Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/257
Karar No: 2019/29

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/257 Esas 2019/29 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/257 E.  ,  2019/29 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı : 475-461

    Sanık ... hakkında maktul ..."e yönelik kasten öldürme suçundan, katılan ... ve şikâyetçi ..."ye yönelik olası kastla öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın kasten öldürme suçundan TCK"nın 81/1, 29/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına; katılan ... ile şikâyetçi Ümüt"e yönelik eylemlerinin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK"nın 86/1, 21/2, 86/3-e ve 62/1. maddeleri uyarınca iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; tüm suçlar yönünden TCK"nın 53/1, 63 ve 54/1. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2012 tarihli ve 437-113 sayılı kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi hükümlerin sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.10.2013 tarih ve 1957-5405 sayı ile;
    "...A) Sanık hakkında maktul ..."ya yönelik kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; maktulden kaynaklanan ve sanık ..."ye yönelen herhangi bir haksız eylem bulunmadığı ve tahrikte etki-tepki dengesinin sanık lehine bozulmadığı anlaşıldığı hâlde, sanık hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,
    B) Sanık hakkında mağdurlar ... ve Ümüt’ü olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümler yönünden;
    a) ...
    Maktul ..."yı öldürme kastıyla bir el ateş eden sanığın, yaptığı atış sırasında av tüfeği saçma tanelerinin dağılması sonucunda, mağdurların da isabet alarak yaralandığı somut olayda; sanığın, maktule karşı hareketinin hukuki anlamda tek bir fiil olduğu, bu fiille birden fazla farklı suçun işlendiği ve bu nedenle 5237 sayılı Kanun"un 44. maddesinde düzenlenmiş bulunan "farklı nev’iden fikri" içtimanın şartlarının oluştuğu anlaşıldığı hâlde sanığa sadece diğerlerine göre daha ağır olan "maktul ..."yı kasten öldürme suçundan" ceza verilmesi, mağdurlar ... ve Ümüt"e karşı olan eylemlerinden ise karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulması yerine, yazılı biçimde TCK"nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü gözardı edilmek suretiyle gerçek içtima kurallarına göre "maktul ..."yı kasten öldürme" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün yanında, ayrıca "mağdurlar ... ve Ümüt"ü olası kastla yaralama" suçlarından da hüküm kurulması,
    Kabule göre de;
    b) Sanık hakkında kasten yaralama suçundan 1-3 yıl aralığında hapis cezası öngören TCK’nın 86/1. maddesinin uygulanması sırasında, TCK"nın 6l. maddesi uyarınca alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza yerine, yazılı şekilde 3 yıl hapis cezası belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini,
    c) TCK"nın 21/2. maddesinde düzenlenen olası kast hükümlerinin, kasten yaralamanın silahla işlenmesi hâlini düzenleyen TCK"nın 86/3-e maddesinden sonra uygulanması yerine yazılı şekilde TCK"nın 61. maddesine aykırı davranmak suretiyle önce uygulanması suretiyle hüküm kurulması," isabetsizliklerinden olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümler yönünden oy çokluğuyla, kasten öldürme suçundan kurulan hüküm bakımından oy birliğiyle bozulmasına karar verilmiş,
    Daire Başkanı Ş. İste ve Daire Üyesi H. Kırca olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümler yönünden ;
    "Sanığın, asıl hedef konumunda bulunan maktul ..."ya av tüfeği ile uzak atış mesafesinden bir el ateş etmesi sonucu av tüfeğinden çıkan saçma tanelerinin dağınık bir şekilde maktul ve maktulün yakınında bulunan mağdurlar ... ve Ümüt"e isabet etmesi şeklinde gerçekleşen olayda; suçta kullanılan silah ile saçma tanelerinin niteliği ve atış mesafesi ile mağdurların konumları dikkate alındığında, sanığın, uzak atış mesafesinden dağınık bir şekilde saçma tanesi atabilen av tüfeği ile atış yaptığı sırada, asıl hedef konumunda bulunan maktulden başka olay yerinde bulunan mağdurlar gibi üçüncü kişilerin de isabet alabileceğini öngördüğü ancak neticeyi istememesine karşın eylemine devam ederek gerçekleşebilecek tüm kanuni neticeleri kabullendiği, böylece olası kast hükümleri kapsamında hareket eden sanık hakkında TCK’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının söz konusu olamayacağı, fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesinin somut olayın özelliklerine göre, ancak bir atışta tek mermi atabilen tabanca veya av tüfeği gibi silahların kullanılıp üçüncü kişi ya da kişilerin isabet aldığı durumlarda söz konusu olabileceği, bu nedenle sanığın, mağdurlara yönelik eylemlerinden dolayı olası kastla yaralama suçlarından hükümlülüğüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatiyle sayın çoğunluğun sanık hakkında mağdurlara yönelik eylemlerde fikri içtima hükümleri uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğine yönelen bozma görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    Kabule göre yapılan (c) bendindeki bozma nedenine uyan İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince 30.12.2013 tarih ve 475-461 sayı ile diğer bozma nedenlerine direnilerek sanığın önceki hükümler gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
    Direnme kararına konu kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi bu hükümlerin sanık müdafisi, katılan ... .... vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.05.2015 tarihli ve 190865 sayılı "ret-onama-bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 513-1195 sayı ile 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.03.2017 tarih ve 42-623 sayı ile;
    "...Mahkemece sanığın, mağdurlara yönelik olası kastla yaralama suçlarından mahkûmiyetine karar vermesi hukuka uygun bulunmuş ise de, Dairemizce verilen bozma kararında, sanık hakkında kasten öldürme suçunda haksız tahrik uygulanmaması ve olası kastla yaralama suçunda ise TCK"nın 86/1. maddesi gereğince en üst sınırdan ceza tayin edilmemesi gerektiğine ilişkin hususlar usul ve yasaya uygun olup Yerel Mahkemenin direnme gerekçesi bu yönlerden yerinde görülmediği" gerekçesiyle direnme konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    Resen temyize tabi olup sanık müdafisi, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilen kasten öldürme suçundan kurulan hüküm açısından;

    1- Katılan ... .... vekilinin temyiz talebinin süresinde olup olmadığının,
    2- Cumhuriyet savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olup olmadığının,
    3- Sanığın atılı suçu haksız tahrik etkisi altında işleyip işlemediğinin,
    Belirlenmesine ilişkin olup, ayrıca olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümler açısından, Özel Dairece, olası kastla yaralama suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulamayacağına ilişkin esas bozma nedenine direnilmesinin hukuka uygun bulunup temel cezaların üst sınırdan belirlenmesine ilişkin kabule göre yapılan bozma nedenine direnilmesinin yerinde görülmemesi karşısında, CMK’nın 307/3. maddesindeki “Daire... direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir” hükmü ile kabule göre yapılan bozmalara direnilemeyeceği de gözetildiğinde, esas bozma nedenine yönelik direnme kararını yerinde bulan Özel Dairece bir karar verilmesi gerekip gerekmediğinin, buna bağlı olarak Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılıp yapılamayacağının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
    1- Kasten öldürme suçundan kurulan hükme ilişkin katılan ... .... vekilinin temyiz talebinin süresinde olup olmadığı;
    İncelenen dosya kapsamından;
    Katılan ... ....’in 10.11.2011 tarihli vekâletnameyle Av. ..."ı kendisine vekil olarak tayin ettiği, katılan vekili Av. ..."ın 27.12.2011 tarihli dilekçeyle katılma talebinde bulunduğu,
    Yerel Mahkemece kasten öldürme suçundan verilen 12.04.2012 tarihli resen temyize tabi olan hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmediği, hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine olacak şekilde ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince “Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması suretiyle eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
    Bozma üzerine 30.12.2013 tarihinde yapılan oturuma, katılan ... .... vekili Av. ..."ın gelmediği, ancak aynı oturumda hazır bulunan katılan ... ...."in bozma ilamına karşı beyanda bulunduğu ve direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün kurularak katılan ... ...."in yüzüne karşı tefhim edildiği,
    Gerekçeli kararın katılan ... .... vekili Av. ..."a 12.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği, katılan vekili tarafından tebliğ tarihinden önce 24.02.2014 havale tarihli dilekçeyle temyiz talebinde bulunulduğu,
    Hükümdeki kanun yolu bildiriminin; “...Hükmün tefhiminden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya zabıt katibine yapılacak bir başvurunun tutanağa yazılması suretiyle Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere...” şeklinde olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir. Bunlardan ilki istek, ikincisi ise süre şartıdır.
    Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
    CMUK’nın, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesinde, temyiz isteminin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla olacağı, bu takdirde, beyanın tutanağa geçirilerek hâkime tasdik ettirileceği, yoklukta verilen kararlarda ise temyiz süresinin tebliğle başlayacağı belirtilmiştir.
    Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 04.06.1984 tarihli ve 2-196 sayılı kararında yer verildiği üzere, ilgili kişinin yüzüne karşı verilen bir hükme yönelik yasal temyiz süresi, tefhimle birlikte başlamakta olup sonradan yapılan karar tebliği, temyiz süresini yeniden başlatmayacaktır. Ancak, tefhim ile birlikte temyiz süresinin işlemeye başlaması için kanun yolu bildiriminin Kanun"un öngördüğü şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde yapılması gerekmektedir.
    2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2. maddesininde;
    "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmüne yer verilmiş,
    Bu düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CMK’nın 34/2. maddesinde;
    “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”,
    231/2. maddesinde;
    “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir”,
    232/6. maddesinde ise;
    “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve mercinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir”,
    Şeklindeki emredici düzenlemeler yer almıştır.
    Gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmesi zorunludur. Bu bildirimlerdeki temel amaç tarafların başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması ve bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bihakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hâle getirme nedeni oluşturmayacaktır.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Katılan yüzüne karşı verilen mahkûmiyet hükmüne ilişkin “...Hükmün tefhiminden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya zabıt katibine yapılacak bir başvurunun tutanağa yazılması suretiyle Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere...” şeklindeki kanun yolu bildiriminin, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde öngörülen şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde yapıldığı göz önüne alındığında, 30.12.2013 tarihli mahkûmiyet hükmünün katılan ... ...."in yüzüne karşı verildiği, katılan vekilinin 24.02.2014 havale tarihli dilekçeyle temyiz talebinde bulunduğu, tefhim ile başlayan bir haftalık temyiz süresinin 06.01.2014 tarihinde sona erdiği anlaşılmaktadır.
    Bu itibarla, katılan ... .... vekilinin kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310 ve 317. maddeleri uyarınca reddine karar verilmelidir.
    2- Cumhuriyet savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olup olmadığı;
    İncelenen dosya kapsamından;
    Yerel Mahkemece kasten öldürme suçundan verilen 12.04.2012 tarihli resen temyize tabi ilk hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık aleyhine olacak şekilde temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince “Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması suretiyle eksik ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
    Yerel Mahkemece bozma kararına direnilerek sanık hakkında kasten öldürme suçundan haksız tahrik hükümlerinin uygulanması suretiyle önceki hüküm gibi mahkûmiyet kararı verildiği,
    Cumhuriyet savcısının 30.12.2013 tarihli mahkûmiyet hükmünü sanık aleyhine temyiz edeceğinden bahisle, yasal temyiz süresinden sonra 14.01.2014 havale tarihli dilekçeyle temyiz süresinin korunması talebinde bulunduğu ve gerekçeli kararın dosya ile birlikte gönderilmesini istediği,
    Cumhuriyet savcısının, 03.02.2014 tarihli dilekçesiyle verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından bahisle sanık lehine olarak temyiz talebinden vazgeçtiği,
    Anlaşılmaktadır.
    5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde Cumhuriyet savcısının hâkim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği, 265. maddesinde Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen kararın sanık lehine de bozulabileceği veya değiştirilebileceği, Cumhuriyet savcısının sanık lehine kanun yoluna başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyeceğine ilişkin hükümler düzenlendikten sonra, aynı Kanun’un 266. maddesinin birinci fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.” şeklindeki düzenlemeyle de Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemeyeceği, ancak sanığın aleyhine yapılan başvurudan sanığın rızasına gerek olmaksızın vazgeçilebileceği hüküm altına alınmıştır.
    Temyiz incelemesinin kapsamı ve bozmadan sonra kurulacak hükmün sınırlarının belirlenmesi bakımından Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun temyiz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu açıklama süre tutum dilekçesinde yapılabileceği gibi sonradan verilecek gerekçeli temyiz dilekçesiyle de yapılabilecektir. Ancak 17.05.1939 tarihli ve 24-25 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, gerekçeli temyiz dilekçesi verilmemiş ve süre tutum dilekçesinde de bir açıklık yoksa beraat hükümlerine karşı verilen süre tutumlar hariç başvurunun sanık lehine olduğu kabul edilmelidir.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik açıkça sanık aleyhine temyiz başvurusunda bulunacağını belirterek süre tutum dilekçesi veren Cumhuriyet savcısının, sonradan temyizden vazgeçmesinin sanık lehine olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. CMK’nın 266. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye göre, sanık aleyhine yapılan başvurudan vazgeçilmesi için sanığın rızasına gerek olmadığından Cumhuriyet savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin 5271 sayılı CMK’nın 266/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 317. maddeleri uyarınca reddine karar verilmelidir.
    3- Üçüncü uyuşmazlık konusunun esasına geçilmeden önce Ceza Genel Kurulu Başkanınca, birinci ve ikinci uyuşmalıklarda katılan ... .... vekili ve Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin reddine karar verilmesi nedeniyle sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik aleyhe temyiz bulunmadığının anlaşılması karşısında; kasten öldürme suçu bakımından haksız tahrik hükmü uygulanmak suretiyle belirlenen ceza miktarının, kazanılmış hak konusu olma ihtimali bulunduğu göz önüne alındığında, olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümlerin Özel Dairece incelendikten sonra, kasten öldürme suçuna ilişkin hükmün Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince 12.04.2012 tarih ve 437-113 sayı ile, sanığın maktul ...’e yönelik kasten öldürme suçu, katılan ... ve şikâyetçi ...’ye yönelik olası kastla yaralama suçlarından cezalandırılmasına ilişkin, kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi hükümlerin sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.10.2013 tarih ve 1957-5405 sayı ile;
    "...A) Sanık hakkında maktul ..."ya yönelik kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; maktulden kaynaklanan ve sanık ..."ye yönelen herhangi bir haksız eylem bulunmadığı ve tahrikte etki-tepki dengesinin sanık lehine bozulmadığı anlaşıldığı hâlde, sanık hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,
    B) Sanık hakkında mağdurlar ... ve Ümüt’ü olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümler yönünden;
    a) ...
    Maktul ..."yı öldürme kastıyla bir el ateş eden sanığın, yaptığı atış sırasında av tüfeği saçma tanelerinin dağılması sonucunda, mağdurların da isabet alarak yaralandığı somut olayda; sanığın, maktule karşı hareketinin hukuki anlamda tek bir fiil olduğu, bu fiille birden fazla farklı suçun işlendiği ve bu nedenle 5237 sayılı Kanun"un 44. maddesinde düzenlenmiş bulunan "farklı nev’iden fikri" içtimanın şartlarının oluştuğu anlaşıldığı hâlde sanığa sadece diğerlerine göre daha ağır olan "maktul ..."yı kasten öldürme suçundan" ceza verilmesi, mağdurlar ... ve Ümüt"e karşı olan eylemlerinden ise karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulması yerine, yazılı biçimde TCK"nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükmü gözardı edilmek suretiyle gerçek içtima kurallarına göre "maktul ..."yı kasten öldürme" suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün yanında, ayrıca "mağdurlar ... ve Ümüt"ü olası kastla yaralama" suçlarından da hüküm kurulması,
    Kabule göre de;
    b) Sanık hakkında kasten yaralama suçundan 1-3 yıl aralığında hapis cezası öngören TCK’nın 86/1. maddesinin uygulanması sırasında, TCK"nın 6l. maddesi uyarınca alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza yerine, yazılı şekilde 3 yıl hapis cezası belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini,
    c) TCK"nın 21/2. maddesinde düzenlenen olası kast hükümlerinin, kasten yaralamanın silahla işlenmesi hâlini düzenleyen TCK"nın 86/3-e maddesinden sonra uygulanması yerine yazılı şekilde TCK"nın 61. maddesine aykırı davranmak suretiyle önce uygulanması suretiyle hüküm kurulması," isabetsizliklerinden kasten yaralama suçlarından kurulan hükümler yönünden oy çokluğuyla, kasten öldürme suçundan kurulan hüküm bakımından oy birliğiyle bozulmasına karar verildiği,
    Olası kastla yaralama suçlarına ilişkin hükümler yönünden TCK’nın 61. maddesindeki sıralamaya uyulmamasına ilişkin kabule göre yapılan (c) bendindeki bozma nedenine uyan Yerel Mahkemece diğer bozma nedenlerine direnilerek sanığın önceki hüküm gibi kasten öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği,
    Kasten öldürme suçu bakımından resen temyize tabi direnme kararına konu bu hükümlerin de sanık müdafisi, katılan ... .... vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "ret-onama-bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya Ceza Genel Kurulunca 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderildiği, CMK’nın 307/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.03.2017 tarih ve 42-623 sayı ile "Mahkemece sanığın, mağdurlara yönelik olası kastla yaralama suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka uygun bulunmuş ise de, ... TCK’nın 86/1. maddesi uyarınca en üst sınırdan ceza tayin edilmesine ilişkin direnme gerekçesinin yerinde görülmediği...” gerekçesiyle dosyanın direnme konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 36. maddesiyle, 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilerek belirtilen fıkraya;
    "Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez" cümleleri eklenmiş, aynı Kanun’un 38. maddesi ile de 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a;
    "(1) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlarla ilgili Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen bozma kararları üzerine mahkemelerce verilen direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir.
    (2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda bulunan dosyalar kararına direnilen daireye gönderilir.
    (3) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" biçiminde geçici 10. madde eklenerek direnme üzerine gelen, hâlen Ceza Genel Kurulunda bulunan ve henüz karara bağlanmamış olan dosyaların da kararına direnilen daireye gönderileceği belirtilmiştir.
    CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasındaki hüküm uyarınca, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünü hukuka uygun bulan Özel Dairece bu hususta bir karar verilmeden, hükmün doğrudan Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün değildir.
    Direnme kararına konu hükümleri inceleyen Özel Dairece, bazı hükümlere ilişkin direnme kararının yerinde görülmesi, diğer hükümlerdeki direnme kararının yerinde görülmemesi hâlinde, Özel Dairece direnme kararı yerinde görülmeyen hükümler itibarıyla Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılması, yerinde görülen hükümler yönünden ise CMK"nın 307. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Özel Dairece kararın düzeltilmesi gerektiği genel prensiptir. İlk incelemeyi kimin yapacağı hususu ise bozma ve direnme nedenleri ile özelliklerine göre çözümlenmelidir.
    Bu bilgiler ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Birinci ve ikinci uyuşmalıklarda katılan ... .... vekili ve Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin reddine karar verilmesi nedeniyle sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik aleyhe temyiz bulunmadığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümlerde TCK"nın 44. maddesinin uygulanma veya cezanın üst sınırdan verilmesinin bozma konusu yapılma ihtimalinin bulunması nedeniyle, ilk olarak kasten öldürme suçuna ilişkin hükmün Ceza Genel Kurulunca incelenmesi hâlinde sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanmaması gerektiği sonucuna ulaşılarak sanığa eksik ceza verildiği sonucuna ulaşılırsa, koşulları bulunmamasına rağmen kazanılmış hak söz konusu olabileceğinden, olası kastla yaralama suçlarından kurulan hükümlerin öncelikle incelenmesi, bu incelemenin de direnme kararını yerinde bulan Özel Daire tarafından yapılması gerektiği, bu aşamada sanığın atılı suçu haksız tahrik etkisi altında işleyip işlemediğine ilişkin uyuşmazlığın Ceza Genel Kurulunca incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, dosyanın, öncelikle olası kastla yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri bakımından Özel Dairece bir karar verildikten sonra, kasten öldürme suçuna ilişkin hükmün incelenmesi için tekrar Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2013 tarihli ve 475-461 sayılı direnme kararına konu;
    1- Kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak;
    a) Katılan ... .... vekilinin kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,
    b) Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin 5271 sayılı CMK’nın 266/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,
    2- Dosyanın, öncelikle olası kastla yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri bakımından Özel Dairece bir karar verildikten sonra, kasten öldürme suçuna ilişkin hükmün incelenmesi için tekrar Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.01.2019 tarihinde yapılan müzakerede (1) ve (2) numaralı uyuşmazlıklar ile öncelikle Özel Dairece bir karar verilmesi gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi