tespitleriyle bağlıdır. Bununla birlikte olay mahkemesinin tespitleri belirsiz, eksik, çelişkili, mantık veya deneyim kurallarıyla çatışıyorsa olay mahkemesinin tespitleriyle bağlılık ortadan kalkar. Yargıtayın, bölge adliye mahkemesi incelemesinden geçmiş bir kararla ilgili yapacağı denetimin, verilen kararın hukuksal yönüyle sınırlı olması hâli, Yargıtayca hiçbir zaman maddi olay denetimi yapılamayacağı anlamına gelmez. İlk derece veya bölge adliye mahkemelerinin kararlarında bilimin yerleşmiş ilkelerine, genel yaşam deneyimlerine, mantık kurallarına aykırılıklar varsa, ulaşılan sonuç ve gerekçe arasında birbiriyle açıkça çelişen tespitler bulunuyorsa, maddi olay açık, kesin ve tam olarak belirlenememiş ise ve bu nedenlerle kararın hukuksal yönden denetimine olanak yoksa Yargıtay maddi olay denetimi yapabilir.” (Erdem, Kavlak, s; 1424; 1460) “Bir olayı tespit ederken ilk derece mahkemesi hâkimi delilleri serbestçe takdir eder. Ancak bu tespitin eksiksiz olması ve hâkimin kanaatinin objektif dayanaklarının hükümden anlaşılması gerekir. Bu nedenle maddi olaya ilişkin denetim, maddi vakıanın sübutuna ilişkin kanaatin yeterli delile dayanarak ve mantık kurallarına uygun bir şekilde oluşturulup oluşturulmadığı açısından yapılmaktadır." (Centel, Zafer, s; 840) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
    Görüldüğü gibi doktrinde çoğunlukta olan bu anlayışa göre, Türk Ceza Muhakemesine istinaf kanun yolunun getirilmiş olması, temyiz mahkemesinin önceden olduğu gibi somut temyiz denetiminin elverdiği ölçüde maddi soruna girmesine engel oluşturmayacak, temyiz kanun yolunda somut dava üzerinden içtihatlarla birliği sağlayacak olan Yargıtay, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir etme yetkilerini de dikkate alarak bu delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görebileceği ve inceleyebileceği maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıklar üzerinden bozma kararı verebilecektir.
    Burada ifade etmek gerekir ki; ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olması, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlıdır. Başka bir ifadeyle, maddi sorun ile maddi hukuk normlarının bu ayrılmaz niteliğinden dolayı uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılması mümkün değildir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hâllerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, Kanun"da Yargıtayın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu inceleyemeyeceğine ilişkin bir hüküm de mevcut değildir. 5271 sayılı CMK’nın “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunmasının gerektiği durumlarda, Yargıtayın, davanın esasına hükmedebileceği belirtilmiş olup bu düzenlemeye göre ilk derece veya bölge adliye mahkemelerinin tespitlerinin hukuki denetim yapılmasına olanak vermeyecek ölçüde yetersiz olması hâlinde maddi sorunun tespiti ve buna bağlı olarak maddi ceza normunun doğru tatbik edilmesi bakımından Yargıtayın eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verebilecek olması, hukuki denetimin, o ana kadar yapılan tespitlerin, normun olaya uygulanması için yeterli dayanak oluşturup oluşturmadığı hususunu da içerdiği sonucunu doğurmaktadır.
    Sonuç olarak, Yargıtay, temyiz kanun yoluyla ülkedeki hukuk kurallarının istikrarlı ve aynı biçimde uygulanmasını yani içtihat birliğini sağlar. 5271 sayılı CMK, ilk derece yargılaması ile temyiz yargılaması arasına istinafı yerleştirerek, hem Yargıtayın içtihat mahkemesi konumunu güçlendirmeyi hem de mahkemelerin son kararlarının yalnızca hukuki sorun değil, maddi sorun açısından da sağlıklı bir şekilde denetlenmesinin yolunu açmayı öngörmüştür. Bununla birlikte ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektedir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Anayasanın 138. maddesi de tüm hâkimlerin Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini hükme bağlamıştır. Bu nedenle ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde yapılmakta olan yargılama sonucunda ulaşılma imkânı bulunan bütün deliller ele alınıp değerlendirilmeden karar verilmesi, maddi sorunun doğru olarak tespit edilmemesi, dosyada mevcut delillerle maddi soruna ilişkin tespitlerin uyumlu olmaması gibi nedenlerle yazılı hukuka, evrensel hukuki değerlere, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olacak şekilde maddi olay değerlendirmesinin hatalı olarak belirlendiği hâllerde adaletin tam olarak gerçekleşmesi amacı da gözetilerek Yargıtayın, hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkları da temyiz yoluyla incelemesi gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince mahkûmiyet hükmünün kaldırılarak sanığın atılı suçtan beraatine ilişkin kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece “Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraati şeklinde verilen hükmün maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığı,” şeklindeki gerekçe ile katılan vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilen olayda;
    Katılan vekilinin temyiz dilekçesinde, katılanın beyanı, tanıklar ... ve ..."ın ifadeleri, teslim tesellüm tutanağı ve aşamalarda değiştiğini ileri sürdüğü sanığın savunmalarına yer vermek suretiyle “Sanığın ve müdafisinin aşamalardaki tüm savunmalarında; iş yerine sadece banka kredi kartını ve şahsi eşyalarını almaya gittiğini, kartını bulamadığını ancak spor kulübü derneğine ait kaşeleri aldığını, iş yerinden başka hiçbir şey almadığını belirtmesine rağmen, soruşturma aşamasındaki 30.08.2015 tarihli teslim tesellüm tutanağında açıkça yazılı olduğu üzere; müvekkil şirket yetkilisinin şikâyetinden sonra sanığın, Mersin Emniyet Müdürlüğü Hırsızlık Büro Amirliği görevlilerince yakalanması üzerine, üstünden iş yerinden aldığı diğer çalışanlara ait İş Bankası kredi kartlarının çıkması ve bu durumun tutanak altına alınmasından sonra, sanık 8. Ceza Dairesinde savunmasını değiştirmek zorunda kalmıştır. Sanığın bu savunmasına yasal olarak itibar olunamaz.” gerekçesi ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarihli ve 249-606 sayılı kararının, usul, yasa hükümleri, toplanan delillere aykırı olması nedeniyle ve ayrıca re’sen belirlenecek diğer nedenlerle bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunması, temyiz dilekçesi kapsamına göre, temyiz nedeninin maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz talebinin, mevcut deliller karşısında Bölge Adliye Mahkemesince beraat sonucuna nasıl ulaşıldığı yönündeki gerekçeyi de içerdiğinin anlaşılması karşısında, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin uyguladığı maddi ceza normlarının hukuka uygun olmasının, maddi olayın doğru ve eksiksiz bir şekilde tespit edilerek bu tespite uygun olan maddi hukuk normlarının uygulanmasına bağlı olduğu, buna göre hükmün hukuki yönüne ilişkin olan ve hükme etki eden maddi olay değerlendirmesindeki hukuka aykırılıkların da temyiz kanun yolunda incelenebileceği hususları ile 5271 sayılı CMK"nın 288. maddesinin Hükümet Tasarısı"ndaki Gerekçesinde belirtildiği üzere, delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde hukuka aykırılık hâlinin oluşacağı dikkate alınarak, Özel Dairece, fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar ile temyiz dilekçesinde muhakeme hukukuna aykırılık iddiasında bulunulmadığından usul hükümlerine uygunluk bakımından da 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz incelemesi yapılması gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteminin reddine dair kararının kaldırılmasına, katılan vekilinin temyiz dilekçesinin içeriği gözetilerek beraat hükmünün denetlenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
    İtirazın değişik gerekçe ile kabulü yönünde oy kullanan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Katılan vekili tarafından temyiz dilekçesinde, dosya kapsamında dinlenen katılanın ve tanıkların ifadelerine, teslim tesellüm tutanağına, CD izleme görüntülerine ve sanığın aşamalarda değişen savunmalarına yer verilerek, mevcut deliller karşısında sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, katılan vekilinin bu yönüyle hükmün gerekçesini de temyiz ettiği, bu kapsamda, katılan vekilinin suçun sabit olduğuna dair maddi hukuka aykırılığa ilişkin temyiz talebinin, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin gerekçeli kararının, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin mantıksal ve hukuksal bütünlük içinde tartışılarak değerlendirilip değerlendirilmediği yönlerinden incelenmesi ve bu nedenle itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi gerektiği," şeklinde farklı görüş açıklamış,

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
    "Dosya içeriğine göre sanık hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda TCK"nın 142/2-h, 168/2, 62 ve 53. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ve hak yoksunluğuna hükmedildiği, hükmün sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince duruşma açılarak ilk derece mahkemesinin kararının kaldırıldığı ve "sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle" CMK"nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine hükmedildiği, iş bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edildiği ve Yüksek 13. Ceza Dairesince;
    "5271 sayılı CMK"nın 288. maddesi "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.", aynı Kanun"un 294. maddesi ""Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir." ve aynı Kanun"un 301. maddesi "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar." şeklinde düzenlenmiştir.
    5271 sayılı CMK"nın 288. maddesinde belirtildiği üzere, temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. İstinaf kararı sonrasında temyiz incelemesi yapacak olan Yargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkilidir. Yargıtay temyiz incelemesi yaparken temyiz edilen dosyadaki maddi olguları inceleyemez, maddi vakıaların denetimini yapamaz ve kararı veren mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını inceleyemez.
    5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin ikinci fıkrasında beş bend olarak hangi hâllerde beraat kararı verilebileceği belirtilmiştir. Anılan maddede belirtilen bendler arasında yer alan "yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması" ile "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" durumlarını içeren 5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının "b" ve "e" bendlerinin maddi vakıa denetimini gerektirdiği anlaşılmaktadır.
    Sanık hakkında ilk derece mahkemesi olan Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.12.2016 tarih, 2015/535 esas ve 2016/729 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK"nın 142/2-h, 168/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafisinin hükme yönelik istinaf başvurusu üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarih, 2017/249 esas ve 2017/606 karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararının kaldırılarak "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine" karar verildiği anlaşılmıştır.
    Görüldüğü üzere Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarih, 2017/249 esas ve 2017/606 karar sayılı kararı ile sanık hakkında verilen beraat kararı gerekçesine göre 5271 sayılı CMK"nın 223/2-e maddesinde düzenlenen maddi vakıa denetimi gerektiren hâle dayandırılmakta ve katılan vekilinin temyiz istemi içeriğinde de beraat hükmünün gerekçesine yönelik bir istem bulunmamaktadır.
    Anılan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet kararının kaldırılarak "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanığın CMK"nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine" şeklinde verilen hükmün maddi vakıa denetimi gerektiren bir sebebe dayandığı ve katılan vekilinin temyiz isteminin de beraat hükmünün gerekçesine yönelik olmadığının anlaşılması karşısında; katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK"nın 298. maddesi uyarınca reddine" oy çokluğuyla karar verildiği,
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise özetle "sanığın mahkûmiyeti için yeterli delil dosyada mevcuttur, mevcut delillerin doğru takdir edilip edilmediği maddi vakıa incelemesi olarak değerlendirilemez, ayrıca temyiz dilekçesi sonunda anılan kararın yasaya ve toplanan delilere aykırı olduğu belirtildiğinden yeterli temyiz gerekçesinin bulunduğu ve bu nedenle temyiz incelemesinin yapılması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurduğu,
    Anlaşılmıştır.
    İtirazı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yerinde bulunarak itiraz kabul edilmiştir. Aşağıda açıklayacağımız nedenlerle bu karar usul ve yasaya aykırıdır.
    CMK"nın 294. maddesinin birinci fıkrasına göre temyiz kanun yoluna başvuran, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Bu zorunluluk temyiz hakkı bulunan tüm taraf ve ilgililer için geçerlidir.
    Bunun yanında aynı Yasa"nın 295. maddesine nazaran, temyiz başvurusunda nedenler gösterilmemiş ise en geç temyiz başvurusu için belirlenen süre sonunda bunun bildirilmesi gerekir. Ayrıca, hüküm gerekçeleriyle birlikte açıklanmamış ise, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir dilekçe verilmesi gerekir. CMK"nın 294 ve 295. maddelerinin açık hükümleri karşısında temyiz nedenlerinin belirlenen sürelerden sonra bildirilmesi veya süresi içerisinde bildirilen nedenlere sonradan ekler yapılması olanaklı değildir. Bu yasal duruma göre, Yargıtayın temyiz incelemesi yaparken yasal süresi içerisinde bildirilen temyiz nedenleri ile sınırlı inceleme yapması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Temyize hakkı olanın, bundan Yargıtay tarafından karar verilinceye kadar vazgeçme hakkının bulunmasının (CMK m. 266/1) doğal sonucu olarak, gösterilen nedenlerin bazısından sonradan vazgeçmenin mümkün olduğunun kabulü gerekir. CMK"nın 266. maddesinin birinci fıkrasının emredici hükmü gereği Cumhuriyet savcısının sanık lehine olan yasa yolu başvurusunda onun rızası olmadan vazgeçmesine olanak bulunmadığına dikkat edilmelidir.
    Temyiz nedenlerinin gösterilmemesinin sonucu düzenleyen CMK"nın 298. maddesi "Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa,  temyiz istemini reddeder." hükmünü içermektedir. Temyiz bir davadır ve usulüne uygun açılmadığı takdirde reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bu hükme göre usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından söz edilebilmesi için;
    A-Başvuruyu yapanın buna hakkı olmalı,
    B- Temyiz istemine konu karar veya hükmün temyiz edilebilir olması,
    C- Yasal süresi içerisinde temyiz talebinde bulunulması,
    D- Temyiz dilekçesinin temyiz nedenlerini içermesi,
    Gerekmektedir.
    Bu düzenlemeye göre maddede belirtilen hususları içermeyen temyiz istemlerinin doğrudan reddedilmesi gerekmektedir. Temyiz nedenlerinin gösterilmemesi, diğer noksanlıklarla (temyizin süresinden sonra yapılması, hükmün temyiz temyiz edilemez olması ve başvuranın temyize hakkının bulunmaması) eşit görülerek aynı sonuç bağlanmıştır. Yani temyiz nedenleri gösterilmemiş ise CMK"nın 289. maddesinde yer alan kesin hukuka aykırılık hâlleri dahi nazara alınmayacak ve inceleme yapılmayacaktır.
    CMK"nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesinde "(1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
    a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,
    b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,
    c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması,
    d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi,
    e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması,
    f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi,
    g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi,
    h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması,
    i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması," hükmüne yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasında yer alan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır." düzenlemesi incelemenin sebeple sınırlı yapılması kuralının istisnasını oluşturmaktadır. Ancak bu hükmün uygulanarak maddede yer alan kesin hukuka aykırılıkların ileri sürülmese dahi incelenebilmesi için usulüne uygun olarak açılmış temyiz davasının bulunması şarttır. Yukarıda gösterilen dört unsuru içeren temyiz talebinin varlığı hâlinde, usulüne uygun açılmış temyiz davasından söz edilebilir ve o takdirde bu nedenler dikkate alınabilir. Kısacası hukuka kesin aykırılık nedeniyle hükmün bozulabilmesi için taraflardan birinin en az bir tane nisbi temyiz sebebi ileri sürmüş olması gereklidir. Ancak bu konuda öğretide görüş ayrılıkları olduğu gibi Yargıtay Ceza Daireleri de farklı kararlar vermektedir. Bazı daireler dilekçede temyiz nedeni gösterilmese dahi kesin hukuka aykırılık hâllerinin var olup olmadığını denetlemekte, bazı daireler ise 298. maddeye göre doğrudan temyiz isteminin reddine karar vermektedir.
    Temyiz nedenlerinin gösterilme biçimi, diğer ifadeyle ne ölçüde ve nasıl açıklanıp ortaya konması gerektiği hususuna gelince; CMK"nın "Temyiz nedeni" başlıklı 288. maddesi; "(1) Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.
    (2) Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır."
    "Temyiz başvurusunun içeriği" başlıklı 294. maddesi ise; "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
    (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir."
    "Temyizde incelenecek hususlar" başlıklı 301. maddesi ise "(1) Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar." hükmünü taşımaktadır.
    Bu iki düzenlemeye göre temyiz, hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır ve temyiz eden dilekçesinde temyiz nedeni olarak sadece hükmün hukuki yönüne ilişkin sebepleri ileri sürebilir. Öte yandan temyiz istemi usule ilişkin noksanlıklardan kaynaklanmış ise başvuruda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapılması gerekmektedir.
    Temyiz başvurusunu haklı göstermek için ileri sürülen gerekçeye temyiz nedeni denir ve dilekçede ortaya konan bu nedenler aynı zamanda incelemenin kapsamını belirlemektedir. Bunun sonucu olarak temyiz nedenlerinin ne ölçüde ve nasıl açıklanıp ortaya konması gerektiği sorusunun yanıtlanması gerekiyor.
    Gösterilen sebeple sınırlı inceleme yapma kuralının sonucu olarak, bu kuralı işletecek ölçüde, diğer bir ifade ile dosyayı ve hükmü tümüyle incelemeye gerek kalmadan, dilekçeye bakarak nelerin inceleneceğini anlamayı ve sınırlandırmayı sağlayacak biçimde nedenlerin somutlaştırılması gerekir. Temyiz dilekçesi kapsamından muhakeme ve maddi hukuka ilişkin hangi normun ihlâl edildiğinin anlaşılması veya en azından belirlenebilir olması gerekir. Bu nedenle dilekçede temyiz nedenlerinin tam ve kesin olarak anlaşılmaması hâllerinde sonradan açıklanmasına da olanak bulunmadığından istemin reddine karar verilmelidir. Bu kapsamda temyiz "hüküm hukuka aykırıdır.", "usul ve yasaya aykırıdır.", "temyiz ediyorum.", "ceza fazladır veya eksiktir." veya " re"sen dikkate alınacak sebeplerle hükmün bozulması gerekir." şeklindeki başvurular kabul edilemez olduğundan reddi gerekir. Aksinin kabulü hâlinde, bu şekilde sadece soyut ve genel ifadeler içeren temyiz dilekçeleri üzerine hükmün tüm yönleri incelenir ve sebeple sınırlı inceleme kuralı işlemez hâle gelir. Özetle; başvuruda kullanılan ifadeler, kararın hangi nedenle bozulması gerektiği konusunda yeterli bir irade ortaya koymuyor ve incelemenin kapsamını sınırlandırmıyor ise bu temyiz sebebinin dikkate alınmaması gerekmektedir.
    Yargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkili olup dosyadaki maddi olguları inceleyemez ve maddi vakaların denetimini yapamaz, mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını inceleyemez, sadece hükmün bir kanun ihlâl edilerek kurulup kurulmadığına bakar. Diğer anlatımla temyizde, uyuşmazlığın sadece hukuki yönünü, yani ilk derece veya BAM tarafından tespit edilen maddi olayın hukuk normları karşısındaki durumu ele alınarak, hukuk normlarının maddi olaya doğru bir şekilde uygulanıp uygulanmadığı, norm ihlâli olup olmadığı denetlenmektedir. Bu yapılırken alt mahkemelerin tespit ettiği maddi olay, inceleme dışı kalacak, yerel ve istinaf mahkemesi tarafından saptanan olgular ve hükme esas alınan deliller üzerine kurulan hükümde, hukukun doğru ve eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı araştırılacaktır. Temyizin amacı bölge adliye mahkemelerinin karalarındaki hukuka aykırılıkları gidererek ülkede uygulama birliğinin sağlanması ve hukukun geliştirilmesidir. Bu durumda maddi sorunla ilgili temyiz, örneğin; suçun işlenip işlenmediği, işleniş biçimi veya sanık tarafından işlenip işlenmediği hususlarına ilişkin nedenler temyiz nedeni kabul edilecek mi, yoksa hukuksal sorunla ilgili olmadığı için temyiz isteminin CMK"nın 298. maddesi gereğince reddine mi karar verilmeli ?
    "Temyiz başvurusunun içeriği" başlıklı 294. maddede yer alan "(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
    (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir." şeklindeki hüküm; ileri sürülebilecek temyiz nedenlerine nitelik olarak da bir sınırlama getirmektedir ve esasen Yargıtayın bu konuda inceleme yetkisi de bulunmadığı için maddi sorunla ilgili ileri sürülen temyiz nedenleri, dikkate alınamaz, başvuruda yer alan temyiz nedenlerinin tamamının bu kapsamda olması hâlinde usulüne uygun temyiz davası açılmadığı için CMK"nın 298. maddesine göre istemin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Zira, bu maddenin ilk fıkrası temyizde neden gösterme zorunluluğunu düzenlemiştir. Dilekçede gösterilen her nedeni kanun koyucu yeterli görse ikinci fıkraya yer vermezdi. İkinci fıkra açıkça temyiz nedenlerine nitelik bakımından da bir sınırlama getirmek amacıyla maddeye konulmuştur.
    Bu bilgilere göre uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Evvela Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazında yer alan "mevcut delillerin doğru takdir edilip edilmediği maddi vakıa incelemesi olarak değerlendirilemez, ayrıca temyiz dilekçesi sonunda anılan kararın yasaya ve toplanan delilere aykırı olduğu belirtildiğinden yeterli temyiz gerekçesinin bulunduğu ve bu nedenle temyiz incelemesinin yapılması gerektiği" görüşü isabetli değildir. Her yargılamada mahkemelerin iki görevi vardır. Bunlardan ilki iddia edilen olayı saptamak (maddi sorun), diğeri ise saptanan duruma doğru hukuk kuralını uygulamaktır. (hukuki sorun) İddia edilen olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, failin bunu gerçekleştirip gerçekleşmediği ve fiilin işleniş biçimi gibi ispat sorunları maddi sorunu oluşturur, bunu çözmek ilk derece ve istinaf mahkemesinin görevidir. İtirazda yer alan delilerin doğru takdir edilip edilmediğinin denetlenmesi, diğer bir deyimle delillerden olay hâkiminin çıkardığı sonucun değerlendirilmesi maddi vakıanın incelenmesini gerektirir. Delilerin takdir edilerek sonuç çıkartılmasının vakıa incelemesi gerektirmediği ve hukuki denetim kapsamında kaldığı düşüncesi yasal ve bilimsel değildir.
    Somut olayda katılan vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin tamamı suçun sübutu ile ilgilidir. Esasen kanıtları değerlendiren istinaf mahkemesi, mevcut delillere göre yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediği sonucuna vararak CMK"nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat hükmü kurmuş, temyiz dilekçesinde ise bu kanıtlara nazaran eylemin sabit olduğu ileri sürülerek, mevcut delillerden olay hâkiminin çıkardığı sonucun denetlenmesi istenmiştir. İleri sürülen temyiz nedenlerinin tamamı tipik maddi vakıanın denetimini gerektirir ve bunların incelenmesi Yargıtayın görev alanı dışında olduğundan CMK"nın 294. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmüne göre temyiz sebebi olarak kabul edilmemiştir.
    Öte yandan temyiz dilekçesinde sübuta ilişkin sebepler belirtildikten sonra, son kısmında kararın "usul ve yasa hükümlerine aykırı" olduğu bildirilmiştir. Kullanılan bu ifade, kararın hangi nedenle bozulması gerektiği konusunda yeterli bir irade ortaya koymuyor ve incelemenin kapsamını sınırlandırmıyor. Muhakeme ve maddi hukuka ilişkin hangi kuralın ihlâl edildiği belirtilmemiş ve yorumla dahi belirlenmesine olanak verecek açıklama yapılmamıştır. Bu ve benzeri muğlak, içeriği belirsiz kavramların temyiz nedeni olarak kabul edilmesi "temyiz incelemsinin hukuksal nedenle sınırlı olması" kuralını açıkça ihlâl eder, hükmün ve dosyanın tüm yönleriyle incelenmesi sonucunu doğurur. Bu nedenlerle temyiz dilekçesinde kararın usul ve yasaya aykırı olduğunun bildirilmesinin yeterli temyiz nedeni olarak kabul edilmesi yasal değildir.
    Açıklanan nedenlerle Özel Dairece, katılan vekilinin yalnızca maddi vakıa denetimi gerektiren sebebe dayandığı anlaşılan ve muhakeme veya maddi hukuka ilişkin hangi normun ihlâl edildiğini bildirmeyen temyiz isteminin CMK"nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar verilmesi gerektiği," açıklamasıyla karşı oy kullanmıştır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 19.04.2018 tarihli ve 4876-6172 sayılı temyiz isteminin reddine dair kararının KALDIRILMASINA,
    3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi