
Esas No: 2017/833
Karar No: 2020/415
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/833 Esas 2020/415 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 889-274
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."ın TCK"nın 85/1, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3 yıl süre ile sürücü belgesinin geri alınmasına ve mahsuba ilişkin İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.05.2012 tarihli ve 706-880 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.09.2014 tarih ve 23834-18626 sayı ile;
“...İncelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafisinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Olay günü saat 18.00 sıralarında, sanık sevk ve idaresindeki aracıyla Karabağlar ilçesi, 3820 Sokak üzerinde seyir hâlindeyken, sanığın seyrine göre yolun solundan sağına doğru ailesiyle birlikte karşıya geçmekte olan 2004 doğumlu yayaya çarpması sonucunda yayanın öldüğü olayda; dosya içerisinde mevcut ve sanığa asli kusur veren bilirkişi raporu mahkemece hükme esas alınarak, temel cezanın tayininde kusur durumu esas alınmış ise de, 2004 doğumlu ölenin, yolu kontrol etmeden ve ailesinin elini bırakıp karşıya geçerken yolu bitirmek üzere olduğu olayda, yaya ile sanığın eşdeğer kusurlu oldukları anlaşılmakla; iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, suçun işleniş şekli, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırları da nazara alınarak, adalet ve hakkaniyet kuralları uyarınca uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek, asgari hadden çok fazla uzaklaşılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi,
2- TCK"nın 50/4. maddesi hükmü uyarınca taksirli suçlardan dolayı hükmedilen hapis cezasının uzun süreli de olsa, diğer koşulların varlığı hâlinde adli para cezasına çevrilebileceği, dosyada bulunan adli sicil kaydına göre sabıkası ve dosyaya yansıyan olumsuz bir hâli bulunmayan sanık hakkında dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeler ile TCK"nın 50/1-a maddesinin tatbik edilmemesi,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 16.04.2015 tarih ve 889-274 sayı ile;
“...Dosya arasında hazırlıkta alınan bilirkişi raporunda sanığın asli kusurlu, maktulün tali kusurlu olduğu belirtildiğinden yargılama sırasında yapılan keşif sonucunda alınan bilirkişi raporunda da aynı durum tekrar edildiğinden, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinden ve rapor veren bilirkişilerin uzmanlığı da nazara alındığında, raporların usul ve yasaya uygun olduğu da anlaşıldığından Yargıtay"ın yaya ile sanığın eş değer kusurlu oldukları yönündeki görüşü dosya kapsamına uygun düşmediğinden (1) nolu madde açısından eski hükümde direnme kararı verildiği, yine (1) nolu ara kararda teşdidin derecesinde yanılgıya düşüldüğü belirtilmiş ise de, TCK"nın 85. maddesinde 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğünden, asgari ve azami hadler arasında tercih yapmak yetkisi dosya kapsamına göre olayın oluş şekline göre tarafların kusur oranları da nazara alınarak mahkeme hâkimine ait olduğundan bu takdiri yargılamayı yapan, katılanı ve acısını gören, sanığı gören kişi olarak en iyi şekilde mahkeme hâkimi yapabileceğinden, tarafları hiç görmeyen değerli Yargıtay üyelerimizin bu takdire müdahalelerinin yanlış olduğu da değerlendirilmek suretiyle sanığın yeniden taktiren ve teşdiden 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılması cihetine gidildiği gibi gerekçemizde belirtilen diğer nedenler dışında TCK"nın 50/1-a maddesinin uygulanıp uygulanmaması konusunda da maddede belirtilen kriterleri değerlendirerek, tarafları gören, yargılamayı yapan mahkeme hâkimine ait olduğundan ve bu değerlendirme de mahkememizce en iyi şekilde yapılmış olduğundan bozma ilamındaki (2) nolu bent açısından da direnme kararı verildiği,” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.07.2015 tarihli ve 220256 sayılı “Onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 630-842 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.05.2017 tarih ve 26-3918 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- TCK"nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin,
2- Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının TCK’nın 50. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmemesinin,
İsabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Soruşturma aşamasında 02.12.2011 tarihinde yapılan keşif tutanağına ve yapılan bu keşfe istinaden düzenlenen aynı tarihli bilirkişi raporuna göre; sanık ...’ın 27.11.2011 tarihinde saat 17.30 sıralarında sevk ve idaresindeki aracıyla Karabağlar ilçesi, 3820 Sokak üzerinde seyir hâlindeyken olay yerine geldiğinde, aracının sağ ön kısmıyla kendi seyrine göre yolun sol tarafından sağ tarafına yaya olarak geçmekte olan 2004 doğumlu ...’a çarptığı, çarpmanın etkisiyle ...’ın yaklaşık 15 metre ileriye doğru savrulduğu, akabinde aracın çarpma noktasından 30 metre ileride durduğu, kaza nedeniyle ...’ın hayatını kaybettiği, olay yerine intikal edildiğinde sanığın sevk ve idaresindeki aracın, yolun kenarında park hâlinde bulunduğu, sağ ön farının kırık ve cam parçalarının yerde bulunduğu, ayrıca sağ ön tamponunun da kırık olduğu hususlarının görüldüğü, sanığın, aracın hızını yolun ve havanın durumuna göre ayarlamadığı, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmak suretiyle yolun karşı istikametine geçmeye çalışan ve geçişini tamamlamak üzere olan ölen ..."a çarpmak suretiyle asli kusurlu; ölenin ise karşıdan karşıya geçerken dikkatsiz ve tedbirsiz davranması, yoldan geçmekte olan araç trafiğine dikkat etmemesi nedenleriyle tali kusurlu olduğu,
Kovuşturma aşamasında yapılan keşif tutanağına ve yapılan bu keşfe istinaden düzenlenen 09.04.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; bahse konu kazanın meydana geldiği yerin iki şerit gidişli, iki şerit gelişli olarak düzenlendiği, orta düz kaplama çizgisiyle bölünmüş iki yönlü yol konumunda olduğu, kaza noktasında yolun düz, otoban istikametinde hafif rampa çıkışlı, 9 metre genişliğinde, asfalt kaplamalı olduğu, yolda aydınlatmanın, yaya kaldırımının, yol şerit çizgisinin mevcut olduğu, yolda herhangi bir yatay ve düşey işaretleme eksikliği veya yol kusurunun bulunmadığı, sanığın sevk ve idaresindeki araç ile Bozyaka istikametinden otoban istikametine doğru seyir hâlinde iken, olay mahalline gelmeden 65 metre geride otobüs durağının bulunduğu yerde yolun sağında park etmiş araçların yanından önünde seyreden bir aracı sollayarak karşı yönden gelen araç trafiğine ait kısma geçerek seyrine devam ettiği sırada gidiş istikametine doğru yolun solundan sağına karşı tarafa ailesiyle birlikte geçmeye çalışan ve kaplama alanına giren ölen ...’ı gördüğü, çarpmamak için yolun sağ tarafına doğru manevra yaptığı ve kendi şeridine geçtiği sırada annesinin elini bırakarak kaplama alanı içerisinde koşarak yolun karşı tarafına geçmeye çalışan ölene kaldırıma çıkmasına 1 metre kala aracının sağ ön kısımlarıyla çarptığı, çarpmanın etkisiyle ölenin 15 metre ileriye doğru savrulduğu, olay nedeniyle yaralanan ölenin kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, sanığın sevk ve idaresindeki aracıyla meskun mahalde, görüş mesafesinin far ışığı ve sokak aydınlatmasıyla sağlandığı yolda, gece vakti seyir hâlinde iken mahal şartlarına göre kontrolsüz seyrettiği, görüş mesafesinin kontrol altında bulundurarak seyri sırasında yola gereken dikkat ve özeni göstermesi, aracın hızını yol, görüş, hava, trafik ve vasıtanın teknik özelliğini dikkate alarak müteyakkız şekil ve tedbir alabilecek düzeyde tutması gerekirken belirtilen hususlara riayet etmediği, hızını tedbir alabilecek düzeye düşürmediği, yer zemini üzerinde belirgin kaplama çizgisiyle oluşturulmuş çizgili alan üzerinde geçmenin yasak olduğu yerden yolun diğer kısmına geçtiği, sol taraftan kaplama alanına giren ve çarpışma noktasına kadar mesafeyi kat eden yayaları ve öleni gördüğünde olayı engellemek amacıyla etkili fren tertibatına başvurmadığı, yayanın gidiş istikametine yani sağ tarafına doğru direksiyon manevrasına başvurduğu sırada mevcut hızından dolayı ölene çarptığı, çarpma noktasından 15 metre ileriye doğru öleni savurduğu, sanığın bu şekildeki dikkatsiz, tedbirsiz ve kurallara aykırı davranışları nedeniyle asli kusurlu olduğu; ölen ...’ın ise ailesiyle birlikte yolun karşısına geçtiği sırada yolu yeterince kontrol etmeden, gelen aracın hız ve mesafesini dikkate almadan, kendine doğru yanaşan araca rağmen gidişe göre yolun solunda kontrolsüz bir şekilde ailesinin elini bırakarak, geçiş için sanık sürücünün manevra yaptığı yöne doğru koşarak sanığın gidiş yönünü kapattığı, kendi can güvenliğini tehlikeye atarak olaya sebebiyet vermesi nedeniyle kazanın oluşumunda tali derecede kusurlu bulunduğu,
Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığınca düzenlenen 20.02.2012 tarihli otopsi raporuna göre; ölenin ölümünün künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu meydana geldiği,
27.11.2011 tarihinde saat 21.58’de yapılan ölçüme göre sanığın alkolsüz olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; ölen ...’ın babası olduğunu, olay tarihinde saat 17.30 sıralarında eşi tanık..., diğer oğlu... ve ölen oğlu ... ile birlikte 3820. Sokak üzerinden karşıdan karşıya geçeceklerini, eşi...’in ölen ve diğer çocuğu...’in elinden tuttuğunu, kendisinin de onların yanında bulunduğunu, karşıya geçecekleri sırada yolun sağına ve soluna baktıklarını, yolun sağından beyaz renkli Ford Transit marka bir aracın geldiğini gördüğünü, bu sırada yolun ortasına kadar geldiklerini, ardından sanığın ön farları yanmayan bir araç ile beyaz renkli Ford Transit marka aracın arkasından solladıktan sonra üzerlerine doğru geldiğini, eşi ve diğer oğlu...’i geriye doğru çektiğini ancak öleni çekemediğini, sanığın aracıyla ölene çarptığını, çarpma sonucu ölenin yaklaşık 30 metre havaya fırladığını, sanığın hiç fren yapmadığını ve çarpışma yerinden yaklaşık 50 metre sonra durabildiğini, sanığın en az 80-90 km hızla seyrettiğini, zararlarının karşılanmadığını, herhangi bir ödemede bulunulmadığını, başsağlığına dahi gelinmediğini,
Tanık ...; ölen ...’ın annesi olduğunu, olay tarihinde eşi olan katılan ... ve çocukları... ve ölen ... ile birlikte karşıdan karşıya geçmek için yola çıktıklarını, öleni sol elinden tuttuğunu, yolun ortasına geldiklerinde yolun sağından beyaz renkli bir minibüsün kendilerine doğru geldiğini gördüğünü, ancak bu aracın uzak olması nedeniyle karşıdan karşıya geçmeye devam ettiklerini, bu sırada sanığın kullandığı aracın söz konusu beyaz minibüsü hızla sollayıp üzerlerine geldiğini gördüğünü, olayın çok ani olması nedeniyle sağ elini tutan oğlu...’i geriye çektiğini fakat sol elini tutan oğlu öleni geriye çekemediğini, sanığın sevk ve idaresindeki aracın önlerinden geçerek kendilerinin bir adım önünde olan ölene çarptığını, çarpmanın etkisiyle ölenin havaya savrulduğunu, sanığın kullandığı aracın ise olay yerinin yaklaşık 40-50 metre ilerisinde durduğunu, sanığın hızının çok fazla olduğunu,
Tanık ... Mahkemece yapılan keşifte; ölen ...’ın amcası olduğunu, olay yerinin tam önünde bulunan ... isimli bakkal dükkanını işlettiğini, olay tarihinde saat 18.00 sıralarında dükkanın önünde olduğunu, kardeşi katılan ve eşi...’in iki çocuğuyla birlikte kendi dükkanının önünden karşı tarafa geçtikleri sırada beyaz renkli bir minibüsün yolun karşı tarafından geldiğini, sanığın idaresindeki aracın ise bu aracı sollayarak ilerlediğini, ölenin ailesiyle birlikte karşı kaldırıma yetişmelerine yaklaşık bir metre kala sanığın aracı ile ölene vurduğunu gördüğünü, ölenin yaklaşık 6-7 metre havaya fırladıktan sonra kaldırımın öteki tarafına düştüğünü, katılanın, tanık...’in ve diğer yeğeni..."in nasıl kurtulduklarını göremediğini, sanığın aniden sollama yaparak ölene vurduğunu, aracının farlarının yanmadığını, sinyal de vermediğini,
Tanık ... soruşturma aşamasında; ağabeyi olan sanığın kullandığı araçta eşi tanık..., yengesi tanık... ve yeğenleri ile birlikte bulunduğunu, yolun sol şeridinde karşı yönden gelen bir belediye otobüsünün durduğunu, bu otobüsün arkasından aniden ölenin yola fırladığını, sanığın ise aracın sağ ön kısmı ile ölene çarptığını, sanığın tahminen 50 km hızla seyrettiğini, ölenin otobüsün arkasından çıkmasının ardından sanığın fren yaparak aracı sağa doğru kırdığını ve durmak üzereyken ölene çarptığını,
Kovuşturma aşamasında; 3820. Sokak üzerinden evlerine doğru giderken yolun sol şeridinde bir belediye otobüsünün aşağıya doğru hareket ettiğini, kendilerinin de yolun sağından yukarıya doğru çıktıklarını, havanın karanlık, farlarının açık ve trafiğin de yoğun olduğunu, otobüsün arkasından birden ölenin yola fırladığını, ölenin annesi, babası ve diğer kardeşinin yolun ortasında kaldıklarını, sanığın fren yapmasına fırsat kalmadan yolun sağ tarafında kaldırıma 1 metre kala araç ile ölene çarptıklarını, yolun sağ tarafında da bir aracın park hâlinde olduğunu, olayın bu park hâlindeki aracın 1-2 metre gerisinde gerçekleştiğini, araçtan inip yardım istedikleri esnada karşı tarafın kendilerine saldırdıklarını,
Tanık ...; eşi olan sanığın kullandığı aracın arka koltuğunda tanık... ve çocuğuyla birlikte bulunduğunu, olay anını görmediğini, ancak farlarının yandığını, sanığın hızlı olmadığını, bir anda gürültü duyduğunu, akabinde sanığın aracı hemen durdurarak aşağı indiğini ve o anda eşi olan sanığın bir çocuğa çarptığını öğrendiğini, çevrede olan bağrışmalar üzerine orada bulunan esnafın kendisini ve eşini korumak amacıyla bir iş yerine götürdüklerini,
Tanık... ...; olay günü eşinin kardeşi olan sanığın kullandığı aracın arka koltuğunda tanık... ile oturduklarını, olayı görmediğini, olay yerine geldiklerinde bir gürültü duyduğunu, sanığın hemen aracı sağa çektiğini, aşağıya indiklerinde bir çocuğa çarptığını öğrendiğini, olay nedeniyle kendilerine saldıranlar olduğunu, bunun üzerine orada bulunanların kendilerini başka bir iş yerine götürerek sakladıklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık savcılıkta; sevk ve idaresindeki aracıyla İzmir istikametinden otoyol istikametine doğru seyir hâlinde iken saat 18.00 sıralarında olayın gerçekleştiği yerde karşı taraftan bir belediye otobüsünün geldiğini, gidiş yönünün tersi istikametinden otobüsün arkasından ölenin aniden yola fırlaması üzerine ölene yolun ortasında çarptığını, frene basamadığını, çarpışma yerinden yaklaşık 10 metre sonra durduğunu, ardından aracından hemen inerek ölenin yanına gittiğini, orada bulunanların kendisini dövdüklerini, hızının yaklaşık 30-40 km olduğunu,
Mahkemede; olay mahalline geldiğinde karşı yönden gelen araçlar açısından sol şeridin ağır ve akıcı olduğunu, kendi yönünde ise aracın bulunmadığını, olay mahallinde yaya geçidinin olmadığını, karşı yönden gelen araçların arasında bir belediye otobüsünün olduğunu, yine sağ tarafta park etmiş bir araç da bulunduğunu, ölenin aniden önüne çıkması nedeniyle fren yapmaya fırsat bulamadığını, kusurunun olmadığını, üzgün olduğunu,
Savunmuştur.
Yerel Mahkemece, TCK"nın 85/1. maddesi uyarınca temel ceza 5 yıl olarak belirlenmiş, TCK"nın 50/4. maddesi uygulanmamış, temel cezanın 5 yıl olarak belirlenmesine ilişkin olarak; “Suçun işleniş biçimi, suçun işlenilmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, zararın ve tehlikenin ağırlığı ve taksirin yoğunluğu, failin güttüğü amaç ve saiki gibi hususlar ile duruşmada izlenen kişiliğine göre cezanın üzerinde etkili olacağı, sanığın asli kusurlu oluşu, maktulün 17.11.2004 doğumlu oluşu, teşdiden belirlenen hapis cezasının sanık üzerinde caydırıcı olacağı, sanığın pişmanlık göstermemesi, suçunu inkâr etmesi nazara alınarak, 5237 sayılı Yasa’nın 61.maddesi gereğince sanık hakkında iki sınır arasındaki temel cezanın takdiren ve teşdiden” şeklinde, TCK"nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak da “Sanığın suçu işleyiş biçimi, kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sırasında pişmanlık duymaması, sanığın asli kusurlu oluşu, maktulün 17.11.2004 doğumlu oluşu, hapis cezasının sanık üzerinde etkili ve caydırıcı olacağı, sanığın pişmanlık göstermemesi, suçunu inkâr etmesi ve suçun işlenişindeki özelliklere göre takdiren hakkında 5237 sayılı TCK"nun 50. maddesinde yer alan seçenek yaptırımların uygulanmasına yer olmadığına” şeklinde gerekçe gösterilmiştir.
Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta, temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı;
Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesinin birinci fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş, aynı Kanun"un "Taksir" başlıklı 22. maddesinin dördüncü fıkrasında da; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.
Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise, 5237 sayılı TCK"nın 61. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.” şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı Kanun"un 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Ancak, TCK’nın 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendinde yer alan "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendinde yer alan "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütleri uygulanamayacaktır.
Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği zaman ve yer", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.
Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan her hâlde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK"nın 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve TCK"nın 3. maddesinde düzenlenen "orantılılık" ilkesi bir bütün hâlinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmeli, somut olayın özellikleri itibarıyla bazı hâllerde alt hadden bazı hâllerde de üst hadden tayin edilecek cezanın haklı ve ölçülü bir ceza olacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Öğretide de bu konuda “...TCK"nın 3/1. maddesi, 61. maddeden çok daha geniş bir anlamı barındırmakta, fail hakkında takdiri indirim nedeni de dahil olmak üzere, tüm indirim ve artırım maddelerinin uygulanmasında, daha açık bir deyişle bütüncül açıdan, failin eylemi ile cezanın ağırlığı arasında bir orantı denge olması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca TCK"nın 3. maddesi hükmü sadece temel cezanın belirlenmesinde değil, aynı zamanda her türlü indirim ve artırımın uygulanmasında, kesinleşen cezalar için uyarlama yargılamasında göz önünde tutulması gereken bir düzenlemedir...TCK"nın 3/1. maddesindeki adalet ve orantılılık ilkesi gereği, özellikle işlenen eylem ile verilecek cezanın orantısız olduğu durumlarda, uygulayıcı mümkün olduğu oranda, temel cezanın belirlenmesi, indirim ve artırım maddelerinin uygulanması ve cezanın şahsileştirme kurumunu gözeterek, adaleti sağlamaya çalışacaktır.” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 57-58.) şeklinde görüşler mevcuttur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın 27.11.2011 tarihinde saat 17.30 sıralarında, yerleşim yeri içinde, gidiş ve gelişli olmak üzere iki yönlü, orta düz kaplama çizgisiyle bölünmüş, düz hafif rampa çıkışlı, 9 metre genişliğinde, aydınlatmalı ve asfalt kaplamalı yolda seyir hâlinde iken, olay mahallinin 65 metre gerisindeki otobüs durağının bulunduğu yerde yolun sağına park etmiş araçların yanından seyreden bir aracı sollayıp karşı yönden gelen araç trafiğine ait kısma geçtiği sırada, kendi seyrine göre yolun solundan sağına doğru ailesiyle birlikte yaya olarak karşıya geçmekte olan 2004 doğumlu ...’ı görmesi üzerine yolun sağ tarafına doğru manevra yaparak kendi şeridine geçtiği, ancak annesi tanık ...’ın elini bırakıp koşarak yolun karşı tarafına geçmeye çalışan ve kaldırıma ulaşmasına bir metre kalan ...’a aracının sağ ön kısmıyla çarptığı, çarpmanın etkisiyle ...’ın 15 metre ileri savrulduğu, sanığın ise çarpma noktasının 30 metre ilerisinde durabildiği, kaza neticesinde ...’ın kaldırıldığı hastanede künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucunda vefat ettiği olayda;
Oluşa ve dosya kapsamına uygun olan bilirkişi raporlarına göre; sanığın sevk ve idaresindeki aracın hızını yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara göre ayarlayarak güvenli şekilde seyir imkânı varken, gerekli dikkat ve özeni göstermeyip, trafiğin yoğun olduğu ve yer zemini üzerinde belirgin kaplama çizgisiyle oluşturulmuş çizgili alan üzerinde geçmenin yasak olduğu yerden yolun diğer kısmına geçtiği, yolun karşı istikametine geçmeye çalışan ve geçişini tamamlamak üzere olan ölene direksiyon manevrasına başvurduğu sırada mevcut hızından dolayı çarptığı ve asli kusurlu olarak maktulün ölümüne sebep olduğunun anlaşılması karşısında, suçun işleniş biçimine ve sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığına göre TCK"nın 85/1. maddesi uyarınca temel cezanın 5 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin isabetli olduğu, TCK"nın 3. maddesindeki "orantılılık" ilkesinin ihlal edilmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin temel cezayı 5 yıl olarak belirlemesine ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemece temel cezanın 5 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- TCK"nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı;
5237 sayılı TCK"nın "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir."
Aynı maddenin 4. fıkrasındaki; "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK"nın 50. maddesinin gerekçesinde, “...Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir...” denilmek suretiyle şartların oluşması hâlinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birine hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebileceğini kabul etmiştir.
Ayrıntıları 07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hâkime TCK"nın 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hâkimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK"nın 50/1. maddesindeki adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birisine çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Ayrıntıları yukarıda (1) numaralı uyuşmazlık konusunda açıklandığı şekilde gerçekleşen olayda; Yerel Mahkemece, olayın gerçekleşmesinde asli kusurlu olan sanık hakkında hükmolunan 5 yıl hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak; “Sanığın suçu işleyiş biçimi, kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sırasında pişmanlık duymaması, ... hapis cezasının sanık üzerinde etkili ve caydırıcı olacağı, sanığın pişmanlık göstermemesi, suçunu inkâr etmesi ve suçun işlenişindeki özelliklere göre takdiren hakkında TCK"nın 50. maddesinde yer alan seçenek yaptırımların uygulanmasına yer olmadığına” şeklinde gösterilen gerekçede, sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışları yönünden mahkemeyi olumsuz kanaate ulaştıran sebeplerin neler olduğuna açıkça yer verilmemiş olmakla birlikte, bir kişinin ölümü nedeniyle yargılanan ve meydana gelen kazada asli kusurlu olan sanığın, ölenin yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlarını giderdiğine dair dosya kapsamında bir bilgi ve belgenin mevcut olmaması, 19.01.2012 tarihli celsedeki üzgün olduğuna ilişkin soyut beyanı dışında herhangi bir pişmanlığını gösterir davranışının dosyaya yansımaması karşısında; sanığı yargılama sürecinde bizzat gözlemleyen Yerel Mahkemece, hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler ile sanığın sosyal ve ekonomik durumu değerlendirilerek gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olduğu, sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin TCK"nın 50/4. maddesini uygulamama gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.04.2015 tarihli ve 889-274 sayılı, sanık hakkında temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesine ve TCK"nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına ilişkin direnme gerekçelerinin İSABETLİ OLDUĞUNA, diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 13.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandan sadece bu kararla ilintili POST üretebilirsiniz. Bu karardan bağımsız tamamen kendinize özel POST üretmek için TIKLAYINIZ
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.