20. Hukuk Dairesi 2013/8878 E. , 2014/908 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve müdahil Orman Yönetimi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, ... Köyü 131 parselin öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden iken, 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması ile orman rejimi dışına çıkarıldığını iddia ederek, davalılar adına kayıtlı tapunun iptali ile Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemenin, 27.09.2005 tarih ve 2004/216 E.- 2005/274 K. sayılı kararı ile 24.01.2005 tarihli bilirkişi raporunda (A) harfi ile işaretli 1671 m2"lik bölüme yönelik davanın reddine, (B) harfi ile işaretli 2641 m2 bölüm hakkıdaki davanın kabulüne, bu bölümün tapusunun iptali ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, Hazine ve Orman Yönetimi tarafından hüküm temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 28.09.2006 gün ve 2006/10566-12220 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; " 1995 yılında 2896 sayılı Kanuna göre yapılan aplikasyonun ilk tahdide uygun olmadığı, mahkemece önceki bilirkişiler dışında üç uzman orman mühendisi ve harita mühendisi ile yapılacak keşifte 3116 sayılı Kanuna göre yapılan orman tahdidine ait harita ve tapulama paftası ölçekleri denkleştirilerek sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 4 ya da 5 orman tahdit sınır (OTS) noktasını gösterecek biçimde çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumunun duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması; bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmesi; çekişmeli taşınmaza kuzeyden ve güneyden komşu 130 ve 165 parsellerin Orman Yönetimince açılan kadastro tesbitine itiraz davaları sonunda hükmen orman niteliği ile tapu kütüğüne tescil edildikleri ve sözü edilen kadastro mahkemesinin 1972/157, 1972/257 sayılı dosyalarda hazırlanan uzman bilirkişi raporlarında orman kadastro sınırının yine ... yolunu takiben geçtiğinin gözönünde bulundurulması" gereğine değinilmiştir.
Yargıtay bozma kararı sonrası, mahkemece, 3402 sayılı Kanunun 12. maddesi gereğince davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş, davacı Hazine ve müdahil Orman Yönetimi tarafından hüküm temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26.10.2009 gün ve 2009/13106-15738 E.K. sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; "taşınmazın 1939 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunun sınırları içinde ve tapu sicilinde orman niteliğiyle kayıtlı ve Hazinenin mülkiyetinde kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 sayılı Kanunun 46/2 ve 3402 sayılı Kanunun 22/1. maddeleri gereğince
- 2 -
ikinci kadastronun yolsuz (T.M.K’nun 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.K.’nun 1026. (E.M.K. 934 - İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığından mahkemece işin esasına girilerek uyulan bozma kararı gereğince tarafların toplanan ve toplanacak delillerden sonra sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiştir.
Yargıtay bozma kararı sonrası yukarıdaki esasa kaydı yapılan dosyada mahkemece taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında kaldığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve müdahil Orman Yönetimi vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, 1939 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalıp, nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkarılan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1939 yılında yapılan ilk orman kadastrosu ve 1995 yılında yapılıp kesinleşen 3302 sayılı Kanunun 4. maddesine göre aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile 1970 yılında kesinleşen arazi kadastrosu vardır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, tapulu 2/B alanlarına ilişkin olarak 6292 sayılı Kanunun 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; " Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir." hükümünün yer aldığı; somut olayda, Hazine tapuda gerçek kişi adına kayıtlı olan taşınmazın 2/B madde kapsamında kalması nedeniyle tapu kaydının iptalini istediğine göre, Hazinenin 6292 sayılı Kanunun 7/1- a maddesinin uygulanacağı ve buna göre; Hazinenin açılan davadan vazgeçmiş sayılacağının kanunun âmir hükmü gereği olduğu, buradaki vazgeçmenin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307. maddesi ve devamında düzenlenen teknik anlamda bir " davadan feragat" olmayıp, kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı kendine özgü ( davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçme olduğu, bu nedenle mahkemece, davacının 6292 sayılı Kanun gereğince davadan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de bu yanılgının giderilmesi hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün birinci bendinde yazılı "davanın reddine" ibarelerinin hükümden çıkarılarak; yerine " Hazinenin 6292 sayılı Kanun gereğince davadan vazgeçmiş sayılmasına" ibaresi yazılmak suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 21/01/2014 gününde oy birliği ile karar verildi.