
Esas No: 2018/264
Karar No: 2019/163
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/264 Esas 2019/163 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 24-38
Sanık ..."in nitelikli cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/2, 102/5, 43, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/5, 43, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Zile Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.05.2014 tarih ve 6-77 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.12.2014 tarih ve 8921-14869 sayı ile;
"Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 25.12.2013 günlü raporunda, dosya içeriğine uygun şekilde mağduru bulunduğu suçun sonucunda katılanın ruh sağlığının etkilendiğinin belirtilmesine karşın ruh sağlığının bozulduğundan bahisle sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nın 102/5. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi,
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;
Dosya içeriğine göre, polisevinde bekçi olarak görev yapan sanığın, suç tarihi itibariyle
21 yaşında olan ve geçici olarak polisevinde konaklayan katılana karşı 14.04.2012 tarihinde katılanın kaldığı odaya gelerek organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğu, 15.04.2012 tarihinde ise hastaneden dönen katılanın odasının anahtarını bulamaması üzerine sanık tarafından götürüldüğü başka bir odada yine organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğu anlaşılan olayda, 14.05.2012 tarihindeki eylemin katılanın kaldığı odada gerçekleşmesi nedeniyle, bir yere gitme veya bir yerde kalma hürriyetinin hukuka aykırı şekilde kısıtlanmasının bulunmadığı, bu nedenle atılı suçun kanuni koşullarının oluşmamasından dolayı sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak cezasında arttırım yapılamayacağı, 15.04.2012 tarihindeki eyleme ilişkin de, sanığın fiili nasıl gerçekleştirdiği hususunda aşamalarda cebir, tehdit ve hile gibi araç fiillere dair bir açıklama içermeyen katılan beyanları ve diğer deliller yöntemince incelenip kararda açıklanarak tartışılmadan, suçun nitelikli şekilde işlendiğinden bahisle temel cezanın 5237 sayılı TCK.nın 109/2. maddesi ile tayini suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar vermiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 06.05.2015 tarih ve 24-38 sayı ile; sanığın TCK’nın 102/2, 43, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/1, 109/5, 62, 63 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmolunmuş, bu hükümlerin sanık müdafisi ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 19.11.2015 tarih ve 6515-10804 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.12.2017 tarih ve 66860 sayı ile;
"Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığı, nitelikli cinsel saldırı suçu yönünden ise, sanığın katılanla cebir veya tehdit kullanarak cinsel ilişkiye girip girmediği konuları ile ilgilidir.
1- Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Yönünden;
Bu suç TCK.nun 109. maddesinde düzenlenmiştir. Maddedeki düzenleme; "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silâhla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindedir.
Suç, TCK.nun 2. Kitap, 2. Kısım 7. Bölüm"ünde yer "Hürriyete Karşı Suçlar" içinde düzenlenmiş olup, korunan hukuki yarar, kişinin sahip olduğu hareket özgürlüğü ve yer değiştirme olanağıdır. Suçun Konusu, gereçek kişi mağdurun bir yerde kalma ya da bir yere gitme özgürlüğünün ortadan kaldırılmasıdır. Suçun hareket unsuru da kişinin hareket özgürlüğünden mahrum kılınmasıdır. Suçun oluşması için genel kast yeterlidir.
Sanığa atılı ve sabit görülen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemi "hastaneden dönen katılanın kendisine ait odasının anahtarını bulamaması üzerine sanık tarafından başka bir odaya götürülerek yine bu odada kendisine yönelik organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğu" şeklinde kabul edilmiştir. Olay tarihinde Kaymakamlık kararı ile Zile Polisevine yeerleştirlen katılanın, rahatsızlanarak hastaneye gittikten sonra dönülşünde kaldığı odanın anakhatarının bulamaması ve sanıkça aynı yerdeki başka bir oadaya alınması ve orada kabule göre nitelikli cinsel saldırıda bulunması şeklinde gerçekleşene olayda, sanığın cinsel ilişki için yer temin ettiği ve mağdureyi cinsel ilişki süresini aşacak şekilde herhangi bir şekildebir yere gitme özgürlüğünden yoksun kılmadığı, sanığın mağdurla girdiği cinsel ilişkinin cinsel saldırı niteliğinde olduğu kabul edilse bile, cinsel istismar eylemine kadar rızasızlık halinin bulunmadığı, çocuğun basit cinsel istismarı suçunun işlendiği sırada ve eylemle sınırlı süreyle mağdurenin iradesiyle hareket edebilme imkanının ortadan kaldırılmasının ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı, kişinin vücudunun suçun konusu olması sebebiyle, mağdurenin hareket edebilme özgürlüğü ortadan kaldırılmadan bu suçun işlenemeyeceği, dosya kapsamına göre de sanığın, mağdurenin hürriyetini kısıtlayan başkaca bir hareketinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık hakkındaki mahkumiyet
hükmünün onamasına dair Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir.
2- Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu Yönünden;
Katılan ... Aksoy, 24/05/2012 günü Amasya Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı yazılı başvuru ile eşi ile kavga edip karakola şikayette bulunduğunu, kendisini polis evine yerleştirdiklerini, orada bulunan görevli polisin önce taciz ettiğini, sonra da kendisine tecavüz ettiğini beyan ederek şikayetçi olmuştur. Aynı gün Amasya Cumhuriyet Başsavcılığında alınan beyanında da eşi ile kavga ettiğini, daha sonra sinir krizine girdiğini, hastaneye başvurduktan sonra karakola gidip şikayetçi olduğunu, ertesi günü de Cumhuriyet Savcılığına başvurduğunu, kendisini Polisevine yerleştirdiklerini, Nisan ayının 12"si veya 13/2ü cuma günü olduğunu, orada görevli kendini Kenan olarak tanıtan polis meumurunun kendisine özel sorular sorduğunu, güzel olduğunu söyleyerek öptüğünü, vücudunun çeşitli yerlerine eli ile dokunduğunu, ertesi günü de sinir krizi geçirdiği için götürüldüğü hastaneden geri döndüğünde odasına gidip duş yaptığını, çırılçıplak yatağa uzandığını, odanın kapısını kapatmayı unuttuğunu, bu sırada odaya gelen şahsın kendisine tecavüz ettiğini, karşı koyamadığını, korktuğu için kimseye söyleyemediğini, daha sonra önce Tokat"ta huzurevine daha sonra Amasya"da sığınma evine yerleştirildiğini, burada iken hamile kaldığını öğrendiğini, hamileliğinin bu şahsıtan olduğunu, eşinin duymasının istemediğini, hamilelğini sonlandırmak istediğini beyan ettiği,
Bilahare Turhal Emniyet Müdürlüğünde verdiği 31/07/2012 günlü ifadede ise iddilarının genişleterek, polisevine yerleştirildiği ilk gün gece 03-04 sıralarında sanığın kendisini nöbet kulubesinde zorla öptüğünü, kıayfaetlerinin çıkarmaya çalıştığını, bağırmak istediğinde ağzını tuttuğunu, ertesi günü olan Cumartesi günü de ilaçlarının almadığı için başının döndüğünü ve gözlerinin karardığını, ilaçlarınının üzerindeki yazıları okuyamadığı için sanıkatan yardım istediğini, ilaçlarının laması konusunda sanığın yardım ettiğini, kendisinin odasına çıkmasına yardım ettiği, odaya çıktıktan sonra duş alıp üzerinde havlu olduğu halde yatağa uzandığında sanığın oadaya girip kendisini öldürmekle tehdit ederek tecavüz ettiğini, kendisinden geçtiğini, ertesi rahatsızlandığı için yardım istemeke için oadasından çıktığında yine sanığın oarada olduğunu gördüğünü, istemeyerek de olsa yardım istediğini, sanığın çağırdığı ambulansla hastaneye gittiğini, hastaneden geldiğinde odasının anahtarının bulamadığını, sanığın başka bir odaya kendisin aldığını, ancak kendisi ile birlikte odaya girerek yine tecavüz ettiğini, iğne vurulduğu için mukavemet edemediğini beyan ettiği,
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınsda alınan 17/08/2012 günlü ifadesini ise Kolluk anlatımına benzer olduğu, ancak bu kez de önceki anlatımlarından farklı olarak ilk nitelikli cinsel saldırı sırasında sanığın kendisini görev silahı ile tehdit ettiği şeklinde anlatımını
genişlettiği,
Zile Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan 28/02/2013 günlü oturumda da Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadeye benzer beyanlarda bulunduğu,
İncelenen dosya kapsamı ile sabittir.
Sanık kovuşturma aşamasında katılanla rızası dahilinde cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmiştir.
Sanık ... ile mağdur ... ceninden DNA incelemesine esas olmak üzere gerekli numunelerin alınarak yapılan inceleme sonucunda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı"nın 26/09/2012 tarih ve 93 sayılı DNA analizi hakkında düzenlenen raporuna göre, şüphelinin %99,9 olasılıkla bebeğin babası olduğunun tespit edilmiştir.
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığının 27/11/2012 tarih ve 1152 sayılı raporunda; Turhal Devlet Hastanesinin 12/04/2012 tarihli raporunda mağdura verildiği bildirilen "benzodiyazepin" türevi bir ilacın etkisi altındayken şahsın fiziksel olarak kendisini savunamama, kendisine yöneltilen eylemlere karşı koyamama olasılığının bulunduğu, ancak olayın üzerinden geçen süre nedeniyle tıbben kesin bir tespitin yapılamayacağının bildirildiği görülmüştür.
Adli Tıp Kurumu 6.İhtisas Kurulunun 25/12/2013 günlü raporunda, dosya içeriğine uygun şekilde mağduru bulunduğu suçun sonucunda katılanın ruh sağlığının etkilendiğinin bildirildiği, ancak kalıcı bir bozulmaya işaret edilmediği anlaşılmıştır.
Tanık ... Turhal Cumhuriyet Savcısına verdiği 27/08/2012 günlü ifadede; "Ben Turhal Polis evinde yaklaşık üç yıldır polisevi nokta görevlisi olarak çalışmaktayım. Bahse konu olay ile ilgili yürütülen idari soruşturma sırasında 06/08/2012 ve 13/08/2012 tarihlerinde muhakkike ifade vermiştim. İlk ifademde ... isimli şahıstan çekindiğim için bildiklerimi tam olarak anlatamamıştım. Normal zamanlarda ... ile birlikte dönüşümlü olarak akşam saat 20.00 dan sabah 08.00 a kadar polisevinde bulunan nöbet kulubesinde nöbet tutarız. Mağdur ... ... isimli bayanın kaymakamın talimatı ile 13/04/2012 tarihinde polisevine yerleştirildiği gün gece bekçisi ... idi. Aynı gün ben kendisini telefonla arayarak ertesi gün yani 14/04/2012 tarihinde bir arkadaşımın düğünü olması nedeniyle benim yerime nöbet tutup tutamayacağını sordum. Daha sonra başka bir gün benim de onun yerine nöbet tutmam şartıyla kabul etti. Cuma, Cumartesi ve pazar gecelerine denk gelen 13-14-15 Nisan günlerinde üç gün üst üste polisevinde kendisi nöbet tuttu. Her ne kadar muhakkike verdiği savunmasında bunu kabul etmese de haber merkezindeki telsiz kayıtlarında onun nöbet tuttuğu açıkça bellidir.
Mağdur ... ..."un şikayette bulunduğunu öğrenince ... ile Turhal ilçe merkezinde bir yerde yüzyüze görüştük. Burada bana "ben bi bok yedim bunu düzeltirsen sen düzeltirsin, polisevinde çalışanlarla görüş benim aleyhimde ifade vermesinler, senin sözünü dinlerler, 14 Nisan Cumartesi gecesi nöbeti değiştiğimizi söyleme kendi geldiğini söyle..." şeklinde ifadeler kullandı. Ben kendisiyle bu konuda konuşmak istemediğimi, konunun beni ilgilendirmediğini söyleyerek oradan ayrıldım. Daha sonra hatırladığım kadarıyla 09/07/2012 tarihinde sabah saat 08.00 sularında nöbetim bitmek üzereyken polisevinde aşçı olarak görev yapan ... yanıma geldi ayak üstü hal hatır sorarken ben tam aracıma binip oradan ayrılacağım sırada ... kullanmakta olduğu telefon numarasından bana ait 0 53... numaralı cep telefonumu aradı. Bu olay nedeniyle tüm polisevi çalışanları olarak rahatsızlık duyduğumuz ve zan altında kaldığımız için telefon çalarken ..."ya onunu aradığını ve hoparlörü açacağımı söyleyerek telefonu açtım. ... biraz konuştuktan sonra bana yine aynı konudan bahsetti. Yukarıda söylediğim ifadelere benzer şeyler söyledi. Benden yardım etmemi istedi ben de kendisine bir daha beni bu konuda aramamasını, eğer böyle bir şey yaptıysa gidip bir an önce emeklilik işlemlerini başlatmasını söyledim ve telefonu kapattım. Bu görüşmeyi aynen aşçı ... duymuştur. Ardından bana olayın aslını sorduğunda ben de bildiğim kadarıyla ..."ya konuyu anlattım" şeklinde beyanda bulunmuştur. Tanığın kovuşturma anlatımı da benzer mahiyettedir.
Tanık ... da tanık ..."in anlatımlarında kendisini ilgilendiren bölümleri doğrulamıştır.
Dinlenen diğer tanıkların doğrudan bilgi sahibi olmadıkları dosyadaki beyanlarından anlaşılmaktadır.
Yukarıda ortaya konan iddia, savunma ve diğer deliller ile sanığın katılanla cinsel ilişkiye girdiği şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak bu ilişkinin mağdurun rızası hilafına, O"nun da iddia ettiği gibi tehdit ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, sanığın hukuki durumunun tayinin bakımından önem arz etmektedir.
Mağdurenin Turhal Polis evine 13/04/2012 günü yerleştirildiği, 16/04/2012 günün Tokat"ta buluna bir huzurevine gönderildiği, olayın da Polisevinde geçirdiği üç gecenin her birinde farklı şekillerde meydana geldiği iddia ve kabul edilmiştir. Katılan ilk kez olayın üzerinden yaklaşık kırk gün geçtikten sonra ve hamile kaldığını öğrendiğinde, bu nedenle Amasya Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru ile şikayetçi olmuştur. İlk anlatımında bir bir kez basit cinsel saldırı ve bir kez de organ sokmak suretiyle cinsel saldırı olayından bahsetmiş, sanığın silahla tehdidine anlatımlarında yer vermemiştir. Sonraki anlatımlarında iddialarını genişletme eğilimi gösterdiği, sanığın kendisini silahla tehdit ettiğini beyan ettiği, ayrıca nitelikli cinsel saldırı sayısının iki olduğunu ileri sürdüğü dosya kapsamı ile sabittir.
Katılan çelişkinin nedenini Amasya Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verirken hasta olmasına ve bu nedenle ifadesinin kısa olmasına bağlamış, şikayetin geç yapılmasını ise sanıktan korktuğu bu nedenle şikayetçi olmadığı nedenine bağlamıştır. Olaya ilişkin en net tanık anlatımı tanık ..."e ait olup, tanık anlatımlarından sanığın katılanla zorla ilişkiye girdiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Olayın ortaya çıkış şekli, olay tarihi ve şikayet tarihi arasında geçen süre, katılanın oluşa ilişkin aşamalardaki anlatımlarının içerdiği çelişkiler, katılanın önce Tokat"ta bir huzurevine, sonrasında da Amasya"da bir sığınma evine yerleştirilmesi ile sanığın hakimiyet alanından çıkması karşısında, sanık hakkında şikayette bulunmasının önündeki engellerin kalkmış olmasına rağmen ancak hamileliğini öğrenmesi ile olayan 40 gün kadar sonra şikayetçi olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın katılanla, katılanın rızası hilafına önce öpme ve vücuduna dokunma ile, sonrasında ise iki kez cinsel ilişkiye girerek cinsel saldırı suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yeter delil bulunmadığı, bu nedenle katılan ... sanık arasında yaşanan cinsel ilişkinin katılanın rızası ile gerçekleştiğinin kabulü gerektiği düşüncesi ile, sanık hakkında zincirleme nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün onanmasına dair Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.04.2018 tarih, 9505-3127 sayı ve oy çokluğu ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılanın sanığın eylemlerine rızasının bulunup bulunmadığı, bu bağlamda sanığa atılı cinsel saldırı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle davaya katılan olarak kabulüne karar verilen Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekiline gerekçeli kararın tebliğ edilmesinin gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından kamu davası açıldığı,
Yerel mahkemece davanın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ihbar edildiği, 19.04.2013 tarihli oturuma iştirak eden anılan Bakanlık vekilinin talebi üzerine davaya
katılmasına karar verildiği,
Yerel mahkemece verilen mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafisi ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hükümlerin bozulduğu,
Bozma üzerine yapılan yargılama sırasında katılan Bakanlık vekiline duruşma davetiyesi gönderilmediği gibi yokluğunda verilen kararın da tebliğ edilmediği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşabilmek için bu konudaki anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi;
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir...",
“Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi ise;
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır...” şeklinde düzenlenmiş olup Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
5271 sayılı CMK"nın “Kararların gerekçeli olması” başlıklı 34. maddesinin ikinci fıkrası;
"Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir",
“Eski hâle getirme” başlıklı 40. maddesi ise;
"(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır" biçiminde düzenlenmiş olup 5271 sayılı CMK"nın 34. maddesinde, hüküm ve kararlardaki kanun yolu bildiriminin; başvurulabilecek kanun yolu, mercii, şekli ve süresini de kapsaması zorunluluğu vurgulanmıştır. Aynı Kanunun 40. maddesinin birinci fıkrasında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hale getirme isteminde bulunabileceği, ikinci fıkrasında ise, kanun yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi hâlinde, kişinin kusursuz sayılacağı belirtilmiştir.
Konumuzla ilgisi bakımından kararların açıklanması ve tebliği ile temyiz talebi ve süresi
üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
Temyiz mahkemesince temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı olanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CMK’nın “Kararların açıklanması ve tebliği” başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK"nın “kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrası ise;
"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ... bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" şeklindedir.
Bu bilgiler ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemece davanın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ihbar edildiği, 19.04.2013 tarihli oturuma iştirak eden anılan Bakanlık vekilinin talebi üzerine davaya katılmasına karar verildiği, Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet hükümlerinin sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine hükümlerin bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama sırasında katılan Bakanlık vekiline duruşma davetiyesi gönderilmediği gibi yokluğunda verilen kararın da tebliğ edilmediği, yoklukta kurulan hükmün temyiz hakkı olanlara usulüne uygun tebliğ edilmediği hallerde temyiz süresinin işlemeye başlamayacağı, temyiz etme ihtimali tüketilmeden yapılan inceleme sonucu verilen onama veya bozma kararlarının da hukuki değer ifade etmeyeceği anlaşıldığından, hükmün usulüne uygun olarak katılan Bakanlık vekiline tebliğ edilerek temyiz süresinin başlatılması, kararın katılan Bakanlık tarafından temyiz edilmemesi halinde sadece sanık müdafisi ve katılan vekilinin temyiziyle sınırlı olarak sonuçlandırılması; katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi durumunda ise ek tebliğname düzenlemesi sağlanıp temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılmasının gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 19.11.2015 tarih ve 6515-10804 sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Zile Ağır Ceza Mahkemesinin 06.05.2015 tarih ve 24-38 sayılı hükmünün katılan Bakanlık vekiline usulünce tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 19.11.2015 tarih ve 6515-10804 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, Zile Ağır Ceza Mahkemesinin 06.05.2015 tarih ve 24-38 sayılı hükmünün katılan Bakanlık vekiline usulünce tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla dosyanın Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.