
Esas No: 2015/113
Karar No: 2019/67
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/113 Esas 2019/67 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 238-777
Sanık ... hakkında hakaret suçundan 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine ilişkin İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.12.2011 tarihli ve 238-777 sayılı hükme yönelik Adalet Bakanlığının 29.03.2013 tarihli ve 20946 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19.04.2013 tarihli ve 131889 sayılı ihbarnamede;
"Dosya kapsamına göre; İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2007 tarihli ve 2004/1172 esas, 2007/144 sayılı kararı ile, katılan sanık ..."ın, diğer katılan sanık ..."a yönelik hakaret suçundan 770,00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın temyizi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 16.03.2011 tarihli ve 2009/3175 esas, 2011/3454 sayılı kararı ile, 5271 sayılı Kanun"un 231/12. maddesinde yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir." hükmü gereğince kararın temyiz kabiliyeti bulunmadığından ve ancak itiraz yolu açık bulunduğundan itiraz merciince karar verilmek üzere dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine ilişkin karar verilmesi ve bu hüküm açısından Yargıtayın bozma yönünde herhangi bir kararının bulunmaması, yine dosyanın itirazen incelenmek üzere gönderildiği İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince itirazın reddine dair, kesin nitelikteki 04.05.2011 tarihli ve 2011/539 değişik iş sayılı kararın verildiğinin anlaşılması karşısında, katılan sanık ... yönünden verilen bu hükmün kesinleşmesine karşın yazılı şekilde davanın zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle düşürülmesine karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 12.06.2014 tarih ve 15866-21484 sayı ile;
"5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK"nın 325. maddesinde; ‘Hüküm, cezanın tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı sanık lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunmamış olan diğer sanıklara da tatbiki kabil olursa bu sanıklar dahi temyiz talebinde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından istifade ederler.’ hükmü düzenlenmiş,
5271 sayılı CMK’nın 306. maddesinde ise; ‘(1) Hüküm, sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanması olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar.’ hükümlerine yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde ise bozmanın sirayeti şu şekilde ifade edilmiştir; ‘Mahkemece verilen hüküm, temyiz etmeyen sanık yönünden kesinleşir ve infaz edilebilir hâle gelir. Kural bu olmakla beraber aynı mahkemece aynı hükümle cezalandırılan sanıklar hakkında birbiriyle çelişen sonuçların doğmasının önlenmesi, adalet düşüncesiyle ve bazı koşullarda Yargıtay’ın bozma kararından temyiz etmeyen sanıkların da yararlandırılması uygun görülmüştür.’
Yukarıda yer verilen kanuni düzenlemeler ve madde gerekçesine göre, bozmanın sirayetinden söz edilebilmesi için, birden çok sanığın aynı hükümle cezalandırılması, eylemler arasında bağlantı olması, hükmün cezanın belirlenmesinde hukuka aykırılık nedeniyle sanık yararına bozulması ve bu bozmanın hükmü temyiz etmeyen veya kendileriyle ilgili temyiz bulunmayan sanıklara da uygulanma olanağına sahip olması gerekecektir.
İnceleme konusu somut olayda; İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.02.2007 tarihli kararıyla sanık ..."in hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, aynı kararda sanık ... hakkında ise yaralama suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, kararın her iki sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 16.03.2011 tarihli ilamıyla, sanık ... hakkında kurulan hükmün itirazı kabil olması nedeniyle mahalline iadesine, sanık ... yönünden ise bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararı sonrası sanık ... hakkındaki kararın, itirazen incelenmek üzere İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, bu mahkemenin 04.05.2011 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilerek kesinleştirildiği görülmektedir. Ancak mahkemece bozma sonrası yapılan 21.12.2011 tarihli celsede, bozma ilamına uyulmadan önce dosyanın itirazen incelenmek üzere Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, bu durumun usule aykırı olduğu dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesinin kararının yok hükmünde olduğu belirtilerek, sanık ... de yargılamaya dahil edilmek suretiyle her iki sanık hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmiştir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma kararının sanık ..."a ilişkin olması nedeniyle, yalnızca bu sanık hakkında yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulması gerekirken, hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşen ve 5271 sayılı CMK"nın 231/11. maddesi uyarınca, kararın yeniden ele alınması için gerekli olan (denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması) koşulları oluşmadığı halde, sanık ..."in de bu yargılamaya dahil edilerek, hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hukuken geçersiz niteliktedir.
Sonuç olarak, sanık ... hakkında aynı eylemle ilgili olarak, hem kesinleşmiş nitelikte hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, hem de zamanaşımı nedeniyle düşme kararı bulunmaktadır. Sonradan verilen hukuken geçersiz nitelikteki düşme kararının yok hükmünde olduğu belirtilerek, kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmesi durumunda, bu karar şeklen varlığını koruyacak ve infaz, adli sicil kayıtlarının oluşumu gibi hususlarda tereddüt ve karışıklığa neden olabilecektir. Bu nedenle kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hukuken geçersiz nitelikteki düşme kararının bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.07.2014 tarih ve 131889 sayı ile;
"Bir karar ya da hükmün kanun yolu incelemesine konu olabilmesi için hukuken geçerli bir karar olması gerekir. Geçerliliği bulunmayan, yok hükmündeki kararlara karşı olağan yasa yollarına başvurulamayacağı gibi olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna da başvurma olanağı bulunmamaktadır. Hâkim veya mahkemenin, yargılama evresi sonucunda tesis ettiği karar ya da hüküm, kanun yolu incelemesi ile ortadan kaldırılmadıkça veya yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü söz konusu olmadıkça aynı davaya bakma imkânı olmadığı halde, mahkemenin, yeniden dosyayı ele alarak verdiği karar ya da hüküm hukuken geçersizdir. Bu hüküm veya karar, olağan yasa yolu olan itiraz, istinaf ve temyiz kanun yoluna konu olamayacağı gibi olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna da konu olamaz.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 27/10/2009 gün ve 2009/206-250 sayılı; "...Hukuken geçerli olmayan karar ve hükümlere karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması olanaklı olmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu nedenlerle kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin bu nedenlerle reddine karar verilmelidir..." şeklindeki kararında da hukuken geçerliliği bulunmayan kararın, kanun yararına bozma yasa yoluna konu olamayacağı, bu şekildeki karara yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Somut olayda, sanık ... hakkında hakaret suçundan tesis olunan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip, bu karara yönelik yasa yolu başvurusu üzerine merciince verilen itirazın reddi kararı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmiştir. Kesin nitelikteki mercii kararına karşı olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulup, bu karar kaldırılmadıkça, artık, mahkemenin, bu davada yeni bir karar ya da hüküm vermesine yasal olanak bulunmadığı halde, itiraz merciinin kesin nitelikteki kararını yok sayarak, sanık hakkında açılan kamu davasının. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 102/4. maddesi gereğince zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle verdiği düşme kararı hukuken geçersiz, yok hükmünde olan bir karardır.
Bu nedenle, Özel Dairenin, hukuken geçerliliği bulunmayan hükme yönelik olan, kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermesi yerine, yazılı şekilde kanun yararına bozma istemini kabul ederek, yerel mahkeme kararının, 5271 sayılı Kanun"un 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince bozulmasına karar vermesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 01.10.2014 tarih ve 35890-28117 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında tehdit, kasten yaralama ve inceleme dışı katılan sanık Sami Arda Kocaman’a karşı hakaret suçlarından beraat, inceleme dışı katılan sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan zamanaşımı nedeniyle düşme ve inceleme dışı katılan sanık Sami Arda Kocaman hakkında kasten yaralama suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında hakaret suçundan verilen hükümle sınırlı olarak yapılacaktır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bozma öncesi başka bir şekilde sonuçlandırılan davanın, bozma sonrası inceleme dışı başka bir sanığın yargılandığı davada hatalı düşünceyle derdest olduğundan bahisle gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine dair kararın kanun yararına bozmaya konu edilip edilemeyeceği, ayrıca kanun yararına bozma talebi üzerine inceleme yapan Özel Dairece, hükmün hukuki değerden yoksun olduğu saptanıp kanun yararına bozma isteminin reddine mi yoksa şeklen var olan hükmün bozulmasına mı karar verilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesince 14.02.2007 tarih ve 1172-144 sayı ile; sanık ..."ın 765 sayılı TCK’nın 482/3 ve 72. maddeleri uyarınca 770 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının ertelenmesine, inceleme dışı katılan sanık ... hakkında ise tahrik altında sanığı yaraladığından bahisle hükmedilen adli para cezasının ertelenmesine karar verildiği, her iki hükmün de adı geçen sanık ... ve inceleme dışı katılan sanık müdafilerince temyiz edildiği,
Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.03.2011 tarih ve 3175-3454 sayı ile; sanık hakkında hakaret suçundan verilen kararın itiraza tabi olması nedeniyle incelenmeksizin iadesine, inceleme dışı sanık hakkındaki hükmün ise bozulmasına karar verildiği,
İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince 04.05.2011 tarih ve 2011/539 Değişik iş sayı ile; sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazın reddedildiği,
İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesince 21.12.2011 tarih ve 238-777 sayı ile; sanık ... ve inceleme dışı sanık ... hakkındaki atılı suçlar için 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşme kararı verildiği, sanık hakkındaki düşme kararı gerekçesinin, kararın verildiği celse Yargıtay bozma ilamına, uyulmasına rağmen, henüz bozmaya uyulmadan sanık hakkındaki itirazın incelenmek üzere dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi işleminin kanunen yok hükmünde olduğuna dayandığı,
Anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "Kanun yararına bozma", "Kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler" ve "Bu işlemleri gerçekleştirecek merciler" ile "Bozma kararının etkileri" konularının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Öğretide “Olağanüstü temyiz” denilen, 1412 sayılı CMUK’da ise “Yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde “Kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay tarafından bozulması talebini, kanuni nedenlerini de açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Buna göre bozma nedenleri;
5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
Kanun"un aynı maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu durumda da yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir.
Öte yandan Ceza Genel Kurulunun, 27.10.2009 tarihli ve 206-250 sayılı ile 06.12.2016 tarihli ve 801-464 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere, hukuken geçerli olmayan karar veya hükümlere karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulmasının olanaklı olmadığı kabul edilmiştir.
Öğretide de;
"Yokluklarında verilip ilgililerine tebliğ olunmadığından kesinleşmeyen hükümler, eski hâle getirme nedeni olan, kanun yolunun türü, süresi ve merciinin gösterilmediği kararlar, kanun yolu açıklamasında yanıltıcı, yanlış ifade kullanılan kararlar, hukuken yok hükmünde olan kararlar kesinleşme koşulu gerçekleşmediğinden kanun yararına bozmaya konu olmazlar." (Ezgi Aygün Eşitli, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Kanun Yararına Bozma, TBB Dergisi, 2016, S.122, s.204-205) görüşü bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
İnceleme dışı sanık ... ile aynı sitede oturan sanığın, aracını park ettiği yer dolayısıyla çıkan tartışma sırasında inceleme dışı katılan sanık ...’a "Ne var lan?" dediği iddiasıyla açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama sonucu hakaret suçundan adli para cezasına hükmedilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilirken, inceleme dışı katılan sanık ... hakkında ise sanığa karşı işlediği kasten yaralama suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, her iki hükmün temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın niteliği gereği itiraz yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine, inceleme dışı katılan sanık ... hakkındaki hükmün ise bozulmasına karar verildiği, sanık hakkındaki dosyanın gönderildiği itiraz mercisince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazın reddine karar verilmesi suretiyle anılan kararın kesinleştiği, ancak Yerel Mahkemece inceleme dışı katılan sanık ... hakkında bozma sonrası yeniden yapılan yargılama sırasında, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik temyiz incelemesi yapılmadığı dikkate alınmadan hükmün bozulduğu kabul edilerek bozma kararına henüz uyulmadan önce itiraz mercisi tarafından itirazın reddine karar verildiği gerekçesiyle, gerçekte hukuken geçerli olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın reddine dair karar hatalı düşünceyle yok hükmünde sayılıp sanık hakkındaki hakaret suçu da yeniden değerlendirilerek zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verildiği, aleyhe kanun yoluna başvurulmadığı için kesinleşen bu karara karşı Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma yoluna gidilmesi üzerine, Özel Dairece hükmün CMK’nın 309. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kanun yararına bozulduğu anlaşılmıştır.
Sanık hakkında aynı eyleme ilişkin suç nedeniyle aynı Mahkemece verilmiş iki ayrı nitelikte karar bulunduğu ve bunlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olan kararın kesinleşmesinden sonra zühulen davanın sonuçlandırılmadığı düşüncesiyle verilen zamanaşımı nedeniyle düşmeye ilişkin hükmün hukuken bir geçerliliğinin bulunmadığı tartışmasız olup şeklen hukuki varlığı bulunan bu kararın, açıklanması durumunda sanık hakkındaki kesinleşen diğer hükmün infazı, sanığın adli sicil kaydının düzenlenmesi veya başka bir suç işlenmesi durumunda sanığın kişisel durumunun değerlendirilmesi gibi konularda bir karışıklığa neden olma ihtimali de bulunmaktadır. Ancak, yok hükmünde bulunan bu kararın, kesinleşerek hukuk dünyasında sonuç doğurması söz konusu olmayıp, koşulları gerçekleşmediğinden kanun yararına bozma incelemesi sonucu Yargıtayca bozulmasının da mümkün olmadığı ve Özel Dairece bu husustaki bir talep üzerine, hükmün hukuki değerden yoksun olduğunun tespitiyle yetinilerek kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilerek Özel Daire kararının kaldırılmasına ve kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12.06.2014 tarih ve 15866-21484 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık ... hakkındaki 21.12.2011 tarihli ve 238-77 sayılı kararının HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLDUĞUNA,
4- Bu nedenle Adalet Bakanlığının 29.03.2013 tarihli ve 20946 sayılı kanun yararına bozma talebinin REDDİNE,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.