
Esas No: 2016/930
Karar No: 2019/227
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/930 Esas 2019/227 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 57-862
Sanık ..."nun, hakkında açılan kamu davaları birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda, 14.12.2012 tarihli eylemi nedeniyle 4733 sayılı Kanun"un 8/4, TCK"nın 52/1-2-4, 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis ve 11.000 TL adli para cezasıyla; 01.01.2013 tarihli eylemi nedeniyle ise 4733 sayılı Kanun"un 8/4, TCK"nın 52/1-2-4, 53/1, 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay hapis ve 5.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine, mahsuba ve suça konu eşyanın 4733 sayılı Kanun"un 8/4 maddesi delaletiyle TCK"nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin Erciş 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.10.2013 tarihli ve 57-862 sayılı hükümlerin sanık müdafisi, temyiz talebinin reddine dair ek kararın ise şikâyetçi ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 12.10.2015 tarih ve 12521-19910 sayı ile;
"I-Gümrük İdaresi vekilinin temyiz istemine yönelik yapılan incelemede;
Temyiz isteminin reddine dair mahkemenin 22/11/2013 gün ve 2013/57-862 ek kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan Gümrük İdaresi vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle red kararının istem gibi onanmasına,
II- Sanık müdafiinin temyiz istemine yönelik yapılan incelemede;
TCK"nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverilmeye, altsoyu dışında kalanlarla ilgili hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hiçbir ayrım yapılmaksızın koşullu salıvermeye kadar hak yoksunluğuna hükmolunması,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden ve bu hususta yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasa"nın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK"nun 322. maddesi uyarınca; TCK"nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin fıkranın hükümden çıkartılarak, yerine "sanığın, 5237 sayılı TCK"nun 53/1-a,b,d,e bentlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya; 53/1-c maddesinde yazılı haklardan ise anılan maddenin 3.fıkrası uyarınca kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından mahkum olduğu hapis cazasından koşullu salıverilmesine, diğer kişilere yönelik bu hakları bakımından aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazını tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına" ifadesinin eklenmesi..." suretiyle hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.03.2016 tarih ve 94232 sayı ile;
"...İtirazımızın konusu, 14.12.2012 ve 01.01.2013 tarihlerinde 4733 sayılı Yasa"ya aykırılık suçlarını işleyen sanık hakkında ilk olayla ilgili 18.12.2012 tarihinde düzenlenen iddianamenin 04.01.2013 tarihinde kabul edilmesinden önce 01.01.2013 tarihinde işlediği suçu nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının olanaklı bulunup bulunmadığı ve 01.01.2013 günlü eylem nedeniyle hüküm kurulmuş sayılıp sayılamayacağı hususlarına ilişkindir.
Somut olayın incelenmesinde;
Sanık ..."nun 14.12.2012 tarihinde yapılan yol kontrolünde aracının bagaj koltuk kısmında yapılan aramada toplam 700 karton kaçak sigara ile yakalandığı, bu eyleme ilişkin olarak Erciş Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.12.2012 tarihinde iddianame düzenlendiği, mahkemece iddianamenin 04.01.2013 tarihinde kabul edildiği,
01.01.2013 tarihinde yine sanığın sürücülüğünü yaptığı araçta yapılan kontrolde toplam 245 karton kaçak sigaranın ele geçirildiği, sanığın bu eylemi nedeniyle 15.01.2013 günlü iddianame ile kamu davası açıldığı, 05.02.2013 tarihinde mahkemece iddianamenin kabul edildiği, 05.07.2013 tarihinde de kamu davalarının birleştirilmesine karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda 01.01.2013 günlü eylem tarihi sehven 01.01.2012 olarak kabul edilmek suretiyle "01.01.2012" günlü eylem ve 14.12.2012 günlü eylemler nedeniyle ayrı ayrı kaçakçılık suçundan hüküm kurulduğu,
Anlaşılmaktadır.
Erciş Cumhuriyet Başsavcılığınca ikinci suça ilişkin olarak düzenlenen 15.01.2013 tarihli iddianamede, olayın anlatım ve deliller kısmında suç tarihi 01.01.2013 olarak gösterilmesine karşın iddianamenin başlık kısmında suç tarihi 01.01.2013 yerine sehven 01.01.2012 olarak yazılmış, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında da sanık hakkında 01.01.2012 ve 14.12.2012 tarihli eylemleri nedeniyle hüküm kurulduğu belirtilmiştir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile ikinci suça ilişkin iddianame içeriğinden ikinci suçun tarihinin 01.01.2013 olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Burada üzerinde durulacak olan en önemli sorun, 14.12.2012 tarihi ile 01.01.2013 tarihleri arasında geçen süre, iddianame ve iddianamenin kabul tarihleri dikkate alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının irdelenmesi sorunudur.
5237 sayılı TCY’nın 43/1 nci maddesindeki düzenlemeye göre, "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır".
Bu düzenlemede, "değişik zamanlarda" kavramının neyi ifade ettiği konusunda açıklık bulunmamaktadır. Öte yandan 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasında iddianamenin iadesi, açıkça veya zımnen kabul edilmesi kurumlarına yer verilmiştir.
5271 sayılı CMK.nın 174/1. maddesindeki düzenlemeye göre, "Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle; (…) İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir".
Maddede, iddianamenin iadesine karar verilemeyecek hal de kabul edilmiştir. Buna göre, "suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez" (m.174/2).
Düzenlemede, iddianamenin belli bir süre içerisinde açıkça reddedilmemesi halinde kabul edilmiş sayılacağına yer verilmiştir. buna göre, "En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır" (m.174/3).
Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez (m.174/4).
İddianamenin iadesi kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir (m.174/5).
Görüldüğü gibi, hukukumuzda dava iddianameyle açılmış olsa da, iddianamenin imzalanmış olmasıyla dava açılmış sayılmamaktadır. Davanın açılmış sayılabilmesi için, iddianamenin iade edilmemiş olması veya zımni veya açıkça iddianamenin kabul edilmesine karar verilmiş olması gerekir. İddianamenin açıkça veya kapalı/zımni olarak kabulü ile kovuşturma evresi başlamış olacaktır.
İddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. (CYY m.175/1) Bu açık düzenlemeye karşın davanın, iddianamenin düzenlendiği tarihe çekilmesi sanık aleyhine sonuç doğuran bir durumdur.
Somut olayda, sanık 14.12.2012 tarihinde kaçakçılık suçunu işlemiş, hakkında 18.12.2012 tarihli iddianame ile dava açılmış, 03.01.2013 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiştir. İddianamenin düzenlendiği tarihten itibaren 15 günlük süre dolmadan 01.01.2013 tarihinde aynı suçu yeniden işlemiştir. İki suç tarihi arasında 17 günlük süre vardır. İddianamenin kabul edildiği tarihten iki gün önce aynı kasıtla, kısa süre aralıklarla aynı mağdura karşı işlenmiş suçla ilgili olarak zincirleme suç yerine gerçek içtima kuralının uygulanması hakkaniyete aykırı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, iddianamenin kabulünden önce işlenmiş olan ikinci suç nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekirken iki ayrı suç olarak kabul edilip iki ayrı mahkumiyet hükmü kurulmasının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekirken TCK.nın 53. maddesindeki hatalı uygulama nedeniyle hükmün düzeltierek onanmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonuca ulaşılmıştır.
Ayrıca sanık hakkında hüküm kurulurken B-1 nolu hüküm fıkrasında suç tarihinin 01.01.2012 olarak gösterilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğu, sanığın 01.01.2012 tarihinde işlemiş olduğu bir suç bulunmadığı, 01.01.2013 günlü suç nedeniyle hüküm kurulmamış olmasının da bir bozma nedeni olarak kabul edilmemesinin yasaya aykırı olduğu..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 28.04.2016 tarih ve 9677-6590 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında 01.01.2013 tarihli eylem nedeniyle verilen beraat hükmü, şikâyetçi ... vekilinin temyiz isteminin reddine dair Yerel Mahkeme kararının Özel Dairece onanması suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık hakkında, 14.12.2012 tarihinde işlediği 4733 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan, 18.12.2012 tarihinde düzenlenen 04.01.2013 tarihinde de Mahkemece kabul edilen iddianameyle açılan kamu davası ile 01.01.2013 tarihinde işlediği 4733 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan 15.01.2013 tarihli iddianame ile açılan kamu davası arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının,
2- 01.01.2013 tarihinde işlenen suçun tarihinin gerekçeli karar başlığında 01.01.2012 olarak yazılmasının bozma nedeni mi yoksa eleştiri konusu mu yapılması gerektiğinin,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
14.12.2012 tarihli olay yeri tespit tutanağına göre; aynı tarihte saat 18.00 sıralarında, Erciş Sulh Ceza Mahkemesinin 28.11.2012 tarihli ve 1048 sayılı önleme araması kararına istinaden kolluk görevlilerince yapılan kimlik kontrolü ve arama faaliyetinde, sanığın sevk ve idaresindeki 06 .. .... plaka sayılı Fiat Fiorino marka aracın durdurulduğu, bu aracın bagaj koltuk kısmında açık vaziyette bulunan farklı markalarda toplam 700 karton kaçak sigaranın ele geçtiği, Erciş Sulh Ceza Mahkemesinin 15.12.2012 tarihli ve 1115 sayılı kararı ile el koyma işleminin onandığı, bu eyleme ilişkin Erciş Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.12.2012 tarihinde düzenlenen, 04.01.2013 tarihinde Mahkemece kabul edilen iddianame ile sanık hakkında kamu davası açıldığı,
01.01.2013 tarihli olay yeri tespit tutanağına göre ise; aynı tarihte saat 21.00 sıralarında, Erciş Sulh Ceza Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 1161 sayılı önleme araması kararına istinaden kolluk görevlilerince yapılan kimlik kontrolü ve arama faaliyetinde durdurulmak istenen ancak kontrol noktasından kaçan sanığın sevk ve idaresindeki, yanında inceleme dışı sanık ..."un bulunduğu 65 .. ... plaka sayılı Hyundai Accent marka aracın lastiğinin patlatılması suretiyle kontrol noktasından 500 metre ileride durdurulduğu, aracın bagajında açık vaziyette farklı markalarda toplam 245 karton kaçak sigaranın ele geçtiği, Erciş Sulh Ceza Mahkemesinin 02.01.2013 tarihli ve 10 sayılı kararı ile el koyma işleminin onandığı, bu eyleme ilişkin ise Erciş Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.01.2013 tarihinde düzenlenen, 05.02.2013 tarihinde Mahkemece kabul edilen iddianame ile sanıklar hakkında kamu davası açıldığı,
05.07.2013 tarihinde Yerel Mahkemece kamu davalarının birleştirilmesine karar verildiği ve sanık hakkında iki ayrı 4733 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu,
İlk suçla ilgili 17.12.2012 ve ikinci suçla ilgili 07.01.2013 tarihli bilirkişi inceleme tutanaklarında; sigaraların üzerinde TAPDK bandrolü bulunmadığından kaçak oldukları, bir paketinin CİF değerinin 1 TL olduğunun bildirildiği,
Kaçak eşyaya mahsus tespit varakalarında, ilk suçta ele geçen 7.000 paket kaçak sigaranın CİF kıymetinin 1.750 TL, gümrük vergilerinin 25.458,44 TL, gümrüklenmiş değerinin 27.208,44 TL; ikinci suçta ele geçen 2.450 paket kaçak sigaranın ise CİF kıymetinin 2.450 TL, gümrük vergilerinin 10.490,12 TL, gümrüklenmiş değerinin 12.940,12 TL olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; her iki eyleminde de Van ilinden aldığı sigaraları Tatvan ilçesine kiralık araçlarla götürürken yakalandığını, atılı suçlamaları kabul ettiğini savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Konumuza ilişkin olan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır" şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK"nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi;
Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır” denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, Ankara, 2012. s.339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 7. bası, Ankara, 2014, s. 484-487; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanunun da “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253)
765 sayılı TCK’nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK"nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK"nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.
b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması;
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen–M. Emin Alşahin–Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2017, s.303-306; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2015, s. 214-216; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7958-7959)
Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, kanun içerisinde suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır.
c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi;
Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 tarih ve 384-2, 03.12.2013 tarih ve 1475-577, 30.05.2006 tarih ve 173-145, 08.07.2003 tarih ve 189-207, 13.10.1998 tarih ve 205-304, 20.03.1995 tarih ve 48-68 ile 02.03.1987 tarih ve 341-84 sayılı kararlarında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, sanığın aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suçu işlediğini gösterdiği belirtilmiştir.
Öğretide ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (Sulhi Dönmezer - Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku cilt 1, Beta Basım Yayım, 14. bası, İstanbul, 1999, s.398 vd), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, s.70 vd), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 136-137; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 8. bası, Ankara, 2015, s. 497), kanunda kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2015, s.612-613), zincirleme suç halinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. bası, İstanbul, 2015, s. 456), zincirleme suçun sübjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. bası, Ankara, 2015, s. 564), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ve suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlal etmek hususundaki failin genel planı olduğu (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen–M. Emin Alşahin–Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 11. bası, Ankara, 2017, s. 718-719) görüşleri ileri sürülmüştür.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
Görüldüğü üzere, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır.
Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki kesinti" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK"nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu ahvalde sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.
Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.
Nitekim Ceza Genel Kurulu 18.09.2012 tarih ve 303-296 ile 12.03.1996 tarihli ve 24-34 sayılı kararlarında; "mahkumiyet hükmü, şikayetten vazgeçme üzerine verilen düşme kararı ve af yasasında olduğu gibi iddianamenin düzenlenmesi de hukuki kesinti oluşturmaktadır. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra fiile devam edilmesi, müteselsil suçlarda ise fiilin tekrarlanması yeni ve müstakil bir suçu oluşturmaktadır", 11.03.2003 tarihli ve 325-28 sayılı kararında; "iddianame düzenlenmesiyle hukuki kesinti husule geldikten sonraki zapt ve tasarruf eylemleri ayrı bir suçu oluşturur", 05.02.2002 tarihli ve 28-179 sayılı kararında; "iddianameyle dava açılması gibi suçta hukuki kesinti husule gelmesi halinde ayrı bağımsız suçlar oluşur", 03.02.1998 tarihli ve 306-2 sayılı kararında; "iddianamenin düzenlenmesi suçta hukuki kesinti meydana getirir. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra eyleme devam edilmesi yeni ve müstakil bir suçu oluşturduğundan bu konuda ayrıca bir dava açılması zorunludur" sonucuna ulaşmıştır.
Öğretide de; "İddianame, olaylar arasında hukuki bir kesinti meydana getirir ve iddianameden sonra devam eden olaylar artık başka bir ceza yargılamasının konusunu oluşturur. Bu nedenle, devam eden hareketler, kesin hükme dahil sayılmaz; bunlar, yeni bir yargılamanın konusu yapılabilir. Hukuki kesintiden sonraki eylemler, kendi aralarında zincirleme suç kapsamında değerlendirilebilir" (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s.1566-1567; Ali Rıza Çınar, Hükmün Konusu ve Eylemi Değerlendirmede Mahkemenin Yetkisi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 84, 2009, s.56) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Öte yandan 1412 sayılı CMUK"nda iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmemesi nedeniyle Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemeye verilmesiyle kamu davasının açıldığının kabul edildiği, ancak 5271 sayılı CMK"nın 175. maddesinde iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmesi nedeniyle kamu davasının açılmasının iddianamenin kabulü koşuluna bağlandığı görülmektedir. Diğer bir anlatımla kovuşturmanın başlaması için düzenlenen iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi şarttır. Bu nedenle 01.06.2005 tarihinden sonra düzenlenen iddianamelerin hukuki kesinti oluşturabilmesi için mahkemece kabul edilmiş olması gerekir.
Buna göre mahkeme tarafından kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihten itibaren hukuki kesinti oluşacak, sonra devam eden eylemler başka bir ceza davasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında mahkemece kabul edilmek şartıyla iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda hukuki kesinti nedeniyle yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacak, mahkeme tarafından iddianame iade edildiği aşamada ise aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda hukuki kesinti gerçekleşmediğinden sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
14.12.2012 ve 01.01.2013 tarihlerinde 4733 sayılı Kanun’a muhalefet suçunu işleyen sanık hakkında ilk olayla ilgili 18.12.2012 tarihinde iddianame düzenlendiği, bu iddianamenin de 04.01.2013 tarihinde Mahkemece kabulüne karar verildiği olayda;
18.12.2012 tarihli iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi nedeniyle bu iddianamenin düzenlenme tarihi itibarıyla hukuki kesinti oluştuğundan 01.01.2013 tarihinde gerçekleştirilen ikinci eylemin ayrı bir suç olarak değerlendirilerek iki ayrı 4733 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan hüküm kurulmasında ve hükümlerin Özel Dairece düzeltilerek onanmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden reddine karar verilmelidir.
2- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış yazılmasının bozma nedeni mi yoksa eleştiri konusu mu yapılması gerektiğinin değerlendirilmesine gelince;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık hakkında hüküm kurulurken suç tarihinin 01.01.2012 olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek, 01.01.2013 tarihli suç nedeniyle hüküm kurulmamış olmasının da bir bozma nedeni olarak kabul edilmesinin gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
Esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş, tarih ve hesap hataları, yargı kararlarında "maddi yanılgı" veya "yazım hatası" diye isimlendirilen beşeri hatalardır.
Yargılama araçlarının belirli biçimde takdir edilmelerinden kaynaklanan değerlendirme hataları ise hukuki yanılgılardır. Hukuki yanılgılar, ancak başka bir merci tarafından ve yasa yolu başvurusuyla açılan bir tali muhakeme ile giderilebilir. Yargı kararlarındaki maddi yanılgıların düzeltilmesi ise herhangi bir yöntem ve zamanla sınırlı değildir. Bu yanılgılar, bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden veya bir yasa yolu başvurusu üzerine verilen bir karardaki uyarı üzerine düzeltilebilir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
01.01.2013 tarihli olay yeri tespit tutanağından ve 15.01.2013 tarihli iddianamenin içeriğinden suç tarihinin 01.01.2013 olduğunun anlaşılması karşısında, Yerel Mahkemece bu suça ilişkin hüküm kurulduğu ancak suç tarihinin yanlış yazıldığı, bu yanılgının bir değerlendirmeden kaynaklanan hukuki yanılgı niteliğinde bulunmadığı, yanlışlığın yazımdan kaynaklandığı açıktır. Özel Dairenin düzeltilerek onama kararında isabetsizlik bulunmadığından, bu hususun eleştiri konusu yapılması kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık bakımından değişik nedenle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a- Zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından REDDİNE,
b- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış yazılmasının bozma nedeni mi yoksa eleştiri konusu mu yapılması gerektiğine ilişkin uyuşmazlık yönünden değişik nedenle KABULÜNE,
2- Özel Daire bozma kararındaki “II- Sanık müdafiinin temyiz istemine yönelik yapılan incelemede;” ibaresinden sonra gelmek üzere “‘01.01.2013’ olan suç tarihinin, gerekçeli karar başlığında ‘01.01.2012’ olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak görülmüştür.” ibaresinin EKLENMESİNE, diğer kısımlarının aynen bırakılmasına,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.