
Esas No: 2019/50
Karar No: 2019/176
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/50 Esas 2019/176 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 56-197
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık ..."nın TCK"nın 170/1-c, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2014 tarihli ve 474-10 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.12.2014 tarih ve 35898-33293 sayı ile;
"Ateşlenebilen bir silahın işlevine uygun ve sonuç doğurmaya elverişli bulunmayan "kuru-sıkı" olarak tabir edilen tabanca ile yerleşik yerde ateş etme şeklindeki eylem, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 36/1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan gürültüye neden olma kapsamında olup idari yaptırımı gerektirdiği ve anılan Kanun"un 18/1. madde ve fıkrası hükmü göz önüne alındığında mülkiyetin kamuya geçirilmesinin de mümkün olmadığı gözetilmeden, sanığın 5237 sayılı TCK"nın 170/1-c maddesi uyarınca cezalandırılmasına ve kuru-sıkı tabancanın müsaderesine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi ise 14.04.2015 tarih ve 56-197 sayı ile;
"Anayasa"nın 5. maddesinde Devletin kişi için hiçbir korku kaygı panik içerisinde olmadan her türlü korku ve olumsuzluklara karşı emin olarak yaşamasını sağlama görevi vardır. Barışçı medeni toplumlarda kuru kabadayılığın kendini normal bir ifade yöntemi olarak benimsenmesi kabul edilemez. Müsnet suçtan mağdur olanın duyduğu tabanca sesinin kuru sıkı veya kurşun atan silahtan kaynaklandığını seçebilmesi uygulamada imkânsızdır. 5237 sayılı TCK"nın 170. maddesinde kişilerin sağlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku kaygı panik havası oluşturacak şekilde silahla ateş edilmesi ya da patlayıcı madde (katı, sıvı ya da gaz) kullanılarak ateş edilmesi suçun maddi unsuru olarak gösterilmiştir. Türk Ceza Kanunu"nun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, Hukuk Devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını koruma, suç işlenmesini önlemektir. (TCK 1. Madde) Ceza Yargılamasının amacı; maddi gerçeğin tespit edilen eylem ve netice bakımından yasalarda öngörülen suçun kanuni tanımına uygunluğunun değerlendirilmesidir. Sanığın kurşun çekirdeği ihtiva etmese de kurşun atan tabancalarla aynı şekilde gürültü ses ve korku yapma özelliği bulunan silahla şehir içerisinde havaya ateş ederek korku kaygı ve panik etkisi oluşturduğu, bu tür olaylarda bir çok faili meçhul yaralama ve ölüm olaylarının yaşandığı, silah sesinin doğal olarak insan üzerinde korku etkisi yapacağı, bir silahın atış menzilinin düşük olması, silahın metal veya kurşun çekirdeği içermemesi korku ve kaygıyı bertaraf edemeyeceği gibi silah sesiyle oluşan korkunun yaşı küçük çocuklarda kalıcı kekemeliklere neden olduğu, hamile bayanlarda çok daha vahim sonuçlara yol açabileceği herkesin bilincindedir. Dolayısıyla buradaki korkutucu silah sesi Türk Ceza Yasası"nda herhangi bir ayırım yapılmaksızın suç olarak düzenlendiği, ayrıca farazi korku ve paniğe neden olan olayların TCK"nın 170. maddesinde düzenlenen suç alanı dışında kaldığının kabulü mümkün değildir. Suç konusu edilen olayın korku ve paniğin karar verici yargıçların görev alanlarında ya da konutlarına yakın yerde gerçekleşmesinin normalin üzerinde korku kaygı ve panik etkisi yaratacağı aşikârdır. Sanığın somut olaydaki amacı; gösteri yapmak, dikkat çekmek ve korkutucu güç olduğunu kuru kabadayılık vesilesi olarak ortaya koymaktır. Sanık bilinçli olarak tabancayla nüfusun yoğun olduğu alanda dört el ateş ettiğinden müsnet suç dolayısıyla aşağıdaki şekilde cezalandırılması gerektiği vicdani kanaat sonuç kanısı mahkememizde oluşmuştur." şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2017 tarihli ve 169670 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK"nın 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 08.01.2019 tarih ve 25324-206 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçunu mu, yoksa 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini mi oluşturduğunun,
2- Sanığın eyleminin “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğunun kabulü hâlinde soruşturma zamanaşımının dolup dolmadığının,
3- Bu aşamada söz konusu ses ve gaz fişeği atabilen silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilip verilemeyeceğinin,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
27.10.2013 tarihli olay tutanağına göre; olay tarihinde saat 02.00 sıralarında şüphe üzerine durdurulan sanığın kullandığı aracın torpido gözünde bir adet kuru sıkı tabir edilen silah ile fişek haznesinde bulunan 4 adet boş kovanın ele geçirildiği, bu sırada olay yerine gelen trafik görevlilerinin sanığın söz konusu araçla seyir halinde iken havaya ateş ettiğini, bunun üzerine aracı takibe aldıklarını beyan ettikleri,
İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 29.10.2013 tarihli ekspertiz raporunda; inceleme konusu 9 mm çaplı ses ve gaz fişeği atabilen toplu tabancanın ateşleme sisteminde görev alan mekanik aksamının sağlam ve işler durumda olduğu, namlusunun herhangi bir çapta ateşli silah fişeği ile özel şekil ve nitelikteki fişeklerin uç kısımlarında bulunan saçma tanesi, kurşun, metal küre, çelik bilye vb. cisimlerin atılmasını engelleyici yapıda tahdit parçasına sahip olduğu, yapılan tatbiki atışlarda, çapına uygun ses ve gaz fişeklerini patlattığı, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olmadığı, birlikte gönderilen 9 mm çaplı 4 adet ses fişeği kovanının inceleme konusu tabancadan atılmış olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık kollukta ve mahkemede; asker uğurlaması sırasında kuru sıkı tabanca ile havaya ateş ettiğini, söz konusu tabancayı 5-6 sene kadar önce faturalı olarak satın aldığını ancak faturasının nerede olduğunu bilmediğini muhtemelen kaybolduğunu savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
1- Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçunu mu, yoksa 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini mi oluşturduğu;
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinde;
“1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;
...
c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,
Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde de;
“Silah deyiminden;
1. Ateşli silâhlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddelerin” anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde “Ateşli silah: Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları,
...
ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası ise;
“Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin gerekçesinde somut tehlike suçu olduğu vurgulanan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda korunan hukuki yarar; kişilerin hayatları, vücut bütünlükleri ve mal varlıkları bakımından bir tehlikeye maruz kalmadan huzur ve güven içerisinde yaşama haklarıdır. Anılan maddede yasaklanan ve ceza yaptırımına bağlanan eylemlerin işlenmesi durumunda kişilerin hayatları, vücut bütünlükleri veya mal varlıklarının zarar görme tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Tehlikenin belirli kişi veya kişiler bakımından söz konusu olmasına gerek yoktur. Belirsiz sayıda kişinin, dolayısıyla toplumu oluşturan birçok kimsenin korunması amaçlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulan ve süregelen kararlarında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun oluşabilmesi için, eylemin kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda gerçekleşmesi yeterli değildir. Eylemde kullanılan silahın da anılan Kanun"un 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde belirtilen ateşli silah olması gerekmektedir. Ateşli silah ibaresinden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin TCK’da bir tanım bulunmasa da, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde ateşli silahın, “Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları” ifade edeceği belirtilmiş, yine ateşli silah, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; “Patlayıcı madde aracı ile mermi atan top, tüfek vb. silah” şeklinde açıklanmıştır. Bu anlamda genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda kullanılan silahın da, söz konusu tanımlara uygun olarak, mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere atabilme özelliğine sahip olması, diğer bir anlatımla gerçek bir silah olması gerekmektedir. Kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar nitelikleri itibarıyla bu suç açısından silah sayılamayacaklarından, kuru sıkı tabanca ile ateş edilmesi eyleminin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “Gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, 27.10.2013 tarihinde saat 02.00 sıralarında Eyüp ilçesi, Alibeyköy Mahallesi, Atatürk Caddesi üzerinde kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen silah ile havaya ateş ettiği olayda;
TCK"nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen silahla ateş etme şeklindeki seçimlik hareketli suçun sadece anılan Kanun"un 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamındaki, mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilme özelliğine sahip olan ateşli bir silahla işlenebileceği, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar ise nitelikleri itibarıyla ateşli silah sayılamayacaklarından sanığın bu nitelikteki silah ile havaya ateş etmesi eylemi korku, kaygı ve panik yaratabilecek nitelikte olsa dahi, 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrası kapsamında düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu değil, başkalarının huzur ve sükûnunu bozucu davranışları yaptırıma bağlayan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen gürültüye neden olma kabahatini oluşturduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, sanığın eyleminin genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturduğunu kabul eden Yerel Mahkeme hükmünde isabet bulunmamaktadır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Sanığın suç tarihinde sevk ve idaresindeki aracı ile asker uğurlama törenine katıldığı sırada gaz ve ses (Kurusıkı) tabancası ile 4 el havaya ateş etmesinin TCK"nın 170/1 -c maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu kapsamında kalacağı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun sanığın eyleminin Kabahatler Kanununun 36. maddesi kapsamında kalan gürültü yapma kapsamında kalacağına dair görüşe muhalifiz.
5237 sayılı TCK"de düzenlenen maddeler yorumlanırken sırasıyla madde metni, mantık kuralları, kanunun sistematiği, Ceza Hukukunun ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Hukukunun genel ilkeleri, madde gerekçesi, yasanın hazırlık çalışmaları ve mukayeseli hukukun genel ilkelerinden yararlanılarak yorumlanmalıdır.
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması
Madde 170-(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda;
a) Yangın çıkaran,
b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan,
c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan,
Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
5237 sayılı Kanun"un 170. maddesi Genel Tehlike Yaratma Suçları bölümünde genel güvenliği kasten tehlikeye sokan fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.
Genel güvenliğe karşı işlenen suçlar kişilerin ve toplumun güvenlik içerisinde hiçbir şeye katlanmadan yaşaması, toplumun huzuru ve güvenliğinin sağlanması esas alınarak düzenlenmiştir.
Fiilin, suçun koruduğu hukuki yarar üzerinde gösterdiği etkiye göre suçları tehlike ve zarar suçu olarak da ikiye ayırabiliriz. Suçun oluşması için zararın arandığı suçlara zarar suçu, zarar meydana gelmesinin aranmadığı sadece zarar tehlikesinin oluşmasıyla yetinilen suçlara ise tehlike suçları denmektedir.
TCK 170/1-c maddesindeki suçun unsurlarının oluşması için kanunda tanımlanan somut tehlike halinin (failin ateş etmesi) ve bu ateş etme fiili neticesinde kişilerde korku, kaygı veya panik hali meydana gelmelidir. Bu suçun mağduru belirli bir kimse olmayıp toplumu oluşturan tüm bireylerdir.
Doktrinde de Prof. Dr. İzzet Özgenç bu konuda "Kişinin örneğin sevincinin dışa yansıması olarak kuru-sıkı tabanca ile havaya ateş etmesi halinde, kullanılan aletin TCK"nın 6. maddesi hükmüne göre silah niteliğini taşıdığında kuşku yoktur. Kullanılan silahın TCK"nın 170. maddesinde tanımlanan suç bağlamında elverişli silah olarak kabul edilmesi, yalnız başına bu madde hükmünden dolayı cezalandırabilmek için yeterli değildir. Kanun"un 170. maddesinin ifade biçimine göre silahla ateş etmenin veya patlayıcı madde kullanmanın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması gerekir. Bu itibarla, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması halinde 170. maddede tanımlanan suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık bu somut olaya ilişkin olarak bu suç bağlamında yapılan değerlendirme sonucunda, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olmadığı sonucuna varılması halinde; fiil, suç oluşturmamakla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 36. maddesinde tanımlanan gürültüye neden olma kabahati dolayısıyla idari para cezası ile cezalandırılmayı gerektirmektedir" açıklamalarına yer vererek kuru-sıkı tabancalar konusunda somut olayın tüm ayrıntısıyla ele alınması sonucunda karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Bu fiillerin işlenmesi ile bir zarar neticesinin meydana gelmesi halinde meydana gelen zarar ve yine sanığın kast veya taksirine göre farklı suçlar da oluşacak olup bu durumda fikri içtima hükümleri devreye girecektir.
Somut olayımıza geldiğimizde; sanık insanların yoğun olarak ikamet ettikleri bölgede aracı ile asker uğurlarken kurusıkı tabancası ile havaya 4 el ateş ettiği sırada polislerce yakalanmış, suçunu ikrar etmiş, alınan kriminal rapordan da kullandığı tabancanın 6136 sayılı Kanun kapsamında kalmayan kuru sıkı tabir edilen bir silah olduğu anlaşılmıştır.
Yerel mahkeme sanığın eylemini sabit görerek TCK"nın 170/1-c maddesinden cezalandırmış ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 36/1 maddesi kapsamında kaldığını belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yerel mahkeme ise kararında direnmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu benzer dosyalarda kuru sıkı tabanca kullanarak havaya ateş edilmesi sabit ise de olayda 6136 sayılı Kanun kapsamında ateşli bir silah bulunmadığından eylemin TCK 170/1 -c kapsamında kalmayacağına ve 5326 sayılı Kanun"un 36/1. maddesindeki gürültü yapma kabahatini oluşturacağına dair yerleşik kararlar vermiştir.
Çözülmesi gereken sorun TCK"nın 170. maddesinde belirtilen suçta kullanılan silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında izinsiz alım satım ve bulundurulması müeyyideye bağlanan ateşli silahlardan olmasının zorunlu olup olmadığının tesbitidir.
TCK"nın 6. maddesindeki tanımlar bölümünde silah tanımı şöyledir
Madde 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
f) Silah deyiminden;
1. Ateşli silahlar,
2. Patlayıcı maddeler,
3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,
4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,
5237 sayılı Kanunda silah ve ateşli silah tanımı olmayıp bu tanımlar 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile diğer aletler hakkındaki kanunun uygulanması usullerini düzenleyen ilgili yönetmeliğin 2. maddesinde tanımlar bölümünde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.
Madde 2 - Bu Yönetmelikte geçen;
b) (Değişik: 2/12/1999 - 99/13749 K.) Silah:Uzaktan veya yakından canlıları öldürebilen, yaralayan, etkisiz bırakan, canlı organizmaları hasta eden, cansızları parçalayan veya yok eden, ruhsata tabi araç ve aletlerin tümünü,
e) (Değişik: 2/12/1999 - 99/13749 K.) Ateşli silah:Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları, ifade eder.
TCK"nın genel hükümlerinden olan 6. maddesindeki silah tanımına bakıldığında ateşli silahlar yanında saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanmaya elverişli diğer şeylerin de silah sayıldığı açıkça belirtilmiştir.
6136 sayılı Kanun"un uygulama yönetmeliği ve 5237 sayılı TCK"nın silah ile ilgili tanımları karşılaştırıldığında 5237 sayılı Kanun"un silah tanımının daha geniş olarak düzenlendiği ve 5237 sayılı Kanun"un 5. md gereği silah tanımının ve uygulamasının bu yasadaki tanıma göre yapılması gerektiği zaruridir. Uygulama da bu şekilde yerleşmiştir.(Örneğin 5237 sayılı Kanun"un 86/3-e, 102/3-d, 106/2-a, 109/3-a, 119/1-a, 149/1-a gibi)
Tüm bu belirlemeler sonucunda TCK"nın 170. maddesinin düzenlenmesi sırasında yasa koyucunun toplumun huzurunu ve sükununu korumaya yönelik amacı ve ayrıca aynı maddede "Ateşli Silah" tabiri yerine "Silah" tabirinin özellikle belirtilmesi(Yasa koyucunun TCK"nın 170. maddesini düzenlerken ateşli silah yerine sehven silah tabirini kullandığını kabul etmek mümkün olmayıp yasa uygulayıcılarını da yasayı yorumlarken kanun maddesinin lafzı ve konuluş amacı ile bağlı olduğu açıktır.)
TCK"nın 6/4. maddesindeki silah tanımının "Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler" olayımızda kullanılan kuru sıkı silahı da kapsaması bir arada değerlendirildiğinde kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması halinde 170. maddede tanımlanan suçun oluştuğunu buna karşılık bu somut olaya ilişkin olarak bu suç bağlamında yapılan değerlendirme sonucunda, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olmadığı sonucuna varılması halinde; fiil, suç oluşturmamakla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu"nun 36. maddesinde tanımlanan gürültüye neden olma kabahatini oluşturacağının kabulü gereklidir.
TCK"nın 170.maddesinde yer alan silahla ateş etmek cümlesindeki "ateş etme" tabiri ateşli silah anlamında olmasa da uygulayıcıların kafa karışıklığına ve bu silahın ateşli silah olması gerektiğine dair bir yoruma götürüyor ise de, TCK"nın 6. maddesindeki silah tabirinin çok geniş olması nedeniyle örneğin başkasını korkutmaya yönelik olarak ses çıkartmak için kasten otomobil eksozu patlatıp yüksek bir ses çıkartma halinde de (Saldırı amaçlı imal edilmese de bu amaçla kullanılan eşya olup bu olayda silahtan sayılabilir) TCK"nın 170. maddesinde korunan huzur ve sükun ortamının kasten ihlal edilmiş olabileceği hallerde de bu suçun oluştuğu şeklindeki yoruma gitmeyi önlemek amacı ile silahla ateş etmek şeklindeki bir düzenleme getirildiği tarafımızdan değerlendirilmiştir.
Özellikle son yıllarda sıklıkla ölümlü olaylara da neden olduğu bilinen düğün, sünnet gibi merasimlerde gerçek silah kullanımını da özendirebilecek kuru sıkı silahla çevreye ateş etmenin toplumda korku, kaygı ve panik yarattığında tereddüt bulunmadığı gibi bunu önlemeye yönelik olarak 765 sayılı Kanun"un 264/7. maddesi gereğince 2 yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası düzenlendiği halde bu madde yerine 5237 sayılı Kanun"un 170/1. maddesinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis şeklinde daha az bir ceza öngörülmesine rağmen bu eylemlerin Kabahatler Kanunu"nun 36. maddesi kapsamında kaldığını kabul etmek sureti ile müeyyidesini idari para cezasına dönüştürerek yaptırımını da ortadan kaldıracağını ve suç ile mücadeleye de zarar vereceğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun eylemin gürültü yapma kabahati olduğuna dair görüşüne muhalifiz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmıştır.
2- Sanığın eyleminin “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu sonucuna ulaşılmakla, anılan kabahate ilişkin soruşturma zamanaşımının dolup dolmadığı;
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası;
“Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan Kanun’un “İdari para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında;
“İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz.” hükmüne yer verilmek suretiyle idari para cezalarının her yıl yeniden değerleme oranında arttırılacağı belirtilmiştir.
Aynı Kanun’un "Soruşturma zamanaşımı" başlıklı 20. maddesi de;
“(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.
(2) Soruşturma zamanaşımı süresi;
a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,
b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç,
yıldır.
...
(4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar..." biçiminde düzenlenmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında, maktu idari para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı ve yapılan hesaplamada bir Türk Lirasının küsurunun dikkate alınmayacağı belirtilmiştir.
Bu hüküm uyarınca 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen idari para cezası miktarı da, 2006 yılı için %9,8, 2007 yılı için %7,8, 2008 yılı için %7,2, 2009 yılı için %12, 2010 yılı için %2,2, 2011 yılı için %7,7, 2012 yılı için 10,26 ve 2013 yılı için 7,80 olarak öngörülen yeniden değerleme oranları dikkate alınmak suretiyle hesaplanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda yeniden değerleme oranları da dikkate alındığında, sanığın olay tarihi itibarıyla 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 88 TL idari para cezası ile cezalandırılması gerektiği, ancak, anılan Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde üç yıl olarak belirlenen ve kabahatin işlendiği 27.10.2013 tarihinden itibaren başlayan soruşturma zamanaşımı süresinin, Yerel Mahkemenin karar tarihinden sonra, 27.10.2016 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu gözetilmeden genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak, sanığın eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen soruşturma zamanaşımının, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarı ile uygulanması gereken 322 maddesi ile Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanunu"nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.
3- Bu aşamada kabahate konu ses ve gaz fişeği atabilen silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilip verilmeyeceği;
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Mülkiyetin kamuya geçirilmesi” başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası;
“Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.”,
Anılan Kanun’un “Yerine getirme zamanaşımı” başlıklı 21. maddesi;
“1) Yerine getirme zamanaşımının dolması halinde idarî para cezasına veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar artık yerine getirilemez.
...
3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin zamanaşımı süresi on yıldır.
4) Zamanaşımı süresi, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar.
...” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’da düzenlenen müsadere müessesesinden farklı olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için Kanun’da açık bir düzenlemenin bulunması gerekmektedir. Nitekim; Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesinde “Dilencilik”, 34. maddesinde “Kumar” kabahatleri düzenlenirken mülkiyetin kamuya geçirileceğinden açıkça bahsedilmiş, anılan Kanun’un 36. maddesinde düzenlenen "Gürültüye neden olma" kabahatinde ise bu şekilde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun sonucu olarak gürültüye neden olma kabahatinde mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilemeyecektir.
Ancak, dosya kapsamına göre sanığın söz konusu silahı olay gecesi taşıdığının anlaşılması karşısında, 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun ve Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in ilgili maddelerine ilişkin değerlendirme yapılması gerekmektedir.
12.02.2008 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi;
"(1) Bu Kanunun amacı, ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir.
(2) Bu kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silah; kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahları ifade eder",
“Taşınması, satışı ve nakli” başlıklı 3. maddesi;
“(1) Bu Kanun kapsamına giren silahların;
a) Taşınması,
...
yasaktır.
(2) Bu silahların satışı, mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış yerlerce yapılır. Bu silahları satan bayilerle, başkalarına satan veya devredenlerin ya da başkalarından satın alan veya devralanların bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları zorunludur.
(3) Söz konusu silahlar, ancak her an kullanıma elverişli olmayacak ve kolay ulaşılmayacak şekilde, boş olarak kutu içerisinde nakledilebilirler. Bu silahların belirtilen şekil ve şartların dışında nakledilmesi taşıma olarak kabul edilir.
...”,
“Ceza hükümleri” başlıklı 4. maddesi;
“...
(2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşyüz Yeni Türk Lirası, ... idarî para cezası verilir. Ayrıca bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.
...
(4) Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir.”,
Geçici 1. maddesi ise;
“(1) Bu Kanun kapsamına giren silahları ellerinde bulunduranlar, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde mülki amirliğe bildirimde bulunmaları hâlinde, haklarında cezai takibat yapılmaz.
...
(4) Belirtilen süreler içinde bildirimde bulunmayanlar ve gerekli izinleri almayanlar bu Kanunun 4 üncü maddesine göre cezalandırılır.”,
02.05.2008 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve olay tarihinde yürürlükte bulunan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in “Bildirim” başlıklı 8. maddesi ise;
“(1) Ses ve gaz fişeği atabilen silâhları elinde bulunduranlar ile yeni devir veya satın alan şahıslar bulundukları yer mülkî amirliğinden havaleli bir dilekçe ve ekinde yer alan adli sicil belgesi ile birlikte kolluk birimine müracaat eder. Müracaat edilen kolluk birimince her ses ve gaz fişeği atabilen silâh için Ek-3’ te yer alan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silâh Bildirim Belgesi düzenlenir.
...
(3) Belgenin düzenlenmesini müteakip, bildirim Ek-4’te yer alan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silâh Kayıt Defterine ya da bilgisayar ortamına usulüne uygun şekilde işlenir.
(4) Bildirimde bulunan şahsın, ses ve gaz fişeği atabilen silâhını devretmesi durumunda, aralarında Ek-5’te yer alan Devir Sözleşmesi düzenlenir. Devir alan şahıs birinci fıkradaki usule göre bildirimde bulunur. Silâhı devredenler ise bildirimde bulundukları mülkî amirliğe bizzat veya yazılı olarak postayla Devir Sözleşmesi ile bildirimde bulunmaları halinde üzerlerinde kayıtlı görünen silâhın düşümü sağlanır.
(5) Kanunda belirtilen bir aylık bildirim süresi içerisinde birinci fıkradaki usule göre mülkî amirliğe başvuranlardan durumu ses ve gaz fişeği atabilen silâh edinmeye uygun olmadığı anlaşılanların silâhının mülkîyeti kamuya geçirilerek ses ve gaz fişeği atabilen silâhı satan şahıs hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hükümlere göre işlem yapılır.
(6) Kanunda bildirim için verilen bir aylık süre fatura veya devir sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren başlar.” şeklinde hüküm altına alınarak anılan Kanun ve Yönetmelik"le ses ve gaz fişeği atabilen silahların edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemleri düzenlenmiştir.
5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un “Taşınması, satışı ve nakli” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde bu Kanun kapsamına giren silahların taşınmasının yasak olduğu, ikinci fıkrasında ise ses ve gaz fişeği atabilen silahları satın alanların bir ay içinde Cumhuriyet savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahalli mülki amire bildirimde bulunmalarının gerektiği, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in bildirim başlıklı 8. maddesinin altıncı fıkrasında bu bildirim için verilen bir aylık sürenin fatura veya devir sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren başlayacağı, anılan Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, birinci ve ikinci fıkralardaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beş yüz Türk Lirası idari para cezası verileceği, ayrıca silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verileceği, bu hükümlere göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahalli mülki amirin yetkili olduğu belirtilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Mahkemenin karar verme yetkisi” başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasında “Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında sanığın ses ve gaz fişeği atabilen silah taşıma kabahatini oluşturan fiilinin kovuşturma konusu olup olmadığı hususunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekir. 5271 sayılı CMK’nın 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır”, CMK’nın 225. maddesinde de; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” hükümlerine yer verilmiş olup bu hükümler gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Dosya kapsamına göre sanığın söz konusu silahı 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aykırı hareket ederek, olay günü taşıdığı anlaşılmaktadır. Ancak “...şüphelinin suç tarihinde ve yerinde sürücülüğünü yaptığı 16 FCA 45 plakalı araçla seyir halinde iken adli emanetin 2013/21313 sırasında kayıtlı 5-04553 numaralı 9 mm çaplı ses ve gaz fişeği istimal eden Blow marka 38 Magnum modeli 5 li toplu tabanca ile 4 adet atış yaptığı” şeklindeki iddianame içeriği gözetildiğinde, ses ve gaz fişeği atabilen silahı taşıma kabahatini oluşturabilecek açık bir anlatıma yer verilmemesi karşısında bu eylem ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu anlamda ses ve gaz fişeği atabilen silahı taşıma kabahati kovuşturma konusu olmadığından, 1412 sayılı CMUK’nın 322 ve Kabahatler Kanunu’nun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi de mümkün değildir. 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklindeki hüküm karşısında söz konusu ses ve gaz fişeği atabilen silahın 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca gereğinin takdiri için idareye teslimine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi"nin 14.04.2015 tarihli ve 56-197 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin gürültüye neden olma kabahatini oluşturduğu gözetilmeden genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, sanığın eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen soruşturma zamanaşımının, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarı ile uygulanması gereken 322 maddesi ile Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2- Adli emanetin 2013/21313 sırasında kayıtlı bir adet “5-04553” numaralı ses ve gaz fişeği atabilen silah ve dört adet ses fişeği kovanının 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca gereğinin takdiri için İDAREYE TESLİMİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla, ikinci ve üçüncü uyuşmazlıklar yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.