Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/341
Karar No: 2019/161

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/341 Esas 2019/161 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/341 E.  ,  2019/161 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 1525-158

    Görevi kötüye kullanma suçundan sanıklar ... ve ..."nın beraatlerine ilişkin Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.07.2011 tarihli ve 1525-158 sayılı hükümlerin katılan ... vekili tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 19.02.2014 tarih ve 12459-1772 sayı ile;
    "Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı AŞ. envanterinde yer alan TC-AKM tescil işaretli MD-85 tipi hava aracının, 29/11/2007 tarihli 07/CD/KK-72 referans numaralı Sub-Car anlaşması çerçevesinde .....Havacılık AŞ. adına İstanbul Atatürk Havalimanı-Isparta Süleyman Demirel Havalimanı seferi sırasında Isparta ili Keçiborlu ilçesi Yem Tepe Beldesi Türbe Tepe mevkiinde dağlık alana 30/11/2007 tarihinde çarparak düşmesi sonucu 50 yolcu ve 7 uçuş ekibi olmak üzere toplam 57 kişinin öldüğü olayla ilgili olarak, UYAP kayıtları üzerinden Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/117 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde, Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürü olan sanık ... ve genel müdür yardımcısı sanık ... hakkında, kaza öncesinde yapılan denetimlerde hava yolu şirketinin emniyetli uçuş yönünden eksiklikleri olduğu tespit edildiği halde, uçuşların durdurulması veya işletme ruhsatının askıya alınması yerine eksikliklerin tamamlanması için sık sık süreler verilmek suretiyle taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan kamu davası açıldığı ve halen derdest olduğu,
    Temyize konu dosyada ise, sanıklar hakkında ilgili hava yolu işletmesinde kaza öncesinde yapılan denetimlerdeki eksikliklere rağmen bu eksikliklerin uçuş güvenliğini etkilediği ve bu nedenle firmanın faaliyetinin askıya alınması ya da işletme ruhsatının iptal edilmesi gerekirken 30/11/2007 tarihinde meydana gelen uçak kazasından sonra yapılan denetimde de eksiklik bulunmasına ve bu eksikliklerin uçuş güvenliğini etkilemesine rağmen işletme ruhsatını iptal etmeyerek ya da faaliyetini askıya almayarak bu firmanın haksız kazanç elde etmesine sebebiyet verdikleri ve görevlerinin gereklerine aykırı davranarak görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla kamu davası açılıp yargılamanın sürdürüldüğünün tespit edilmesi karşısında her iki dosya arasında şahsi, hukuki ve fiili irtibat bulunduğu, olayla ilgili alınan bilirkişi raporlarının ve bir dosyadaki hükmün diğer dosyayı etkileyeceği nazara alınarak davanın Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/117 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesi yönünden muvafakat istenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraet hükümleri kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.05.2018 tarih ve 41349 sayı ile;
    "...Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1525 esas ve 2011/158 karar sayılı dosyasına esas soruşturmanın başlamasına neden olan suç ihbarını gerçekleştiren.... Kule Havayolları A.Ş. vekilinin katılma talebinde bulunurken, 12.02.2010 tarihinde talimat mahkemesine verdiği dilekçesinde, 10.06.2008 tarihli ihbar dilekçelerindeki iddia ve beyanlarına ilaveten, "sanıklar bulundukları makamlarda keyfi tutum ve davranışlarda bulunmayı itiyat haline getirmişler ve birçok şirketi büyük zararlara uğratmışlardır. Yine ekli belgelerde görüleceği gibi kanun ve yönetmeliklere aykırı olarak tamamen keyfi bir kararla eksiklikleri giderildiği halde.... Kule ve Havayolları A.Ş."ye ait uçuş işletme ruhsatı iptal edilmiştir. İnternet sitelerinde ve gazetelerde ruhsat iptalinin altında yatan nedenin bazı taleplerin karşılanmaması olduğu yönünde ciddi söylenti ve haberler vardır." şeklinde iddialarda bulunduğu görülmüştür.
    Dosyanın tümü üzerinde yapılan incelmede, ihbarcı şirketin 30.11.2007 tarihinde düşen uçağın düşmesinden ve 57 kişinin yaşamını yitirmesinden dolayı gerek maddi gerekse cismani bakımdan herhangi bir zarar görmediği, yukarıda içerikleri açıklanan dilekçelerden de bu konuda bir zarar görüldüğünün iddia edilmediği, ihbarcı şirketin kendi uçuş ruhsatlarının iptal edilmesinden dolayı sanıkların görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri yönünde isnatta bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Kamu davasına katılama, 5271 sayılı CMK’nun 237 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kimlerin kamu davasına katılabileceği de yanı yasanın 237/1. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler" yine aynı yasanın 260. maddesinin 1. fıkrasında kanun yollarına kimlerin başvurabileceği düzenlenmiş olup buna göre "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." düzenlemesine yer verilmiştir.
    Yukarıda yapılan tüm açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1525 esas ve 2011/158 karar sayılı dosyası kapsamında suç ihbarında bulunan.... Kule Havayolları A.Ş."nin sanıklar ... ve ..."na atılı görevi kötüye kullanma suçundan zarar görmediği gibi söz konusu suçun müeyyide altına alınmasıyla korunan değerin, kamu idaresinin güvenilir şekilde işleyişinin sağlanması olduğu, bu sebeplerle söz konusu suçtan dolayı açılan kamu davasına katılan sıfatıyla dahil olmanın da mümkün olmadığı, somut durumda Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davası kapsamında ihbar eden şirketin CMK"nun 237/1. maddesi uyarınca katılan sıfatını almasının mümkün olmadığı, dolayısıyla yasanın, katılan ve suçtan zarar görenler için tanıdığı kanun yollarına başvurma hakkını da elde edemeyeceği gözetilmeden Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ihbarcı şirketin dava ve duruşmalara katılan sıfatıyla dahil olması sağlanmıştır.
    Söz konusu usul hataları neticesinde, kovuşturma aşamasında en başta ihbar edenin katılma talebinin reddedilmesi, devamında sanıklar hakkında Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1525 esas ve 2011/158 Karar sayılı kararıyla verilen beraat kararına yönelik ihbar eden vekili tarafından yapılan temyiz talebinin reddedilmesi ve nihayetinde beraat hükmünün kesinleştirilmesi gerektiği gözetilmemiş dosya temyiz incelemesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiş, Özel Daire tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği halde işin esasına girilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19.02.2014 gün ve 2012/12459 esas, 2014/1772 karar sayılı kararının kaldırılması, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/1525 esas - 2011/158 karar sayılı beraat hükmüne yönelik ihbar eden vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 19.06.2018 tarih ve 5234-4507 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;.... Kule Havayolları Anonim Şirketinin sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma ve hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamında;
    Tarhan Kule Havayolları A.Ş. vekilinin söz konusu şirketi ihbar eden olarak nitelendirdiği 10.06.2008 havale tarihli dilekçesi ile sanıklar Ali Arıdıru ve ..."nın Dünyaya Bakış Havayollarının işletme ruhsatını iptal etmeyerek görevlerini kötüye kullandıklarına dair ihbarı üzerine adı geçenler hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından soruşturma başlatıldığı,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.11.2009 tarihinde "Şüphelilerin eylemlerinin 30.11.2007 tarihinde meydana gelen ve 57 kişinin öldüğü uçak kazasında taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek ve ayrıca kazanın meydana gelmesi sonrası yapılan denetimde bulunan eksikliklere rağmen söz konusu şirketin uçuşlarının durdurulması veya işletme ruhsatının askıya alınması tedbirlerinden birisini almamak suretiyle görevi kötüye kullanmak şeklinde iki ayrı bölümde incelenmesi gerektiği, 30.11.2007 tarihli uçak kazasında taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek eyleminin suç yerinin Isparta İli Keçiborlu İlçesi olması sebebiyle bu suç yönünden yetkisizlik kararı verilmesi gerekeceğinden, görevi kötüye kullanmak suçu yönünden ise suç yerinin Ankara olması sebebiyle görevi kötüye kullanmak suçu yönünden ayırma kararı verilmesi gerektiği..." şeklindeki gerekçeyle sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan ayırma kararı verildiği,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.11.2009 tarihinde sanıklara atılı taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçundan Keçiborlu Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararı verildiği, Keçiborlu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezleke üzerine Isparta Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.12.2009 tarih ve 3953-175 sayı ile söz konusu suçtan dolayı sanıklar hakkında Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanıkların taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçundan taksirlerinin bulunmaması gerekçesiyle CMK"nın 223/2-c maddesi gereğince beraatlerine hükmolunduğu, hükümlerin katılanların vekilleri ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 07.03.2016 tarih ve 14323-3470 sayı ile onanmasına karar verildiği,
    Görevi kötüye kullanma suçundan yürütülen soruşturma neticesinde sanıklar ... ve ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.12.2009 tarih ve 55967-34402 sayı ile TCK"nın 257/1 ve 53/5. maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı,.... Kule Havayolları A.Ş."nin ihbar eden olarak gösterildiği, iddianamede suç tarihinin 25.12.2007 olarak belirtildiği, söz konusu iddianame içeriğinde sanıklar hakkında;
    “Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine dosyanın tevdii sonucu düzenlenen bilirkişi kurulu raporunda özetle, 30.11.2007 tarihinden önce 01-02.11.2007 tarihinde Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünce World Focus A.Ş firmasında yapılan denetimin 25.12.2007 tarihinde firmanın işletme ruhsatının dolması gerekçesiyle operasyon denetlemesi adı altında yapıldığı, 60 adet bulguda eksiklik bulunduğu ve işletmenin mevcut işletme ruhsatının yenisi ile değiştirilebilmesi için rapordaki bulgularda belirtilen eksikliklerin giderilmesinin 21.11.2007 tarihli yazıyla ilgili firmaya Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından bildirildiğinin ifade edildiği, 30.11.2007 tarihinde meydana gelen uçak kazası sonrası hava yolu işletmesinin 01-02.11.2007 tarihinde yapılan denetlemedeki bulguları kapattığına dair yazısı üzerine 18-19.12.2007 tarihinde yapılan denetimde 60 bulgudan 42 adedinin kapatılma şeklinin yerinde bulunduğu, geriye kalan 18 bulgunun kapatılma şeklinin yeterli bulunmadığı, ilave 10 bulgunun tespit edilerek eklendiği ve 25.12.2007 tarihli SHGM yöneticilerinin yazısıyla bu eksikliklerin 30 gün içerisinde kapatılmasının ilgili firmadan istendiği, yapılan incelemeler sonucu, uçağın işleticisi olan World Focus A.Ş’nin Ticari Hava Taşıma İşletmeleri Yönetmeliğinin birçok maddesini ihlal ettiği ve denetlemeler sırasında da ihlale devam ettiğinin bildirilmesi üzerine bu eksiklikler sonucu SHGM’nin Ticari Taşıma İşletmeleri Yönetmeliği"nin 42/j bendine göre firmayla ilgili olarak uçuşların durdurulması ya da işletme ruhsatının askıya alınması seçeneklerinden birisini tercih etmesi gerekirken halen firmaya eksikliklerin giderilmesi için süre verilmesinin uygun olmadığının bildirildiği, ayrıca Yönetmeliğin 40. maddesi anlamındaki uçuş güvenliğini tehlikeye düşürecek şüphenin SHGM yöneticilerinde oluşmamasının bilirkişi heyeti tarafından anlaşılamadığı, SHGM yetkilileri tarafından kaza öncesi ve kaza sonrası dahil olmak üzere tespit edilen 70’den fazla bulgunun hiçbirinin uçuş emniyetini engellemeyen ikinci dereceden bulgular olduğu söylense dahi, kazadan sonra verilen ön inceleme raporunda bakımın yetkili olmayan bir bakım şirketine yaptırıldığı, CVR, UFDR, EGPWS gibi sistemlerin uçak üzerinde arızalı olarak uçuşların yapıldığı, kaza öncesi ve kaza sonrasına tekabül eden tarihlerde yapılan ardışık kontrollerde bir evvelki bulguların tamamlanmadığı, hatta yenilerinin eklendiği, bu sırada kaza da gerçekleşmesine rağmen, SHGM’nin hava yolu şirketinin uçuşlarının emniyetli gerçekleştiği hakkında şüphe duymamasını anlamanın mümkün olmadığı, özetle hava yolu şirketinin denetimleri ciddiye almadığı, bakımları yetkisiz bir şirkete yaptırdığı, bu denetimleri yapan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün de bu denetimlerin ciddi olduğunu hissettirmediği, aynı zamanda denetimlerde yetersiz kaldığı, şirketin uçakların bakımı ve işletilmesiyle ilgili konularda kusurlu olduğu, şirket yönetiminde riskli uygulamalar yapıldığı, SHGM’nin ise rutin denetimleri yaptığı, ancak şirketin kusurlarını tespit etmekte ve tedbir almakta başarısız olduğunun bildirilerek, sonuçta uçak kazasının oluşumunda işletici şirket olan Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş’nin 2/3 oranında, SHGM yetkililerinin ise 1/3 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, dolayısıyla alınan bu bilirkişi heyeti raporuna göre gerek kazadan önce, gerek kazadan sonra yapılan SHGM denetimlerinde bulunan eksikliklerin uçuş güvenliğini doğrudan etkileyen eksiklikler olduğu ve buna göre şüphelilerin uçuşların durdurulması veya işletme ruhsatının askıya alınması seçeneklerinden birisini tercih etmesi gerekirken, kaza sonrasında dahi bulunan eksikliklere rağmen, eksiklikleri gidermek üzere ilgili firmaya süre vererek görevlerinin gereklerine aykırı davranıp, firmanın haksız bir şekilde ticari faaliyet yürütmesine devam ederek görevlerini kötüye kullandıkları, şüphelilerin uçak kazasının oluşumu nedeniyle kusurlu görüldükleri konusundaki iddiayla ilgili olarak ise ayırma kararı verilerek 2008/107674 soruşturma, 2009/6111 sayılı 23.11.2009 tarihli yetkisizlik kararı ile taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan dosyanın Keçiborlu C.Başsavcılığına gönderildiği, dolayısıyla kaza sonrası yapılan 18-19.12.2007 tarihli denetim sonrası görevlerinin gereklerine aykırı davranan şüphelilerin görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri anlaşılmış,
    Dosya içerisindeki 21.11.2007 tarih ve B.11.1.SHG.0.14.03.00-36229 sayılı yazıda Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş’ne hitaben işletmeye 12.01.2007 tarihinde verilen ruhsatın geçerlilik süresinin 25.12.2007 tarihinde dolması sebebiyle 01-02.11.2007 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan merkezde operasyon denetlemesi gerçekleştirildiği, hazırlanan görev sonu raporunun ekte sunulduğu, mevcut işletme ruhsatının yenisiyle değiştirilebilmesi için raporda yer alan bulguların giderilerek Genel Müdürlüğe bilgi verilmesinin istendiği, bu yazının Genel Müdür ... tarafından imzalandığı,
    SHGM’nin 25.12.2007 tarih ve B.11.1.SHG.0.14.03.13-39333 sayılı ... imzalı yazısında işletmede 01-02.11.2007 tarihinde ve 18-19.12.2007 tarihlerinde denetim yapıldığı, 01-02.11.2007 tarihlerinde yerinde yapılan denetimlerde tespit edilen 60 adet bulgudan 42 adedinin kapatıldığı, 18-19.12.2007 tarihinde yapılan denetlemede de 10 yeni bulgunun tespit edildiği bildirilerek 18-19.12.2007 tarihinde gerçekleştirilen denetleme sonucunda hazırlanan denetleme raporunun yazı ekinde sunulduğu, açık olan tüm bulguların kapatılması için işletmeye 30 gün süre verildiğinin bildirildiği anlaşılmış olup,
    Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere şüphelilerin Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Yolu İşletmesinde yapılan her iki denetimdeki eksikliklere rağmen bu eksikliklerin uçuş güvenliğini etkilediği ve bu nedenle firmanın faaliyetinin askıya alınması ya da işletme ruhsatının iptal edilmesi gerekirken 30.11.2007 tarihinde meydana gelen uçak kazasından sonra yapılan denetimde de eksiklik bulunmasına karşın ve bu eksikliklerin uçuş güvenliğini etkilemesine rağmen işletme ruhsatını iptal etmeyerek ya da faaliyetini askıya almayarak bu firmanın haksız kazanç elde etmesine sebebiyet verdikleri ve görevlerinin gereklerine aykırı davranarak görevlerini kötüye kullandıkları” şeklinde anlatımlara yer verildiği,
    Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında istinabe suretiyle ifadesine başvurulan.... Kule Havayolları A.Ş. vekilinin 12.02.2010 tarihli oturumda “Katılma talebimiz vardır, şikâyetçiyiz” şeklinde beyanda bulunup mahkemeye sunduğu dilekçesinde “57 kişinin ölümü ile sonuçlanan kazada sanıkların ağır kusuru olduğunu, keyfi tutum ve davranışları ile bir çok şirketi ciddi zarara uğrattıklarını, keyfi karar ile kendi uçuş izinlerini iptal ettiğini...” belirttiği, Yerel Mahkemece 16.06.2011 tarihli oturumda olaydan zarar görme ihtimaline binaen.... Kule Havayolları A.Ş."nin davaya katılan olarak kabulüne karar verildiği,
    Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 12.07.2011 tarih ve 1525-158 sayı ile sanıkların beraatine hükmolunduğu, hükümlerin .... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza 19.02.2014 tarih ve 12459-1772 sayı ile sanıklar hakkında Isparta Cumhuriyet Başsavcılığınca taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak suçundan dava açıldığı ve Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/117 esasına kayıtlı bu davanın hâlen derdest olduğu, bu dosya ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan davaların birleştirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyan Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesince 10.07.2014 tarih ve 232-489 sayı ile dosyanın Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/117 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verildiği, birleştirme kararı sonrasında yargılamaya devam eden Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetlerine hükmolunduğu, mahkûmiyet hükümlerinin sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince hükümlerinin vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verildiği,
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.05.2018 tarihinde katılan ...."nin temyize hak ve yetkisi bulunmadığından bahisle itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
    Anlaşılmıştır.
    Suç tarihi itibarıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddesinde;
    "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır" şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "kazanç" ibareleri "menfaat", birinci fıkrasında yer alan "bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
    Maddenin, uyuşmazlıkla ilgili birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası ise haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
    Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermesi yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.
    Anılan maddenin gerekçesinde; suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar, “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974)
    Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat” kavramların açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
    Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir" şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyeceği, mağduriyet kavramının ekonomik zarar kavramından daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974)
    Kişilere haksız menfaat sağlanması, her türlü maddi ya da manevi yararı ifade eder.
    Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her somut olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp, miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "malen sorumlu" kavramları ile "kamu davasına katılma" kurumu üzerinde de durulması gerekmektedir.
    5271 sayılı CMK"nın 237. maddesinin 1. fıkrasında; “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup hâlinde belirtilmiştir. Bu düzenleme, 1412 sayılı CMUK"nın 365. maddesindeki; “Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir” hükmü ile benzerlik göstermekte ise de yeni hükme, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
    Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” veya “müdahale” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” ya da “müdahil” sıfatını almaktadır.
    Gerek CMK’da, gerekse CMUK’ta kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı hâlinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
    Malen sorumlu; işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “Haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de, bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.289; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703)
    Kamu davasına katılmak için aranan “suçtan zarar görme” kavramı kanunda açıkça tanımlanmamış, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “Suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 tarihli ve 155–80, 04.07.2006 tarihli ve 127–180, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 ile 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; “Dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
    Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak, bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK"nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 tarihli ve 155-80, 22.10.2002 tarihli ve 234-366 ve 21.02.2012 tarihli ve 279–55 ile 15.04.2014 tarihli ve 599-190 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Diğer yandan, özel düzenleme olmadığı durumlarda, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezaî ve hukukî sorumluluklarının doğması halinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere “mağdur” ya da “suçtan zarar gören” sıfatını kazandırmayacağı açıktır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 tarihli ve 41-54; 03.05.2011 tarihli ve 155-80; 09.07.2013 tarihli ve 1339-347; 14.02.2017 tarih ve 95-71; 13.06.2017 ve 157-325 sayılı kararlarında tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."ye 12.01.2007 tarihinde verilen işletme ruhsatının geçerlilik süresinin 25.12.2007 tarihinde dolması sebebiyle 01-02.11.2007 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan şirket merkezinde operasyon denetimi yapıldığı, teknik denetçiler tarafından hazırlanan görev sonu raporunda 60 bulgunun tespit edildiği, Sivil Havacılık Genel Müdürü olan sanık ... tarafından adı geçen şirkete gönderilen yazıda işletme ruhsatının yenisiyle değiştirilebilmesi için söz konusu eksikliklerin giderilerek bilgi verilmesinin istenildiği, Sivil Havacılık Genel Müdür Yardımcısı olan sanık ... imzalı 25.12.2007 tarihli yazıda ise işletmede 18-19.12.2007 tarihlerinde denetim yapıldığı, 01-02.11.2007 tarihlerinde yerinde yapılan denetimde belirlenen 60 bulgudan 42"sinin kapatılıp 10 yeni bulgu tespit edildiği, açık olan tüm bulguların kapatılması için işletmeye 30 gün süre verildiğinin bildirildiği, Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."de yapılan denetimlerde tespit edilen ve uçuş güvenliğini etkileyen bu eksiklikler nedeniyle firmanın faaliyetini askıya almaları ya da işletme ruhsatının iptal etmeleri gereken sanıkların 30.11.2007 tarihinde meydana gelen uçak kazasından sonra yapılan denetimde de eksiklik bulunmasına ve bu eksikliklerin uçuş güvenliğini etkilemesine rağmen işletme ruhsatını iptal etmemek ya da faaliyetini askıya almamak suretiyle görevlerinin gereklerine aykırı davranıp bu firmanın haksız menfaat elde etmesine sebebiyet verdikleri ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla açılan kamu davasında; sanıklar hakkında atılı suçtan dolayı soruşturmanın başlamasına neden olan 10.06.2008 tarihli dilekçede ...."nin kendisini "İhbar eden" olarak nitelendirmesi, yine aynı şekilde sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede de söz konusu şirketin "İhbar eden" olarak belirtilmesi, iddianamede.... Kule Hava Yollarının A.Ş."nin sanıkların eylemleri neticesinde doğrudan zarar görüp mağduriyete uğradığına ilişkin herhangi bir anlatım bulunmaması, aksine Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."nin haksız kazanç elde etmesine sebebiyet verildiğinin belirtilmesi, .... vekilinin ihbar ve kovuşturma evresinde sunduğu dilekçelerde de kendi şirketinin uğramış olduğu bir zarardan söz etmeyip Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."de tespit edilen eksikliklere rağmen söz konusu şirketin işletme ruhsatının askıya alınması ya da iptal edilmemesi suretiyle sanıkların görevlerini kötüye kullandıklarını iddia etmesi, Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."nin işletme ruhsatı iptal edilmemesi ya da faaliyetinin askıya alınmaması neticesinde .... bünyesindeki uçaklarının başka firmalarca kiralanmasının önüne geçildiği ve bu şekilde söz konusu şirketin muhtemel kazançlardan yoksun bırakılıp maddi anlamda zarara uğratıldığı ileri sürülebilir ise de bu zararın doğrudan değil dolayısı ile uğranılabilecek bir zarar kapsamında bulunması ve bu nitelikteki dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın da mümkün olmaması karşısında; görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan zarar görmeyen ...."nin, davaya katılma ve bu suçtan kurulan hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunmadığı, dolayısıyla Özel Dairece .... vekilinin dilekçesi doğrultusunda temyiz incelemesi yapılmasının usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne ve ...."nin verilen hükümleri temyiz etme hakkının bulunmadığına karar verilmelidir.
    ...."nin verilen hükümleri temyiz etme hakkının bulunmadığı sonucuna ulaşılmasından sonra bazı Genel Kurul Üyeleri tarafından kazada ölenlerin yakınlarının sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının buna bağlı olarak tevdi kararı verilmesinin değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmesi üzerine oluşan uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanıklar hakkında 30.11.2007 tarihinde meydana gelen uçak kazasından sonra Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."de yapılan ve 19-20.12.2007 tarihlerinde gerçekleştirilen denetimde, 01-02.11.2007 tarihlerini kapsayan denetim sonucu tespit edilen bulgulardan 18"inin hâlen kapatılmadığı gibi 10 adet yeni bulgunun daha tespit edilmesi ve bu bulguların da uçuş güvenliğini etkilemesine rağmen sanıkların söz konusu şirketin işletme ruhsatını iptal etmemek ya da faaliyetini askıya almamak suretiyle görevlerinin gereklerine aykırı davranıp Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."nin haksız menfaat elde etmesine sebebiyet vererek görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla kamu davası açılması, sanıklara atılı eylemin bu şekilde anlatıldığı iddianamede suç tarihinin, 19-20.12.2007 tarihinde yapılan denetimde tespit edilen bulguların giderilmesi için söz konusu şirkete 30 günlük süre verildiğine ilişkin bildirimin yapıldığı 25.12.2007 olarak gösterilmesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı üzerine Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesine taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan açılan davası sonucunda verilen sanıkların beraatlerine ilişkin hükümlerin, söz konusu kazada ölenlerin yakınlarının vekilleri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince onanmasına karar verilmesi ve bu durumun denetimlerde tespit edilen eksiklikler ile kazanın meydana gelmesi arasında uygun bir illiyet bağı bulunmadığının kesin olarak ortaya konulduğunu göstermesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında sanıkların eylemleri neticesinde kazada ölenlerin yakınlarının mağduriyetine ne şekilde neden olunduğuna ilişkin hiçbir anlatıma yer verilmediği gibi aksine sanıklar tarafından gerçekleştirilen eylem neticesinde Dünyaya Bakış Hava Taşımacılığı A.Ş."nin haksız menfaat elde etmesine sebebiyet verildiğinin belirtildiği, kazadan sonra yapılan denetimde tespit edilen eksiklikler nedeniyle söz konusu şirketin işletme ruhsatının iptal edilmemesi ya da askıya alınmaması neticesinde kazada ölenlerin yakınlarının haklarının ihlal edildiğinden veya çıkarlarının zedelendiğinden söz edilemeyeceği, diğer bir deyişle kazadan sonra yapılan denetimde tespit edilen eksiklikler ile kazada ölenlerin yakınlarının hakları veya çıkarları arasında herhangi bir illiyet bağının kurulamayacağı, kişilerin kendilerini sübjektif olarak haksızlığa uğramış hissetmelerinin, görevi kötüye kullanma suçunda tanımlanan mağduriyetin varlığı için yeterli olmayacağı, dolayısıyla bu kimselerin objektif olarak suçtan doğrudan doğruya zarar gördüklerinin kabul edilemeyeceği, kazada ölenlerin yakınlarının sanıklar hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasına iştirak edip katılan sıfatını aldıkları, bu bağlamda anılan davada CMK"nın 234 ve 239. maddelerinde düzenlenen haklarını kullanarak tüm iddia ve yakınmalarını ileri sürdükleri, sanıklar hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen beraat hükümlerini temyiz ettikleri, temyiz sebeplerinin Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından incelenip değerlendirildiği, dolayısıyla herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ile savunmalarını ileri sürmesi şeklinde tanımlanan ve Anayasanın 36. maddesinde hüküm altına alınan hak arama hürriyetinin ihlal edildiğinin de ileri sürülemeyeceği, bu nedenle kazada ölenlerin yakınlarının görevi kötüye kullanma suçu bakımından sanıklar hakkında açılan kamu davasına katılma haklarının ve katılan sıfatına haiz olamamaları nedeniyle hükümleri temyiz etme hak ve yetkilerinin bulunmadığı anlaşıldığından, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.07.2011 tarihli ve 1525-158 sayılı sanıkların beraatlerine dair hükümlere ilişkin gerekçeli kararın kazada ölenlerin yakınlarına tebliğ edilmesine ve bu amaçla dosyanın Yerel Mahkemeye tevdi edilmesine gerek olmadığı kabul edilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Uçak kazasında ölenlerin yakınlarının Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yöneticileri olan sanıklara atılı görevi kötüye kullanma suçunda kamu davasına katılma hak ve yetkilerinin bulunmadığı yönündeki sayın çoğunluğun kararı yerinde değildir. Şöyle ki;
    Görevi kötüye kullanma suçu TCK m.257’ye göre; "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal ya da gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
    Maddenin gerekçesinde ise "kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamakta olduğu, bu nedenle görevin gereklerine aykırı davranışın belirli koşulları taşıması halinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zarara neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlaması halinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir" şeklinde bir düzenleme getirerek görevi kötüye kullanma suçunun temel noktaları üzerinde açıklama yapılmıştır.
    Görüldüğü gibi TCK"nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu "zarar suçu" haline getirilerek "kişilerin mağduriyetine neden olma", "kamu zararına neden olma" veya "kişilere haksız bir menfaat sağlama" koşullarına bağlanmıştır.
    Görevi kötüye kullanma suçunun mağdurunun suçla korunan hukuki menfaat ve suçun düzenlendiği bölüm de dikkate alındığında ilk olarak kamu idaresi olduğu ifade edilebilir. Ancak görevi kötüye kullanma suçunun diğer mağduru ise suçtan zarar gören kişilerdir. Madde içerisinde kişilerin mağduriyeti ifade edildiğinden burada belirli kişiler de mağdurdur. Bu nedenle zarar gören gerçek kişiler bu suçun mağduru olabilir.
    Nitekim CGK 2012/4 MD-1283 2014/430 sayılı kararında aynı sonuca ulaşılmış görevi kötüye kullanma suçunda zarar gören gerçek kişileri mağdur olarak kabul etmek suretiyle katılan sıfatıyla yaptıkları temyiz davası başvurusu reddedilmemiştir.
    CMK"nın 260. maddesinin ilk fıkrasına göre; "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre....... katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" denilmek suretiyle katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların kanun yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir.
    Yine CMK"nın 35. maddesinin 2. fıkrasına göre; temyiz mahkemesince temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı olanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur.
    Somut olayımızda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı"nca açılan kamu davasında, .... vekilleri tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı"na yapılan şikayet ve ihbarları doğrultusunda 30.11.2007 tarihinde meydana gelen ve 57 kişinin öldüğü uçak kazasından 28 gün önce Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü"nce uçağın işleticisi olan World Focus Hava Yolları"nda denetim yapıldığı ve bu denetim sonucu düzenlenen raporda şirketin 60 ayrı konuda eksikliğinin bulunduğu, bu nedenlerle işletme ruhsatının iptal edilmesinin talep edilmesine rağmen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından iptal işlemlerinin yapılmadığı ve eksikliklerin giderilmesi için şirkete süre tanındığı, daha sonra yapılan denetimde ise 28 eksikliğin tamamlanmamasının yanında ayrıca 17 eksikliğin daha tespit edildiği, uçak kazasının tarihi dikkate alındığında söz konusu eksikliklerin giderilmemesinin olayın meydana gelmesinde etkili olup buna sorumluluğu gereği meydan veren sanıkların cezalandırılması gerektiğinin belirtildiği ve bu doğrultuda sanıkların görevini kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilerek sevk maddeleri doğrultusunda cezalandırılmaları talep olunmuştur.
    Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yöneticileri olan sanıklar ... ve ..."nun beraatına karar verilmiştir.
    İddiname içeriğine göre 30.11.2007 tarihinde meydana gelen ve 57 kişinin öldüğü uçak kazasının tarihi dikkate alındığında söz konusu eksikliklerin giderilmemesinin olayın meydana gelmesinde etkili olduğu yönünden tespitler yapılması karşısında, uçak kazasından ölenlerin yakınlarının suçtan doğrudan zarar gördükleri veya zarar görme ihtimallerinin bulunduğu dolayısıyla temyiz kanun yoluna başvuru hakları bulunduğu ve kararın tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması yönünden tevdi kararı verilmesi gerekirken, kazada ölenlerin yakınlarının görevi kötüye kullanma suçunda kamu davasına katılma hak ve yetkilerinin bulunmadığı yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum." düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanıklar ... ile ... hakkında; Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda 12/07/2011 tarihinde verilen beraat kararı, ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda 19/02/2014 tarihinde her iki sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasından sonra, yerel mahkeme tarafından, aynı dava ile irtibatlı bulunan Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/117 E sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, sanıklar lehine olarak suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ..."nin temyiz hakkı bulunmadığından bahisle Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesinin 19/02/2014 tarih, 2012/12459 E-2014/1772 K sayılı bozma kararına itiraz edilmesi üzerine Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile ..."nin temyiz yetkisinin bulunmadığı hususunda aramızda herhangi bir görüş ayrılığı mevcut olmamasına karşın; kazada ölenlerin yakınlarına herhangi bir ihbarda bulunulmaması nedeniyle gerekçeli kararın ölenlerin mirasçılarına tebliğ edilmesi ve buna bağlı olarak taraf teşkili yapılmadan Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinin hukuken geçersiz olduğu hususunda aramazda uyuşmazlık doğmuştur.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun, sanıklar hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan açılan kamu davasına ölenlerin yakınlarının doğrudan doğruya zarar görmediği yönündeki kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle CMK"nın 234 ve 237 maddelerinin ilgili bölümleri açıklanarak; "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "malen sorumlu" kavramları ile "kamu davasına katılma" kurumu üzerinde de durulması gerekmektedir.
    Madde 234 - (1) Mağdur ile şikâyetçinin hakları şunlardır:
    a) Soruşturma evresinde;
    1. Delillerin toplanmasını isteme,
    2. Soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet savcısından belge örneği isteme,
    3. (Değişik altbent: 24/07/2008-5793 S.K./40.mad) Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
    4. 153 üncü Maddeye uygun olmak koşuluyla vekili aracılığı ile soruşturma belgelerini ve elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceletme,
    5. Cumhuriyet savcısının, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkını kullanma.
    b) Kovuşturma evresinde;
    1. Duruşmadan haberdar edilme,
    2. Kamu davasına katılma,
    3. Tutanak ve belgelerden vekili aracılığı ile örnek isteme,
    4. Tanıkların davetini isteme,
    5. (Değişik altbent: 24/07/2008-5793 S.K./40.mad) Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
    6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma.
    (2) Mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.
    (3) Bu haklar, suçun mağdurları ile şikâyetçiye anlatılıp açıklanır ve bu husus tutanağa yazılır.
    5271 sayılı CMK"nun 237/1. maddesinde; "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler" hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme 1412 sayılı CMUK"nun 365. Maddesindeki; "Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir" hükmü ile paralellik göstermekte ise de yeni düzenlemeye, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
    Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada "davaya katılma" veya "müdahale" denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi "katılan" ya da "müdahil" sıfatını almaktadır.
    Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, gerekse 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin "suçtan zarar görmesi" şartı aranmış, ancak kanunda "suçtan zarar gören" ve "mağdur" kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, "mağdur", "suçtan zarar gören" ve "malen sorumlu olan" kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
    Malen sorumlu; işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
    Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, "haksızlığa uğramış kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen - A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Ankara, 2013, s.211-215; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara, 2013, s.107-109; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703)
    "Suçtan zarar görme" kavramı gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; "dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez" şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
    Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
    "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
    Somut olayımızı ilgilendiren kanuni düzenlemelerde geçen kavramların açıklanmasından sonra bu kavramların aşağıda örnek olarak açıklanan içtihatlarda nasıl karşılık bulduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2014/430 K sayılı ilamında;
    Kanuna aykırı bu davranışın, cezai sorumluluğu gerektirip gerektirmediği hususuna gelince; sanığın görevini gereği gibi yapmakta ihmal gösterme eylemi ile doğrudan bağlantılı olarak objektif ölçülere uygun bir biçimde tespit edilmiş ekonomik bir zarar oluşmadığına göre, eylemleriyle kamunun zarara uğratıldığından söz edilemeyecektir. TCK"nun 257. maddesinde 6086 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle getirilen ve "haksız kazanç" kavramını da ihtiva eden "kişilere haksız menfaat sağlandığı" konusunda belirleme bulunmadığından ve bu konuda bir iddia ileri sürülmediğinden, "kişilere haksız menfaat sağlanması" unsurunun da gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Bununla birlikte, kendisine tevdi edilen soruşturma dosyalarıyla ilgili yasal işlemleri zamanında yerine getirme konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermeyip, tarafların mağduriyetine neden olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. Suça konu dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin kanuni haklarını elde etmeleri uzun süre gecikmiş, soruşturmaların normal süresinde sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuki durumları askıda tutularak, şartları varsa bir an önce aklanma imkanının önüne geçilmiştir. Cumhuriyet savcısı olan ve kendisine tevdi edilen soruşturma dosyalarında hakkında işlem başlatılan şüphelilerin makul sürede karar verilmemesi nedeniyle mağdur olduklarının açık olduğu gibi aynı soruşturmalardaki şikayetçi, suçtan zarar gören veya mağdurların da, sanığın fiilinden mağdur oldukları, buna göre "şahsi haklarının ihlal edildiği" ve kişi mağduriyetinin gerçekleştiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.
    Buna göre, somut olayda görevi kötüye kullanma suçunun "kişilerin mağduriyeti" unsuru gerçekleştiğinden, bir suç işleme kararıyla bazıları tutuklu olmak üzere birçok dosyada ya hiç bir işlem yapmamak ya da yapılması gereken işlemleri geç yerine getirmek biçiminde gerçekleşen ve kişilerin mağduriyetine neden olan fiillerin, zincirleme şekilde ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve Özel Dairece sanığın, 5237 sayılı TCK"nun lehe kabul edilen 6086 sayılı Kanun ile değişik 257/2 ve 43/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesinin isabetli olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, sanığın ve katılanlar vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan her iki hükmün de onanmasına karar verilmelidir.
    Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin 2016/12604 K
    Tüm bu belirlemeler karşısında; sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında, her ne kadar dosyada içeriğine göre sanığın kusurlu eylemi ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı net olarak tespit edilememiş ise de, sanığın, ölenin olay gecesi saat 02.35 te hastaneye ilk müracaat ettiğinde şikayetlerini ayrıntılı dinleyip, kol ve göğüs ağrısı şikayeti bulunduğunu da göz önüne alarak, Adli Tıp raporunda da belirtildiği üzere şikayetleri ile uyumlu tetkiklerini yaptırması, müşahadeye alıp takip etmesi, dahiliye veya kardiyoloji konsültasyonlarını istemesi gerekirken, bunları yapmamak şeklindeki eksik ve kusurlu eyleminin TCK"nın 257/2. maddesindeki ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilerek, sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu sanığın kusuru bulunmadığından ve taksirle öldürme suçunun görevi kötüye kullanma suçuna dönüşemeyeceğinden bahisle yazılı şekilde beraatine karar verilmesi;
    Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak Bozulmasına;
    Yargıtay yüksek 12. Ceza Dairesinin 2016/3740 K sayılı ilamında;
    19/03/2014 günlü bozma ilamımızda belirtildiği üzere sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, TCK"nın 257/2. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, müteveffanın ölüm sebebinin tespit edilememesi nedeniyle beraatine karar verilmesi,
    Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca, hükmün isteme uygun olarak Bozulmasına,
    Yargıtay Yüksek 11 Ceza Dairesinin 2012/18901 K sayılı ilamında;
    Sanık Şaban Okyay"ın, PTT"de dağıtıcı olarak görev yapan diğer sanık Metin Gök"ü azmettirerek, hakkında icra takibi yaptığı katılanın, ödeme emrini 13.07.2001 tarihinde tebliğ ettiğini gösteren gerçek tebliğ mazbatasının yerine 12.07.2001 tarihli olarak "sahte tebligat mazbatası" düzenlettirip icra dosyasına koyduğunun iddia edilmesi karşısında; sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nun 339/1. (5237 sayılı TCK.nun 204/2) maddesinde düzenlenen "memurun resmi belgede sahteciliği" ve bu suça "azmettirme" suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgı sonucu sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
    Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca Bozulmasına,
    Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesinin 2015/15038 K sayılı ilamında;
    Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin Onanmasına,
    Yargıtay yüksek 19. Ceza Dairesinin 2017/7093 K sayılı ilamı;
    I- Bandrol yükümlülüğüne aykırılığa ilişkin eyleme ve yükletilen suça ve düşme kararına yönelik katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, Temyiz Davasının Esastan Reddiyle Hükümlerin Onanmasına,
    Yukarıda örnek olarak açıklanan içtihatlarda gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse özel daireler tarafından yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlar doğrultusunda, görevi kötüye kullanmak suçundan verilen kararlar, katılanların temyizi üzerine incelenirken, muhalefete konu uyuşmazlıktaki görüşümüz çok net bir şekilde desteklenmiştir. Yargıtayın çok uzun yıllara dayanan içtihatlarında; suçun mağduru ile zarar göreni arasında ayrım yapılmasına karşın, suçtan zarar görenlerin temyiz hakkının bulunduğu tereddütsüzce kabul edilerek mahkemeye erişim hakkı hiç bir zaman kısıtlanmamıştır. Örneğin, bandrol yükümlülüğüne aykırı davranış suçunda suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireyler olmasına karşın, eseri bandrolsüz bir şekilde çoğaltılan şahıslarında suçtan zarar gördükleri kabul edilerek temyiz haklarının bulunduğu gerek Yargıtay 7 ve 19. Ceza Dairelerinin gerekse Yargıtay Ceza Genel Kurulunun içtihatlarında çok net bir şekilde vurgulanmıştır. Yine kamu güvenliğine karşı işlenen suçlar bölümünde sahtecilik suçundan dolayı dava açılmasına karşın, gerek sahtecilik suçundan kurulan hükümler gerekse yargılama sonucunda görevi kötüye kullanmak suçuna dönüşen hükümler, suçtan zarar görenlerin temyizi üzerine incelenirken, sahtecilik suçunun kamu güvenliğine karşı işlenen suçlardan olduğundan bahisle bu eylemlerden zarar görenlerin suçun mağduru olmadıklarından bahisle temyiz talebinin reddine dair herhangi bir karara rastlanılmamıştır.
    Bir eylemden dolayı suçtan zarar görenlerin tespitinde, yargılamanın dayanığını teşkil eden iddianamede sınırlarının çizilmesi suretiyle yargılamaya konu edilen eyleme bakılarak suçtan doğrudan doğruya zarar görenler ile suçun mağdurlarının ve buna bağlı olarak temyiz hakkının bulunup bulunmadığının tespiti gerektiği hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksama bulunmamasına karşın, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından, iddianamedeki anlatıma göre değil, yargılama sırasında sanıkların eylemleri ile ölüm olayı arasında illiyet bağının bulunmadığından bahisle görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı hayatını kaybedenlerin yakınlarının suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri kabul edilerek yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara aykırı davranıldığı gibi suçtan doğrudan doğruya zarar görenlere temyiz hakkı tanınmayarak Anayasanın 36. maddesinde tanımlanan mahkemeye erişim hakları da dolaylı olarak ihlal edilmiştir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak etmemekle birlikte, bir an için somut olayımızda görüşünün doğru olarak kabul edilmesi halinde dahi iddianamedeki anlatıma göre kaza tarihine kadar uçuş güvenliğini tehlikeye düşüren 60 kusurun giderilmesinden önce uçağın uçuşunun engellenmemesinden ibaret olayda ölenlerin yakınlarının suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri asla söylenemez. Sanıkların uçuş güvenliğinin sağlanmasına başka bir deyişle kusurların giderilmesine kadar uçuşlara engel olabilecek pozisyonda olup olmadıkları ayrıca tartışılabilir. Bunun tartışmaya yetkili merci ise soruşturma aşamasında soruşturma makamı, yargılama aşamasında ise mahkemedir. Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen iddianamede; uçuş güvenliğini etkileyen kusurları tespit eden sanıkların uçuş iznini iptal ettirmediklerinden dolayı sorumlu tutulmalarına karşın, yargılama faaliyetinin sonucunda; sanıkların eylemleri ile kaza arasında illiyet bağının bulunmadığı sonucuna ulaşılması ölenlerin mirasçılarının temyiz hakkını etkilemesi düşünülemez. Böyle bir kabulde mahkemenin ulaştığı sonuca göre temyiz hakkının bulunup bulunmadığı belirlenmesi gerekir ki ! Bunun yerleşik uygulamalara aykırı olacağı gibi "Hukuk Devleti" ilkesiyle de bağdaşmayacağı açıktır. Somut olayımızda iddianamedeki anlatıma göre kaza anına kadar sanıkların eylemlerin TCK"nın 85/2 maddesi kapsamında da değerlendirmek mümkün olabilirdi. Nitekim aynı olaya istinaden Isparta Ağır Ceza Mahkemesine açılan davada; sanıkların TCK"nın 85/2. maddesi uyarınca cezalandırılmaları talep edilmiştir. Yargılama sonucunda sanıkların eylemleri ile ölüm olayları arasında illiyet bağının bulunmadığına karar verilirken, Isparta Ağır Ceza mahkemesi tarafından ölüme sebebiyet vermek suçundan dolayı verilen beraat kararının kazada hayatını kaybedenlerin mirasçıları tarafından temyiz edilemeyeceği asla ileri sürülmemiştir. Hatta Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından kazada hayatını kaybedenlerin yakınlarının temyizine istinaden temyiz incelemesi yapılmıştır. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşünün ceza muhakemesi hukukunun ruhu ile de bağdaşması mümkün değildir. Örneğin hırsızlık suçundan dolayı haklarında dava açılan sanıkların, hırsızlık suçunun işlendiği tarihte cezaevinde olduklarının çok net bir şekilde tespit edilmesi yada adı geçen sanıkların kimliklerinin gerçek suçu işleyen sanıklar tarafından kullanılması durumunda, yerel mahkemece verilen beraat kararını suçun mağduru yada zarar göreninin temyiz etme hakkının bulunmadığı söylenebilir mi ?, yada görevini ihmal ettiğinden bahisle hastanın ölümüne sebebiyet verdiği iddia edilen doktorun, yargılama sürecinin sonunda eyleminin görevi ihmal yada kötüye kullanmak şeklinde nitelendirilmesi halinde hayatını kaybeden hasta mirasçılarının temyiz hakkının bulunmadığını söylemek mümkün olabilir mi ?. Böyle bir kabulde; iddianamede anlatılan olaya göre doğrudan doğruya zarar gördüğü kabul edilerek katılmasına karar verildiği için yargılama sürecini başından sonuna kadar takip eden kişinin, yargılama faaliyetinin sonunda; suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği kabul edilerek temyiz etme hakkının bulunmadığını kabul etmek anlamına gelir ki! yargılama faaliyetinin sonunda verilen pek çok beraat kararının mağdur yada suçtan zarar görenler tarafından temyiz edilememesi ve buna bağlı olarak hak kayıplarının yaşanacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
    Yukarıdaki içtihadın maddi gerçeğe ulaşmayı en ideal bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesinin temel ilkelerine, hukuk devletinin olmazsa olmazını teşkil eden kanunların anası konumundaki Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine ve yıllardır tereddütsüzce uygulandığı için yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara aykırı olacağı açıktır.
    Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, yerel mahkemece sanıklar hakkında yapılan yargılama sırasında; iddianamedeki anlatıma göre kazada hayatını kaybedenlerin mirasçıların doğrudan doğruya suçtan zarar görmelerine karşın, davadan haberdar edilmedikleri gibi gerekçeli kararında tebliğ edilmemesi karşısında; taraf teşkili yapılmadan suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ... vekilinin temyizi üzerine inceleme yapan Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesi tarafından verilen 19/02/2014 tarihli kararın hukuken geçersiz olduğu kabul edilerek, kazada hayatını kaybedenlerin mirasçılarına tebligat yapılması gerekirken, kazada hayatını kaybedenlerin yakınlarının doğrudan doğruya zarar görmediklerinden bahisle hükmü temyiz yetkilerinin bulunmadığından bahisle gerekçeli kararın tebliğine gerek olmadığı yönündeki Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;.... Kule Havayolları Anonim Şirketinin sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma ve hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı ile kazada ölenlerin yakınlarının sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak tevdi kararı verilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konuları bakımından KABULÜNE;
    2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 19.02.2014 tarihli ve 12459-1772 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
    3- Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.07.2011 tarihli ve 1525-158 sayılı, sanıklar hakkındaki beraat hükümlerine yönelik olarak görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçu takip etme görevi de bulunmayan.... Kule Havayolları Anonim Şirketinin temyiz isteminin REDDİNE ve kazada ölenlerin yakınlarının sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma hak ve yetkisi olmadığı ve buna bağlı olarak gerekçeli kararın tebliği için TEVDİ KARARI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,.... Kule Havayolları Anonim Şirketinin sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma ve hükümleri temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından 21.02.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede oy birliğiyle, kazada ölenlerin yakınlarının sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarına katılma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının buna bağlı olarak tevdi kararı verilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden 21.02.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 05.03.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.


    1-21.02.2019 tarihli oturum



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi