8. Hukuk Dairesi 2011/4103 E. , 2012/186 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Mazıdağı Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.05.2011 gün ve 2/86 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi ve davacı vekili taraflardan süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının babası tarafından 112 ada 9 parselle birlikte bir bütün olarak tasarruf edilmekte iken 25 yıl önce babasının sağlığında davacıya devredilen 112 ada 8 parselin kadastro çalışmalarında davalı Hazine adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak davalı üzerindeki tapu kaydının iptaliye vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, 18.05.2011 tarihli yargılama oturumunda aleyhe olan hususları kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 112 ada 8 parselin davalı adına olan tapusunun iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hükmün esası davalı Hazine vekili ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik, hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddeleri gereğince açılan, mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Kabule göre de davacı yargılama oturumlarında vekille temsil edildiğinden davacı yararına vekalet ücreti konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olmasıda doğru değildir.
3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyecektir. Dava konusu taşınmaz 18.070,52 m2 olup, keşifte dinlenen ziraat mühendisi 17.05.2011 tarihli raporunda taşınmazı ""...kar ve yağmur sularının meydana getirdiği derenin kenarında, az taşlı bir vasfa sahip olup 1. sınıf tarım arazisidir."..."keşif tarihinde tarla sürülü halde bostan hazırlığının yapıldığı görülmüştür..." şeklinde nitelendirmiştir. 03.07.2005 tarih ve 5403 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik Kadastro Kanunu"nun 14/2 maddesi hükmüne göre sulu ve kuru arazi ayrımı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu"nun 3. maddesinin j bendine göre belirlenmelidir. Sözü edilen yasa maddesinde sulu tarım arazileri ""tarımı yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler"" olarak tanımlanmıştır. Bu halde yukarıda belirtilen ziraatçi bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın sulu tarım arazisi olduğunun kabulü gerekir. Davacı hakkında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince yapılan miktar araştırmasında, kanunda yazılı belgeler bulunmadan davacı adına tespit edilen 112 ada 9 parselin 20.515,32 m2, 129 ada 2 parselin 30.692,91 m2, 135 ada 10 parselin 12.125,58 m2 ve 140 ada 1 parselin 362,50 m2 yüzölçüme sahip olduğu, bu taşınmazlardan 112 ada 9 parselin dava konusu taşınmaza bitişik olup güneyinden aynı derenin geçtiği saptanmıştır. Bu saptamalar karşısında davacının belgesizden edindiği taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki sulu arazide 40, kuru arazide 100 dönümü aşıp aşmadığı hususunda tereddüt doğmuştur. Mahkemece belirtilen taşınmazların sulu - kuru arazi ayrımının yukarıda açıklandığı üzere ziraat mühendisi bilirkişi tarafından değerlendirilip temin edilecek raporun gözönünde bulundurulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı ...nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının bozma kapsamına göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve 18,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine
19.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.