10. Hukuk Dairesi 2016/9051 E. , 2016/12645 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, yaşlılık aylığının başlangıçtan itibaren geçerli olduğunun, ödenen aylıklar nedeniyle borçlu olmadığının ve ödenmeyen aylıkların yasal faiziyle ödenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
08.06.1952 tarihinde doğmuş olan davacıya, 03.05.1976–31.10.2001 tarihleri arasındaki 9178 günlük sigortalılık süresi ile 01.11.2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanıp da, yapılan denetim sonucu bir kısım prim ödemesinin gerçeğe aykırı olarak bilgisayar programı sayesinde ödenmiş gibi Kurum kayıtlarına işlendiğinin belirlenmesi üzerine bağlanan yaşlılık aylığının başlangıçtan itibaren iptal edilip ödenen aylıkların ve sağlık giderlerinin yersiz ödeme olarak borç çıkarıldığı; mahkemece verilen ilk kararın Dairemizin 05.12.2014 günlü ve 2014/18230 Esas, 2014/25753 karar sayılı ilamı ile “Davacıdan, Kurumun gerçek olmadığını iddia ettiği primlere yönelik ödeme makbuzlarının bulunup bulunmadığı sorulmalı, ibraz edilememesi halinde, yaşlılık aylığına yeterli primi ödenmiş günü yok ise, iyiniyetli sayılamayacağından ödenen yaşlılık aylıklarının istirdadının sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 96/a maddesi gereğince hesaplanacak kısmının istirdatına karar verilmesi ile davacının, 5400 gün primi ödenmiş sigortalılık süresinin bulunduğunun anlaşılması durumunda, 1479 sayılı Yasanın 4447 sayılı Yasa ile değişiklik öncesindeki 35/C maddesi gereğince 55 yaşını doldurmasına göre yaşlılık aylığına hak kazanabileceği gözetilerek bu husus üzerinde durulmalı; bu durumda kısmi aylıktan fazla ödenen aylıkların istirdat edilebileceği gözetilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.” Denilerek bozulmuş ve mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, bozmadan önce verilen ve yaşlılık aylığın devamına yönelik tedbir kararı dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı hakkında davalı Kurumca tahakkuk edilen borçtan dolayı sorumlu olmadığının tespitine karar verilmiş ise de verilen kararın eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye tabi olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz. (Yargıtay HGK 17.012007 gün 2007/9-13 E.,2007/17 K. ve Yargıtay HGK 25.06.2008 gün 2008/11-448 E., 2008/454 K.). Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 gün ve 1957 /13 esas, 1959 karar ve 09.05.1960 gün 1960/21 esas, 1960/9 karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtay"ca maddi hata sonucunda verilen bir karara mahkemece uyulsa dahi usuli kazanılmış hak oluşmaz.
4447 sayılı Kanunun 28 maddesiyle değişen 1479 sayılı Yasa"nın 35. maddesinde yaşlılık aylığından yararlanabilmek için sigortalının; yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte
prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması şartları aranmıştır. Aynı maddenin son fıkrasında da kısmi aylık bağlanmasına ilişkin olarak kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran ve en az 15 tam yıl prim ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanır hükmü yer almaktadır. Anılan Kanunun Geçici 10 maddesiyle de (Yeniden düzenleme: 25.5.2002-4759/7 md.) Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı olanlardan, 15 tam yıl prim ödeme süresi ile kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma koşulunu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren Kanun "da sayılı hizmet yılı ve yaş koşullarının sağlanması durumunda yaşlılık aylığı bağlanacağı düzenlenmiştir
Geçici 10. maddesinin son fıkrasında; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı olanlardan, 15 tam yıl prim ödeme süresi ile kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma koşulunu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren,
a) 2 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 51, erkeklere 56 yaşını,
b) 4 tam yıldan fazla, 6 tam yıl veya daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 52, erkeklere 56 yaşını,
c) 6 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 53, erkeklere 57 yaşını....Doldurmaları ve talepte bulunmaları halinde, yaşlılık aylığı bağlanır.” hükmü yer almaktadır.
Eldeki davada, mahkemece bozma kararımızdaki maddi hataya dayalı olarak karar verilmiş ise de, 08.06.1952 doğumlu olan davacının, 55 yaşını doldurma koşulunu, Kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.1999 tarihinden itibaren 6 tam yıldan fazla sürede yerinde getirdiğinden 57 yaşında kısmi yaşlılık aylığına hak kazanacağı gözetilerek karar verilmesi, bu kapsamda davalı kurumca 01.11.2001-27.06.2006 tarihleri arasındaki ödemeler bakımından, ödemelere dair makbuz sunulamaması karşısında davacının 5510 sayılı Yasanın 96’ncı maddesinin a bendi gereğince yersiz aylık tutarlarından sorumlu ve Kuruma karşı borçlu olduğu açıktır.
Sağlık harcamaları bakımından ise 1479 sayılı Yasa"nın Ek 12. maddesinin, “Bu Kanuna göre ilk defa sigortalı olanların sağlık yardımından yararlanmaları, en az sekiz ay, yeniden sigortalı olanların ise en az dört ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta prim borcu bulunmaması şartına bağlıdır.” hükmü gözetilerek, 03.05.1976 tarihinden itibaren anılan Yasa kapsamında sigortalı bulunan davacının, 25.10.2001 tarihindeki 12 adet prim ödemesinin, yapılan denetim sonucu gerçeğe aykırı olarak, bilgisayar programı sayesinde ödenmiş gibi Kurum kayıtlarına işlendiğinin belirlenmesi nedeni ile davacının sağlık yardımlarından yararlandığı dönemde prim borcunun varlığı araştırılarak, borçlu olunan tutarlar bakımından hesap yapabilecek nitelikte bir bilirkişiden karar vermeye elverişli ve denetlenebilir şekilde bir hesap raporu alındıktan sonra varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
O hâlde, davalı kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.