3. Hukuk Dairesi 2020/10698 E. , 2021/10434 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki birleştirilerek görülen itirazın iptali davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı asıl ve birleşen davada; aralarındaki sözleşme gereğince davalının güvenliğini sağladığını, davalının 2007 yılı Aralık ayından 2009 yılı Eylül ayına kadar toplam 22 aylık ücreti ödemediğini, bu ücretlere ilişkin iki ayrı icra takibi başlattığını, davalının her iki icra takibine de haksız bir şekilde itiraz ettiğini, bu nedenle icra takiplerinin durduğunu ileri sürerek; her iki icra takibine yapılan itirazın iptalini, takiplerin devamını ve her bir icra takibi için lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı; 179.200 TL ödeme yaptığını, başka bir borcunun bulunmadığını savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; asıl ve birleşen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle ayrı ayrı usulden reddine dair verilen karar, davacı tarafın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 21/06/2018 tarihli ve 2016/17298 Esas 2018/7019 Karar sayılı kararıyla; davalı site yöneticiliğinin ana sözleşmesinde sanayi sitesi yönetim kurulunun site adına sözleşme yapma ve siteyi mahkemede temsile yetkisi bulunduğu, davalının pasif husumet ehliyetinin olduğu, bu nedenle davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne, davalı borçlunun her iki icra dosyasındaki itirazının kısmen iptaline, asıl dava dosyasına konu takibin 10.536,36 TL asıl alacak üzerinden, birleşen dava dosyasına konu icra takibinin 26.927,97 TL asıl alacak üzerinden devamına, kabul edilen asıl alacakların %40"ı oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) 6100 sayılı HMK"nın 187. maddesinde; ispatın konusunun tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalardan oluştuğu ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilebileceği, herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli sayılmadığı, hükme bağlanmıştır.
Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (bkz. YHGK 09/11/1955 tarihli ve 1955/4-79 Esas 1955/78 Karar sayılı kararı; YHGK 25/06/1975 tarihli 1975/4-681 Esas 1975/879 Karar sayılı kararı).
Davada bir tarafça ileri sürülen bir vakıa iddiasının, mahkeme önünde karşı taraf ya da vekili tarafından ikrar edilmesiyle artık o vakıa, taraflar arasında çekişmeli olmaktan çıkar ve bunun sonucu olarak ispatı gerekmez (HMK m.188/1). İspatın gerekmediği bir halde ise delilden söz edilemez. İkrar, tek taraflı bir usul işlemi olarak, delil ikame faaliyetini ve ispat ihtiyacını ortadan kaldıran bir taraf beyanıdır.
Mahkeme içi ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın yargılama içinde, mahkemeye karşı yapılması gerekir. Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak yapılabileceği gibi bir dilekçe veya layiha ile de vakıa ikrar edilebilir. Mahkeme içi ikrar, bir kesin delildir.
Önemle vurgulanmalıdır ki bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup kesin delil teşkil eder (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı baskı, İstanbul 2001, C:2, s:2045 ).
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde; davalının 04/11/2011 tarihli dilekçesindeki 2008, 2009 ve 2010 yılları içerisinde değişik tarihlerde davacıya toplam 176.120 TL ödeme yaptığına ilişkin beyanı, mahkeme içi ikrar niteliğinde olup mahkemece değerlendirilmek zorundadır. Nitekim davacı taraf, bilirkişi tarafından defter kayıtlarına göre tespit edilen ve mahkemece hükme dayanak yapılan toplam 253.077 TL ödemenin davalıya ait olmadığını, diğer hizmet verilen sanayi sitelerinden toplanan ücretler olduğunu ileri sürmüş, diğer sanayi siteleri ile aralarındaki sözleşmeleri beyanına eklemiştir. Davacı tarafından açıklandığı üzere, davacıya ait defterlerde hükme esas alınan toplam 253.077 TL ödemeye ilişkin ayrıntılarda "diğer sanayicilerden elle toplanan" ibaresine ve buna benzer ibarelere yer verildiği, açıkça davalı tarafından ödendiğine ilişkin bir ibarenin de bulunmadığı görülmektedir.
Buna göre Mahkemece yapılacak iş; ispat yükü kendisine düşen davalı tarafın ödeme miktarına ilişkin ikrarı üzerinde de durularak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK"nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK"un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan