8. Ceza Dairesi 2018/5673 E. , 2019/431 K.
"İçtihat Metni" Başkasına ait banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, sanığın mahkûmiyetine yeterli delil elde edilemediğinden bahisle beraatine ve sanığın dolandırıcılık suçunu işleme ihtimaline binaen gereğinin takdir ve ifası için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına dair İnegöl 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2017 tarihli ve 2015/55 esas, 2017/324 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 245/1. maddesi gereğince cezalandırılmasının talep edildiği, yargılama sırasında 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile 5237 sayılı Kanun"un 158/1. maddesine “Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,” şeklindeki hükmü içeren (L) bendinin eklendiği, anılan iddianamede sanığın telefonla müştekiye ait telefonu arayarak Ziraat Bankasından hayat sigortası için aradığını söyleyerek müştekiden kredi kartı bilgilerini istediği, müştekinin de sanığa inanarak kredi kartı bilgilerini verdiğinin belirtildiği, sanığın kredi kartından www.kliksa.com isimli siteden 962,00 Türk lirası tutarında alışveriş yaptığının anlaşıldığı, benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 11.12.2017 tarihli ve 2017/26572 esas, 2017/26493 karar sayılı ilâmında yer alan, "... Sanığın, suç tarihinde kendisini banka görevlisi olarak tanıtıp, menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında; hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun 158/1. maddesine eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık fiiline ilişkin delillerin takdiri ile değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu, Bozmayı gerektirmiş..." şeklindeki açıklamalar doğrultusunda, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun"un 158/1-l bendinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği, bu eylemi yargılama görevinin de 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince Ağır Ceza Mahkemesine ait olacağı ve delillerin takdiri ile değerlendirilmesinin üst dereceli mahkemeye ait olduğu hususları dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmiş olunmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18.04.2018 gün ve 2018/1199 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2018 gün ve KYB/2018-35157 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Hükümlü hakkında banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçundan verilen beraat kararının kesinleşmiş olması ve iddianamede anlatılan eyleme ilişkin olarak verilen beraat kararı ile yargılamanın hükümlü lehine sonuçlandırılmış olması nedeniyle aynı fiilden dolayı tekrar kovuşturma konusu yapılması mümkün olmadığı belirlenerek yapılan incelemede;
Sanığa yüklenen eylemin karar tarihinde yürürlükte bulunan 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun 158/1. maddesine eklenen (L) bendinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturma ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı"nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden İnegöl 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2017 gün, 2015/55 esas 2017/324 karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309/4-c maddesi gereğince aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak koşuluyla BOZULMASINA, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.01.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dosyada bulunan 06.01.2015 tarihli İnegöl Asliye Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen iddianamede CMK.nun 225. maddesinde belirtildiği üzere yargılama konusu fiil "şüphelinin suç tarihinde müştekiye ait kredi kartı bilgilerini müştekinin çekmiş olduğu krediye istinaden sigorta yapacağından bahisle bankadan aradığını söyleyip temin ettiği, daha sonra müştekinin rızası dışında www.....com (adresinden) alışveriş yaparak ve alışveriş neticesinde ürünleri kendi adresinde teslim alarak başkasına ait banka ve kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunu işlediği" şeklinde tanımlanıp sevk maddesi olarak TCK.nun 245/1, 53/1 maddeleri gösterilmiştir.
İddianamede tarif edilen eylem oluşa ve mahkemenin kabulüne uygundur. Ancak mahkeme, bu suçun işlenebilmesi için sanığın suça konu kredi kartını müştekinin bilgisi dışında kullanmış olması gerektiği, müştekinin kart bilgilerini rızası ile verdiği, sanığın üzerine atılı başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan cezalandırılması için her türlü şüpheden uzak somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle CMK.nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, "dolandırıcılık suçunu işleme ihtimaline binaen hakkında suç duyurusunda bulunulmasına" 13.04.2017"de karar vermiş ve beraat kararı istinaf edilmeksizin 20.12.2017 tarihinde kesinleştirilmiştir. Suç duyurusu işlemi akabinde ise özetle sanığın iddianameye konu eyleminin 02.12.2016 tarihinde Resmi Gazete"de yayımlanarak suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun"un 14. maddesiyle TCK"ya eklenen 158/1-L maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği, bu eylemi yargılama görevinin ise ağır ceza mahkemesine ait olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulmuştur.
TCK.nun 245/1 maddesinde "Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükmüne yer verilmiş bu maddenin gerekçesinde de "aslında hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarını ratio legis"lerinin tümünü de içeren bu fiillerin, duraksamaları ve içtihat farklılıklarını önlemek amacıyla, bağımsız suç haline getirilmeleri uygun görülmüş" olduğu belirtilmiştir. Bu suça bakmakla görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleridir.
Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve TCK.nun 245/1 maddesine göre daha ağır ceza gerektiren aynı Yasanın 158/1-l maddesinde "Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle" şeklinde ek bir düzenleme yapılmış olup bu suçun yargılama yeri olarak 5275 sayılı Kanun"un 12. maddesinde ağır ceza mahkemeleri gösterilmiştir.
Mahkemece verilen beraat kararı kesinleşmiş olup beraat kararının daha güvenceli olan üst dereceli mahkeme yerine alt dereceli mahkemede verilmiş olmasından dolayı kanun yararına başvurulması, sübuta ilişkin bir bozma nedeninin ileri sürülmemesi halinde, olağan yasa yolu olan temyiz ya da istinafta usulü bir bozma nedeni olarak kabul edildiği halde, olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozmada, korunması gereken "kesin kararın otoritesi" nedeniyle bozma nedeni oluşturamaz. Zira bu hukuka aykırılık (sübuta itiraz yoksa) kararın esas ve içeriğine doğrudan doğruya ve tam etkili bir usül hatası değildir. Bu nedenle salt görevli mahkemede verilmemesi nedeniyle sanıkla suç arasındaki ilişkiyi sonlandıran ve en lehe olarak kabul edilen kesinleşmiş beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulamayacağı gibi iddianamadeki anlatımı yapılan eylem, dairemizin yerleşik içtihatlarına göre de TCK.nun 245/1 maddesi kapsamında kalıp; niteleme, sevk ve görevli mahkemenin gösterilmesinde de bir isabetsizlik görülmemektedir. Sonuç olarak iddianamede gösterilen eylem TCK.nun 245/1 maddesinde düzenlenen suçu oluşturmakta, görevli ve yetkili mahkeme de İnegöl Asliye Ceza Mahkemesidir. Sanığın daha güvenceli olan üst dereceli mahkeme yerine alt dereceli bir mahkemede yargılanmasının sanığın lehine konulan bir usül hükmüne aykırılık oluşturduğunda kuşku bulunmaması karşısında; hakkında beraat kararı verilen sanığın olağan kanun yolu olan temyiz ya da istinafta bu hususu kanun yoluna başvuru nedeni yapması halinde bu usül hatasının sonucu etkili görülmemesi nedeniyle bozma nedeni yapılmayacağı, Cumhuriyet Savcısının ise CMK.nun 290. maddesi uyarınca bu konuda temyiz yetkisinin dahi bulunmadığı gözetildiğinde salt görev yönünden yapılan kanun yararına bozma talebinin reddi yerine, kabulü ile hükmün görev yönünden sonucu etkili olmamak üzere bozulması kararına iştirak etmek mümkün olmamıştır.
Bununla birlikte dosyanın incelenmesi sonucunda; iddianamedeki eylemin sabit olduğu halde, eylem nitelik yönünden ikiye bölünerek "başkasına ait kredi kartının izinsiz kullanılması" suçundan beraat, "dolandırıcılık" suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi yasaya aykırı olup Ceza Genel Kurulu"nun benzer nitelikteki ve 2007/6-170, 2007/195 sayılı kararında belirtildiği üzere kanun yararına bozma isteğinde yer almayan hukuka aykırılıklar bozma nedeni yapılamayacağından inceleme sırasında saptanan yeni (bu) hukuka aykırılıklarla ilgili olarak kanun yararına bozma yoluna başvurulması sağlanarak, istemlerin birlikte karara bağlanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun bozma düşüncesine bu yönden de katılmak mümkün olmamıştır. 10.01.2019