Ceza Genel Kurulu 2018/53 E. , 2020/439 K.
"İçtihat Metni"Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 401-495
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan sanık ..."ın TCK"nın 245/1, 50/1-a, 52/1, 43/1, 62 ve 53/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 104 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.07.2013 tarihli ve 404-510 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.03.2015 tarih ve 30907-13474 sayı ile;
"Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak:
1- Sanığın talimat yoluyla savunmasının alındığı 12.07.2013 tarihli Gaziosmanpaşa 4. Asliye Ceza Mahkemesindeki savunmasında; zararı ödemek istediğini ancak müşteki ile görüşemediğini, asker olduğu içinde görüştürmediklerini beyan etmesi karşısında; bu hususta şikâyetçinin beyanı da alınarak gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip uygun süre verilerek, sanığa zararı giderme olanağı sağlanıp sonucuna göre sanık hakkında TCK"nın 245/5. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Hüküm kurulurken adli para cezasına esas alınan gün üzerinden artırım veya indirim yapıldıktan sonra belirlenen sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı tayin olunan miktarın çarpılması sonucu cezanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle TCK"nın 61/8. maddesine aykırılık yapılması,
3- 5237 sayılı TCK"nın 53/1. maddesinin uygulamasında, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c madde ve bendinde sayılan sanığın kendi altsoyu dışındaki kişiler yönünden velayet, vesayet ve kayyımlığa ait haklardan da hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
(2) ve (3) numaralı bozma nedenlerine uyan Yerel Mahkeme ise 30.06.2015 tarih ve 401-495 sayı ile (1) numaralı bozma nedenine direnerek sanığın TCK"nın 245/1, 43/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2015 tarihli ve 314474 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 846-1877 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.01.2018 tarih ve 434-642 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yerel Mahkemece yapılan yargılama sırasında pişman olduğunu ve şikâyetçinin zararını karşılamak istediğini belirten sanık hakkında TCK’nın 245/5. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi bakımından şikâyetçinin beyanı alınarak ve gerekirse ödeme yeri de tayin edilerek sanığa uygun süre verilip zararı giderme olanağı sağlanmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bozma sonrası yapılan yargılama sırasında direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünden önce sanığa bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ olunup bozmaya karşı diyeceklerini bildirme imkânı tanınmadan yalnızca sanık müdafisine duruşma gününün bildirilmesi ile yetinilerek direnme kararı verilmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama sırasında sanık müdafisi olan Av. ... ...’a 30.06.2015 tarihli duruşmaya ilişkin davetiyenin 05.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği, 22.04.2015 tarihli müzekkere ile de sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin tespiti amacıyla Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı, 30.06.2015 tarihli oturumda sanığın talimat ile beyanının tespit edildiğinden bahisle sanık ve müdafinin yokluğunda direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün verildiği, gerekçeli kararın sanık müdafisine 15.07.2015 tarihinde, sanığa ise 22.07.2015 tarihinde tebliğ edildiği,
Öte yandan istinabe olunan mahkemece çıkartılan 30.06.2015 tarihli duruşma gününe ilişkin ilk davetiyenin duruşma gününün geçmesi nedeniyle tebliğ edilemediği belirtilerek 04.07.2015 tarihinde mahkemeye iade edildiği, 08.10.2015 tarihli duruşma gününe ilişkin ikinci davetiyenin ise 30.07.2015 tarihinde sanığa tebliğ edildiği, 08.10.2015 tarihli talimat duruşmasına gelen olmaması nedeniyle sanığın zorla getirilmesine karar verilerek duruşmanın 12.11.2015 tarihine bırakıldığı, 12.11.2015 tarihinde yapılan oturumda ise zorla getirme emrine bila ikmal cevap verildiğinden bahisle talimatın mahkemesine iadesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarı ile uygulanması gereken 326. maddesinde;
"Yargıtay"dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir." düzenlemesi yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi, bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece sanık ve katılan ile varsa müdafi ve vekile duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilip duruşmadan haberdar olmaları sağlanmalıdır. Yerleşik yargısal kararlarda açıkça vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması ya da davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi durumunda, sonradan hükmolunacak cezanın, bozma ilamına konu cezadan daha ağır yaptırım içermemesi hâlinde yargılamaya devam olunarak bir karar verilebilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 31.05.2016 tarihli ve 5-296 sayılı, 08.05.2018 tarihli ve 1057-197 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin bozma kararından sonra sanık müdafisine duruşma gününü bildirir davetiyenin 05.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği, daha sonra sanığın bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi amacıyla yazılan talimatın sonucu beklenmeden 30.06.2015 tarihli oturumda Yerel Mahkemece sanığın talimat ile beyanının tespit edildiğinden bahisle önceki kararda direnildiği, sanık ve müdafisinin yokluğunda verilen gerekçeli kararın 15.07.2015 tarihinde sanık müdafisi Av. ...’a, 22.07.2015 tarihinde ise sanığa tebliğ edildiği, istinabe olunan mahkemece çıkartılan 08.10.2015 tarihli duruşma gününe ilişkin davetiyenin ise gerekçeli kararın tebliğinden sonra 30.07.2015 tarihinde sanığa tebliğ edildiği, 08.10.2015 tarihli talimat duruşmasına gelen olmaması nedeniyle sanığın zorla getirilmesine karar verilerek duruşmanın 12.11.2015 tarihine bırakıldığı, 12.11.2015 tarihinde yapılan oturumda zorla getirme emrine bila ikmal cevap verildiğinden bahisle talimatın mahkemesine iadesine karar verildiği anlaşılan olayda;
Direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünden önce bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ olunup sanığa bozmaya karşı diyeceklerini bildirme imkânı tanınmadan yalnızca sanık müdafisine duruşma gününün bildirilmesi ile yetinilerek direnme kararı verilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup bu husus 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/1. maddesine aykırıdır.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün belirlenen bu usuli nedenden dolayı sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 401-495 sayılı direnme kararına konu hükmünün, bozma sonrası yapılan yargılama sırasında bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ olunup sanığa bozmaya karşı diyeceklerini bildirme imkânı tanınmadan yalnızca sanık müdafisine duruşma gününün bildirilmesi ile yetinilerek direnme kararı verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.