
Esas No: 2015/1219
Karar No: 2019/13
Karar Tarihi: 04.07.2015
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1219 Esas 2019/13 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 120-229
Sanıklar ..., ... ve ...’ın kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 87/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası; tehdit suçundan ise TCK’nın 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, her iki suç yönünden TCK"nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına, sanıklar ... ve ... hakkında ayrıca TCK"nın 58. maddesi uyarınca cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.07.2010 tarihli ve 120-229 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.04.2015 tarih ve 26226-39259 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2015 tarih ve 371583 sayı ile;
"Sanıklardan ..."ın 23/02/2010 günü saat 20.45 sıralarında kendilerine ait Dağ İletişim isimli iş yerlerinde satış elemanı olarak çalışan ..."ü telefon kontörü çalarken yakalayıp, bu nedenle onunla tartışıp, itişip, kakıştığı, bu mücadele sırasında sanıklardan ..."ın da basit tıbbi müdahale ile iyileşebilecek şekilde yaralandığı, bir süre sonra iş yerinin ortaklarından olan diğer sanıklar ... ve ..."ın da gelmesiyle birlikte her üç sanığın, o güne kadar kendilerinden ne kadar para ve kontör çalındığının tespitini sağlamak amacıyla ..."ü sorgulamaya başladıkları, zararlarının karşılanmasını temin amacıyla onu dövüp, doktor raporunda belirtilen biçimde yaralayarak ve tehdit ederek senet imzalatmaya çalışmalara şeklinde gerçekleştiği anlaşılan olayda;
Yüksek Dairece yapılan temyiz incelemesi sırasında; kendilerine ait iş yerinde çalışan ..."ün buradan gerçekleştirdiği hırsızlık eyleminin, sanıklar ..., ... ve ... hakkında açılmış olan kasten yaralama, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının tümü yönünden TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun mahkemesince tartışılmaması nedeniyle bozulması gerekirken, bu hususun, sadece kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden bozma nedeni olarak kabul edilmesi" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 01.12.2015 tarih ve 8853-45539 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece bozularak yargılaması devam ettiğinden; mağdur ..."ün sanık sıfatıyla yargılandığı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçundan kurulan mahkumiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiğinden itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında tehdit ve kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıyla Yüksek Altıncı Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanıklar Sayim ve....."in ortak oldukları iş yerinde çalışan mağdurun, iş yerinden gizlice kontör kartı aldığı sırada sanık ..."in onu görerek kartları geri almaya çalıştığı ve aralarında boğuşma yaşandığı, bu boğuşma sırasında her ikisinin de yaralandığı, olay yerine gelen sanık ..."in, karşı koymasına rağmen mağduru dükkânın üst katına çıkartarak orada zorla tuttuğu ve iş yerinden ne kadar kontör aldığı konusunda sorgulamaya başladığı, sanık ..."in de daha sonradan iş yerine geldiği, sanıkların birlikte mağdura elleriyle rastgele vurarak kemik kırığı oluşacak şekilde yaralamak ve tehdit etmek suretiyle zorla senet imzalatmaya çalıştıkları iddiası ile sanıklar hakkında kamu davası açıldığı,
Mağdur hakkında düzenlenen 24.02.2010 tarihli adli muayene raporunda; nazal travma, sol kulak travması, nazal kanama, sol tibiada ağrı bulunduğu ve hayati tehlikesinin bulunmadığının, kati raporun adli tabiplikçe verileceğinin belirtildiği,
Mağdur hakkında KBB uzmanı tarafından düzenlenen 26.02.2010 tarihli adli raporda; nazar fraktür tespit edildiğinin, hayati tehlike bulunmadığının ve kırığın hayat fonksiyonlarını 1. derecede etkilediğinin belirtildiği,
Mağdur hakkında Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17.06.2010 tarihli raporda; yaralamanın kişinin hayatını tehlikeye sokmayacağının ve müştekide saptanan deplase nazal kemik kırığının hayat fonksiyonlarını orta (2) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun belirtildiği,
Sanık ... hakkında düzenlenen 24.02.2010 tarihli adli muayene raporunda; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığının belirtildiği,
Aktürk Elektronik Ltd. Şti. adına düzenlenen 04.05.2010 tarihli suret belgede; Dağ İlet. Day. Elektr. Büro Malz. San. Tic. Ltd. Şirketinin bayileri olup iş ortaklıklarının devam ettiğinin ve çalınan mallarının olmadığının bildirildiği,
Sar Elektronik Ltd. Şti. adına düzenlenen tarihsiz belgede; Dağ İletişim Day. Tük. Mal. Elekt. Büro Malz. San. Tic. Ltd. Şirketinin 21.04.2009 tarihi itibarıyla bayileri olup iş ortaklıklarının devam ettiğinin, çalınan mallarının bulunmadığının bildirildiği,
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mağdur ...’ün TCK’nın 155/2, 43, 168/1, 62, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 4 ay 5 gün hapis ve 820 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.06.2015 tarihli ve 138-220 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.06.2017 tarih ve 13-2015 sayı ile onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... kollukta; Dağ İletişim isimli iş yerinde 4 aydır sigortasız şekilde satış elemanı olarak çalıştığını, bu süre zarfında iş yerinde Kayseri ilindeki Sari Elektronik Şirketine ait 20.000 adet çalıntı, çift hatlı Çin malı cep telefonunun satıldığını öğrendiğini, ara sıra iş yerine gelen müşterilerden bu telefonları kullanamadıkları, imeileri kayıtlı olmadığı için cihazlarının kapandığına yönelik şikâyetler geldiğini, bir gün müşteriye "Boşuna uğraşma, alacaksan Nokia marka sağlam bir telefon al." dediğini, bu sözleri söylerken sanık ..."in kendisini duyduğunu, müşteri gittikten sonra "Sen burada çalışıyorsun, müşteriye böyle bilgi vermeyeceksin ve o cihazları satarken KVK garantisi vardır diyerek müşterilere satacaksın." şeklinde kızdığını, 24.02.2010 tarihinde saat 20.45 sıralarında iş yerine bu işleri koordine eden sanık ..."in geldiğini ve kendisini iş yerinin üst katına çıkarttığını, bu esnada iş yerinde sanık ..."in de olduğunu, sanık ...’in dükkânı kapattığını ve teknik servisin olduğu yerde kendisine "Senin etrafta sıfır ve ikinci el çalıntı cep telefonu sattığımızı söylediğini duydum." diyerek yüzüne yumruk atmaya başladığını, bu sırada sanık ..."in kendisine küfür ettiğini, sanık ..."in de "Şimdi cep telefonuna kayıt yapacağım, ben ne söylersem aynısını tekrar edeceksin." dediğini, bu sırada sanıklar Sayim ve....."in kendisini dövmeye devam ederek "Dört aydır kaç liralık kontör ve para çaldın?" diye sorduğunu, kabul etmemesine rağmen her vurduklarında 5, 10, 20 ve en son 60.000 TL"ye kadar rakamı yükselttiğini, "Bunu nasıl ödeyeceksin?" dedikleri zaman kurtulmak için "Bir hafta içerisinde öderim." şeklinde cevap verdiğini, bu sırada sanık ..."in, kardeşi sanık ..."i arayarak "Gelsin senin kafana silah sıksın." dediklerini, 10 dakika sonra iş yerine...., teknik serviste çalışan Hakan ve sanık ..."in geldiklerini, sanık ..."in "Parayı ne zaman ödeyeceksin?" dediğini, ne parası diye sorduğunda vurmaya başladıklarını, kendisini, yaklaşık 1 saat kadar sanıklar..... ve Sayim"in daha sonra da sanık ..."in dövdüğünü, senet getirip "60.000 TL"lik senet imzalatalım." dediklerini, bu konuşmalar devam ederken annesinin ve babasının geldiklerini, sanıklar..... ve Sayim"in babasına "60.000 TL"yi ne zaman ödeyeceksiniz?" dediğini, babasının paradan haberi olmadığını söylediğinde "Oğlun bizden 4 ayda 60.000 TL para aldı, sen de bize evini ve arabanı vereceksin." diye söylediklerini, babasının bunu kabul etmeyip karakola gitmek istediğini söylediğini can havliyle dükkândan çıkıp, Çınar Çocuk Şube Müdürlüğüne doğru koşarken sanık ..."in arkasından gelerek ensesinden yakaladığını ve "Karakolda ifadeni doğru ver." dediğini, Çocuk Şube Müdürlüğüne girdiğinde arkasından gelen sanıklar.....,....... ve Sayim"in "Anneni ve babanı kaldırırız ona göre davran." şeklinde sözler sarf ettiklerini, kendisini darp ve tehdit eden sanıklardan şikâyetçi olduğunu, mahkemede farklı olarak; olay akşamı sanık ..."in kasada kontörlerin eksik olduğunu söylediğini, kendisinin de böyle bir şeyin olmadığını söylemesi üzerine tartıştıklarını ve aralarında boğuşma yaşandığını, boğuşma sırasında sanık ..."in iş yerine geldiğini, yaklaşık 10-15 dakika sonra annesinin ve babasının da geldiklerini, boğuşmadan dolayı burnunun kırıldığını, iş yerinin üst katına çıkmadıklarını, alt katta olduklarını, 10-15 dakika boyunca boğuşmanın devam ettiğini, sanık ..."in kendisine vurmadığını ancak kontörlerin nerede olduğunu sorduğunu, sanık ..."in ise iş yerine gelmediğini, onu karakolda gördüğünü, sanık ..."in soru sorduğu sırada kendisini zorla tutmadıklarını, senet imzalatmaya kalkışmadıklarını, sanıklardan şikâyetçi olmadığını, polisteki ifadesinin doğru olmadığını, burnunun kırılması nedeni ile can havliyle sanıkları suçladığını, şimdiki beyanının doğru olduğunu, telefon ses kaydındaki gibi aralarında konuşma geçmediğini,
Tanıklar ... ve Ömer Güz kollukta; mağdur ..."in oğulları olduğunu ve yaklaşık dört aydır Dağ İletişim isimli iş yerinde çalıştığını, 24.02.2010 tarihinde saat 21.00 sıralarında mağdur ... eve gelmeyince nerede olduğunu öğrenmek için cep telefonunu aradıklarını, fakat telefon kapalı olduğu için kendisine ulaşamadıklarını, bunun üzerine postahanenin altında bulunan Dağ İletişim isimli iş yerine gittiklerinde mağdur ..."in başka şubede olduğunun söylendiğini, bunun üzerine belediyenin arkasındaki Dağ İletişime gittiklerini, iş yerinin kepenklerinin ve lambalarının kapalı olduğunu, arka tarafa gittiklerinde ise lambanın yandığını ve içeride isimlerini sonradan öğrendikleri sanıklar.....,....... ve Sayim ile isimlerini bilmedikleri iki kişiyi gördüklerini, şahısların kapıyı açmaları üzerine içeriye girdiklerini, sanık ..."in kendilerine geçmiş olsun dediğini, ne olduğunu sorunca sanık ..."in bir şey olmadığını söylediğini, daha sonra şahıslar ile beraber iş yerinin üst katına çıktıklarını, mağdur ..."in hareketsiz bir şekilde taburenin üzerinde oturduğunu, yüzünde ve elbiselerinde kan olduğunu, yüzünün ve burnunun şişmiş ve saçının ıslak olduğunu gördüklerini, mağdur ..."in yanına gittiklerinde pis kokuların geldiğini ve mağdurun titrediğini, bu sırada sanık ..."in onun yanında oturduğunu, sanık ..."in kendilerine "Oğlunuz kontür çalmış, 60.000 TL"lik senet imzalayacaksınız, evinizi ve arabanızı bana vereceksiniz, kurtuluşunuz yok, bu para ödenecek." dediğinde polise gideceklerini söylediklerini, bunun üzerine sanık ..."in "Polise gitme anlaşalım." dediğini, fakat teklifi kabul etmeyerek dükkândan çıkıp Çocuk Şube Müdürlüğüne yaklaştıkları sırada şahısların arkalarından gelerek mağdur ..."e "Doğru ifade ver yoksa anneni, babanı kaldırırız." dediklerini,
Tanık ... mahkemede farklı olarak; olay tarihinde mağdur ... ile birlikte köye gideceklerini, mağduru iş yerinden almak için eşiyle birlikte sanıklara ait mağazalardan birine gittiklerini, mağdurun başka mağazada çalıştığının söylendiğini, mağdurun tutulduğu şubeye gittiklerinde burnunun kanadığını görüp, sanıklardan polise haber vermelerini istediklerini, kendilerinden herhangi bir şekilde para ve senet istemeyen sanıklardan şikâyetçi olmadığını, oğlunu o şekilde görünce kızgınlığından dolayı kollukta bir şeyler söylemiş olabileceğini, ancak 60.000 TL"den veya senetten bahsetmediğini,
Tanık Ömer Güz mahkemede farklı olarak; olayın eşinin anlattığı gibi gerçekleştiğini, mağdur ..."in hastaneye giderken kendisinden senet ve para istendiğini söylediğini, polise de o şekilde ifade verdiklerini, hastaneden çıktıktan sonra ifadelerinin alındığını, senet ve para isteme olayının olmadığını, sanıklardan şikâyetçi olmadığını, poliste oğlundan duyduklarını anlattığını,
Tanık Hakan Beştaş; olayın meydana geldiği mağazanın teknik servisinde çalıştığını, mağdur ..."in satış bölümünde çalıştığını, sanık ..."in de mağazanın satış sorumlusu olduğunu, olay günü kendisinin mağazanın üst katında bulunduğunu, olayın nasıl başladığını görmediğini, gürültüler üzerine mağazanın alt katına indiğinde mağdurun ve sanık ..."in birbirlerine tekme ve tokat ile vurduklarını gördüğünü, ikisinin arasına girdiğini, sanık ..."in "Ağabey, tut kaçmasın, hırsızlık yaparken yakaladım." dediğini, birkaç dakika sonra sanık ..."in iş yerine geldiğini, sanık ..."in yanına giderek durumu anlattığını, sanık ..."in sanık ..."e "Hırsızlık mı yapmış?" diye sorduğunu, sanık ..."in de kontör çaldığını söylemesi üzerine sanık ..."in "Polis çağırın." dediğini, o sırada burnu kanayan mağdurun sanık ..."e "Annem babam yaşlı, onlar duymasın." diye söylediğinde, sanık ..."in "Onları da çağıralım." dediğini, daha sonra sanık ... ile müştekinin birlikte dükkanın arka bölümüne konuşmak için geçtiklerini, o arada gelen müşterilerin de olduğunu, kendisinin tezgaha geçip bakmak durumunda kaldığını, müştekinin sanık ... ile arkada konuştuklarını, sanık ..."in "Polis çağırmayacağım ne aldığını söyle." dediğini, sanık ..."in de onlarla beraber olduğunu, sanık ..."i hiç görmediğini, sanık ..."in olaylar sırasında orada bulunmadığını, daha sonra müştekinin anne ve babasının geldiğini, konuşulan bölüme geçtiklerini, sanık ..."in durumu izah etmeye çalıştığını fakat anlamadıklarını, tanık Gülhan"ın eşinden polis çağırmasını istediğini, sanık ..."in de "Biz zaten polis çağıracaktık." dediğini ve birlikte dükkândan çıktıklarını, daha sonra tek başına kaldığı için dükkânı kapattığını ve karakola gittiğini, sanık ..."i karakolda gördüğünü,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... kollukta; Dağ İletişim isimli iş yerinin aile şirketi olup kardeşi sanık ... ile ortak olduklarını, sanık ..."in de işlerine yardım ettiğini, satış elemanı olarak çalışan mağdur ..."i 4 ay kadar önce işe aldığını, 24.02.2010 tarihinde saat 20.35 sıralarında kasadan aldığı kontörü ceketinin cebine koyarken gördüğü mağdura "Sen kasanın çekmecesinden kontör alıp cebine mi koydun?" diye sorduğunu, inkâr etmesi üzerine elini mağdurun cebine sokarak bir tutam 250 TL"lik Vodafone kontörünü çıkardığını, kontör kartlarını alınca mağdurun paniklediğini ve kendisini ittirerek kaçmak istediğini, mağduru tutmaya çalışınca kendisine tekme atıp eli ile boğazını sıktığını, yumruklarıyla burnuna ve yüzüne vurduğunu, kendisini korumaya çalıştıkça mağdurun vurmaya devam ettiğini, kendisini korumak amacıyla mağdur ile boğuştuğunu, tam o sırada her akşam olduğu gibi abisi sanık ..."in rapor almak için iş yerine geldiğini ve mağdur ile boğuşmasını görüp "Ne oluyor burada?" diyerek kendilerini ayırdığını, kendisinin de mağduru kasadan kontör çalarken yakaladığını, mağdurun kaçmaya çalıştığını, polise haber vererek teslim etmek isterken mağdurun kendisine saldırıp darp ettiğini söylediğini, sanık ..."in mağdura "Böyle hallolmaz bu iş, sen gerçekten kasadan kontör aldın mı? Bana dürüst ol. Seni polise vermeyeceğim. Bugüne kadar buradan neler aldın? Eğer söylemezsen seni polise teslim edeceğim. Yalan söylersen kamera kayıtların elimde" dediğini, bunları duyan mağdurun korkarak "Beni polise vermeyin. Her şeyi anlatacağım. Her gün 5-10 adet kontör ve 50-100 TL aldım." şeklinde karşılık verdiğini, o sırada sanık ..."in mağdurun konuşmalarını kayıt ettiğini, mağduru zorla konuşturmadıklarını, mağdura borçlarını nasıl ödeyeceğini sorduklarında "Bana bir hafta müsaade edin. Bir hafta içerisinde öderim." dediğini, mağdura güvenmedikleri için annesini ve babasını iş yerine çağırdıklarını, eğer darp olayı olsaydı mağdurun annesi ve babasını çağırmayacaklarını, mağdurun annesi ve babası geldiğinde onlara da yaptığı şeyleri itiraf ettiğini, mağdurun babasının itirafları duyup altından kalkamayacağını anlayınca "Oğlumu dövdünüz, polise giderim." diyerek kendilerine iftira attığını, ardından "Ben karakola gidersem siz de zararlı çıkarsınız. Benim oğlum bir hata yapmış. Ben bu parayı size ödemem. Eğer şikâyetçi olursanız ben de bu şahıslar benim oğlumu dövdüler diye sizden şikâyetçi olurum. Siz bilirsiniz." dediğin de "Siz bilirsiniz. Yürüyün karakola gidelim." şeklinde cevap verdiğini, iş yerinden çıkıp Çocuk Şube Müdürlüğüne gittiklerini, sanık ..."i de oraya çağırdıklarını, olay sırasında sanık ..."in iş yerinde olmadığını ve olaya hiç karışmadığını, iş yerine giren çıkan bütün malların kayıtlı olduğunu ve mağdurun suçunu ört bas etmek için kendilerine iftira attığını, mahkemede ise; mağdurun kendisinin sorumlu olduğu mağazada çalıştığını, olay gününe kadar herhangi bir hırsızlığını görmediğini, olay günü iş yerini kapatmak üzere toparlandıkları sırada mağdurun cebine kontör koyduğunu gördüğünü, mağdura "Sen kontör mü çalıyorsun?" diye sorduğunu, mağdurun önce inkâr ettiğini fakat sonrasında kabul ettiğini, bunun üzerine polisi arayacağını belirtince mağdurun nişanlı olduğunu, böyle bir şeyin kendisi için iyi olmayacağını söylediğini, polisi aramak istediğini tekrarlayınca da mağdurun kendisini ittirip savurduğunu, yakalamaya çalıştığında ise kendisine kafa attığını, ayaklarına da tekme ile vurduğunu, kafa atarken mağdurun burnunun kanadığını, üst katta çalışan tanık Hakan"ın aşağıya inip "Kavga etmeyin." diye kendilerini ayırdığını, aradan otuz saniye geçmeden sanık ..."in gelerek ne olduğunu sorduğunu, kendisinin de mağdurun kasadan kontör çaldığını ve bu nedenle kapıştıklarını söylediğini, mağdur ile sanık ..."in oturduklarını ve sanık ..."in yaptıklarını anlatmasını istemesi üzerine mağdurun özgür iradesi ile her şeyi anlattığını, mağdurun anne ve babasının başka bir mağazalarına tesadüfen geldiklerini, kendilerine haber verilince anne ve babasının bulundukları mağazaya gelmesini istediklerini, mağduru yukarıya çıkartmadıklarını ve senet imzalatmaya çalışmadıklarını,
Sanık ... kollukta; 24.02.2010 tarihinde saat 21.00 sıralarında gittiği iş yerinde kardeşi olan sanık ... ile 3-4 aydır yanlarında çalışan mağdur ..."in olduğunu gördüğünü, mağdur ve sanık Saim"in kavga ettiğini öğrendiğini, kavganın nedenini sanık ..."e sorduğunda mağduru çekmeceden bir tutam kontör alırken yakaladığını, ne yaptığını öğrenmek istediğinde mağdurun kaçmaya çalıştığını, mağduru tutunca kendisini tekmelemeye başladığını ve aralarında boğuşma yaşandığını söylediğini, kendisinin kavgayı görmediğini, mağduru yanına çağırıp olayı anlatmasını istediğini, bu esnada telefonunun ses kaydını açtığını, mağdurun ses kaydı yaptığını görmediğini, bu konuşma sırasında günlük gizlice kontör ve nakit para aldığını söylediğini, mağdura "Zararımızı karşılar isen bu durumu ailene ve savcılığa bildirmem." dediğini, mağdurun "Bir hafta süre ver. Ben senin zararını karşılayayım. Eve gidip sana 5.000 TL getirebilirim." dediğini, mağdura güvenmediği için ailesine haber vermeye karar verdiğini, mağdurun anne ve babasının iş yerine geldiklerini, mağdurun babası tanık Ömer "Oğlum sen hırsızlık yaptın mı?" diye sorduğunda mağdurun "Yaptım." şeklinde cevap verdiğini, mağdurun yüzünde oluşan kızarıklığı gören babasının kendilerine "Siz benim oğlumu nasıl döversiniz?" diyerek Çocuk Şube Müdürlüğüne gittiğini, bunun üzerine sanık ... ile kendisinin de Çocuk Şube Müdürlüğüne şikâyetçi olmak için gittiklerini, bu esnada sanık ..."in de Çocuk Şube Müdürlüğüne geldiğini, mağdurun üç kardeş olarak kendilerini gösterip "Bu şahıslar beni dövdüler." dediğini, mağdur ile kavga etmediğini, ona zorla senet imzalatmaya çalışmadıklarını, mağdurun anlattığı kadarıyla iş yerinden aldığı para ve kontörün miktarının 25.000-30.000 TL civarında olduğunu, mahkemede ise; sanık ... ile aynı mağazada çalışmadığını, her akşam mağazaları dolaştığını ve mağazalardan rapor aldığını, bu amaçla mağdur ve sanık ..."in çalıştığı mağazaya gittiğini, dükkana girdiğinde mağdur ve sanık ..."in kavga etmiş olduklarını gördüğünü, polis çağıralım dediğini, mağdurun polis çağırmamasını, nişanlı olduğunu ve ailesinin duymasını istemediğini söylediğini, kendisinin de "Bugüne kadar ne yaptın onları düzgünce anlat. Polis çağırmayacağım." dediğinde mağdurun zaman zaman kontör ve para aldığını söylediğini, hiçbir şekilde kendisinden senet vermesini istemediğini ve mağduru yukarı kata çıkararak tutmadığını, mağdurun anne ve babasının kendilerine ait başka bir mağazaya gitmiş olduklarını öğrendiğinde yanlarına çağırdığını, mağdurun babasının "Kaydınız var mı?" diye sorduğunu, kendisinin de ses kaydı bulunduğunu söylemesi üzerine tanık Ömer"in "Oğlumu dövmüşsünüz." dediğini, dükkândan birlikte çıkarak 70-80 metre uzaklıktaki Çocuk Şube Müdürlüğüne gittiklerini,
Sanık ...; Dağ İletişim isimli iş yerinin aile şirketi olup sanık ..."in yönettiğini, kendisinin Garaj Şubesi"ne, sanık ..."in Gazi Bulvarı"ndaki şubeye baktığını, sanık ..."in ise işleri takip ettiğini, 24.02.2010 tarihinde saat 21.00 de iş yerini kapatıp eve gideceği sırada sanık ..."in kendisini aradığını ve iş yerinde hırsızlık olduğunu söylediğini, eve gitmekten vazgeçip, sanık ..."in çalıştırdığı dükkâna giderek konuyu öğrenmek istediğini, iş yerine doğru giderken diğer sanıklar ile orada çalışan mağduru Çocuk Şube Müdürlüğüne doğru gittiklerini gördüğünü, sanık ..."in kendisine mağduru kontör çalarken yakaladıklarını söylediğini, kendisinin olay sırasında ve sonrasında iş yerine hiç gitmediğini,
Savunmuşlardır.
Yağma suçu 5237 sayılı TCK"nın 148 ile 150. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun"un 148. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması" şeklinde suçun temel hali, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı hükümleri düzenlenmiştir.
Kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur.
5237 sayılı TCK"da, 765 sayılı TCK"nın 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine Kanun"da belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir.
Aynı TCK"nın "Daha az cezayı gerektiren hal" başlıklı 150. maddesi; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylem daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır.
5237 sayılı TCK"nın 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanun"da belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK"nın 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir. (Veli Özber Özek, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin, Ankara, 2008, C. 2, s.1059-1061.)
Bu aşamada uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için haksız tahrik kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, "Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler" başlıklı İkinci Bölümde yer alan "haksız tahrik" 29. maddede; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için kanunda bir zaman sınırlaması mevcut olmayıp, aradan uzunca bir zaman geçse bile önceki olayın etkisiyle suç işlenmişse tahrik hükümleri uygulanmalıdır.
Haksız tahrik hükümleri, Türk Ceza Kanunu"nun genel hükümleri arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle koşulları oluştuğu taktirde işlenen suçun hukuki konusundan ziyade somut olayın özelliğine bakılarak haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanamayacağına karar vermek gerekmektedir. Bu itibarla, koşulları bulunduğu taktirde haksız tahrik hükmünün mal aleyhine işlenen suçlarda da uygulanacağı kuşkusuzdur. Bu husus Ceza Genel Kurulu"nun 08.07.1991 tarihli ve 196-225 sayılı kararında da benimsenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Dağ iletişim isimli iş yerinde çalışan mağdurun iş yerinden gizlice kontör kartı alıp cebine koyduğu sırada sanık ..."in bunu görüp müdahale ettiği esnada sanık ... ve mağdurun birbirlerini yaraladıkları, mütakiben iş yerine gelen sanık ..."in mağdurun iş yerinden kontör kartı aldığını ve sanık ... ile kavga ettiğini öğrenmesi üzerine iş yerinin kapılarını kapatarak mağduru dükkânın üst katında bulunan bölüme çıkarttığı ve iş yerinden ne kadar kontör kartı aldığına ilişkin mağduru sorgulamaya başladığı, bu sırada sanıklar Sayim ve....."in daha önceden telefonla arayarak durumu anlattıkları sanık ..."in de iş yerine geldiği ve sanıkların hep birlikte mağdura cebir ve tehdit uygulayarak senet imzalatmaya çalıştıkları olayda; mağdur hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda değişen suç vasfına göre zincirleme şekilde işlenmiş hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu mahkûmiyet hükmünün de Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.06.2017 tarihli ve 13-2015 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleştiği, sanıklara ait iş yerinden farklı zamanlarda gizlice kontör kartı alan mağdurun bu eyleminden dolayı sanıkların hukuki alacaklarının oluştuğu, bu hukuki alacaktan dolayı sanıkların TCK"nın 150. maddesinin 1. fıkrasındaki özel düzenleme dolayısıyla nitelikli yağma suçuna teşebbüsten değil kasten yaralama ve tehdit suçlarından cezalandırıldıkları, mağdurdan kaynaklanan haksız fiillerin bulunması hâlinde TCK"nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceği, sadece hukuki ilişkiye dayalı bir alacağın doğmasının ya da bir borcun ödenmemesinin tek başına haksız tahrik sebebi oluşturmayacağı, Yargıtay Özel Dairelerinin ve Yargıtay Ceza Genel Kurlunun yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğu, ancak hukuki alacağa neden olmuşsa bu durumda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceği göz önünde bulundurulduğunda sanıkların hukuki alacaklarının temelini oluşturan mağdurun süregelen zincirleme şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olması ve olay günü mağdurun kontör çalarken suç üstü hâlinde yakalanması karşısında, mağdurun haksız fiilinin sanıkların hukuki alacaklarının temelini oluşturduğunun ve sanıkların, mağdurdan kaynaklanan bu haksız fiilin hiddeti ile hareket ederek hukuki alacağın tahsili amacıyla kasten yaralama ve tehdit suçlarını işlediklerinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün TCK"nın 29. maddesinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Mağdur sanık ... Kardeş ve ortak olan sanıklar Sayim,....... ve ..."a ait işyerinde çalışmaktadır. Olaydan dört ay önce sanık ..."in işlettiği iş yerinde işe başlamıştır. 23.02.2010 günü iş yerinde mesai bitimi çekmecede bir miktar kontür kartını cebine koyarken Sayim"in görmesi ile olay başlamıştır. Sanık ... kuşkulandığı mağdurun üzerine aramak istemiştir. Mağdurun karşı koyup direnmesi ile karşılıklı birbirilerine etkili eylemde bulunmuşlardır. Her ikisi yaralanmıştır.
Sanık ..."in ortağı olan kardeşleri....... ve....."e haber vermesi ile onlarında iş yerine gelip mağdur ..."i işyerinin üst katına çıkarıp, tehdit ve etkili eylemde bulunarak (Mağduru) sorgulamaya başlamışlardır. Olay nedeniyle mağdur hürriyetinden yoksun kalıp, hayati tehlike geçirmeden BTM ile giderilemez derecede ve hayat fonksiyonlarını birinci derecede etkiler kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmıştır. Mağduru uzun süre sorgulayıp eksilen mallarınının parasal değerini tesbit edip, senet almaya kalkışmışlardır.
Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı 08.03.2010 tarih ve 2498-170 sayı ile sanıklar aleyhine nitelikli yağma suçundan TCK 149/1-c maddesi gereğince cezalandırılmaları istemi ile Denizli Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 06.07.2010 gün ve 120-229 sayılı kararı ile mağdur ile sanıklar arasında hukuki ilişki bulunduğunu kabul etmiş, sanıkların suçlarının Yağmanın daha az cezayı gerektiren hali kapsamında TCK 150/1. madde kapsamında sanıkların tehdit ve yaralama suçlarından cezalandırılmalarına karar vermiştir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2012/26226 esas ve 2015/39259 karar sayılı ilamı ile "Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre sanıklar savunmanlarının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin ONANMASINA, 04.07.2015 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir."
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17.11.2015 tarihli dilekçe ile sanıklar lehine TCK 29. maddede düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması için itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 6. Ceza Dairesi "Hükümlerin onanmasına ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğundan İTİRAZIN REDDİNE" kararı ile dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17.01.2019 günlü ikinci müzakerede oy çokluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin ONAMA kararının kaldırılmasına ve Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Yağma suçu TCK"da onuncu bölüm de malvarlığına karşı suçlar arasında TCK 148. maddesinde tanımı ve basit halini, TCK 149. maddesinde nitelikli hallerine TCK 150. maddesinde daha az cezayı gerektiren hallerini düzenlemiştir.
TCK. 148. madde,
1- Birbaşkasını kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden yada malvarlığını büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime ve malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi altı yıldın on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2- Cebir veya tehdit kullanarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ileride böyle bir senet haline getirilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halin de de aynı ceza verilir.
3- Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilemeyecek ve savunamayacak hale getirmeside yağma suçunda cebir sayılır.
Nitelikli yağma
Madde 149-1 Yağma suçunun;
a- Silahla
b- Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,
c- Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d- Yol kesmek suretiyle yada konut veya işyerinde,
e- Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f- Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkucu güçten yararlanılarak,
g- Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
h- Gece vaktinde,
İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
2- Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Daha az cezayı gerektiren hal
Madde 150-1.) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde ancak tehdit veya yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
2- Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.
Haksız tahrik
Madde 29- "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye.... verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." hükmünü taşımaktadır.
Maddede ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak haksız tahrik hâli düzenlenmiştir. Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psikolojik halleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, hiddetlenmeyi ifade eder. Şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hareketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hali ise de, burada söz konusu olan hiddete yönelten bir elemdir.
5237 sayılı Yasanın 29. maddesi, kişiye haksız fiilin kendisinde oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlediği suçtan dolayı verilecek olan cezanın belli bir oranda indirilmesini öngörmüştür. Haksız tahrik kavramı; bir kişinin hukuka aykırı bir eylem nedeniyle ruhsal yönden aşırı heyecana kapılması ve haksızlığın verdiği kışkırtıcı duygu altında suç işlemesini ifade etmektedir. Bu nedenle ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Haksız tahrik halinde eylemin hukuka aykırılık ve tipe uygunluk (halleri) nitelikleri geçerliliğini korumaktadır. Ancak haksız tahrik halinin, failin makul ve mantıklı düşünerek hareket etme iradesi üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle, kusurunu azalttığı düşünülmektedir. Kusurunu tümüyle kaldırmadığı da kabul edilmiştir.
Sanıkların eylemi TCK 149/1-c ve d bentlerinde yağmanın birden fazla nitelikli halini kapsamaktadır. Cezalarının alt sınırı on yılın üzerinde tesbit edilmelidir. Ancak TCK 150/1. madde kapsamın hukuki ilişki nedeniyle tehdit ve kasten yaralama suçlarından cezalandırılması gerekmektedir. Hukuki ilişki olmasaydı, sanıklar TCK 149/1-c ve d maddesi yanında yaralamanın nitelikli olması nedeniyle TCK 86 ve 87. maddeleri ile de hüküm kurulması gerekecekti.
Olay günü mağdur sanık ... çalıştığı işyerinde telefon kontürü çalarken yakalanmıştır. Sanıklar mağduru raporunda açıklanan şekilde yaralayıp, tehditle 60.000 TL"lik senet almak istemişlerdir. Mağdurun anne ve babasının olay yerine gelmesi ile eylem teşebbüs aşamasında kalmıştır. Mahkeme mağdurun davranışını sanıkların eylemi karşısında Hukuki ilişki olarak kabul edilmiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi kararın onanmasına karar vermiştir.
Yerel mahkemenin ve Yargıtay 6. Ceza Dairesinin kabulü Yargıtay Ceza Genel Kuruluncada yerinde görülmüştür. Hukuki ilişki nedeniyle nitelikli yağma (TCK 149/1-c ve d kapsamında iken) yasal olarak yağmanın daha az cezayı gerektiren hali olan TCK 150/1 maddesi kapsamındaki suça dönüşmüştür. Çoğunluk görüşünün yasaya uygun olmadığı kanaatindeyim.
Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü nedeniyle sanıkların cezası hukuki ilişki nedeniyle iki kez indirilecektir.
Yağma suçları haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına elverişli olmayan suç tipidir. Hukuki ilişki nedeniyle nitelikli yağma suçu daha az cezayı gerektiren TCK 150/1. madde gereğince sanıkların cezası tehdit ve yaralama nedeniyle daha az alacakları cezanın haksız tahrik nedeniyle indirilemeyeceği" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07.04.2015 tarihli ve 26226-39259 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2010 tarihli ve 120-229 sayılı sanıklar ..., ... ve ... hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında şartları oluşmasına karşın TCK"nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükmünün uygulanmaması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.12.2018 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 17.01.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.