Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/1257
Karar No: 2019/12

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1257 Esas 2019/12 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/1257 E.  ,  2019/12 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza (TMK 10. madde ile görevli)
    Sayısı : 224-3

    Tefecilik suçundan sanıklar ... ve ...’ın TCK"nın 241, 43/1, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 9’ar ay hapis ve 140.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin Adana (Kapatılan) 8. Ağır Ceza Mahkemesince (TMK 10. madde ile görevli) verilen 14.01.2014 tarihli ve 224-3 sayılı hükümlerin, sanıkların müdafileri ve katılan Defterdarlık Muhakemat Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.04.2016 tarih ve 142087 sayı ile;
    "İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyete yeter derecede kuşkudan uzak delil bulunup bulunmadığı, dolayısıyla suçun subuta erip ermediği hususuna ilişkin bulunmaktadır.
    Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; sanıklardan ..."ın Mersin ilinde iki ayrı şubede .... Kuyumculuk isimli, sanık ..."ın yine Mersin ilinde iki ayrı şubede Algül Kuyumculuk adı altında akrabaları ve kardeşleri ile birlikte kuyumcu dükkanı işletmekte oldukları, suç tarihinde Mersin ilinde ... tarafından kurulan oluşumla işadamlarından zorla para alındığı, yüksek faizlerle borç verilerek ödeme güçlüğüne düştüklerinde cebir ve tehdit yoluyla tahsil edildiği şeklindeki duyumlar üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yapılan çalışmalar sonucunda gerçekleştirilen operasyonla sanıkların yakalanarak haklarında kamu davası açıldığı ve sabıkasız olan sanıkların teşdiden en üst hadden ceza belirlenerek 8 er yıl 9 ar ay hapis ve 140.000 er TL adli para cezası ile mahkum edildikleri anlaşılmaktadır.
    Sanıklar soruşturma ve kovuşturmanın herhangi bir aşamasında atılı suçlamayı kabul etmemişler, sanık ... de sanıkları zaman zaman ihtiyacı olduğunda altın alışverişi yapması sebebiyle sanıkları tanıdığını, faizle para alışverişi olmadığını beyan etmiş, sanıklar .... ve ......"de aynı şekilde sanık ..."i kendi ihtiyacı için ailesiyle birlikte altın alışverişi yapması sebebiyle tanıdıklarını ifade etmişlerdir. Suç örgütü kurulduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış ise de alınmış ve icra edilmiş bir iletişim tesbiti, teknik veya fiziki takip delilinin bulunmadığı dosyada sanıkların tefecilik suçundan mahkumiyetinin gerekçesi olarak katılan ..."dan taksitler halinde alınan paraların sanıkların işlettiği kuyumculuk dükkanına teslim edilmiş olması, katılan ... ......"ın yer, zaman ve tarih içermeyen soyut anlatımı, yine katılan ..."in akrabalık ve iş ilişkisi bulunan müşteki ..."in beyanları ile sanık ..."in işyerinde çalışan akrabası.......... hesabına katılan ... tarafından 66.500 TL havale çıkarması gösterilmektedir. Ancak, bu beyanlardan sanıkların tefecilik suçunu işledikleri sonucunu çıkarmak yasal olarak mümkün görünmemektedir. Zira, tefecilik suçu doktrin ve uygulamada kabul edildiği şekilde, madde gerekçesinde de yazıldığı gibi, faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesidir.
    Tefecilik suçu, iktisadi hayatımızda, "senet kırdırma" denen usulle de işlenebilir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Burada korunan hukuki değer ise, Kamu otoritesinin kontrolü dışında faiz karşılığında ödünç para verme işlemleri yapılması yasaklanmış ve suç olarak tanımlanmıştır. Ancak; olayımızda her iki sanığın da ayrı ayrı olarak dosyada mağdur olarak görünen şahıslara faiz karşılığı kazanç maksadıyla para verdiği subuta erdirilememiştir. Sanıkların mağdurlar ile faiz karşılığı para alışverişine dair bir anlaşmaları tesbit edilmemiş, mağdurlar tarafından da böyle bir iddia dile getirilmemiştir. Nitekim; Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 10.02.2010 T, 2007/1687 E, 2010//1639 K; 28.06.2004 T, 2003/9395 E, 2004/9069 K; sayılı ilamları başta olmak üzere; pek çok kararında, kişinin somut olayda "başka şahıslara faiz karşılığı ödünç para" verip vermediğinin, faiz karşılığı ödünç para vererek çıkar sağlayıp sağlamadığının, ödünç para verme fiilinin "sistemli bir şekilde" işlenip işlenmediğinin, "süreklilik" taşıyıp taşımadığının, bu işi meslek haline, uğraş haline getirip getirmediğinin araştırılması gerektiğine işaret etmektedir.
    Olayımızda ise,tefecilik suçunun tezahür şekilleri olarak görünen senet,çek kırmak suretiyle kazanç elde etmek,kredi kartı kullanılmak suretiyle ( gerçekte bir mal satışı yapılmadığı halde, bir mal satışı yapılmış ve satışı yapılmayan malın bedeli kadar para da kredi kartı kullanılarak ödenmiş gösterilmesi, ancak, satıcı konumunda bulunan kişi, kredi kartı sahibi olan ve alıcı konumundaki kişiye mal bedeli olarak gösterilen miktarın altında bir parayı nakit olarak vermesi) tefecilik söz konusu değildir. Sanık ..."ın işyerinde yapılan aramada elde edilen senetlerin sahipleri İhsan Turan, Duran Kelek, Rıdvan Anşin, Serap Uçar, Meltem Tuncay, Halil Çelik ve Ayşegül Kök"ün alınan ifadelerinde veresiye altın alışverişi yaptıkları için bakiye borçları sebebiyle senetleri kendi rızalarıyla verdiklerini söyledikleri görülmektedir.
    Bu sebeplerle; atılı tefecilik suçunu işlediklerine dair mahkumiyete yeter derecede delil bulunmadığından hükmün bozulması gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.09.2016 tarih ve 3868-5835 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığı"na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Sanıklara atılı tefecilik suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin,
    2- Gerekçelerin yeterli olduğu ve atılı suçun da sübuta erdiği sonucuna ulaşılması hâlinde ise;
    a- TCK’nın 241. maddesi gereğince 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını gerektiren tefecilik suçunda temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının,
    b- Zincirleme suç hükmünün uygulanması hâlinde, temel cezada dörtte birden dörtte üçe kadar artırım öngören TCK"nın 43/1. maddesi uyarınca cezanın dörtte üç oranında artırılmasının isabetli olup olmadığının,
    Değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanıklar ... ve ... hakkında katılan ... ...... ve mağdurlar ... ile ...’a karşı tefecilik suçunu işledikleri iddiası ile kamu davasının açıldığı,
    Yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece kararın “Kanıtların değerlendirilmesi ve gerekçe” bölümünde önce bütün delillerin anlatıldığı, ardından “Böylece iddiaya, katılan ve mağdurların beyanlarına, savunmalara, bir kısım katılana gönderilen ve yukarıda içerikleri belirtilen mesajla, tanık beyanlarına, teşhis tutanaklarına, bir kısım katılanın ibraz ettikleri tapu kayıtları, senet fotokopileri, ortaklık senedi ve ek protokol örneği, bir kısım sanığın işyerleri evleri ve araçlarında ele geçen senetler, tapu senetleri, ortaklık protokolü, ek protokol, mağdurların iddialarına konu olan olaylarla ilgili olarak güvenlik güçlerince elde edilen banka ödeme dekontları ve kambiyo senedi örnekleri, mağdur ..."a karşı işlenen yağma suçu kapsamında sanık ..."in suçta kullandığı 33 AN 090 plakalı aracı için aldırdığı akaryakıtla ilgili 7 adet mazot alım fişi aslı, koruma ücreti adı altında mağdur ..."dan alınan paralara ilişkin not kağıdı ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ..."in tefecilik, mağdurlar ... ve Gamze Dağyaran"a karşı tehdit suçunu, mağdur ..."a karşı yağmaya teşebbüs suçunu, mağdure ...."a karşı dolandırıcılık ve yağma suçlarını, mağdurlar ... ve ..."a karşı yağma suçlarını, sanık ..."in tefecilik, mağdurlar ... ......, ... ve ..."a karşı yağma suçlarını, mağdure ...."a karşı şantaj suçunu, sanıklar ... ve ..."ın tefecilik ve mağdur ..."a karşı yağma suçunu, sanık ..."in mağdur ..."a karşı yağma suçunu işledikleri kanaatine varıldığından, sanıkların bu suçlardan cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.” şeklindeki gerekçeler ile sanıklar hakkında tefecilik suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir",
    "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
    "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
    a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
    b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
    c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu"nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
    d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
    (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir." hükümlerine yer verilmiştir.
    Buna göre, Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
    5271 sayılı CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
    Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK"nın 289/1-9 ve 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden birini oluşturacaktır.
    Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir. (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.)
    AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.) Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır. (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.)
    Bunun yanı sıra AİHM, derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir. (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.) Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir. (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.)
    Gerekçeli karar hakkı, kişilerin .... bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır. (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.)
    Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. (Sencer Başat ve diğerleri, § 35.)
    Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir. (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.)
    Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin yapılan değerlendirmede;
    Sanıklar ... ve ...’ın katılan ... ...... ve mağdurlar ... ile ...’e karşı tefecilik suçunu işlediklerinin iddia olunduğu olayda; Yerel Mahkemece “Kanıtların değerlendirilmesi ve gerekçe” bölümünde önce bütün delillerin anlatıldığı, ardından “Böylece iddiaya, katılan ve mağdurların beyanlarına, savunmalara, bir kısım katılana gönderilen ve yukarıda içerikleri belirtilen mesajla, tanık beyanlarına, teşhis tutanaklarına, bir kısım katılanın ibraz ettikleri tapu kayıtları, senet fotokopileri, ortaklık senedi ve ek protokol örneği, bir kısım sanığın işyerleri evleri ve araçlarında ele geçen senetler, tapu senetleri, ortaklık protokolü, ek protokol, mağdurların iddialarına konu olan olaylarla ilgili olarak güvenlik güçlerince elde edilen banka ödeme dekontları ve kambiyo senedi örnekleri, mağdur ..."a karşı işlenen yağma suçu kapsamında sanık ..."in suçta kullandığı 33 AN 090 plakalı aracı için aldırdığı akaryakıtla ilgili 7 adet mazot alım fişi aslı, koruma ücreti adı altında mağdur ..."dan alınan paralara ilişkin not kağıdı ve tüm dosya kapsamına göre; sanık ..."in tefecilik, mağdurlar ... ve Gamze Dağyaran"a karşı tehdit suçunu, mağdur ..."a karşı yağmaya teşebbüs suçunu, mağdure ...."a karşı dolandırıcılık ve yağma suçlarını, mağdurlar ... ve ..."a karşı yağma suçlarını, sanık ..."in tefecilik, mağdurlar ... ......, ... ve ..."a karşı yağma suçlarını, mağdure ...."a karşı şantaj suçunu, sanıklar ... ve ..."ın tefecilik ve mağdur ..."a karşı yağma suçunu, sanık ..."in mağdur ..."a karşı yağma suçunu işledikleri kanaatine varıldığından, sanıkların bu suçlardan cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde gerekçe ile delillerin bir bütün hâlinde sayıldığı fakat sanıkların üzerlerine atılı suçlar ile delillerin ilişkilendirilip tartışılmadığı, sanıklar hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinde esas alınan ve reddedilen delillerin neler olduğunun, delillerle sonuç arasındaki bağın ne olduğunun ve niçin bu sonuca varıldığının gösterilmediği, bu nedenle 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi,” düzenlemesine muhalefet edildiği, dolayısıyla itiraza konu hükümlerin, Anayasanın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Hükümlerin yasal ve yeterli gerekçeyi içerdiği" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
    Ulaşılan sonuç karşısında, bu aşamada sanıklara atılı tefecilik suçunun sabit olup olmadığına; sanıklar hakkında tefecilik suçundan temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin ve zincirleme suç hükümleri uygulanırken dörtte üç oranında artırım yapılmasının isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE;
    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 03.06.2015 tarihli ve 245-41181 sayılı, sanıklar ... ve ... hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Adana (Kapatılan) 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. madde ile görevli) 14.01.2014 tarihli ve 224-3 sayılı, sanıklar ... ve ... hakkında tefecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.01.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi