Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2015/70
Karar No: 2019/66

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/70 Esas 2019/66 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2015/70 E.  ,  2019/66 K.

    "İçtihat Metni"



    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 302-410

    Hakaret suçundan sanık ..."ın TCK’nın 125/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.10.2011 tarihli ve 302-410 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 4. Ceza Dairesince 11.03.2013 tarih ve 3913-6834 sayı ile;
    "Kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olduğu" gerekçesiyle temyiz isteğinin reddine karar verilmiş,
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.04.2014 tarih ve 118149 sayı ile;
    "Sanık ... hakkında hakaret suçu ile ilgili olarak verilen iki ayrı karar mevcut olup, bu kararlardan Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/302 esas sayılı davasında verilen kararın hukuki değerden yoksun bulunduğu, bu kararın temyizi üzerine Dairenizce yapılan inceleme sonunda verilen 11.03.2013 tarihli ve 3913-6834 sayılı kararda hakaret suçu ile ilgili hükmün hukuki değerden yoksun bulunduğu belirtilerek ret kararı verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 27.11.2014 tarih ve 20499-34492 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında kasten yaralama suçundan kesin nitelikte adli para cezasına hükmedilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme hakaret suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkeme hükmüne yönelik temyiz isteminin, hükmün kesin nitelikte oluşu nedeniyle mi yoksa hukuki değerden yoksun oluşu nedeniyle mi reddine karar verilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca, Yerel Mahkeme hükmünün kesin nitelikte oluşu nedeniyle temyiz isteminin reddine dair Özel Daire kararına karşı, bu neden dışında yalnızca hükmün hukuki değerden yoksun olduğu iddiasıyla itiraz kanun yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 21.02.2011 tarih ve 810-116 sayı ile; sanık hakkında TCK’nın 86/2 ve 62. maddeleri uyarınca kasten yaralama suçundan verilen 3 ay 10 gün hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına, hakaret suçundan ise TCK’nın 125/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, sanığın 10.03.2011 tarihli dilekçe ile her iki hükmü de temyiz ettiğini belirterek kanun yoluna başvurması üzerine, Nazilli Ağır Ceza Mahkemesince 12.04.2011 tarih ve 2011/724 Değişik İş No. ile; sanık hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünden, sanığa bu müessesenin uygulanmasını isteyip istemediğinin sorulmadığı gerekçesiyle anılan kararın kaldırılmasına karar verildiği, Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 04.05.2011 tarihli ve 810-116 sayılı ek karar ile; hakaret suçundan verilen adli para cezasına ilişkin hüküm yönünden ise anılan hükmün kesin olduğundan bahisle temyiz isteminin reddine karar verildiği ve sanığın da 20.07.2011 tarihli dilekçe ile bu karara karşı temyiz yoluna başvurduğu,
    Öte yandan Nazilli Ağır Ceza Mahkemesince sanık hakkındaki kasten yaralama suçu ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması üzerine dosyayı 2011/302 esasına kaydeden Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 03.10.2011 tarih ve 302-410 sayı ile; sanık hakkında kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.000 TL adli para cezasına ve taksitlendirmeye, hakaret suçunda da TCK’nın 125/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1500 TL adli para cezasına ve taksitlendirmeye hükmedildiği, sanığın her iki hükmü 31.10.2011 tarihinde temyiz etmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 11.03.2013 tarih ve 3913-6834 sayı ile; hükümlerin nitelik ve nicelik itibarıyla temyiz edilemez olmaları sebebiyle temyiz isteğinin reddine karar verildiği,
    Ayrıca sanığın 20.07.2011 tarihli dilekçesi ile Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.05.2011 tarihli ve 810-116 sayılı ek kararını temyiz etmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 02.12.2013 tarih ve 13671-28286 sayı ile; Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.02.2011 tarih ve 810-116 sayılı hükmündeki mahkûmiyetin temyize tabi olması nedeniyle dosya esastan incelenerek, adli sicil kaydı bulunmayan sanık hakkında temyize konu olmayan kasten yaralama suçundan sanığın kişilik özellikleri ile yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması nedenleriyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği hâlde bu gerekçeyle çelişen hususlara dayanılarak ve dosya içeriğine aykırı olarak hakaret suçundan dolayı anılan müessesenin uygulanmamasına karar verildiği gerekçesiyle hükmün bozulduğu,
    Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 06.02.2014 tarih ve 9-122 sayı ile; Yargıtay 2. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyularak hakaret suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın bu karara yönelik itirazı kabul edilerek, 4. Ceza Dairesince temyiz istemi reddedilen hakaret suçundan kurulan hüküm yönünden CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulması hususunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulduğu,
    Anlaşılmıştır.
    Uyuşmazlıkların isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için "Yargıtayca temyiz isteğinin reddi", "Kanun yararına bozma", "Kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler" ve "Bu işlemleri gerçekleştirecek merciler" ile "Bozma kararının etkileri" konularının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
    Karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın "Temyiz talebinin kabule şayan olmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi" başlıklı 315. maddesinde; “Temyiz isteği kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan mahkeme bir karar ile temyiz dilekçesini reddeder.
    Temyiz eden taraf red kararının kendisine tebliğinden itibaren bir hafta Temyiz Mahkemesinden bu hususta bir karar verilmesini taleb edebilir. Bu takdirde dosya Temyiz Mahkemesine gönderilir. Şu kadar ki, bu sebepten dolayı hükmün infazı tehir olunmaz”,
    "Yargıtayca temyiz isteğinin reddi" başlıklı 317. maddesinde de; "Yargıtay, süresi içinde temyiz dilekçesinin verilmediğini veya beyanının yapıldığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını görürse, temyiz isteğini reddeder, görmezse incelemesini yapar." düzenlemelerine yer verilmiştir.
    1412 sayılı CMUK’nın 315. maddesinde, temyiz talebinin kabule değer olup olmadığı ön incelemesinin ilk derece mahkemesince yapılması öngörüldüğü hâlde, 317. madde ile aynı incelemenin Yargıtayca da yapılması hüküm altına alınmıştır.
    Buna göre temyiz başvurusunda bulunulması hâlinde hükmü veren mahkemece, öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı ve başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenecektir.
    Mahkemece temyiz isteğinin kabul edilebilir bulunması hâlinde, herhangi bir karar verilmeden aynı Kanun"un 316. maddesi uyarınca tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra dosya temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir. Buna karşılık, temyiz başvurusu kanuni süre geçtikten sonra yapılmışsa ya da karar temyiz edilebilir nitelikte değilse veya başvuruda bulunanın temyiz etme hakkı bulunmuyor ise temyiz talebi ilk derece mahkemesince CMUK"nın 315. maddesi uyarınca reddedilecektir. Başvuru sahibi de ret kararına karşı tebliğden itibaren bir hafta içinde temyiz kanun yolu başvurusunda bulunabilecek ve bu durumda da dosya Yargıtaya gönderilecektir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesiyle daireye gönderilen dosyanın esasına girilmeden önce, Yargıtay ilgili Dairesince öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı, başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenecektir. Temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapılması ya da kararın temyiz edilebilir nitelikte bulunmaması veya başvuruda bulunanın temyiz etme hak ve yetkisinin olmaması hâlinde ise ilgili Dairece temyiz talebi 1412 sayılı CMUK"nın 317. maddesi uyarınca reddedilecek, temyiz talebinin reddi nedenlerinin bulunmaması durumunda da esas yönünden temyiz incelemesi yapılacaktır.
    Dosyanın, hükmü temyiz olunan mahkemece verilen temyiz isteminin reddi kararına karşı yapılan başvuru üzerine yollanması hâlinde de Yargıtay tarafından; ret kararı usul ve kanuna uygun bulunursa temyizin reddi kararının onanmasına karar verilip, dosya mahkemesine geri gönderilecek, ret kararının usul ve kanuna aykırı olduğu tespit edilirse, bu karar kaldırılıp hüküm esastan incelenecektir. Diğer bir anlatımla, temyiz başvurusunun kabul edilebilirliği belirlendikten sonra Yargıtayca yapılacak inceleme ilk derece mahkemesince verilen hükmün esasına yönelik olacaktır.
    Öte yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı CMUK"da temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, 5271 sayılı CMK"da olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. 1412 sayılı CMUK’nın 322/4. maddesi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir" biçiminde iken, 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re"sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinde yer alan "lehe itirazda süre aranmayacağına" ilişkin cümle dışında madde metinleri benzerlik arz etmektedir.
    05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. Maddesiyle, CMK’nın 308. maddesine;
    "(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
    (3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
    Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükme ilişkin karar verilmesiyle olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak CMK’nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir.
    5271 sayılı CMK’nın olağanüstü yasa yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin yanı sıra kamuoyunun tatminini amaçlayan diğer bir yönü de bulunmaktadır. Ancak bu kanun yolu ile hangi hukuka aykırılıkların denetleneceği yönünde gerek 1412 sayılı CMUK’nın 322/4. maddesinde, gerekse 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde bir açıklık bulunmamaktadır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamı günümüze kadar çeşitli Ceza Genel Kurulu kararlarına konu olmuş, bu bağlamda; "Eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair daire kararlarının itiraz olunabilecek nitelikte kararlardan olmadıkları" (16.11.1964 tarih ve 470-464 sayı), "Kabule göre yapılan bozmalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoluna başvuramayacağı" (17.03.1998 tarih ve 18-91 sayı) "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının olağanüstü bir kanun yolu olması nedeniyle sonuca etkili olmayacak türden hukuka aykırılıkların bu kanun yoluna konu olamayacağı” (30.11.2010 tarih ve 233-241 sayı) “Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen sanığının tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığı" (29.03.2011 tarih ve 49-28 sayı), "Görev konusunun Yargıtayca inceleme konusu dahi yapılamayacağı bir durumda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kesin nitelikteki merci tayini kararını hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz kanun yoluna başvurma imkanının bulunmadığı" (27.12.2011 tarih ve 158-296 sayı) kabul edilmek suretiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin belirli yönlerden sınırlandırılması gerektiğine karar verilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 tarih ve 169-186, 14.04.2015 tarih ve 29-107 ile 05.05.2015 tarih ve 36-143 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da; Özel Daireler tarafından "Kabule göre" yapılan bozmaların yerel mahkeme uygulamasının hatalı görülen yönüne, uyarma ve yol gösterme amacıyla değinmekten ibaret olup, direnmeye konu olamayacağı istikrarlı olarak kabul edilmiş, 07.02.2012 gün ve 297-22 sayılı kararında, Özel Dairelerce öğretici ve yol gösterici nitelikte yapılan "Kabule göre" bozmalara, 03.12.2013 tarihli ve 1521-576 sayılı kararında ise, "Kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunmadığı vurgulanmıştır.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz kanun yoluna başvurabilmesi için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerektiği, sonuca etkili olmayan kanuna aykırılıkların bu yöntemle denetlenmesinin, itirazın amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağı söylenebilecektir.
    Diğer taraftan öğretide "Olağanüstü temyiz" denilen, 1412 sayılı CMUK’da ise "Yazılı emir" olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde "Kanun yararına bozma" olarak yeniden düzenlenmiştir.
    5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay tarafından bozulması talebini, kanuni nedenlerini de açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
    Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
    Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
    Buna göre bozma nedenleri;
    5271 sayılı CMK"nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
    Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
    Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
    Kanun"un aynı maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
    Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir.
    Öte yandan Ceza Genel Kurulunun, 27.10.2009 tarihli ve 206-250 sayılı ile 06.12.2016 tarihli ve 801-464 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere, hukuken geçerli olmayan karar veya hükümlere karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulmasının olanaklı olmadığı kabul edilmiştir.
    Öğretide de;
    "Yokluklarında verilip ilgililerine tebliğ olunmadığından kesinleşmeyen hükümler, eski hâle getirme nedeni olan, kanun yolunun türü, süresi ve merciinin gösterilmediği kararlar, kanun yolu açıklamasında yanıltıcı, yanlış ifade kullanılan kararlar, hukuken yok hükmünde olan kararlar kesinleşme koşulu gerçekleşmediğinden kanun yararına bozmaya konu olmazlar." (Ezgi Aygün Eşitli, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Kanun Yararına Bozma, TBB Dergisi, 2016, S.122, s.204-205) görüşü bulunmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
    Sanık ...’in, inceleme dışı katılan sanık Sevinç’in kocasının kardeşi olduğu, taraflar arasında çocuklarının münakaşa etmesi ve birtakım ailevi sebeplerden dolayı çıkan tartışmada sanığın inceleme dışı katılan sanığa karşı hakaret ve kasten yaralama suçlarını, inceleme dışı sanığın ise sanığa karşı silahla tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemece 21.02.2011 tarih ve 810-116 sayı ile sanık hakkında kasten yaralama suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hakaret suçundan ise sanığın adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, her iki hükme karşı kanun yoluna başvurulması üzerine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının incelenmek üzere itiraz mercisine gönderildiği ve 12.04.2011 tarihinde mercisince bu kararın kaldırıldığı, hakaret suçundan kurulan hükmün ise kesin olduğundan bahisle Yerel Mahkemece temyiz isteminin reddine dair 04.05.2011 tarihli ek kararın verildiği ve bu kararın sanık tarafından temyiz edildiği,
    İtiraz mercisinin kararı üzerine Mahkemesince yeniden görülen davada yalnızca kasten yaralama suçu yönüyle yargılama yapılması gerekirken, itiraza konu edilmeyen hakaret suçu da yeniden değerlendirilerek, her iki suçtan da 03.10.2011 tarih ve 302-410 sayı ile adli para cezasına hükmedildiği, bu hükümlerin sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesince cezaların nitelik ve niceliğine göre temyiz edilemez olduklarından bahisle temyiz isteminin reddine karar verildiği,
    Diğer taraftan, Yerel Mahkemece hakaret suçundan verilen 04.05.2011 tarihli ek kararın temyizini inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince ise temyize tabi olduğu değerlendirilen hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası Mahkemesince 06.02.2014 tarih ve 9-122 sayı ile hakaret suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve sanığın bu karara itiraz ettiği, Yerel Mahkemece itirazın kabul edildiği, 4. Ceza Dairesince ise temyiz istemi reddedilen hakaret suçundan kurulan hüküm yönüyle CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulması hususunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulduğu dosya kapsamında;
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, Özel Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevi bulunduğundan, hukuken geçersiz hükümlere yönelik temyiz isteminde bulunulması hâlinde Özel Dairelerin ne şekilde karar vermeleri ve bu doğrultuda farklı uygulamaların önüne geçilmesi noktasında CMK"nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir.
    Sanık hakkında hakaret suçuyla ilgili olarak aynı mahkemece 2010/810 esas numarası üzerinden yürüyen davada, adli para cezasından ibaret hükmün temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 2. Ceza Dairesi tarafından bozulmasından sonra Yerel Mahkeme tarafından yargılama bu dosya üzerinden yürütülmesine karşın, kasten yaralama suçundan dolayı Yerel Mahkemece verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik itirazı inceleyen Nazilli Ağır Ceza Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması üzerine tefrik kararı verilerek 2011/301 esas numarası üzerinden yürütülmekte olan dava sonucunda sadece kasten yaralama suçundan hüküm kurulması ile yetinilmesi gerekirken 2010/810 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmekte olan hakaret suçundan dolayı da ayrıca doğrudan verilen 1.500 TL adli para cezasından ibaret hükmün hukuken geçersiz olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır. Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda da açıklandığı üzere hukuken geçersiz olan kararların kanun yararına bozma yolu ile incelenmesi mümkün olmayıp gerek somut olayımızda olduğu gibi kesin nitelikte oluşu nedeniyle gerekse başka herhangi bir nedenle temyiz talebinin reddine de konu edilemeyeceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Hukuken geçersizliği ilk bakışta anlaşılan kararlara yönelik temyiz talebinin somut olayımızda olduğu gibi reddine karar verilebileceğinin kabul edilmesi hâlinde anılan kararın en azından ortadan kaldırılmasına kadar geçecek süre içerisinde hukuk aleminde sonuç doğurmasına seyirci kalınması anlamına gelebilecektir. Ayrıca buna bağlı olarak hukuken geçersiz kararların olağan ya da olağan üstü kanun yolu ile düzeltilmesini beklemenin, bazı durumlarda "Hukuk Devleti"nin katlanamayacağı telafisi imkansız zararlara yol açacağı da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
    Sanık hakkında 2010/810 esas sayılı dosyada hakaret suçundan verilen adli para cezasına ilişkin hüküm temyiz incelemesi sonucunda bozulmasına ve bu dava normal zeminde ayrı bir esas üzerinden yürütülmesine karşın kasten yaralama suçundan görülmekte olan davanın tefrik edildiği gözetilmeyip ayrıca hakaret suçundan hükmedilen adli para cezasından ibaret hükmün hukuken geçersiz olduğuna işaret edilmek suretiyle şeklen varlığını sürdüren mahkûmiyet hükmünün mevcut duruma göre ortadan kaldırılabileceği dikkate alınarak hukuken geçersiz olan karara yönelik temyiz talebini inceleyen Özel Dairece kararın hukuken geçersiz olduğu ve temyizen incelenmesinin mümkün olamayacağının belirtilmesi suretiyle temyiz istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilerek hükmün öncelikle hukuki değerden yoksun oluşu nedeniyle reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Yerel Mahkemece sanığın zühulen hakaret suçundan da cezalandırılmasına ilişkin 03.10.2011 tarihli ve 302-410 sayılı hüküm hukuken geçersiz olmakla beraber, şeklen var olan ve temyize konu edilen adli para cezasına ilişkin bu hüküm, karar tarihinde miktarı itibarıyla kesinlik sınırı içerisinde kaldığından, hükmün kesin oluşu nedeniyle temyiz isteminin reddine dair karar doğru olup bu aşamada dosya içerisine girilerek hükmün hukuken geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi mümkün olmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde değildir. Yerel Mahkeme kararı Yargıtay tarafından esastan incelenmeyip kesin oluşu nedeniyle temyiz talebi reddedildiğinden, CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen bir başka olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluyla sorun ilgili Dairenin önüne gelirse ancak o zaman hükmün hukuki değerden yoksun olduğunun tartışılabileceği kabul edilmelidir." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2-Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 3913-6834 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
    3- Nazilli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık ... hakkındaki 06.02.2014 tarihli ve 9-122 sayılı kararının hukuki değerden yoksun olması nedeniyle sanığın bu karara yönelik temyiz istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.


    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi