8. Hukuk Dairesi 2011/7463 E. , 2012/304 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair İstanbul 4. (Beyoğlu 2.) Aile Mahkemesinden verilen 20.12.2010 gün ve 381/661 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay"ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.01.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Başka gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik içinde edinilen ve davalı eş ... adına tapuda kayıtlı iken diğer davalı ...’e danışıklı olarak devredildiği iddia edilen dava dilekçesinde yazılı 1169 ada 58 parselde bulunan 1 ve 2 nolu dükkanlar ile 3 nolu meskenin alımında vekil edeninin çalışarak elde ettiği gelirle katkıda bulunduğunu açıklayarak davalı ... adına kayıtlı tapu kaydının iptali ile 1/2"şer paylı olarak vekil edeni Hediye ile diğer davalı ... adına tapuya tesciline, dükkanların kira gelirlerinden yasa gereği yarı payına düşen geriye dönük 5 senelik kira gelir payının işlemiş ve işleyecek kira ve faizleri ile birlikte davalı ...’den tahsiline karar verilmesini istemiş, kira gelirleri ile ilgili isteğini 18.000 TL olarak açıklamıştır.
Davalı ... vekili, davacının evliliğin ilk zamanları ev hanımı olduğunu, çalışmaya başladıktan sonra elde ettiği gelirleri ayrı hesabında biriktirerek kızı ile birlikte mal edindiğini, dava konusu taşınmazların alımında katkısı olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Diğer davalı ..., taşınmazları resmi yoldan satın alarak malik olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davacının taşınmazların alımında varsa katkısını tazminat olarak isteyebileceği, hisse devri yolu ile talepte bulunamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 15.05.1962 tarihinde evlenmiş, Almanya’da ...’in açtığı dava sonunda boşanmışlar, karar 19.01.2010 tarihinde kesinleşmiştir. Eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM.nin 170. m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği yabancı mahkemede boşanma davasının açıldığı tarihe kadar (4721 sayılı TMK.nun 225/2. m) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 sayılı TMK.nun 202. m).
1169 ada 58 parsel üzerinde bulunan dava konusu taşınmazlardan zemin kat 1 ve 2 nolu dükkanlar ile 1.kat 3 nolu mesken 21.09.1979 tarihinde ... adına satın alınarak tapuya tescil edilmişler, mesken 8.10.2008, dükkanlar ise 11.11.2008 tarihinde diğer davalı ...’e tapuda satılarak devredilmişlerdir. Islah dilekçesi ve alım tarihleri de dikkate alındığında davacının talebinin taşınmazlar bakımından çalışarak elde edilen gelirlerle yapılan katkıdan kaynaklanan tapu iptali ve tescil, dava tarihinden geriye dönük dükkanlardan elde edilen kira gelirleri ile ilgili isteğe ilişkin dönemin 01.01.2002 sonrasına tekabül ettiği dikkate alınarak katılma alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Dosya arasına getirtilen belge ve bilgilerden davacısı ... tarafından davalısı ... aleyhine açılan dava sonunda tarafların Almanya Bochum Sulh Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 58 f 58/09 sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiği kararın 19.01.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Ancak yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin bu kararının tanıma veya tenfizine ilişkin dosya arasında bir belge bulunmamaktadır.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o Devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun m.50). Bundan ayrı yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir (5718 s. MÖHUK. m.58). Tenfiz kararı sadece yenilik doğurucu (usuli) bir hükümdür. Türk Hukukuna göre, yabancı bir mahkeme hükmünün tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme hükmünün verildiği ülke hukukuna göre kesin ve icra edilebilir olması şarttır. Ancak, yabancı mahkeme hükmü Türkiye’de icra edilebilirlik gücüne sadece ve münhasıran Türk Hukukuna göre verilen bir tenfiz kararıyla sahip olabilir.
Her ne kadar Almanya Bochum Mahkemesinin verdiği boşanma kararı 19.01.2010 tarihinde kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye’de uygulanabilmesi ancak, bir tenfiz kararı verilmesi halinde mümkün olabilecektir (MÖHUK. m.50). Ne var ki, ortada tenfiz edilmiş bir karar söz konusu değildir. Bu husus eldeki davanın görülebilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Çünkü taraflar Hem Türk hem Alman vatandaşıdırlar. Yargıtay duruşması sırasında dinlenen taraf vekilleri bu konuda açılmış tenfiz davası bulunduğunu ve halen Kadıköy 3. Aile Mahkemesinin 2011/830 Esasında derdest olduğunu ifade etmişlerdir. Bu sebeple mahkemece, yapılması gereken davanın görülebilirlik ön koşulu olan az yukarıda yazılı Kadıköy 3. Aile Mahkemesinin 2011/830 Esas sayılı davasının sonucunu beklemek davanın olumlu sonuçlanması halinde taraf delilleri değerlendirilerek sonucuna göre işin esası ile ilgili olumlu veya olumsuz bir hüküm kurmak, davanın olumsuz sonuçlanması halinde ise davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleşmemesi sebebiyle işin esasına girilmeksizin davanın reddine karar vermek olmalıdır. Mahkemece davanın görülebilirlik ön koşulu gözden kaçırılarak işin esası ile ilgili hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelik hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı ..."e verilmesine ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine
24.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.