8. Hukuk Dairesi 2011/7734 E. , 2012/306 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... 20. Asliye (... 2. Asliye) Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... 20. Asliye (... 2. Asliye) Hukuk Mahkemesinden verilen 19.04.2011 gün ve 457/190 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay"ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.01.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ...... ve karşı taraftan davalı vekili Avukat ... ...... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili tarafından davalı ... aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 316 ada 9 parsel 02.11.1955 tarihinde.........adına tapuda kayıtlı iken 28.11.2005 tarihinde hükmen mahkeme kararı ile davalı ... adına tapuya tescil edilmiştir. Tapu dayanağı hüküm dosyası incelendiğinde; davacısı ...... tarafından tapu maliki ...... mirasçıları ...... ve müşterekleri aleyhine 02.06.1998 tarihinde açılan TMK.nun 713/2. maddesinde yazılı ölüm sebebine dayalı tapu iptali ve tescil davası sonunda mahkemece, kayıt maliki......’in 17.10.1976 tarihinde öldüğü, mirasçıları tarafından intikal yaptırılmadığı, davacı ...’in 35 yıldan beri dava konusu taşınmazı davasız aralıksız malik sıfatı ile zilyetliğinde bulundurduğu, TMK.nun 713/2. maddesinde yazılı kazanma koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile davanın kabulüne,...... adına olan tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tapuya tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 27.01.2003 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkeme gerekçesinde bahsedilmemiş ise de, dava dilekçesi ekinde 09.11.1994 tarihli devir senedi sunulduğuna ve mahkemece 35 yıllık zilyetlikten bahsedildiğine göre ... 22. Noterliğinin 09.11.1994 tarih 23797 yevmiye sayılı devir senedi ile oluşan eklemeli zilyetliğin dikkate alındığının kabulü gerekir.
Temyize konu davada davacı ... vekili, dava konusu taşınmazda malik sıfatı ile zilyedin kök miras bırakanı ...... ve ölümü ile tek mirasçısı eşi ...... ...... iken, ......’nin de 26.07.2008 tarihinde ölümü ile zilyetliğin vekil edenine geçtiğini, ...... tarafından zilyetliğin davalı ...’e devredilmediğini ve sunulan 09.11.1994 tarihli devir senedi sırasında ......’nin temyiz kudretine haiz olmadığını ve alkolik olduğunu, devir senedinin de ayni hakkın değil lokantanın işletmesi ile ilgili bulunduğunu açıklayarak davalıya ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kazanmayı sağlayan malik sıfatı ile zilyetliğin ...... ...... tarafından davalı ...’e usulüne uygun şekilde devredilip devredilmediği hususunda toplanmaktadır. Devrin geçerli kabul edilmesi halinde davalı ...’in eklemeli zilyetliğe dayanabilme imkanı oluşacak ve davanın reddine ilişkin karar doğru olacaktır. Devrin geçersiz kabulü halinde ise davacının iddiasının incelenme imkanı doğacak ve taraf delilleri toplanarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekecektir.
Ancak davacı tarafca, 09.11.1994 tarihli devir senedinin düzenlenmesi sırasında zilyetliği devreden ...... ......’nun temyiz kudretinin yerinde bulunmadığı iddia edilmiş, ne var ki, mahkemece ......’nin medeni hakları kullanma ehliyetine haiz olup olmadığı hususunda bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.
Hukuki ehliyetsizlik kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında re"sen gözetilmesi gerekir. Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin, kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunun "fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır." hükmünü getirtmiştir. "Ayırtım gücü" eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Kanunun 13. maddesinde "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir" denilmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu kanun ile öteki kanunların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunun 15. maddesinde ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı 11.06.1941 tarih 4/21).
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve kanun maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında, bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz olarak bulundukları yerlerden getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK.nun 286. maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerekmektedir.
Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle ...... Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Türk Medeni Kanunun 409/2. maddesi, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Mahkemece, ...... ......’nun devir senedinin düzenlendiği tarihte ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının belirlenmesi bakımından bu tarihten önceki ya da sonraki zamanlara ilişkin olarak varsa ilaç reçeteleri, hasta müşahade kayıtları, yatarak herhangi bir hastanede tedavi görmüş ise tedavi evrakları bulunabiliyorsa röntgen, ultrason ya da MR belgeleri ile tüm doktor raporları davacıdan temin ettirilerek tedavi gördüğü yerler sorulup oralardan resmi yazılarla istenerek dosya arasına konulduktan ve kişinin sağlığı konusunda bilgi ve görgüsü olan tanıklar ile en son muayene eden doktorların beyanları alındıktan sonra dosya içindeki tüm deliller değerlendirilmek üzere dosya bir bütün halinde ...... Kurumu Başkanlığı ilgili ihtisas dairesine gönderilerek adı geçen kişinin 09.11.1994 tarihi itibariyle hukuki ehliyete haiz olup olmadığı konusunda rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususta bir inceleme araştırma yapılmadan yazılı olduğu üzere ret karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan yerel mahkeme kararının medeni hakları kullanma ehliyetinin araştırılmaması sebebiyle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 24.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.