Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2019/549
Karar No: 2020/402

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/549 Esas 2020/402 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2019/549 E.  ,  2020/402 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
    Mahkemesi :Ceza Dairesi
    Sayısı : 82-81

    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.05.2019 tarih ve 82-81 sayı ile; sanığın TCK"nın 314/2, 3713 sayılı Kanun"un 5/1, TCK"nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
    Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “onama” istemli 23.10.2019 tarihli ve 101142 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
    Temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden sanık müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK"nın 299. maddesi uyarınca oy birliğiyle takdiren reddine karar verilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunca yapılacak temyiz incelemesi; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    Temyiz incelemesine geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince;
    1- Süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep eden sanığa, 5271 sayılı CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığı,
    2- Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığı,
    Hususlarının değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususlar öncelikle değerlendirilmiştir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonucunda kısa kararın, oturumda hazır bulunan sanık ve müdafisine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
    Bu karara karşı sanık ve müdafisinin kanuni süresi içerisinde sundukları 23.05.2019 tarihli dilekçelerle temyiz isteğinde bulundukları,
    Sanığın temyiz dilekçesinde “22.05.2019 tarihinde örgüt üyeliğinden şahsıma ceza verilmiştir. Ancak sadece kısa hüküm okunmuş, gerekçe bildirilmemiştir. Kararı temyiz edeceğimden gerekçeli kararın tebliğ edilmesini, gerekçeli karar tebliğ edilene kadar dilekçemin süre tutum talebi olarak kabul edilmesini, ayrıntılı temyiz dilekçemi gerekçeli kararın tebliğinden sonra göndereceğimi bildirir gereğini saygıyla arz ederim.”,
    Sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde ise “1- Yukarıda Esas nosu yazılı dava dosyasına ilişkin olarak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığının 22.05.2019 tarihli kararını temyiz ediyoruz.
    2- Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığının 22.05.2019 tarihli kararına ilişkin gerekçeli kararın yazılmasını müteakip tarafımıza tebliğini talep ediyoruz.
    3- Gerekçeli kararın tarafımıza tebliğini müteakip, yasal süresi içerisinde gerekçeli temyiz dilekçemizi ibraz edeceğiz.
    Sonuç ve istem: Yukarıda açıklanan ve resen nazara alınacak nedenlerle, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına, usul ve kanuna aykırı Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığının 22.05.2019 tarihli kararının bozulmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim”,
    İbarelerine yer verilmek suretiyle kararın temyizen incelenmesini talep ettikleri, söz konusu dilekçelerde sanık ve müdafisinin gerekçeli kararın kendilerine tebliğini ayrı ayrı istedikleri,
    23.07.2019 tarihinde elektronik tebligat yoluyla kendisine gönderilen ve 28.07.2019 tarihinde mevzuat hükümleri gereğince süre sonunda otomatik olarak okundu sayılmak suretiyle tebliğ edildiği anlaşılan gerekçeli karara karşı sanık müdafisinin temyiz nedenlerini bildiren ek dilekçesini 03.08.2019 tarihinde süresi içerisinde sunduğu,
    Gerekçeli kararın tutuklu olan sanığa ceza infaz kurumu görevlilerince, tutanağa “Yargıtay 9. Ceza Dairesinin (ilk Derece) 23.07.2019 tarih ve 2017/82 esas sayılı yazısını ve ekindeki gerekçeli kararı okumak/almak suretiyle tebellüğ ettim” ibaresi yazılmak suretiyle 24.07.2019 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından sanığın 06.08.2019 ve 02.09.2019 tarihli dilekçeleriyle temyiz nedenlerini bildiren ek dilekçeler sunduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Ön sorunların sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
    1- Süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep eden sanığa, 5271 sayılı CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığının değerlendirilmesi:
    Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünü içermekte olup CMK"nın 231. maddesinin ikinci fıkrası hazır bulunan sanığa başvurabileceği kanun yolları, mercisi ve süresinin bildirileceğini, aynı Kanun"un 34. maddesinin ikinci fıkrası ise kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercisi ve şekillerinin belirtileceğini düzenlemiştir.
    CMK’nın “Temyiz istemi ve süresi” başlığını taşıyan 291. maddesi;
    “(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
    (2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.”,
    “Temyiz başvurusunun içeriği” başlığını taşıyan 294. maddesi;
    “(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
    (2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.”,
    “Temyiz gerekçesi” başlığını taşıyan 295. maddesi ise;
    “(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.
    (2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.
    (3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.”,
    Hükümlerini içermektedir.
    Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır.
    Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir.
    Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir.
    Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmelidir. Dolayısıyla, kanunda açık ve anlaşılır bir şekilde düzenlenmiş, istisnai nitelikte olan, ilgilisine bildirilmesi yönünde emredici bir hüküm de bulunmayan süreyi, yargı mercilerinin ilgilisine bildirme zorunluluğu bulunduğundan bahsedilemeyecektir.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
    İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.05.2019 tarihli kararında; hükme karşı başvurulabilecek kanun yolunun temyiz, mercisinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu, şeklinin mahkemeye verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine bulunulacak beyanın tutanağa geçirilmesi ya da tutuklu sanığın, bulunduğu ceza infaz kurumu aracılığıyla göndereceği dilekçe veya beyanının burada tutanağa geçirilmesi suretiyle, sürenin de tefhimden itibaren (15) gün olduğu hususları ayrı ayrı ve açıkça belirtilerek hazır bulunan sanık ve müdafisine bildirildiği anlaşılmaktadır.
    CMK"nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe için öngörülen (7) günlük sürenin; aynı Kanun"un 34. maddesinin ikinci fıkrası, 231. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasamızın 40. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında bir "Kanun yolu süresi" olmayıp temyiz başvurusunda temyiz nedenlerinin gösterilmemiş olması durumuna ilişkin istisnai bir mahiyet taşıması, mahkemelerin iç işleyişine yönelik olmaması, düzenlemenin yer aldığı kanun maddesinin içeriği itibarıyla ilgilisi bakımından karışık ve dağınık olmayıp açık, belirli ve öngörülebilir bir nitelikte olması, ilgilisinin (15) günlük temyiz süresi içerisinde temyiz nedenlerini bildirir dilekçe verebilmesine engel bir düzenlemenin bulunmaması, mevzuatımızda yer alan yargısal başvuru sürelerinin tümünün ilgilisine mahkemece bildirilmesi gerektiğine dair bir hükmün olmaması, örneğin; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un bireysel başvuru usulünü düzenleyen 47. maddesinin beşinci fıkrasında "Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder." şeklinde belirtilen yargısal başvuru sürelerinin ilgilisine bildirilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin de bulunmaması gözetildiğinde, istisnai ve sınırlayıcı hüküm içeren düzenlemelerin kıyas yoluyla genişletilmesinin mümkün olmaması nedeniyle ek dilekçe için öngörülen (7) günlük sürenin, mahkeme kararlarının sonuç bölümünde gösterilmesi zorunlu olan, hükme karşı başvurulabilecek kanun yolu süresi olmadığı, dolayısıyla temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe için öngörülen bu sürenin ilgilisine bildirilmeyişinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale olarak görülemeyeceği ile sonuç olarak ilgilisine bildirilmesi hususunda zorunluluk bulunmadığı kabul edilmelidir.
    Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ..., ... ve ...: "Temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde verilmesi gerektiğinin sanık ve müdafisine bildirilmesinin zorunlu olduğu" şeklindeki düşünceler ile karşı oy kullanmışlardır.
    2-Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi:
    İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.05.2019 tarihli ve 82 sayılı kararı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.11.2017 tarihli ve 60-60 sayılı iddianamesi ile silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan açılan kamu davasına ilişkin iddianamenin Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 175. maddesine göre kabulüne ve dosyanın ilk derece yargılaması esas defterine kayıt edilerek sanık ... hakkında kovuşturmaya başlanmasına karar verildiği,
    İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.02.2018, 10.05.2018, 24.09.2018, 05.11.2018, 22.01.2019 ve 18.03.2019 tarihlerinde gerçekleştirilen oturumlardan sonra 22.05.2019 tarihinde yapılan oturumda sanık hakkında karar verildiği,
    05.11.2018 tarihli dördüncü ve 18.03.2019 tarihli altıncı oturumun .....sicil numaralı ... başkanlığındaki heyet tarafından yapıldığı ve bu heyetlerde üye olarak görev yapan ..... sicil numaralı ...’un Yargıtay Üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Anayasa"nın "Yargıtay" başlıklı 154. maddesinin birinci fıkrası "Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar." şeklinde düzenlenmiştir.
    Anayasa"da yer alan bu düzenleme doğrultusunda hazırlanıp 08.02.1983 tarihli ve 17953 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 1. maddesi "Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir." şeklinde düzenlenmiştir.
    Gerek Anayasa"nın 154 gerekse 2797 sayılı Kanun"un 1. maddelerine göre bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir.
    2797 sayılı Kanun"un "Yargıtayın görevleri" başlıklı 13. maddesinin birinci bendinde yer alan "Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak," şeklindeki hüküm ile Yargıtayın temel görevi tanımlanırken aynı maddenin ikinci bendinde yer alan "Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak," şeklindeki hüküm ile de tali görevi tanımlanmıştır.
    Aynı Kanun"un "Dairelerin çalışması" başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Daireler heyet hâlinde çalışır, heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işi müzakere eder ve salt çoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder." şeklindeki hüküm gereğince birden fazla heyet hâlinde çalışabilecek ve heyette yer alan en kıdemli üye heyete başkanlık edecektir.
    Anılan Kanun"un "Daire Başkanlarının görevleri" başlıklı 24. maddesi;
    "Daire başkanlarının görevleri şunlardır:
    1. Dairelerinde ahenkli, verimli ve düzenli bir çalışmanın gerçekleşmesini ve işlerin mümkün olan süratle incelenip karara bağlanmasını sağlamak, dairenin kendi kararları arasında çelişkiyi önlemek amacıyla gerekli göreceği bütün tedbirleri almak, dosyaları takrir edecek kişileri, bu esaslar uyarınca tespit etmek ve kendi yazmayacağı kararların hangi üye tarafından yazılacağını belli etmek,
    2. Kararların zamanında yazılıp dosyaların mahallerine iadesini sağlamak,
    3. Büro görevlilerini denetlemek,
    4. Büro personeli hakkında ilgili kanunda belirtilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme disiplin cezalarını vermek,
    5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
    Daire başkanına, gerektiğinde kıdemli üye vekillik eder.",
    "Yargıtay Üyelerinin görevleri" başlıklı 25. maddesi,
    "Yargıtay üyelerinin görevleri şunlardır:
    1. Kendilerine verilecek dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyip kurula takrir etmek ve kararları yazmak,
    2. Üyesi bulundukları kurullarda görüşmelere katılmak ve oylarını vermek,
    3. Dairenin ahenkli, verimli ve düzenli çalışmalarının sağlanmasında ve işlerin çabuklukla incelenip karara bağlanmasında başkana yardım etmek.",
    Yargıtay İç Yönetmeliği"nin "Daire Başkanlarına vekillik ve bu sıfatla Genel Kurullara katılma" başlıklı 10. maddesi ise;
    "Daire başkanlarına vekillik görevini yapmak koşullarından birinin gerçekleşmesi halinde kıdemli üye, genel kurullarda ve dairede başkana vekillik eder.
    Ayrık hükümler saklıdır."
    Şeklinde düzenlenmiştir.
    Bu aşamada, 2797 sayılı Kanun"da ya da CMK"da tanımı yapılmayan, ancak dairelerin çalışma usullerinde bahsi geçen "kıdem" kavramı üzerinde durulmalıdır.
    Türk Dil Kurumu Sözlüğü"nde "bir görevde geçirilen süre" olarak tanımlanan kıdem kavramına, 2797 sayılı Kanun"un farklı maddelerinde önem atfedilmektedir. Bu cümleden olarak, aynı Kanun"un "Başkanların seçimi" başlıklı 31. maddesinin on birinci fıkrasında Birinci başkanvekilleri ile daire başkanlarının kıdeminin tespitinde, Yargıtay üyeliğindeki kıdemin esas alınacağı öngörülmüştür.
    Kıdemle ilgili diğer bir düzenleme de 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu"nda yer almaktadır. Bu Kanun"un "Sınıflar ve Kıdem" başlıklı 15. maddesinde;
    "...
    Hâkim ve savcıların kıdemleri, bulundukları sınıf ve dereceye göre belirlenir ve o sınıf ve dereceye atandıkları tarihten itibaren hesaplanır. Bir üst sınıf veya derecede bulunanlar alt sınıf veya derecede bulunanlardan kıdemli sayılırlar.
    Ancak, bu hesaplama yapılırken, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre adaylığa diğer kamu görevlerinde iktisap ettikleri derece ve kademe üzerinden atananların, bu derece ve kademeleri ile o görevlerde geçen süreleri dikkate alınmaz.
    Bulunulan sınıf ve derecenin aynı olması hâlinde sırasıyla, bu sınıf veya dereceye yükselme tarihi, adaylığa başlama tarihi, mesleğe başlama tarihi, meslek öncesi eğitim sonu yazılı sınav puanı dikkate alınarak kıdem durumu belirlenir.
    Bunların da aynı olması hâlinde, doğum tarihi önce olan kıdemli sayılır." düzenlemesi yer almaktadır.
    Bu genel açıklamaların ardından, ilk derece mahkemelerince ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ilgili ceza dairelerince yargılama yapan heyetin hangi kurallar doğrultusunda oluşturulacağı hususunda ceza muhakemesine ilişkin kuralların ve bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerinin düzenlendiği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun ile adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
    5235 sayılı Kanun"un "Ceza mahkemelerinin kuruluşu" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrası "Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır." ve 5271 sayılı Kanun"un "Müzakerenin yönetimi" başlıklı 228. maddesi "Müzakereyi mahkeme başkanı yönetir." şeklinde olup bu düzenlemelerde, adli yargı ilk derece yargılamalarında mahkeme başkanının hazır bulunmadığı durumlarda heyete hangi üyenin, hangi kritere göre başkanlık edeceğine dair açık bir hüküm bulunmamaktadır.
    Bununla birlikte, 5235 sayılı Kanun"un bölge adliye mahkemelerince yapılan müzakerelere dair "Toplantı ve karar" başlıklı 46. maddesinin son fıkrasında yer alan "Daire başkanının hukukî veya fiilî nedenlerle bulunamaması halinde dairenin en kıdemli üyesi daireye başkanlık yapar." şeklindeki hükme de 2797 sayılı Kanun"da Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapacağı yargılamalar bakımından yer verilmemiştir.
    Öte yandan, adli yargı ilk derece adalet komisyonlarının görevlerine ilişkin 2802 sayılı Kanun"un "Zorunlu hâllerde görevlendirme" başlıklı 115. maddesinde de; herhangi bir nedenle görevine gelemeyen hâkimin yerine, bu hâkim görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar, o yerdeki hâkimler arasından, adalet komisyonu başkanınca görevlendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
    Yine, mahkeme başkanı veya hâkimin duruşma sırasındaki görevlerine dair ilgili CMK hükümleri incelendiğinde;
    5271 sayılı CMK"nın "Başkan veya hâkimin görevi" başlıklı 192. maddesinin birinci fıkrasında, mahkeme başkanının veya hâkimin, duruşmayı yöneteceği ve sanığı sorguya çekeceği, delillerin ikame edilmesini sağlayacağı; aynı Kanun"un "Duruşmanın düzen ve disiplini" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan "hâkim veya başkanın yetkisi" başlıklı 203. maddesinde de, duruşmanın düzeninin hâkim veya mahkeme başkanı tarafından sağlanacağı öngörülmüştür.
    Gelinen noktada, temyiz incelemesinde hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında sayılan "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" durumuna da değinilmelidir.
    Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasında temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmemiş olsa da, aynı maddede sayılan hâllerde hukuka kesin aykırılık hâllerinin var sayılacağı belirtildikten sonra, aynı fıkranın (a) bendinde, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması bu hâllerden ilki olarak sayılmıştır.
    Belirtilen bu hukuka aykırılık, kovuşturma aşamasında mahkemece yapılan oturumda mutlaka bulunması veya bulunmaması gerektiği öngörülen muhakeme süjelerine ve bu süjeler için öngörülen koşulların taşınmasına dair bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin, CMK"nın "Duruşmada hazır bulunacaklar" başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanun’un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafinin duruşmada hazır bulunmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda, maddede sayılan kişilerden birinin oturumda hazır bulunmadan karar verilmesi ya da hazır bulunmakla birlikte, yine örneğin müdafi olduğundan bahisle hazır bulunan kişinin gerçekte avukat olmaması gibi durumlarda bu hukuka aykırılıktan söz edilecektir.
    Ancak, hem 2797 sayılı Kanun"da daire başkanının, hem de CMK"da, HSK tarafından görevlendirme yapılan hâller dışında mahkeme başkanının hazır bulunmadığı durumlarda yargılamayı yapmakla görevli heyete kimin başkanlık edeceğine, heyette yer alan hâkimler arasındaki kıdem sıralamasının heyet oluşumuna etki edip etmeyeceğine dair açık bir düzenleme yer almamakta olup adli yargı ilk derece mahkemelerinde bu husus idari bir düzenleme kapsamında adalet komisyonlarınca belirlenmektedir. Bu bağlamda, ilk derece yargılamaları açısından, Yargıtay ilgili ceza dairesinde daire başkanı dışında oluşturulan yargılama heyetleri bakımından da üyelerin kıdemlerinin heyet oluşumuna herhangi bir etkisi bulunmadığı gibi, niteliği itibarıyla bu durum yalnızca CMK"nın 192 ve 203. maddeleri uyarınca duruşmayı yönetecek kişinin belirlenmesine yönelik idari bir tasarruf niteliğindedir. Dolayısıyla, üyelik niteliklerini taşımak kaydıyla, ilk derece yargılaması bağlamında ilgili ceza dairesi üyelerinin daire başkanı olmaksızın oluşturulacak heyete kimin başkanlık edeceğine, bu hususun tespitinde kıdemin esas alınıp alınmayacağına dair tasarrufların CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen hukuka kesin aykırılık hâliyle bir bağlantısı olmadığı gibi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin, kişilerin tabii hâkim ilkesine göre kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesinde öngörülen ilkeleri ihlâl eden bir yanı da bulunmamaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
    Yargıtay ilgili ceza dairesince ilk derece yargılaması yapıldığı ve bu nedenle CMK hükümlerinin uygulandığı hâllerde, işin müzakeresinin yapıldığı temyiz incelemesinden farklı olarak sanığın sorguya çekilmesi, tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması gibi yargılama faaliyetinin yapılması ve hüküm kurulması esnasında görev alan heyetlerin oluşumunda 2797 sayılı Kanun"un 40. maddesinin uygulanamayacağı, böylelikle, açık bir Kanun hükmü bulunmayan bu durumla ilgili olarak, daire başkanının hazır bulunmadığı oturumlarda üyeler arasında kıdem esası gözetilmeksizin bir üyenin başkan olarak duruşmaları yönetmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.
    Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ... ve ...; "Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapmasının usul ve yasaya uygun olmadığı",
    Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Dosya içeriğine göre ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.02.2018, 10.05.2018, 24.09.2018, 05.11.2018, 22.01.2019 ve 18.03.2019 tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmalardan sonra 22.05.2019 tarihinde yapılan duruşmada sanık hakkında karar verildiği,
    05.11.2018 tarihli dördüncü ve 18.03.2019 tarihli altıncı duruşmanın..... sicil numaralı sayın ... başkanlığındaki heyet tarafından yapıldığı ve bu heyetlerde üye olarak görev yapan sayın ..... sicil numaralı ...’un Yargıtay Üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu, anlaşılmaktadır.
    Özel Dairece yapılan yargılama sırasında esaslı işlemlerin yapıldığı dördüncü ve altıncı celselerde başkanı veya kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin yargılamayı yapan heyete başkanlık etmesi, aşağıda açıklanan gerekçelerle sonuca etkili usul hatası olduğundan bozma nedeni yapılmalıdır. Şöyle ki;
    2797 Sayılı Yargıtay Kanunu"nun "Daire Başkanlarının görevleri", "Başkanların... Nitelikleri", "Başkanların Seçimi" ve "Dairelerin Çalışması" başlıklı 24, 30, 31/1 ve 40. maddelerine göre Yargıtay Büyük Genel Kurulu; daire başkanlarını en az üç yıl Yargıtay üyeliği yapmış kendi üyeleri arasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçer. Heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Daire Başkanına, gerektiğinde kıdemli üye vekillik eder. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Bu düzenlemelere göre daire başkanını belirlemek Yargıtay Büyük Genel Kurulu"nun yetkisindedir, bir üyenin kendiliğinde veya mevcut başkanın görevlendirmesi üzerine başkanlık yapmasına yasal olanak yoktur. Yine başkanın mazeretinin bulunması hâlinde kıdemli üyenin vekillik etmesi ve üye sayısının müsait olmasına bağlı olarak ikinci heyet oluşturulması durumunda da kıdemli üyenin başkanlık etmesi öngörülmüş, başkan vekilliği yapacak ve ikinci heyete başkanlık edecek üyenin kıdemli olması şartı getirilmiştir.
    Anılan düzenlemelere nazaran yasa koyucunun, daire başkanlığına ve vekilliğine ayrı bir önem verdiği, belirli nitelikler aradığı, seçimini ve görevlendirilmesini özel olarak düzenlediği, idari kararlara veya takdire bırakmadığı açıktır. Buna rağmen yasal ve açıklanabilir bir neden yokken, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca seçilmiş başkanın veya kıdemli üyenin heyete başkanlık etmemesi Yargıtay Kanunu"nun açık ve emredici düzenlemelerine aykırıdır.
    Konuyla yakından ilgili diğer düzenleme CMK"nın "Oyların toplanması" başlıklı 229/1. maddesidir. Bu madde "Mahkeme başkanı, kıdemsiz üyeden başlayarak oyları ayrı ayrı toplar ve en sonra kendi oyunu verir" hükmünü içermektedir. Bu düzenlemenin amacı, kıdemsiz üyenin mahkeme başkanından ve kendisinden kıdemli bulunan üyenin oyundan etkilenmemesini sağlamaktır. Hukuk eğitimi almış ve önemli tecrübeye sahip hâkimlerin, başkanın veya kendisinden kıdemli üyenin oyundan etkilenmesinin pratikte olanaklı olmadığı ileri sürülerek anılan hüküm görmezlikten gelinemez. Çünkü yasa koyucu bu bu olasılığın varlığını kabul edip açıkça oylama biçimini belirlemiş, heyete katılanların rastgele ve düzensiz oy kullanmalarını yasaklamıştır. Somut olayda seçilmiş başkan veya kıdemli üye yerine, kıdemsiz üyenin başkanlık yapması oylama sırasını tamamen değiştirmekte ve anılan düzenlemeye aykırılık oluşturmaktadır. Bu aykırılığın oylama sonucuna etkisinin olduğu yasa koyucu tarafından kabul edilmiş, uygulayıcının takdir ve değerlendirmesine bırakılmamıştır.
    Açıklanan nedenlerle Özel Dairece yapılan yargılama sırasında seçilmiş daire başkanı veya kıdemli üye yerine, kabul edilebilir yasal bir neden yokken kıdemsiz üyenin yargılamayı yapan heyete başkanlık etmesinin 2797 Sayılı Yargıtay Kanunu"nun 24, 30, 31 ve 40. maddeleri ile 5271 Sayılı CMK"nın 229/1. maddesine aykırı olduğu, bu aykırılığın sonuca etkisinin bulunduğu ve CMK"nın 289/1-a maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık hâlini oluşuturduğu nazara alınarak bozma nedeni yapılması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilememiştir.",
    Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Öncelikle somut olayda tabii hâkim ilkesi ve davaya bakmaya yetkili ve görevli Yargıtay yüksek 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi olarak Yargıtay Kanunu"nun 40/1. maddesi uyarınca üye sayısı itibarıyla birden fazla heyet teşkili ile davaya bakarak sonuçlandırmasının hukuka uygun olduğu konusunda sayın çoğunluk ile aramızda görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
    Ancak Yargıtay Kanunu"nun Dairelerin Çalışması başlıklı 40. maddesinin olağan kanun yolu müzakeresini kapsadığı gibi özel dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla kanuna uygun olarak bakacağı diğer işleri de kapsayan genel bir düzenleme niteliğinde olduğu, Yargıtayda daire başkanın bulunmadığı heyetlerde olağan uygulamanın, heyette yer alan en kıdemli üyenin heyete başkanlık etmesi şeklinde olduğu nazara alındığında, Yargıtay yüksek 9. Ceza Dairesi Başkanı tarafından anılan madde uygun olarak birden fazla olarak teşkil edilen ve daire başkanın yer almadığı 05.11.2018 ve 18.03.2019 tarihli esasa etkili işlemlerin yapıldığı duruşma heyetinde, heyette yer alan en kıdemli Yargıtay üyesinin başkanlık etmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay Kanunu"nun 40/1. maddesi emredici hükmüne uyulmaması ve bunun sonucu olarak ilk derece mahkemesi ara karar müzakeresinde Yargıtay kıdemi itibarıyla kıdemsiz olduğu hâlde heyete başkanlık yapan Yargıtay üyesinin kıdemli üyeden sonra oy kullanmasının CMK"nın 229/1. maddesine aykırılığı da gündeme getirdiği gibi mahkeme heyetinin komposizyonunun dahi CMK nın 289/1-a maddesinde belirtilen mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkülü kapsamında mütala edilmesi gerekmedir.
    Somut olayda, temyiz dilekçe ve lahiyalarda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay yüksek 9. Ceza Dairesinde oluşturulan ve daire başkanının yer almadığı heyete en kıdemli Yargıtay üyesinin başkanlık etmemesi nedenine ilişkin doğrudan temyiz nedeni bulunmuyor ise de; anılan dilekçe ve lahiyalarda temyiz mercisi tarafından yerinde görülmeyen başka geçerli temyiz nedenlerinin bulunması karşısında, kesin hukuka aykırılık hâli olan CMKnın 289/1-a maddesinin anılan Kanun"un 289/1. maddesi uyarınca dilekçe ve lahiyalarda yer almasa bile temyizen incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun 05.11.2018 ve 18.03.2019 tarihli duruşma heyetlerinde yer alan en kıdemli Yargıtay Üyesinin heyete başkanlık etmemesinin CMK"nın 289/1-a maddesi kapsamında bir hukuka aykırılık olmadığına ilişkin görüşüne katılmak mümkün bulunmamıştır.",
    Şeklindeki düşünceler ile karşı oy kullanmışlardır.
    Tutuklu iş olması nedeniyle adli tatile rastlayan sürelerin işleyeceği de dikkate alındığında, gerekçeli kararın 24.07.2019 tarihinde tebliğ edilmesi sonrasında sanık tarafından sunulan 06.08.2019 ve 02.09.2019 tarihli temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçelerin, CMK’nın 295. maddesinde öngörülen yedi günlük süreden sonra verilmesi, sanığın 23.05.2019 tarihli temyiz dilekçesinde yer alan “Kararı temyiz edeceğimden gerekçeli kararın tebliğ edilmesini, gerekçeli karar tebliğ edilene kadar dilekçemin süre tutum talebi olarak kabul edilmesini, ayrıntılı temyiz dilekçemi gerekçeli kararın tebliğinden sonra göndereceğimi bildirir gereğini saygıyla arz ederim.” şeklindeki ibarelerin, yalnızca ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen mahkûmiyet hükmünü “temyiz ettiği” beyanlarını içermesi, hiçbirisinin 5271 sayılı CMK"nın 294 ve 301. maddelerinde yer alan hükümler de gözetildiğinde, gerek "muhakeme hukukuna aykırılık" iddiası ve bunu belirten olayların temyiz nedeni olarak somutlaştırılması zorunluluğu, gerekse "maddi hukuka aykırılık" iddiasının varlığı bakımından bir temyiz nedeni bulunduğunun kabulüne yeterli olmaması nedeniyle, sanık müdafisinin temyiz ve temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçelerine hasren ve 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiştir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık ...’nın sırasıyla Eskil, Varto, İmamoğlu ve Didim (Yenihisar) hâkimliği, Boğazlıyan, Van ve Hatay Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı görevlerini yaptıktan sonra 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi seçildiği,
    15.07.2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi hakkında ülke genelinde soruşturma başlatıldığı,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli doğrultusunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında, Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda; ülke genelinde hükûmeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimallerinin bulunduğu ve bu örgüte mensup Yargıtay, Danıştay ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeleri hakkında soruşturma yürütüldüğü belirtilerek, aralarında sanığın da bulunduğu listede adları geçen yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları, ikametlerinde, çalışma odalarında ve araçlarında CMK"nın 116. maddesi uyarınca arama yapılması talimatı verildiği,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 17.07.2016 tarihli ve 2016/103566 sayılı yazısı ile; sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldığının Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirilmesi üzerine, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17.07.2016 tarihli ve 244/a sayılı kararıyla; aralarında sanığın da bulunduğu Yargıtay eski üyelerinin, göreve devamlarının soruşturmanın selameti ve yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceği gerekçesiyle Yargıtay Kanunu"nun 18. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ile 46. maddesi gereğince mevcut yetkilerinin kaldırılmasına karar verilerek Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildikleri,
    23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı ikinci mükerrer Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 22. maddesiyle 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"na eklenen geçici 15. maddesi uyarınca Yargıtay Üyeliği sona eren sanığın, Yargıtay Tetkik Hâkimi olarak görevlendirilmesinin ardından, HSK Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli ve 426 sayılı kararıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisak ve irtibatının sabit görüldüğünden bahisle meslekten çıkarılmasına karar verildiği,
    18.07.2016 tarihi saat 12.20 sıralarında Bağlıca Mahallesi .../Ankara adresinde bulunan sanığın ikametine yakalama ve arama işlemleri için gidildiği, kapıyı açan olmadığından işlemlerin yapılamadığı, sanığın 20.07.2016 tarihinde saat 05.00 sıralarında ikametinde yakalandığı, yapılan sorgusunun ardından 22.07.2016 tarihinde tutuklandığı,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığa atılı ağır cezalık suç niteliğindeki silahlı terör örgütüne üye olma suçunun suçüstü hâlinde işlendiği değerlendirilerek genel hükümlere göre ve 5271 sayılı CMK"nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak başlatılıp yürütülen soruşturma sırasında düzenlenen fezlekenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame üzerine sanık hakkında aynı suçtan cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma ve Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan kovuşturma sırasında elde edilen delillerin incelenmesinde;
    Sanğın evi, çalışma odası ve otomobilinde gerçekleştirilen arama işlemleri sırasında herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, 18.07.2016 tarihinde çalışma odasında yapılan aramada; Lenovo marka dizüstü bilgisayar ile bir adet ajandaya, 20.07.2016 tarihli ev aramasında ise; bir adet tabanca ve şarjör, yedi adet 9 mm fişek, Western Digital marka ... ile sanığın eşine ait cep telefonuna suç unsuru içerebileceklerinin değenlendirilmesi üzerine el konulduğu,
    05.01.2018 tarihli bilirkişi raporunda; el konulan dijital materyallerin imaj dosyalarının incelenmesi sonucunda FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
    TTNET AŞ tarafından gönderilen 16.07.2018 tarihli yazıya göre; 10.10.2012 tarihinde Tivibu ev abonesi olan ...’nın 29.08.2013 tarihinde çağrı merkezi üzerinden aboneliğini iptal ettirdiği,
    Dosyaya bulunan 11.05.2017, 01.02.2018 ve 26.04.2018 tarihli “183135 ID” numaralı hesabın kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile ekinde yer alan yazışmalara göre;
    a) "183135 ID"yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında sanık ...’ya yer verildiği,
    b) "Abone Tespit Kayıtları" alt başlığında; “TC No: ......868, Ad: ..., Tespit Edilen GSM/ADSL: 312......, Tespit edilen ilk log tarihi: 13.11.2014”,
    c) "183135 ID"ye Bağlı İstatistik" başlığı altında; yazışma/mail durumu “Aktif/Aktif”, giriş sayısı “Log: 9”, alınan mail sayısı “Log: 10”, giden arama “Veri: 2”, alınan mesaj sayısı: “Log: 8”, okunan mail sayısı “Log: 28”, gönderilen mesaj sayısı: “Log: 6”, silinen mail sayılı “Log: 6”,
    d) "183135 ID"yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında, "183135" ID"yi sekiz kullanıcının eklediği, “183145 ID" numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ...’nun “... a, ayd”, “183140 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ... ...’in “... a, ..., sami, sal”, “183139 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi...’ün “... a, drsn, CANKİS, ank057ara”, “183143 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “.../.... ...., ..., ....l06, ... yy yeni, ... abi, ... yy, ... a, ... a yeni, ...-SİV, ... bey yy, camal, C, camala”, “183149 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “resul a, re, res”, “183136 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “abd, abd”, “183138 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “ramz, bayrak”, “183160 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “zarife a, aysegul a, ...” ismiyle ekli olarak görüldüğü,
    e) “183135 ID"nin Eklediklerine Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında bulunan isimlerin de "183135 ID"yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında bulunanlar ile aynı olduğu,
    f) “183135 ID"ye Bağlı Kişi Listesi” başlığı altında, “183138 ID”, “183139 ID”, “183160 ID” numaralı ByLock kullanıcıları ile “183143 ID” numaralı ByLock kullanıcısı olan .../...’nun bulunduğu,
    g) “183135 ID"ye Bağlı Mail Listesi” başlığı altında, “183138 ID" ve “183160 ID” numaralı ByLock kullanıcılarının bulunduğu,
    h) “183135 ID"nin Katıldığı Gruplar ve Grupların Kişi Listesi” başlığı altında, “ekp (Kurucu: 183143- .../...”, “183145 ID”, “183139 ID”, “183140 ID” ve “183149 ID” numaralı ByLock kullanıcılarının bulunduğu,
    ı) "183135 ID"nin Arama Kayıtları" başlığı altında, “183145” ID numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ... ile 14.12.2014 tarihli 2 adet giden arama kaydının tespit edildiği,
    i) "183135 ID"ye Bağlı IP Log Tablosu" başlığı altında log kayıtlarına yer verildiği, buna göre 05.12.2014 tarihi saat 18.07.45 ila 02.02.2015 tarihi saat 12.15.43 arasında toplam 9 adet bağlantı kaydının olduğu,
    j) "183135 ID"ye Bağlı Tüm Log Tablosu" başlığı altında log kayıtlarına yer verildiği, buna göre 13.11.2014 tarihi saat 18.19.19 ila 03.02.2015 tarihi saat 22.26.05 arasında toplam 72 adet bağlantı kaydının olduğu,
    k) "183135 ID"ye ait Önem Arz Eden Yazışma ve Mailler" başlığı altında herhangi bir tespite yer verilmediği,
    Dosyada bulunan 11.05.2017, 01.02.2018 ve 26.04.2018 tarihli “61335 ID” numaralı hesabın kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile ekinde yer alan yazışmalara göre;
    a) "61335 ID"yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında sanık ...’ya yer verildikten sonra "Kullanıcı Profil Bilgileri" alt başlığında; ID"nin “61335”, kullanıcı adının “mk9512”, şifre “maee69”, son online tarihinin: “18.02.2016, 22.29.49” olduğu,
    b) "Abone Tespit Kayıtları" alt başlığında; “TC No: ......868, Ad: ..., Tespit Edilen GSM/ADSL: 3123437451, Tespit edilen ilk log tarihi: 13.11.2014”,
    c) "61335 ID"ye Bağlı İstatistik" başlığı altında; yazışma/mail durumu “Aktif/Aktif”, giriş sayısı “Log: 190”, alınan mesaj sayısı “Veri: 268”, “Log: 525”, gönderilen mesaj sayısı “Veri: 261”, “Log: 572”, gönderilen mail sayısı “Veri: 193”, “Log: 540”, alınan mail sayısı “Veri: 97”, “Log: 353”, okunan mail sayısı “Log: 484”, silinen mail sayısı “Log: 73”, toplam mail sayısı “Veri: 902”, toplam gönderilen mail sayısı “Veri: 363”, toplam alınan mail sayısı “Veri: 539”, gelen arama sayılı “Veri: 20”, eklediği arkadaş sayısı “Log:8”, sildiği arkadaş sayısı “Log:1”
    d) "61335 ID"yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında, "61335" ID"yi on yedi kullanıcının eklediği, “399977 ID" numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ...’nun “..., C1-0mh09”, “382087 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ... ...’in “sami, ..., C4-0Sami, sami a”, “400641 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi...’nın “C3-ay09”, “390461 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ..., “412268 ID” numaralı ByLock kullanıcısının Yargıtay eski Üyesi...’ın “C3-rb07”, “52025 ID” numaralı ByLock kullanıcısının Yargıtay eski Üyesi ...’nin “NDR, NADIR, Nadir”, “413532 ID” numaralı ByLock kullanıcısının Yangıtay eski Üyesi ...’ün “C1-2msd35”, “28735 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi...’ın “C2-0mesut35, Ortak, mesut35, 1555”, “59344 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi...’ın “yakin, ... a, 06ali, a06, ..., ..., aa, ....., Atkn, .... Bey, erciyes, ...-AA”, “364269 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ...’nun “DT-, ..... Tgt cz, ... Abi, ..., DT ..., Kon”, “348860 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi...’nın “H1-0mari01, Mari”, “400677 ID” numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi ...’un “metin, Kara”, “206888 ID” numaralı ByLock kullanıcısı ...’nun “..., Çşkkn, ...”, “174182 ID” numaralı ByLock kullanıcısı ....’un “EG006, Emin, gulcu, emin bal, zZz, adem, .... CİM, Emin”, “464688 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “bim.... b”, “491134 ID” numaralı ByLock kullanıcısının “....” ismiyle ekli olarak görüldüğü, “505885 ID” numaralı ByLock kullanıcısının isminin bulunmadığı,
    e) “61335 ID"nin Eklediklerine Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında bulunan isimlerin de "61335 ID"yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler (Roster)" başlığı altında bulunanlar ile aynı olduğu, ayrıca “460576 ID” numaralı ByLock kullanıcısı ...’nin “H1-1i” ismiyle ekli olarak görüldüğü,
    f) “61335 ID"ye Bağlı Kişi Listesi” başlığı altında, “400641 ID", “174182 ID”, “412268 ID”, “364269 ID”, “52025 ID”, “28735 ID”, “390461 ID”, “460576 ID”, “206888 ID”, “505885 ID”, “64932 ID”, “59344 ID”, “382087 ID”, “57171”, “348860 ID”, “464688 ID”, “413532 ID”, “399977 ID”, “400677 ID”, “491134 ID”, “61089 ID” numaralı ByLock kullanıcılarının bulunduğu,
    g) “61335 ID"ye Bağlı Mail Listesi” başlığı altında, “400641 ID", “174182 ID”, “412268 ID”, “364269 ID”, “28735 ID”, “390461 ID”, “206888 ID”, “59344 ID”, “382087 ID”, “57171”, “348860 ID”, “464688 ID”, “413532 ID”, “400677 ID”, “491134 ID”, “52025 ID”, “399977 ID” numaralı ByLock kullanıcılarının bulunduğu,
    h) "61335 ID"nin Arama Kayıtları" başlığı altında, “210039” ID numaralı ByLock kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi... ile 10.10.2014 tarihli 1 adet giden arama kaydının tespit edildiği,
    ı) "61335 ID"ye Bağlı IP Log Tablosu" başlığı altında log kayıtlarına yer verildiği, buna göre 13.11.2014 tarihi saat 18.19.40 ila 18.02.2016 tarihi saat 23.29.49 arasında toplam 2587 adet bağlantı kaydının olduğu,
    “183135 ID ve 61335 ID” ile İlgili Genel Değerlendirme” başlıkları altında “183135 ID” ve “61335 ID” numaralı ByLock hesabı kullanıcılarına yönelik yapılan çalışmalarda; Yargıtay’da Hakim/Savcı olduğu bildirilen ...’nın (TC No:....868) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 129862 satırlık ByLock abone listesinin 76844 ve 126236. satırlarında kaydı olduğu, 76844. satırda tespit edilen GSM aboneliğinin 505...., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ....13005 ve tespit edilen ilk tarihin 2014.10.04, 126236. satırda tespit edilen ADSL aboneliğinin 312.....@ttnet olduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen verilere göre şahsın “61335 ve 183135 ID” numaralı hesapların ByLock kullanıcısı olduğunun görüldüğü,
    “61335 ID” numaralı ByLock kullanıcısının kimliğinin tespitine yönelik çalışmalarda; bu hesaba ait profil bilgilerinde kullanıcı adının “mk9512”, şifresinini “maee69”, adının “-” olduğu, diğer kullanıcılar tarafından “..., mesut, C3-0mk9512, eskil” adlarının verildiği,
    “183135 ID” numaralı ByLock kullanıcısının kimliğinin tespitine yönelik çalışmalarda; diğer kullanıcılar tarafından “mesut a, mes” adlarının verildiği,
    ... ve ailesine ait nüfus kayıt örnekleri incelendiğinde şahsın Kahramanmaraş/Göksun/Kayabaşı nüfusuna kayıtlı, Göksun-1969 doğumlu olduğu, şahsın 61335 ID numaralı ByLock hesabını oluştururken ad ve soyadının baş harfleri ile kızı ...’nin doğum tarihi olan 1995 ve diğer kızı...’in doğmu tarihi olan 2012 yıllarının son iki hanelerinin birleşmesinden oluşan “mk9512” kullanıcı adını, kendisi, eşi, kızı ... ve oğlu ...’nin adının baş harfleri ile kendi doğum yılı olan 1969 yılının son iki hanesinin birleşiminden ise “maee69” olan şifresini oluşturduğunun değerlendirildiği,
    Ayrıca sanığın kızı ... ...’nın (TC No: .....1962) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 76849 ve 76850. satırlarında kayıtlı olduğu, 76849. satırda tespit edilen GSM aboneliğinin 553... tespit edilen cihazın IMEI numarasının ....025367 ve tespit edilen ilk tarihin 2014.08.19, 76850. satırda tespit edilen GSM aboneliğinin 553...., tespit edilen cihazın IMEI numarasının ....213005 ve tespit edilen ilk tarihin 2014.08.15 olduğunun belirtildiği,
    “183135 ID” ve “61335 ID” numaralı ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen sanığın, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre iletişim içerisinde bulunduğu 183143 ID ve 57171 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcılarına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme tutunakları ile mesaj dökümlerinin dosya arasına konulduğu,
    “61335 ID” numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı içerisinde geçen bir kısım yazışmaların incelenmesinde;
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile örgütsel hiyerarşide bağlı olduğu Yargıtay hukuk ve ceza daireleri genel sorumlusu olan 59344 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi... arasında;
    08.12.2015 tarihli ve 22.30.58, 22.33.03, 22.35.07, 22.39.12 saatli mesajlar: "Abi arkadaşlarla toplantıdayız emriniz var mı", "abi Hakkı bey... beyin grubunda olacak kendisine söyleyeyim mi", "Hakkı bey Çankaya’ya taşınmış yeni bir grup aranıyordu", "Tamamdır, münasip neyse ve abimiz de uygun görüyorsa olur", "tamam abi en uygun grup Sancar beyin yanı. Oraya devam etsin",
    21.12.2015, 19.20.34 tarihli ve saatli mesaj: "Abi size yazdırmıştım 2000 lira ve yarım, çeyrek altınlar vardı. Miktarı yanımda değil yarın yazayım",
    11.01.2016 tarihli ve 00.18.44, 00.26.22, 00.35.40, 00.37.46 saatli mesajlar: "Abi bende belge var. Nasıl ulaştırabilirim", "Getireyim mi? Ne zaman", "öğle arası saat 13 olur mu" "oda nerede", "tamam abi",
    12.01.2016 tarihli ve 23.17.57, 23.26.45, 23.27.12 saatli mesajlar: "Abi bize telegram yükleyemediler, daha doğrusu numara almamışlardı, dolayısıyla telegramı kullanamıyoruz.", "... beye tekrar bir yazın bakalım, bilmiyorsa başka bir uzman yönlendirelim", "Tamam abi”,
    16.01.2016 tarihli ve 00.44.45, 20.35.39, 20.35.47, 20.38.13, 20.39.01, 20.46.29 saatli mesajlar: "a06 (15.01.2016 22:43) yarın bilgisayarcıyı (mari01) -trqz- la da buluşturur musunuz. Ona yazdım bilgisi var. sizin trqz ı da ona verdim.", "Arkadaş sizde mi, ayrıldı mı", "Arı"ya da gitti mi", "Acelesi yok. ekpciler çevrimiçi topluca buluşalım. grp lara sonra kurdururuz", "Siz bana (Aytekin06) tlgr için teklif yolladınız mı", "Bana teklif yolladınız mı",
    17.01.2016 tarihli ve 23.11.26, 23.54.58 saatli mesajlar: "Seçim irtibat ve haberleşme tamam mıdır", "Simavlı"dan, eski komşusu palanın durumunu sorabilirisiniz. Sıkıntıları, genel durumu, gidişatı, ihtiyaçları, parası, çocukları vs ile irtibatı gibi",
    18.01.2016 tarihli ve 19.59.44, 21.53.03, 21.54.45 saatli mesajlar: "abi yarın emanet getireyim mi", "abi notu Sami beyin grubundaki Abdi beye gönderdim. Herhalde bulmaya gitti. Çünkü sistemi kapattı", "tamam abi",
    19.01.2016 tarihli ve 00.00.18, 23.08.09, 23.32.29, 23.42.58 saatli mesajlar: "1500 tamamını ben vereyim mi", "637770 şifre 2016 ben ekledim twitter", "Yakın takipçi olalım, takip edelim abi",
    28.01.2016 tarihli ve 00.49.26 saatli mesaj: "abi emanet verecektim, öğle arası uğrasam olur mu",
    01.02.2016 tarihli ve 21.50.54, 21.51.02 saatli mesaj: "Abi tlgr dan size Kiriş ve Kayn hakkında iki husus arz ettim",
    13.02.2016 tarihli ve 01.00.19, 01.02.42, 01.14.27, 01.15.22 saatli mesajlar: "abi Kadir bey İst gitti", "Bahsettiğiniz beş poşet kitap, cd, kartlar hepsi benim arabanın bagajında ne yapayım. Kadir bey geri isterim dedi", "Ne yapacakmış", "Abi geri istiyorsa, hariçten bir yakını veya uzak akrabasına emanet etmek",
    13.02.2016 tarihli ve 01.16.43, 01.17.15, 01.17.43, 01.17.44, 01.19.15, 01.19.16, 01.20.00, 01.20.11, 01.20.34, 01.21.09, 01.21.12, 01.21.30, 01.22.22, 01.22.44, 01.23.07, 01.23.18, 01.23.53, 01.27.24 saatli mesajlar: "Bu arada Drs beye konunun teferruatını bahsettik mi", "Abiye son iki gündür fazla mı yükleme yaptık", "Onu hissi olarak telaşa ve buhrana da sevk etmeyelim de", "evet abi bugün sabaha kadar gelebilirler diye camın önünde oturmuş ...", "Bence iyi oldu hanımı, kızı, oğlu ayrıntılı konuştuk. Tedirgin oldular ama hiç değilse birşey olursa şu anda hazırlıklılar", "Temizlik işini diğer arkadaşlar için de ciddiye alalım", "Düzenli olarak ziyaret vs manevi destek ve terapi yapalım", "Abi bence grupçular her arkadaşının evine bizzat gidip baksın derim", "Gerekirse yakın çevre, uygun olanlar görev taksimi ile olabilir", "Siz daha iyi gözlersiniz, buna göre tasarrufta bulunsanız", "İyi olur", "Çocukları sana bir şey olursa maddi yönden biz ne yaparız demişler", "Biz kefiliz abi", "Ben de maddi yönden hiçbir eksikleri olmaz dedim", "...’ı anlattım", "...’ı ben birebir yaşamıştım. Yanındaydım Van’da", "Kendisine borçlarını yaz eşine ver dedim. Veya bana da verebilirsin dedim", "Kadir abi bugün İst giderken telefonu buraya bıraktı. Birşey olursa nasıl irtibata geçip buluşma noktalarını ayarladık",
    13.02.2016 tarihli ve 23.13.56, 23.36.20, 23.36.27, 23.36.44 saatli mesajlar: "Abi Sami, Mesut35 ve MH09 beyler çevrimdışı görünüyor. Gece de bakmazlarsa siz vicahen ulaştırabilir misiniz", "... beye, hakimlerin görev suçu nedeniyle sanık olarak 5 CD’de yargılanmaları hakkında usul ve esasa yönelik, özellikle AİHM bakış açısı hakkında bilgi notu var mıdır", "sorabilir misiniz", "Varsa İ. Zengin’i ulaştırsın",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile örgütün yargıdan sorumlu sivil imamlarından olan 57171 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... (Kod) adlı ... (TC No: 27433149328) arasında;
    01.09.015 tarihli ve 19.45.53, 19.46.47, 19.47.50, 19.49.05, 19.50.37, 19.52.12, 19.54.52, 19.55.42, 19.56.58, 19.59.11, 20.13.14 saatli mesajlar: "Abi ... abi ayın 9’unda yurtdışında olacakmış", "abi ben, Mesut, ... abiyle bizdeyiz", "9"da gidiş 10 gün sonra gelecek", "Grupları sonra değerlendirecek", "abi bayramdan sonra hayata geçirelim demiştik", "o zaman görüşmeyi öne alalım", "... abi görüşmeleri yapıp listesini kesinleştirir", "bize gruplarını bildirir yerinede başkası gelir", "... abi görüşmemiş olur", "abi seçimlerdeki oy verme oranını kişileri biz mi ayarlayalım",
    01.09.015 tarihli ve 19.14.59, 19.15.21, 19.19.31 saatli mesajlar: "Alabilir. Ne kadar vermişti.", "Altın ve TL miydi", "abi onu çektim. Nejat a ye verdim. ... abi vasıtasıyla takip etseniz. Ben de yazarım. bankadan çekildi”,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 400641 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    Sanığın...’ya gönderdiği 18.06.2015 tarihli ve 21.47.47 saatli mesajda: "...-06 (17.06.2015 22.32) Abi meseleyi bilirsiniz. Bizim ... abimizin bir dosyası vardı 12 CD de olan. Sıkıntılı bazı mevzulara da gündem olmuştu. Bizim açımızdan bu davada acaba Yargıtay 12 CD bozmayı yazıp Sincan’a yolladı mı. Mümkün mertebe uzatılsın yazımı diye söylenmişti ilgililerine. Bunu öğrenebilir miyiz abi" (Açık kaynaklardan edilen bilgilere göre; Danıştay Üyesi ..."in odasına böcek koyduğu iddiasıyla yargılanan tetkik hakiminin yargılandığı dosya),
    ...’nın sanığa gönderdiği 08.07.2015 tarihli ve 20.45.27 saatli mesajda: "Himmeti bu akşam konuşacağız yazarım",
    Sanığın...’ya gönderdiği 21.12.2015 tarihli ve 18.18.23, 18.18.41 saatli mesajlarda: "62/D daire 9 kapı şifresi #0190 ramazan beyin evi", "salı akşamı bekliyoruz",
    23.12.2015 tarihli ve 18.01.40 saatli mesajda: "Abi gönderdiğim notlardan iletilmesi gerekenleri diğer arkadaşlara da ulaştırabilirseniz yazılı şekilde verirsen unutmazlar",
    26.12.2015 tarihli ve 11.48.06 saatli mesajda: "abi asya hakkındaki notu diğerlerine de bildirebilir misiniz",
    ...’nın sanığa gönderdiği 29.12.2015 tarihli ve 20.45.36 saatli mesajda: "... notlar paylaşıldı",
    Sanığın...’ya gönderdiği 04.01.2016 tarihli ve 18.53.07, 19.16.12 saatli mesajlarda: "abi yarın neredeyiz", "Simavlı’da olabiliriz. Konuşup cevap yazarsanız ona göre geliriz",
    ...’nın sanığa gönderdiği 05.01.2016 tarihli ve 14.38.16 saatli mesajda: "Perşembe Sim tamam",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.30.12, 18.30.42 saatli mesajlarda: "yarın Simavlı’da mıyız, daire no kaç", "yani salı günü demek istedim",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.31.05 saatli mesajda: "evet ama kendisi biliyor mu",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.06 saatli mesajda: "kendisi de biliyordu",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.10 saatli mesajda: "benim bildiğim sadece iptali biliyorlar sanki",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.16 saatli mesajda: "yarın söylerim görürsen sen de söyle",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.49 saatli mesajda: "ben hemen şimdi hatırlatayım ikisine de",
    Sanığın...’ya gönderdiği 18.01.2016 tarihli ve 21.24.21, 21.26.47, 21.27.10, 21.28.47, 21.32.44, 21.33.59 saatli, 19.01.2016 tarihli ve 21.53.41, 21.54.25 saatli mesajlarda: "... beye vereceğim diyenlere hayır demeyelim. Yanına ...’i de yazsınlar", "ulaşabildiklerimize ulaştıralım", "...’ye sınırlı destek verilecekmiş", "Yarın gelirken cihazı getir, ...’da getirsin, sana başkasını vereyim", "dörtlü olanlar iki iki olacak", "...’ye vereceğim diyenleri bilelim ki yarın ona göre ayar yaparız", "abi seninkiler aynen devam, ...’ye veren varsa vermesin, başkaları verecek", "diğerleri de aynen devam",
    ...’nın sanığa gönderdiği 24.01.2016 tarihli ve 20.39.54, 21.04.05, 21.04.48, 21.05.40, 21.58.31, saatli mesajlarda: "yarınki daire oylaması konusunda bir şey var mı", "...’a yüklenirsek sanki dağılma hızlanacak gibi ama seçilmemeli", "ne kadar uzarsa o kadar birbirlerine düşecekler", "oyları devamlı yükseliyor", "salı bende 34 numara kapı 5555 ve kare tuşu",
    Sanığın...’ya gönderdiği 17.02.2016 tarihli ve 03.20.32, 20.26.45 saatli e-mail mesajlarında: "Konu: Fw: CGK 17.02.2016 00:26, a06 yazdı: Bu gün CGK’da Akademi Başkan Yardımcısı’nın dosyasında "kabul" diyen yoktur umarım. Haftaya sekme olmasın, abiler önemli. İtiraz ret", "Bu gün geçmedi mi? Haftaya kaldıysa herkese mutlaka duyuralım. 16.02.2016 20:55, mk9512 yazdı: abi Ceza Genel Kurulu gündemindeki akademi genel sekreteri ... Ankara hukuk mezunu bizim arkadaş, Konya da bizimle kalırdı. Çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli”,
    17.02.2016 tarihli ve 23.30.31 saatli e-mail mesajında: "Konu: Fw: CGK 18.02.2016 20:40, a06 yazdı: Değerli abiler, önümüzdeki salı ikinci görüşmeye kalan Akademi Bşk Yrd hakkındaki dosyada, AİHM içtihatları, dava ve dilekçe hakkı çerçevesinde itirazın reddi gerektiği yönünde katılımı arkadaşlara duyurmayı unutmayalım”,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 382087 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... ... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.15.55 saatli mesajda: "abi emanetleri eve getirsem olur mu",
    ... ...’in sanığa gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.33.30 saatli mesajda: "olur ne zaman getirirsin",
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.53.10 saatli mesajda: "yazarım",
    14.01.2016 tarih ve 21.24.07 saatli mesajda: "devrem twetter çalışıyor mu", "bana birşeyler yazabilir misin",
    ... ...’in sanığa gönderdiği 14.01.2016 tarihli ve 21.25.40 saatli mesajda: "şu anda ... beyle beraber tlgrm kuruyoruz selamlar",
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 16.01.2016 tarihli ve 22.11.53 saatli mesajda: "mk9512 (16.01.2016 20.10): abi eagledan twittere geçenlerde problem var. benimkisinde yeni numara aldık. Sami’de sorun var onu ekleyemiyorsunuz. Bendeki sorun giderilmiş oldu. ... bey biliyor bu durum. Beraber tespit ettik. Sende de aynı sorun var ekleyemiyorsun",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 412268 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    ...’ın gönderdiği 24.10.2015 tarihli ve 09.59.37 saatli mesajda: "akşam tableti açamadık. Şifrede nokta da varmış. Sabah aldım. R abi Yarsavın toplantısına gitti. ...",
    Sanığın...’a gönderdiği 14.12.2015 tarihli ve 20.13.50 saatli mesajda: "abi adres tekrar yazar mısın. silinmişte",
    ...’ın gönderdiği 15.12.2015 tarihli ve 19.30.04 saatli mesajda: "... şifr 1453#",
    04.01.2016 tarihli ve 23.06.56 saatli mesajda: "Bağlıca ekp bende çarşambaya",
    Sanığın...’a gönderdiği 15.01.2016 tarihli ve 16.13.15 saatli mesajda: "tamam ben hallettim. Herkese söyledim. Sen Ali Suat’a verirsin. YSK seçiminde de ... ve ...yaz, başmasını yazma",
    18.01.2016 tarihli ve 22.02.34 saatli mesajda: "abi gece ve işe gitmeden cihazı açarsan belki değişiklik olur",
    19.01.2016 tarihli ve 20.14.21, 21.51.38 saatli mesajlarda: "abi Aydoğdu tableti açsın. Sana zahmet zilini çalabilir misin","abi seninkiler aynen devam. .... ...’ye veren varsa vermesin. Başkaları verecek",
    ...’ın sanığa gönderdiği 25.01.2016 tarihli ve 23.37.58 saatli mesajda: "ok. Kadir beyden bir miktar aldım. Yarın sana ulaştırmaya çalışacağım",
    08.02.2016 tarihli ve 23.33.29 saatli mesajda: "9. HD seçimi ? ...",
    Sanığın...’a gönderdiği 09.02.2016 tarihli ve 20.12.45 saatli mesajda: "boş veya geçersiz",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 364269 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    ...’nun sanığa gönderdiği 17.01.2016 tarihli ve 18.40.36, 19.04.32, 20.52.49, 20.54.38 saatli mesajlarda: "Telegram ismini gönderebilir misiniz. Benimki Tamer006, ortak şifre 1234", "twitter no 732023", "Tamam", "Ekledim",
    12.02.2016 tarihli ve 18.19.34, 18.25.31, 18.34.15, 18.38.50 saatli mesajlarda: "Kadir abi İst a gaybubete mi gidiyor", "Gaybubet ise çocuğunun telefonunu da götürmesin", "ayrıca birkaç gün kazanma adına telefonunu evde bıraksın. Telefonu kapatmasın. Evdekilere gelen çağrılara cevap vermesin. Otobüs ile giderken kendi adı iel bilet almasın. Başkası adına alsın", "telefonu açık evde bıraksın veri bağlantısını kapatsın şarjı birkaç gün gider",
    16.02.2016 tarihli ve 23.52.01 saatli mesajda: "CGK’dan akademi genel sekrt hakkında karar nasıl çıkmış",
    Sanığın ...’na gönderdiği 17.02.2016 tarihli ve 00.05.01, 00.08.43 saatli mesajlarda: "27 itiraz kabul 20 itiraz ret. İkinci müzakereye kalmış", "abi genel sekreter Kerim beyin ve benim çok samimi arkadaşımız. Biz Konya’da beraberdik. İlk eşi vefat etmişti. Elden gelen herşey yapılmalı",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 52025 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    ...’nin sanığa gönderdiği 11.01.2016 tarihli ve 23.06.25, 23.14.23, 23.28.14, 23.28.41 saatli mesajlarda: "abi sizi ekleyemiyorum", "tekrar ekler misiniz abi", "84...... 1234", "abi numaranızda bir yanlışlık olabilir mi kimseyle görüşebiliyor musunuz. Ben sizi ekleyemiyorum ve sizin eklediğinizi de göremiyorum", "ben sizin listenizde görünüyor muyum",
    16.02.2016 tarihli ve 22.58.33, 22.58.52 saatli mesajlarda: "Abi şimdilik bir hareket yapmasınlar herkes oturup dua etsin gerektiğinde haber verilecek", "emanetinizi aldım",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 28735 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı... arasındaki Bylock yazışmalarında;
    Sanığın...’a gönderdiği 16.01.2016 tarihli ve 12.56.43, 12.58.25, 13.08.11, 20.43.30 saatli mesajlarda: "abi telegramda adım Corpara eklerseniz. Ben de eklerim", "twitter 637770 ekleyip şifreyi bildirirseniz eklerim", "twitterde ekledim şifre 1234 numaram 637770",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile örgütün bilgi işlem sorumlularından 464688 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... (Kod) arasındaki Bylock yazışmalarında;
    Sanığın ...’e gönderdiği 25.12.2015 tarihli ve 00.03.06, 00.03.12, 19.32.16 saatli mesajda: "... abi bilgisayar için bu tarafa gelmeniz mümkün mü. nasıl yaparız", "Mesut", "Abi bilgisayar ve tabletlere kurulum yapacak mısınız. Ne zaman buradan geçersiniz. Bana öğretirseniz diğerlerine ben yetişmeye çalışırım. ... kapı şifre #2473 saygılar",
    ...’in sanığa gönderdiği 26.12.2015 tarihli ve 07.26.13, 07.35.03, 15.55.17 saatli, 27.12.2015 tarih ve 14.15.43 saatli mesajlarda: "hangi günler müsait oluyorsunuz abi, ona göre gelmeye çalışayım, inş c.tesi, pazar, p.tesi, salı", "pazar 19.30-20.00 gibi uğrayayım inş abi", "abi saat 20.30 da evde olurum inşallah. Bağlıca 47/B daire ... #2473",
    Sanığın ...’e gönderdiği 12.01.2016 tarihli ve 23.52.14 saatli mesajda: "... abi iş yerine geldiğinde öğle arası veya başka zaman görüşebilir miyiz. Benim twetter çalışmıyor galiba. Birde telegram kurun diyorlar ama biz numara alamamıştık. 14 CD Mest",
    Şeklinde mesaj ve yazışmaların bulunduğu,
    30.10.2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağına göre; teşhis yapan ... Aydoğru’nun kendisine gösterilen fotoğraflardan (22) numaradaki şahsın ... olduğunu, Yargıtay Üyesi olduğu dönemde bir grubun başında bulunduğunu, sorumlu düzeyde örgüt adına faaliyet yürüttüğünü beyanla teşhis ettiği,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Kara Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde oldukları değerlendirilen örgüt üyelerinin tespiti amacıyla, Ankara ili genelinde 477 adet ankesörlü sabit telefon hattı sahiplerinin soruşturulması sırasında mahkeme kararı ile bu hatların HTS kayıtlarının temin edildiği, bu hatlarla, haklarında aynı örgüte üye oldukları iddiasıyla ayrı soruşturma yürütülen yüksek yargı eski üyelerince kullanılan telefon hatlarına ait HTS kayıtlarının karşılaştırılması sonucunda sabit hatlarla bu kişilerin hatlarının ardışık, sistematik veya periyodik olarak aranıp aranmadığı hususunda yapılan araştırma sonucunda düzenlenen rapor ve ek raporda;
    Sanığın abonesi/kullancısı olduğu 0505 ..., 0505 ..., 0506 ... ve 0553 .... GSM numaralı hatların, 12.12.2011 ile 30.04.2014 tarihleri arasında 312..., 312 ...., 312 ..., 312 .... ve 312... numaralı (5) ayrı sabit telefon hatlarından toplam (12) kez arandığı, yüksek yargı eski üyelerine ait numaraların, söz konusu ankesör/sabit ücretli numaralar ile irtibat kurduğu zaman dilimi dikkate alındığında, aynı gün içerisinde 10 dakika öncesi/sonrası yapılan ardışık arama çalışmalarında, sanığın abonesi/kullancısı olduğu 0553 ..... GSM numaralı hattının, ...adına kayıtlı 312 .....numaralı hattan, 30.04.2014 tarihinde, saat 20.46.47 itibarıyla (Görüşme süresi “0 sn.”) arandığı, aynı gün bu hattan saat 20.47.55 itibarıyla (Görüşme süresi “0 sn.”) Yargıtay eski Üyesi ...’un abonesi/kullancısı olduğu 0553 ....numaralı GSM hattının da arandığı, sanığın abonesi/kullancısı olduğu 0505 ....GSM numaralı hattının, Türk Telekom adına kayıtlı 312....numaralı hattan, 12.12.2011 tarihinde, saat 20.03.33, 20.03.59 ve 20.04.00 itibarıyla (Görüşme süresi “0 sn.”) arandığı, aynı gün Türk Telekom adına kayıtlı 312 ... numaralı hattan, saat 20.04.48 itibarıyla (Görüşme süresi “152 sn.”) Yargıtay eski Üyesi ...’ın abonesi/kullancısı olduğu 0505 ... numaralı GSM hattının, ardından sanığın abonesi/kullancısı olduğu 0505..... GSM numaralı hattının saat 20.07.49, 20.07.50’de (Görüşme süreleri “33 sn.”), 20.09.14 ve 20.09.15 itibarıyla (Görüşme süreleri “0 sn.”) arandığı,
    Türk Telekom adına kayıtlı 312 955 01 36 numaralı hattan; Yargıtay eski Üyesi ...’ün 20.12.201 tarihinde 2 kez, 25.12.2011 tarihinde 1 kez, 29.12.2011 tarihinde 1 kez, 12.01.2012 tarihinde 1 kez, 13.02.2012 tarihinde 2 kez, 14.02.2012 tarihinde 1 kez, 16.02.2012 tarihinde 1 kez, 21.02.2012 tarihinde 2 kez, 24.02.2012 tarihinde 1 kez, 01.03.2012 tarihinde 1 kez, 08.03.2012 tarihinde 2 kez, 09.03.2012 tarihinde 2 kez, 11.03.2012 tarihinde 1 kez, 13.03.2012 tarihinde 1 kez, 16.03.2012 tarihinde 2 kez, 18.03.2012 tarihinde 2 kez, 19.03.2012 tarihinde 1 kez, 20.03.2012 tarihinde 3 kez, 22.03.2012 tarihinde 1 kez, 23.03.2012 tarihinde 1 kez, 26.03.2012 tarihinde 1 kez, 27.03.2012 tarihinde 4 kez, 28.03.2012 tarihinde 1 kez, 29.03.2012 tarihinde 2 kez, 30.03.2012 tarihinde 1 kez, 01.04.2012 tarihinde 1 kez, 06.04.2012 tarihinde 1 kez, 07.04.2012 tarihinde 6 kez, 08.04.2012 tarihinde 5 kez, 09.04.2012 tarihinde 3 kez, 12.04.2012 tarihinde 6 kez, 14.04.2012 tarihinde 2 kez, 15.04.2012 tarihinde 4 kez, 17.04.2012 tarihinde 1 kez, 20.04.2012 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi.....’ın 18.03.2012 tarihinde 5 kez, 17.05.2012 tarihinde 2 kez, 02.06.2012 tarihinde 1 kez, 01.08.2012 tarihinde 1 kez, 06.10.2012 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi ...’un 24.01.2012 tarihinde 4 kez, 02.06.2012 tarihinde 1 kez, 30.11.2012 tarihinde 1 kez, 12.10.2013 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi.....’nun 18.03.2012 tarihinde2 kez, 04.04.2012 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi...’ın 22.04.2012 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi ... ...’in 18.01.2017 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi ....’in 14.09.2013 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi ....’ın 14.09.2014 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi...’in 26.07.2015 tarihinde 6 kez, Yargıtay eski Üyesi .......’in 25.01.2012 tarihinde 1 kez, 29.01.2012 tarihinde 5 kez, 27.06.2012 tarihinde 1 kez, 23.07.2012 tarihinde 2 kez, 26.01.2013 tarihinde 2 kez, 12.06.2013 tarihinde 2 kez, 01.05.2017 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi ...’un 17.08.2013 tarihinde 1 kez, Danıştay eski Üyesi....’in 26.04.2012 tarihinde 1 kez, Danıştay eski Üyesi ....’ın 16.01.2013 tarihinde 6 kez, Danıştay eski Üyesi .....’ın 21.08.2013 tarihinde 4 kez, 25.10.2016 tarihinde 1 kez, Danıştay eski Üyesi ....’in 17.02.2012 tarihinde 2 kez, HSYK eski Üyesi ...’un 27.04.2012 tarihinde 2 kez, 24.07.2012 tarihinde 1 kez, 08.08.2012 tarihinde 8 kez, 12.09.2012 tarihinde 1 kez, 24.09.2012 tarihinde 1 kez,
    ... adına kayıtlı 312 .....numaralı hattan; sanığın 07.12.2013 tarihinde 2 kez arandığı, bu hattan Yargıtay eski Üyesi.. ...’ın 07.10.2011 tarihinde 2 kez, 15.10.2011 tarihinde 2 kez, 26.10.2011 tarihinde 4 kez, Yargıtay eski Üyesi ......’in 04.01.2012 tarihinde 2 kez, 21.05.2012 tarihinde 4 kez, 07.01.2016 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi...’nın 30.01.2012 tarihinde 6 kez, Yargıtay eski Üyesi .....’un 09.03.2012 tarihinde 3 kez, 28.06.2012 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi ......’ın 03.11.2012 tarihinde 2 kez, 26.10.2013 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi...’ın 19.12.2012 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi ...’ün 25.12.2012 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi .....’ın 25.02.2013 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi .....’ın 28.06.2013 tarihinde 2 kez, 17.09.2013 tarihinde 2 kez, Yargıtay eski Üyesi .......’in 21.08.2013 tarihinde 4 kez, Yargıtay eski Üyesi......’un 01.12.2015 tarihinde 2 kez, Danıştay eski Üyesi.....’ın 08.04.2011 tarihinde 2 kez, Danıştay eski Üyesi .....’ın 21.02.2013 tarihinde 2 kez, Danıştay eski Üyesi ......’in 24.03.2013 tarihinde 4 kez, 15.06.2014 tarihinde 2 kez, Danıştay eski Üyesi......’ın 03.02.2014 tarihinde 2 kez,
    Türk Telekom adına kayıtlı 312 ....... numaralı hattan; sanığın 09.03.20214 tarihinde 1 kez arandığı, bu hattan Yargıtay eski Üyesi .... ....’nın 15.06.2012 tarihinde 1 kez, 16.06.2012 tarihinde 1 kez, Yargıtay eski Üyesi .....’in 17.06.2012 tarihinde 1 kez arandıkları,
    Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketi (Digitürk) tarafından gönderilen 28.02.2018 havale tarihli, Mozaik İletişim Hizmetleri Anonim Şirketi (D-Smart) tarafından gönderilen 11.10.2019 tarihli ve Asya Emeklilik ve Hayat AŞ. tarafından gönderilen 02.02.2017 tarihli, Müflis Asya Katılım Bankası AŞ. tarafından gönderilen 16.01.2018 tarihli yazılara göre; sanık ... adına abonelik/müşteri kaydı bulunmadığı,
    Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 30.07.2018 tarihli rapora göre; Asya Katılım Bankasında sanık adına açılmış herhangi bir hesap bulunmadığı, kızı ..... ...’nın (TC No: .....1962/ 19.05.1995 doğumlu) Asya Katılım Bankası Etimesgut Şubesinde açılış tarihi 16.11.2014, kapanış tarihi 08.02.2016 olan altın (XAU), açılış tarihi 16.11.2014, kapanış tarihi 05.02.2016 olan altın (XAU), açılış tarihi 16.11.2014, kapanış tarihi 24.12.2015 olan mevduat (TRY), açılış tarihi 16.11.2014, kapanış tarihi 04.01.2016 olan mevduat (TRY), Asya Katılım Bankası Çayyolu Şubesinde açılış tarihi 06.02.2014, kapanış tarihi 16.11.2014 olan altın (XAU), açılış tarihi 30.01.2014, kapanış tarihi 22.11.2014 olan altın (XAU), açılış tarihi 16.09.2014, kapanış tarihi 16.11.2014 olan mevduat (TRY), açılış tarihi 30.01.2014, kapanış tarihi 16.11.2014 olan mevduat (TRY), Asya Katılım Bankası Isparta Şubesinde açılış tarihi 28.01.2014, kapanış tarihi 08.02.2016 olan mevduat (TRY) hesaplarının bulunduğu, 2013 yılı Aralık ayı sonrasındaki hesap hareketlerine bakıldığında 28.01.2014 tarihinde Isparta Şubesine 17.000 TL yatırıldığı ve 30.01.2014 tarihinde bu tutar ile katılım hesabı açıldığı, 30.01.2014 tarihinde 106,63 gram hurda altın (ziynet altınları vs.) yatırıldığı ve 06.02.2014 tarihinde bu altın ile katılım hesabı açıldığı, 10.09.2015 tarihinde 6700 TL, 24.12.2015 tarihinde 12264,19 TL, 04.01.2016 tarihinde 7480,87 TL nakit, 08.02.2016 tarihinde hesapta bulunan altının çekildiğinin belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensup oldukları iddiasıyla haklarında ayrı soruşturma yürütülen bazı kişilerin kendi dosyalarında alınan savunmaları, ilgileri nedeniyle sanık hakkındaki dosyaya gönderildiği gibi, kovuşturma aşamasında bu kişilerin bazılarının tanık sıfatıyla ifadelerinin de alındığı, bu kişilerden;
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 2010 yılında HSK Üyesi seçildikten sonra bir akşam HSK eski Genel Sekreteri ..."nın kendilerini evine çağırdığını, ... ve ......"yle birlikte ..."nın evine gittiklerini, yemekten sonra Yargıtay Üyelerinin seçimiyle ilgili ön çalışma yapılacağını önceden bildiğini, eve gittiklerinde HSK eski Üyeleri ....yla birlikte HSK eski Genel Sekreter Yardımcıları... ile ..... ve o dönemde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olan .....ile Yargıtay Tetkik Hâkimleri olan ....ve ..."nin de evde olduklarını gördüğünü, kendileri dışında Yargıtay"dan da bu kişilerin gelmesinden hoşlanmadığını, bu hususu dile getirdiğinde oradakilerin Yargıtay"ı en iyi bu kişilerin bildiğini, bu nedenle Yargıtay"dan seçecekleri kişiler için bilgi vermeleri amacıyla çağırdıklarını dile getirdiklerini, yemekten sonra eve projektör kurulduğunu gördüğünü, ..."nın kendisine "Arkadaşlar 350-400 isim belirlemişler." dediğini, bu isimlerin Kurul Üyelerinin belirlediği isimler olduğunu zannettiğini, ama ilerleyen aşamada... cemaati mensuplarının çıkardığı isimler olduğunu anladığını, konuşmalar sırasında......"ın başını çektiği Yargıtay Üyelerinin meydana getirdiği Yargıtay"daki yapıyı kırmak için bir seçim yapılacağını, bu seçim nedeniyle seçilecek kişilerin birlikte hareket etmesi gerektiğinden bahisle mümkünse seçilecek 160 kişinin kendi belirledikleri kişiler arasından seçilmesini söylediklerini, ancak onlara bunun mümkün olmadığını, diğer Kurul Üyeleriyle birlikte Bakan ve Müsteşar ile kendilerinin de taleplerinin olacağını belirttiklerini, hatta "Burada belirlenecek isimleri saymayalım, bu nedenle sayı pazarlığı yapmayalım." dediğini, evde bulunan dönemin HSK üyeleri....."nun... cemaati mensubu olduklarını, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Savcısı .... ile Tetkik Hâkimleri.... ve ..."nin de o günkü sunum ve tavırlarından aynı cemaatin mensubu olduklarını anladığını, hazırlanan isimler arasında kürsüde görev yapan hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla birlikte, ağırlığının Yargıtay"da görev yapan Cumhuriyet Savcıları ile Tetkik Hâkimleri olduklarını gördüğünü, bu isimler duvara yansıtıldığında, istedikleri kişiler konusunda yoğun bir övgü geldiğini, istemedikleri kişiler için de herhangi bir övgüden söz edilmediğini, sadece bir kaç kişinin bu kişiler için konuştuklarını, bu yansı sırasında seçilmelerini istedikleri ve övdükleri kişilerin... cemaati mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcıları olduklarını anlamaya başladıklarını, çünkü tüm listenin bu kişilerden oluşmadığını, ancak seçilmesini istediklerinin kendi cemaatlerinden olduklarını anladıklarını, isim belirlemede... cemaati mensubu olduğunu belirttiği Kurul Üyelerinin de sürece dahil olup onların da görüşlerini belirttiklerini, isimler belirlendikten sonra... cemaati mensubu olan üyelerin, bu isimlerin sayısını belirlemek istediklerini, ancak onlara sayı konuşulmayacağını söyleyip "Bu nereden çıktı ?" diye sorduğunu, belirlenen isimleri sayınca rakamın 80 civarında olduğunu, bu sırada ..... ile birlikte ... ve ..."nın salonun dışına çıkıp bir kaç dakika sonra geri geldiklerini, .......nun orada bulunan kişilere hitaben "Bu konu hoca efendiyle konuşulmuş ve 140 denmiş, benim açımdan konu kapanmıştır, bu listede en az 140 kişi olacak." diye söz sarf ettiğini, bu toplantının ertesi günü ..., ...... ve kendisinin, Müsteşar ......."la görüşmek için Hakimevi"ne gidip ona durumu anlattıklarını, bu görüşmenin sonunda Müsteşarın gidip uzlaşmalarını kendilerine söylediğini, bunun üzerine yeniden görüşmelere başladıklarını, iki kez daha aynı üyelerle Hakimevi’nde ve .... toplandıklarını, ..."nin evindeki toplantıya... cemaati mensupları olan dönemin HSK Üyeleri ........ ile birlikte ... ve kendisinin de katıldıklarını, o dönemde HSK Genel Sekreteri olan ... ile Genel Sekreter Yardımcıları olan... ve ....ile Yargıtay"dan gelen ..., ... ve ..."nin de evde olduklarını, bu evde toplanmalarının amacının; Yargıtay"a seçilecek... cemaati mensuplarının isimlerinin belirlenmesi olduğunu, buradaki toplantıda 140 sayısı konusunda diretilmediğini, ancak en az 120 kişi olmasının istendiğini, daha önce belirledikleri 80"e yakın isim dışında bazı isimlerin de dile getirilmeye başlandığını, seçilmeleri hâlinde yaşanacak sıkıntıları dile getirdiğini, buna rağmen bu kişilerde ısrar edilerek isimlerin listeye yazılmasının istenildiğini, bu konuşmalardan sonra kendilerinin ve yüksek yargı üyeleri dışında Kurul Üyelerince verilen isimlerin görüşülmesini istediğini, bu görüşme esnasında bazı isimlere... cemaati mensuplarınca itirazlar gelmeye başladığını, bu kişileri üçüncü seçimde çok ısrar ettiği için seçtirebildiğini, kendilerinin de belirledikleri isimlerle sayının 180"in üzerine çıktığını, bu sayı ortaya çıkınca... cemaati mensuplarının kendi sayılarını 108"e kadar indirdiklerini, ardından kendilerinin de belli bir sayıya kadar indiklerini, dönemin HSK Üyesi...."ın ..."u ısrarla Yargıtay Üyesi yaptırmak istemesi üzerine onu da listeye eklediklerini ve başka bir kişiyle birlikte... cemaati mensuplarının sayısının 110"a çıktığını, sanık ...’nın da .... Cemaati mensuplarının kontenjanından Yargıtay Üyesi seçildiğini,
    Kovuşturma aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde; mahkeme ve komisyon başkanlığı yapması nedeniyle daha önceden tanıdığı sanığın isminin cemaat mensuplarınca kendilerine sunulan ve Yargıtay Üyesi seçilmesini istedikleri 350 kişi arasında olduğunu, mahkeme başkanı olması, kıdemi, sicili itibarıyla bir engelinin bulunmaması ile o zamanki Adalet Bakanının memleketinde görev yapması ve bakanın da olabileceğini söylemesi üzerine isminin gündeme geldiğini, Yargıtay Üyesi seçilmesinden sonra hiç görüşmediğini, çalıştığı dairede katıldığı kararlarda yanlı bir tutumu olup olmadığı konusunda bilgisinin olmadığını, cemaat mensuplarından oluşan bu yapının Yargıtay"daki etkinliğini kırmak için bu yapıdan olmadıklarını düşündükleri üyeleri bir araya getirmek ve bir birlerini tanımamaları nedeniyle birlikte hareket edememelerinden kaynaklı ortaya çıkan sorunları aşmalarını sağlamak için yaptıkları yemek organizasyonlarına, seçilme şekli itibariyle ve Yargıtay"dan gelenlerle yaptıkları değerlendirmeler nedeniyle durumunu bildikleri sanığı davet etmediklerini, yapılan bu çalışmanın fişleme değil cemaate mensup olmayanları bir araya getirip tanıştırmaya yönelik bir çalışma olduğunu, bunun dışında sanıkla ilgili somut bir bilgisinin bulunmadığını,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli olarak verdiği ifade ve ek ifadelerinde; ifade tarihi itibarıyla Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri ve Başbakanlık Danışmanı olarak görev yaptığını, 2010 yılında HSK Üyesi seçildiğini ve bir yıl görev yaptıktan sonra Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına atandığını, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile mücadelesinin de bu aşamada başladığını, 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması üzerine ortaya çıkan krizinden sonra Adalet Bakanlığı ile Yargıtay ve Danıştay Üyeleri içerisinde bu yapıya mensup olduğuna inandığı kişileri tespit ederek hazırlamış olduğu listeleri HSK, Adalet Bakanı, MİT Müsteşarı ve Başbakan’a bildirdiğini,
    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/104109 sayılı soruşturma kapsamında tanık olarak verdiği ifadesinde; HSK 2. Dairesinde üye olarak görev yapmaktayken Yargıtay"da 160, Danıştay"da 50 civarında yeni Üye seçilmesi gündeme geldiğinde dönemin HSK Genel Sekreteri olan ..."nın kendisini arayarak seçimlerle ilgili bir ön görüşme yapmak için akşama kendi evinde yapılacak olan yemekli toplantıya davet ettiğini, bu toplantıya geç bir saatte katıldığını, geldiğinde evde bulunanların bir yansıtma cihazıyla duvara yansıttıkları isimleri değerlendirdiklerini, hatırladığı kadarıyla evde dönemin HSK Üyeleri ..., ... ve ......"nin, dönemin Genel Sekreteri ... ile Genel Sekreter Yardımcısı... ve genel sekreterlikten bir iki kişinin daha olduğunu, ..."nın “Üyelik için düşündüğümüz arkadaşlara geçelim mi?” diye sorduğunu, ..."un önce itiraz ettiğini, ancak daha sonra tahminen kimleri öne süreceklerini öğrenmek istediğinden “Geçelim ama her hangi bir sayı vs. konuşmayalım.” dediğini, bunun üzerine daha önceden hazırlamış oldukları anlaşılan listeyi yansıtmaya başladıklarını, ..."un notlar aldığını, adli yargı için hazırladıkları liste bitince listede kaç kişinin olduğu üzerine konuşma yapıldığını, ..."un listeyi saydıktan sonra “Bu gösterdiğiniz isimlerin içinden benim olabileceğini düşündüğüm 80 kişi var. Bunları da daha sonra birlikte değerlendiririz.” dediğini, bunun üzerine orada bulunanların bundan rahatsız olduklarını, sonradan onların niyetinin farklı olduğunu ve örgüt lideri..."den örgüt mensubu olan en az 140 kişinin seçilmesi gerektiği yönünde talimat aldıklarını anladığını, orada bulunanlara “İdari yargıya da çalıştınız mı?” diye sorup listeyi görmek istediğini, önce 32000 ve 33000 sicillilerden başladıklarını, 32000 ve 33000 sicilli çok fazla örgüt mensubu olmadığını, o yüzden idari yargıda kolay uzlaşılacağını, sıkıntı çıkacağını düşünmediğini, fakat 32000 ve 33000 sicilliler bitince birden 37000 sicilli kişilere geçtiklerini, böyle olunca “37000"liler nereden çıktı?” diye itiraz ettiğini, bunun üzerine sunum yapanların ........"a dönüp ikisinin de mutlaka 37000 sicillilerin de olması gerektiğini söylediklerini belirttiklerini, bunun üzerine ......."nun idari yargıdan cemaati temsilen seçilen iki kişinin de 37000 sicilli olduğunu, kendilerine destek veren 37000 sicilli kişilerin büyük bir beklenti içinde olduklarını, bu seçimde mutlaka 37000 sicilli kişilerin de seçilmesini istediklerini söylediklerini, bu duruma itiraz etmesine rağmen .... ve ......"nun çok ısrarcı olduklarını görünce zaman kazanmak için “Bu hususu biz idari yargıdan olan arkadaşlar ve genel sekreterlikteki arkadaşlarla ayrıca bir daha tartışalım.” dediğini, ancak daha sonra görüştüğü .....’ın bu konun tartışma dışı olduğunu, “Eğer 37000 sicilliler olmayacaksa biz bu işte yokuz, konu beni aşıyor, arkadaşlar gelmeyecekler.” dediğini, durumu önce ...... ve ..."a söylediğini, hafta içi dönemin Adalet Bakanlığı müsteşarı ile bir araya gelerek bu kişilerin tavırlarını ve yaşadıklarını kendisine anlattığını, müsteşarın da çok şaşırıp kızdığını, sonra da kendilerine “Bu kurulda yalnızca bu arkadaşlar yok, mutlaka herkesin seçtirmek istediği adaylar olacak, gidin diğer arkadaşlarla da konuşun, herkes önereceği isimleri belirlesin, sonra da gidin bu arkadaşları ikna edin. Bu işi kırıp dökmeden halletmemiz gerekir.” dediğini, bu tablo üzerine kurulda epey bir süre hem diğer kişilerle hem de örgüt mensupları olan bu kişilerle görüşmeler yaptıklarını, herkesin kendi adaylarını belirleme meselesi ortaya çıkınca tahminine göre seçtirmek istedikleri adayları aralarında paylaştıklarını, HSK"ya yeni gelen bu yapıya mensup kişiler dışındakilerin onlar gibi geniş bir listesinin olmadığını, her birinin öncelikle seçilmesini istediği üçer beşer isim olduğunu, bu sefer yoğun bir şekilde özellikle onların da makul bildiği isimleri kendilerinden olmayan kişilere de pazarlamaya başladıklarını, dışarıdan etkileyebildikleri siyasilere, bürokratlara, Yargıtay ve Danıştay Üyelerine, bu kişilerin tanıdığı kendi arkadaşlarını refere ettirmeye başladıklarını, bu şekilde sayı üzerinden yapılan tartışmanın sona erdiğini, bütün Kurul Üyelerinin bu şekilde oluşturulmuş listeye kendi önerilerini kısmen aktarmış olduklarını ve zımni bir uzlaşmayla seçimleri yaptıklarını, sonradan saydıklarında adli yargıda ilk etapta 100-110 arası cemaat mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısının seçilmiş olduğunu gördüklerini, rakamı o zaman için çok net olarak vermemesinin nedeninin, sonradan örgütle beraber hareket ettiğini gördükleri 10-15 hâkim ve Cumhuriyet savcısı üzerinde kendi aralarında da bu kişilerin örgütten olup olmadıkları hususunda ihtilaf olduğunu, çünkü bazı kişilerin örgüt mensuplarıyla çok kısmi ve sınırlı ilişkileri olduğunu, ancak Yargıtay"a geldikten sonra özellikle “Sizi biz seçtirdik.” kozunu kullanarak bu ilişkilerini sıklaştırdıklarını ve onlarla beraber hareket etmelerini sağladıklarını anladıklarını, Yargıtay Üyeleri içerisinde yer alan cemaat mensuplarının organize şekilde hareket etmek suretiyle mevcut sayılarının üzerinde sonuçlar elde ettiklerini, bu durumun 2012 yılı sonu ve 2013 yılı Ocak aylarında Yargıtay’da yapılan Yüksek Seçim Kurulu Üyelikleri seçimlerinden de açıkça ortaya çıktığını, Yargıtay ve Danıştay’da bulunan ve cemaat mensubu olmayan yüksek yargı üyelerinin, cemaate mensup üyeler hakkında bilgilendirilmesi ve bu kurumlardaki yönetim işlerine müdahale edebilmelerini sağlamak adına ... ile çalışma yapmaya karar verdiklerini, bu amaçla Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan cemaat mensuplarının ve diğer üyelerin sayılarının, görev yaptıkları dairelerin belirlenmesi amacıyla çalışma yaptığını, 2013 yılı itibarıyla Yargıtay’da eskiden kalan kıdemli üyelerin sayısının 131, cemaat mensuplarının sayısının 133, birlikte hareket edebileceklerini değerlendirdiği milliyetçi-muhafazakar ve demokrat üyelerin sayısının ise 123 kişi olduğunu, cemaat mensuplarının diğer gruplar arasındaki iletişim kopukluğundan da faydalanarak birlikte hareket edip etki altına aldıkları diğer üyeler vasıtasıyla Yüksek Seçim Kurulu Üyeliği ve Yargıtay Daire Başkanlığı seçimlerinde salt çoğunluğu sağladıklarını, ... ile birlikte cemaate mensup olmayan üyeler ile görüşüp birbirleri ile iletişim kurmalarını sağlamak suretiyle Yargıtay’ın yönetim ve seçim işlerine müdahale edebilmelerinin yolunu açtıklarını, özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay Üyeliği seçimleri kapsamında tanıdığı veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle örgüte üye olduğunu öğrendiği kişilerden birinin de sanık ... olduğunu,
    Kovuşturma aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde; 2011 yılında yapılan Yargıtay Üyesi seçimi sırasında cemaat mensubu olan HSYK üyeleri tarafından seçilmesi istenilen adaylardan birisi olarak sanığın isminin de gündeme getirildiğini ve kendisinin Yargıtay Üyesi seçildiğini, kıdem ve sicili itibarıyla seçilmesine bir engel bulunmadığını, bu yapıya mensup üyelerin Yargıtay"a seçilmelerinden sonrada organize hareket ederek Yargıtay’ın yönetiminde ve seçim işlerinde etkin olmaya başlamaları ve uygulamalarından kaynaklanan bazı sorunların ortaya çıktığını, mensubiyetlerini görevlerine yansıttıkları şeklinde yakınmaların olduğunu, bu durumun etkisini kırabilmek, bu yapı mensubu olmayan üyelerin birbirlerini tanımalarını ve birlikte hareket edebilmelerini sağlamak için toplantılar yapmaya karar verdiklerini, kimlerin bu toplantılara çağrılabileceklerini tespit etmek amacıyla yapılan çalışmalarda bu yapıyla birlikte hareket ettiği söylenen sanığı çağırmadıklarını, bunun bir fişleme değil yanlış gidişin önüne ne şekilde geçilebileceğine dair çözüm arayışı, bu yapıya mensup olanların diğer yargı mensuplarınca da tanınmasına dair bir çalışma olduğunu, sanıkla özel ve yakın bir tanışıklığı olmadığını, faaliyetleriyle ilgili somut bir bilgisinin de bulunmadığını,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 1993 yılında Elazığ ilinin Baskil ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladığını, daha sonra Tunceli ilinin Hozat ilçesine, oradan Muğla ilinin Datça ilçesine, ardından Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına atandığını, 2011 yılında da Yargıtay Üyeliğine seçildiğini, yaklaşık dört yıl Yargıtay 7. Ceza Dairesi Üyeliği yaptığını, 2014 yılı Eylül ayında yapılan HSK Üyeliği seçimleri için kimi ceza dairesi başkanları ve hemşehrisi olan dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay kontenjanından HSK"ya aday olması için kendisine teklifte bulunduklarını, uzun süre düşündüğünü ve ısrar üzerine kabul ettiğini, HSK Üyeliğine aday olduğu sırada her kesimden üyeden aldığı yüksek oyla HSK Üyeliğine seçildiğini, o dönemde cemaat yapılanmasının Yargıtay içerisinde çok güçlü olduğunu, “Fetullah Gülen cemaati” lafını ilk defa fakülte üçüncü sınıfta sonradan tanıştığı HSK eski Genel Sekreteri ve Yargıtay eski Üyesi olan ..."dan duyduğunu, ..."nın söylevlerinin hoşuna gittiğini, dördüncü sınıfa geldiğinde ..."nın kendisiyle daha fazla ilgilenmeye başladığını ve kendi evlerine çağırdığını, ..."nın kendisini ve ev arkadaşını dini sohbetler yapacaklarını belirtip eve davet ettiğini, bu teklifi kabul edip ..."nın evine bu sohbetlere gitmeye başladıklarını, sohbetlerin 3-5 ay devam ettiğini, sohbetlerin konusunun başlangıçta dini bilgiler şeklinde olduğunu, sonra beraber namaz kılmaya başladıklarını, sohbetleri ..."nın verdiğini, ... daha sonra..."in ismini zikretmeye başlayınca onun... cemaati yapılanması içerisinde olduğunu anladığını, sohbetlerin konusunun da değişmeye ve..."in anlatılmaya başlandığını, bu sohbetlere kendisi dışında ev arkadaşıyla sonradan Yargıtay Genel Sekreteri olan ..."in de geldiğini, ...."in ... ile aynı evde kalmadığını, ancak ... kendisiyle ev arkadaşını sohbetlere çağırınca onun da eşlik etmeye başladığını, dördüncü sınıfın sonuna kadar ..."nın “abi”liğinde bu sohbetlere devam ettiğini, bu şekilde... cemaatine dahil olduğunu, fakülteyi bitirdikten sonra o dönem yeni açılan Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine asistanlık başvurusunda bulunduğunu,...... adlı kişinin o zaman Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi olup kendisinin fakülteye asistan olarak alınmasını sağladığını, o dönem yüksek lisansa da başvurduğunu ve bu öğreniminin devam ettiğini, ilk önce Konya"nın merkezine uzak müstakil bir ev tuttuğunu, ancak okula gidip gelmek zor olduğu için sonradan merkezde tek başına bir ev tuttuğunu, daha sonra okuldan da arkadaşı olan ve Konya"da yüksek lisansı kazanan sanık ..."nın kendisine birlikte kalmayı teklif ettiğini, bu teklifi kabul edince hâkim adaylığı stajını da Konya"ya aldırdığını, sanık ile birlikte aynı evde kalmaya başladıklarını, ancak bir süre sonra ......"ın Ankara"ya gelmesi üzerine onun yerine göreve başlayan ... ...."ın kendisine ters davrandığını, hatta Niğde"de bulunan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde görevlendirdiğini, o dönemde hâkimlik sınavını da kazandığını ve ... ....."ın bu tavırları üzerine asistanlığa fiili olarak başlamadan Konya"da hâkimlik stajına başladığını, bu dönemde yüksek lisansa da devam ettiğini, sanık ...’nın eve gelene kadar onun... cemaati içinde olduğunu bilmediğini, birlikte kalmaya başladıklarında kendisine bu cemaatin içinde olduğunu söylediğini, hatta kaldıkları eve başka kişilerin de gelip gitmelerini istediğini, kendisinin de bu olaya sıcak baktığını, o dönemde Konya"da hâkimlik stajı yapan bir çok arkadaşının bu eve geldiğini, eve gidip gelmelerde başlangıçta... mensuplarının yaptığı sohbet toplantılarının olmadığını, 1991 yılının Eylül ayında Ankara"ya eğitim merkezine geldiğini, sanık ...’nın da eğitim merkezine gelince, o dönemin hâkim adaylarından olup daha sonra Yargıtay Üyesi seçilen ve FETÖ/PDY silahlı terör üyeliği suçundan tutuklanan ..."in geldiğini, dört ay boyunca kira ödememek için evi o dönem için ..."e devrettiklerini, Ankara"da eğitim merkezinde kalmaya başladığını, yüksek lisans öğrenimi nedeniyle hafta sonları bazen Konya"ya gittiğinde evin bir cemaat evine dönüştüğünü anladığını, ancak ses çıkarmadığını, bu evde ..."in dışında, sonradan Yargıtay Üyesi olan ve o dönem hâkim adaylarından ......"nin de kaldığını, eğitim merkezinden sonra Konya"ya bir daha dönmediğini, evin sözleşmesi de kendi üzerine olduğundan sonradan gidip sözleşmeyi feshettiğini, evin kirası yüksek olduğu için ... ve...."nin de başka bir eve geçtiklerini, eğitim merkezinin ilk dört ayı için Ankara"ya gelince eğitim merkezinin yurdunda kaldığını, ... evlerinde sohbetler yaptıklarını kendisine söyleyince önce gitmediğini, ancak daha sonraki davetlerine katıldığını, bu sohbetlere sanık ... ile sonradan Yargıtay Üyesi olan ... ..."in de katıldığını, bu sohbetlerin başta dini sohbetler şeklinde olduğunu, sonraki toplantılarda..."le ilgili sohbetler yapıldığını, ..."nın, Fetullah Gülen"in sohbetlerinin yer aldığı videoları izlettirdiğini, bu sohbetleri de ..."nın organize ettiğini, eğitim merkezi dersleri bittikten sonra stajını Fethiye ilçesine aldırıp staja orada devam ettiğini, Fethiye"de... cemaat mensuplarının bir araya geldiği sohbet toplantıları olmadığını, eğitim merkezinin ikinci dönemi için Fethiye"den Ankara"ya geldiğinde, ilk dönemde birlikte kaldıkları arkadaşları ... ..., ...ve ... ile aynı odada kaldıklarını, o dönem ... ve ..."un piknik organizasyonları yaptıklarını, bu pikniklere bir çok arkadaşının katıldığını, ..."nın ikinci dönemde de kendisini cemaat sohbetleri için evine çağırdığını, bu sohbetlere kendisi ile birlikte sanık ... ve ... ..."in katıldığını, hatırladığı kadarıyla o dönemde Adalet Bakanının SHP"li olması nedeniyle sohbetlerin birinci eğitim merkezi dönemindeki gibi sık sık olmayıp hatırladığı kadarıyla iki üç defa yapıldığını, 1993 yılının Ocak ayında kura sonucu Baskil ilçesine atanıp orada üç sene görev yaptığını, sonra Hozat"a tayininin çıktığını, bu iki yerde de yapılanma mensuplarıyla sohbet toplantıları yapmadığını, ancak daha sonra HSK"da Genel Sekreterlik yapan..."ın Baskil ilçesinde yanına gelip 2-3 saat oturduğunu, kendisini stajdan dolayı eğitim merkezinde tanıdığını ve samimiyeti olmadığını, ne için geldiğini sorduğunda arkadaşları gezdiğini söylediğini, bu konuşmalarından kendisinin... cemaati içinde olduğunu ve bu amaçla yanına geldiğini anladığını, kimleri gezdiğini söylemediğini, giderken de Bingöl"deki arkadaşların yanına gideceğini söyleyip yanından ayrıldığını, daha sonra Datça ilçesine atandığını, o dönem 28 Şubat olayları olunca cemaatin faaliyetlerde bulunmadığını, ancak bu dönemde de cemaatten olduğunu bildiği.....in iki üç defa yanına geldiğini, bu ziyaretlerin bir kısmının aile ziyareti şeklinde olduğunu, 2001 yılının Kasım ayında kendi isteğiyle Yargıtay Cumhuriyet savcılığına atandığını, kendisiyle aynı dönemde Yargıtay Cumhuriyet savcılığına gelen bazı kişilerin de cemaat mensubu olduklarını, o dönem yaklaşık 25 kişinin de aynı göreve geldiğini, Yargıtay"a geldiği zaman Başsavcılığın takdiriyle kendisi, ....... ve ..."in bulunduğu odada oturduğunu, bu kişilerle aynı dönemde Yargıtay"a geldiğini, o dönemde... cemaati mensuplarının sohbetlerine katılmadığını, kimsenin de kendisini sohbetlere çağırmadığını, Urankent"teki adliye lojmanına taşınınca .... ve ..."nın kendisini sohbetlere çağırdıklarını, bu davetlerin başlangıçta ailecek yapılan yemek davetleri şeklinde olduğunu, daha sonra davetlerin dini sohbetlere ve..."in anlatıldığı sohbetlere dönüştüğünü, bu sohbetlere eşlerinin de katıldığını, sohbetin “abi”liğini ..."nın yaptığını, ama bu sohbetlerin tam bir... sohbetleri olmadığını, çünkü eşinin... yapılanmasını sevmediğini, bunu bilen ... ve.....in de eşinin yanında..."e ait sohbetleri dile getirmeyip video izletmediklerini, bir süre sonra odasının değiştiğini, sonradan Yargıtay Üyesi olan ... ile oturmaya başladığını, onun da... cemaati içinde olduğunu sohbetleri sırasında anladığını, onunla yaklaşık dört yıl aynı odada oturduğunu, sonradan ..."nin kendilerine “Ben de size sohbet vereceğim.” diyerek kendisini, ...."i ve ..."yı evine davet ettiğini, bu dönemde..."e ait videolar izlemeye başladıklarını, sohbetin “abisi”nin de ... olduğunu, bu döneme kadar cemaate himmet adı altında para vermediğini, zaten para verilmesinin de istenmediğini, ancak Yargıtay Üyesi olduktan sonra ..."nın sohbetler esnasında para topladığını, bu paranın genellikle maaşın % 10"una tekabül ettiğini, ancak mutlaka % 10 verilmesi hususunda bir kural da olmadığını, ..."nın kendisine, çocuklara burs verildiğini ve ihtiyaç sahiplerine verildiğini söylediğini, kendisinin de diğer kişiler gibi hayır amacıyla daha az miktarda para verdiğini, Yargıtay Cumhuriyet savcılığı sırasında tek kişilik odaya geçince çevresinin de değişmeye başladığını, bu dönemde gezmeye başladığı grupta yer alan kişilerden sadece ..."un... cemaati içinde olduğunu bildiğini, 2007 yılından 2010 yılında yapılan HSK seçimlerine kadar cemaat toplantılarına katılmadığını, ... ve ... kendisini cemaat sohbetlerine çağırdıkları hâlde bu dönemde gitmediğini, o dönemde cemaatten olmayan diğer meslektaşlarıyla da arkadaşlıklarının devam ettiğini, cemaat sohbetlerine katılmayınca cemaatten kopmaması için yakın takibe alınması sonucunda ..."un kendisini gündüz ve akşam olmak üzere yemeklere, bazen de hafta sonları ailece kendi evinde kahvaltıya çağırdığını, 2010 yılında yapılan HSK seçimlerinden önce ..."nın cemaat mensubu olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bir kısmını topladığını, ..."nın toplantı çağrısı üzerine kendisi, ...., ..., ..., ..., ..., ... ..., ... ve ismini hatırlayamadığını belirttiği yaklaşık yirmi kişinin ..."nın evinde toplandıklarını, bu toplantıda ..."nın, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) seçimi kazandığı takdirde cemaat için iyi olmayacağını, bu nedenle mutlaka kendi destekledikleri adayların kazanması gerektiğini söylediğini, toplantı sonucunda Türkiye"nin değişik yerlerine seçim gezilerinin yapılması ve masrafların cemaat tarafından karşılanması kararı verildiğini, bu toplantıların seçime kadar devam ettiğini, bir süre sonra...... ve ......."nın seçim gezilerinden sonra durum değerlendirmesi yapmak amacıyla kendilerini çağırmaya başladıklarını, bunun üzerine bu kişilerin koordinesinde toplanmaya devam ettiklerini, kendisinin de ..."la birlikte Adana iline ve ..."yla birlikte Antalya ve İzmir illerine gittiğini, buralarda cemaat mensuplarıyla değil, tüm hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla görüştüklerini, görüştükleri kişilerin daha çok hatırlarının geçtiği kişiler olduğunu, seçim yaklaşınca cemaatin, HSK Üyeliği adaylarından ......."ün yedekte kalmasını istediğini, kendisinin bir toplantıda ..."ya bakanlık listesinde bulunan........"ye oy vereceğini, bunun dışında arkadaşları olan ......."a da oy vereceğini söylediğini, ancak onun kendisine “Asil adaylarımızda fire olmasın, diğer yedekleri çıkarıp istediğin kişiye oy verebilirsin.” dediğini, cemaatin adayları olarak belirtilen kişilerin ..., .... olduğunu, kendisinin Adalet Bakanlığı listesi olarak bilinen listede bulunan ..... ...."e oy verilmemesini tembih ettiğini, bu talimat üzerine cemaat mensuplarının bir kısmı bu adaylara oy vermeyince onların yedek kaldıklarını, kendisinin de seçimden önce cemaatin bu şekilde hareket tarzı belirlediğini duyduğunu, hatta cemaat mensuplarının bu şekilde konuştuklarını, ancak kimsenin kendisinden de bu şekilde davranmasını istemediğini, seçim sonuçları açıklandığında cemaatin belirlediği hareket tarzı sonucunda cemaate yakın olan kişilerin asil üye olarak seçildiğini, seçimden sonra 2011 yılının Şubat ayında yapılacak Yargıtay Üyeliği seçimleri için ...... ve ..."den oluşan bir grubun kurulduğunu, bu grubun Yargıtay Üyesi seçilecek 160 kişiyi belirleyeceğini, bu listenin belirlenmesinden sonra ... ve sonradan da.... ...."in; o dönemin Müsteşarı ......."ın istememesi üzerine kendisini listeye alamadıklarını kendisine söylediklerini, bunun üzerine o dönem HSK Üyeliğine atama yoluyla gelen ve okul arkadaşı olan ....."ın yanına gidip durumu anlattığını, onun da kendisine “Ben iki kişinin mutlaka Yargıtay Üyesi olmasını istiyorum.” diyerek bu iki kişinin kendisi ve ... olduğunu söylediğini, daha sonra ... ile...."ın ilgilenmesiyle, ........"ın da geri adım atması üzerine kendisinin Yargıtay Üyesi seçildiğini, “160"lar” olarak belirtilen Yargıtay Üyelerinin yaklaşık 120"ye yakınının cemaat mensubu olduğunu bildiğini, bu kişilerin tümünün daha önceden cemaat mensubu olduğunu bilmediğini, ancak daha sonra birlikte hareket etmeleri ve cemaatin talimatıyla hareket tarzı belirlenmesi üzerine verilen oylardan bu kişilerin cemaat mensubu olduğunu anladığını, hatta bir kısmıyla cemaat sohbetlerinde tanıştığını, yaklaşık 1-2 ay sonra yanına Yargıtay eski Üyelerinden ..."un gelip kendisine “Seni Yargıtay Üyesi seçtirdik, artık kaçma, sohbetlere katıl.” dediğini, ..."un aynı konuşmada “Seni biz seçtirdik” demesinin kendisini önce üzdüğünü, ancak ses çıkarmadığını, onun istemesi üzerine o akşam evine gittiğinde evde Yargıtay Üyeleri ... ..., ..., ..., ... ve sanık ...’nın da olduğunu, ... kendisine “Sen bundan sonra ..."nun grubundasın.” dedikten yaklaşık on dakika sonra bu kez “Sen gidebilirsin.” deyince evden çıktığını, o zaman ... ve evde bulunanların, Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yapan Üyelerin grup sorumluları olduklarını anladığını, bundan sonraki konuşmalardan, Yargıtay Üyelerini ceza ve hukuk daireleri olarak ayırdıklarını anladığını, kendisinin görev yaptığı 7. Ceza Dairesinde cemaatçi olarak kendisi, ..... ve ... olunca kendilerinin grubunu 4. Ceza Dairesinde cemaatçi olan ....... ve ... ile birleştirdiklerini, ancak ..."nin toplantılara hiç gelmediğini, çünkü onun daha üst konumda olduğunu, belirttiği grubun “abi”liğini ..."nun yaptığını, bu toplantıların 2011 yılının Mayıs ayında başladığını, ..."nun ilk toplantıyı kendi evinde yaptığını, bu sohbet toplantısına kendisi, ........ ve......"nın katıldığını, ..."nun bu toplantıda olduğu gibi diğer evlerde yapılan sohbet toplantılarından önce maaşlarının % 10"unu veya % 5"ini himmet parası olarak istediğini, kendilerinin de bu parayı o istemeden vermeye başladıklarını, Mayıs ayının ilk haftası başlayan toplantıların, o dönem Yargıtay"da çok fazla seçim olması ve bu seçimde nasıl hareket edileceğinin bildirilmesi nedeniyle önceleri her hafta yapıldığını, sohbet toplantılarının her hafta değişik bir günde yapılarak dikkat çekmemenin amaçlandığını, lojmanlara aynı gün gidip gelmek dikkat çekeceği için bir sonraki toplantıyı diğer bir günde yaptıklarını, sohbet toplantılarını her hafta bir arkadaşlarının evinde gerçekleştirdiklerini, sohbetlerin dini konular şeklinde başlayıp..."in kitaplarının okunması, bazı haftalar..."in sohbetlerinin olduğu CD"lerin izlenmesi ve namaz kılma şeklinde olduğunu, bu toplantılarda dairede olan önemli dosyaların görüşülmesi, bu dosyalardan fotokopi çekilip ..."na verilmesinin de görüşüldüğünü, Yargıtay"da yapılan oylamalarda kimlere oy verileceğinin de ... tarafından bizzat söylendiğini, ..."nun sohbet toplantılarında daha önceden yazılan bir notu çıkararak kendilerine bu notu okuduğunu, bu notta Yargıtay"da yapılan oylamalarda kime oy verileceğinin ve nasıl hareket edileceğinin yazılı olduğunu, ..."nun kendisinin üstü olan sorumludan gelen talimatları kendilerine bildirdiğini, dairelerinde görülen bazı dosyalar için de kendilerine bu şekilde talimat geldiğini, ancak görev yaptığı 7. Ceza Dairesinde bu yapıyı ilgilendirecek fazla dosya olmadığı için bu şekilde talimatların çok gelmediğini, hatırladığı dosyalar arasında ... ...."in yurt dışı yasağının olduğu Bankacılık Kanunu"na aykırılık suçuyla ilgili dosya dairelerine gelince ..."nun kendisine “Kartal Abi"nin selamı var, bu dosyada ... ....."in yurt dışı kararını kaldıralım.” diyerek bu talimatın bizzat Amerika ülkesinden geldiğini söylediğini, ..."na “Kartal isimli şahıs kimdir?” diye sorduğunda onun da Kartal"ın 11. Ceza Dairesi Üyesi ve Yargıtay sorumlusu olan ...... olduğunu, ayrıca bu talimatın Amerika"dan geldiğini de bizzat söylediğini, ancak dosyanın içeriğine girmeden usul bozması ile dosyanın mahalline iade edildiğini, dairedeki müzakerede diğer Üyeler ve kendisinin dosyada usul eksikliği olması nedeniyle bu hususa giremeyeceklerini bildikleri için talimatı yerine getirmeksizin usul bozmasına karar verdiklerini, bu kararda kendisi ve ......"ın imzası olduğunu, bu dosyanın sonradan 2014 yılının Kasım ayında yeniden Yargıtay"a geldiğini duyduğunu, ancak kendisinin o tarihte HSK üyesi seçildiğini, cemaat mensubu olarak da o dairede sadece......"ın kaldığını, kararın ise lehe bozulduğunu sonradan öğrendiğini, kendisi Yargıtay Üyesi seçildikten sonra ......"nın bir araya gelip divanın kimlerden oluşacağını, Yargıtay dairelerinde üyelerin kimlerden oluşacağına karar verdiklerini, ..... ve .........nın cemaat mensubu olmadıklarını, ancak o dönem diğer cemaat mensuplarının etkisiyle dairelerin oluşumunun gerçekleştirildiğini, cemaatin talimatı üzerine hangi dairede hangi üyenin görev yapacağının belirlendiğini, bu belirleme sırasında... cemaati mensubu olan kişilerin dağılımlarının 4. Hukuk, 18. Hukuk, 4. Ceza, 5. Ceza, 8. Ceza, 9. Ceza, 11. Ceza, 14. Ceza, 15. Ceza Dairelerinde heyet çoğunluğunu sağlayacak şekilde yapıldığını, bu dairelerin cemaat için önemli daireler olduğunu, çünkü daha sonra yapılan iş bölümüyle cemaat için önemli olan davaların bu dairelere aktarıldığını, cemaat için önemli olmayan işlerin geldiği 2. Ceza, 6. Ceza, 7. Ceza, 10. Ceza gibi dairelerde cemaat mensuplarının az olduğunu, hatta bu dairelere verdikleri cemaat mensuplarının da daha az güvenilir kişiler olduklarını,...... Yargıtay Başkanı olduktan sonra Yargıtay"da dairelerin iş bölümünün değiştirildiğini, bu değişikliği de bizzat cemaatin gerçekleştirdiğini, kamuoyunda bilinen ve cemaat için önemli olan Balyoz, Şike, Hipnoz, Kurtoğlu gibi davaların cemaatin güçlü olduğu dairelerin görev alanına girdiğini, o dönem divanda cemaat mensuplarının çoğunlukta olduğunun bilindiğini, ancak bu iş bölümünü bizzat üst seviyedeki kişilerden aldıkları talimatlar üzerine ..., ... ..... ve....."ın belirleyip divan başkanlığına bildirdiğini bildiğini, ancak bu talimatı bu kişilere kimin verdiğini bilmediğini, 7. Ceza Dairesinde görev yaptığı dönemde Bankacılık Kanunu ile ilgili davaların bu daireden alınıp 5. Ceza Dairesine verilmesi konusunda ..."in 7. Ceza Dairesi Başkanı ... ... ile görüşmeye geldiğini gördüğünü, o esnada kendisinin de orada olduğunu, o gün ..."e “Bu dairede sadece kaçakçılık kalıyor, niye istiyorsun ?” diye sorduğunda, kendisine “Gerekirse seni de başka daireye göndeririz” diye sert konuşma yaptığını, kendisinin de bu duruma tepki gösterdiğini, Yargıtay Üyeleri arasında... cemaati yapılanmasına ilişkin olarak; 2011, 2012, 2013 yıllarıyla HSK Üyeliğine seçildiği zamana kadar olan yapılanmayı anlatabileceğini, bu dönemde Yüksek Seçim Kurulu ve HSK sorumlusu olan kişiyi bilmediğini, ancak kendisi seçildikten sonra ..."nin HSK sorumlusu olduğunu gördüğünü, önceden de bu kişinin sorumlu olup olmadığını bilmediğini, Hukuk Dairelerinin sorumlusunun Yargıtay Üyelerinden..., Ceza Dairelerinin sorumlusunun da ... olduğunu, 2014 yılının başında ..."un “Yargıtay imamı” olduğu şeklinde basında haberler çıkınca ..."un ceza daireleri sorumluluğundan alınarak yerine ... ..."in geçtiğini, hukuk ve ceza dairelerinin sorumlularının üstünde ise Yargıtay sözde imamı olan ..."in olduğunu, ..."in o dönem 11. Ceza Dairesi Üyesi olduğunu, “Kartal” diye söz edilen kişinin de...... olduğunu, kendi dahil olduğu grubun “abisi”nin ... olduğunu, bu kişinin üstünde ..."un olduğunu, ..."un üstünde ise ..."in olduğunu, ..."nun kendilerine ilettiği talimatların ..."dan geldiğini bildiklerini, ancak ..."in doğrudan ..."na talimatlar gönderdiğini de bildiğini, hukuk dairelerinin sorumlusu olan..."ın altında grup sorumlusu olarak ........ ......"in; ceza dairelerinin sorumlusu ..."un altında ise ... ..., ..., ..., ..., ..... ve sanık ...’nın olduğunu bildiğini, Yargıtay Üyelerinin sohbet toplantılarını daire sorumluları ile yaptıklarını, ceza dairesinde... cemaati mensuplarının fazla olması nedeniyle daire sorumlularının da fazla olduğunu, kendisinin ..."nun “abi”liğindeki sohbet grubunda olduğunu,....."in kendisine ..."in de tek başına karar vermediğini, bu kararları verirken ......"tan oluşan bir kurulla toplanıp karar verdiklerini söylediğini, bu kurulda sadece Yargıtay Üyelerinin değil, Danıştay"ın bazı Üyelerinin de olduğunu duyduğunu, bu kurula Danıştay"dan ......."ın da katıldığını bildiğini, bilmediği Yargıtay ve Danıştay Üyelerinin de olduğunu, ..."in bu nedenle sadece Yargıtay"dan değil, Danıştay dahil olmak üzere tüm yargıdan sorumlu sözde imam olduğunu bildiğini, bu kişinin isminin sık sık zikredildiğini, ..."le birebir sohbetinin olmadığını, ..."la, ..."ün oğlunun düğünü için Denizli"ye giderken arabada ona ..."in ismini zikredip sorduğunu, onun da kendisine ..."in anlattığı hususların aynısını anlattığını, ..."in bir yıl ücretsiz izin alıp Amerika"da..."in yanında kaldığının konuşulduğunu da bildiğini, İstanbul Alay Komutanı ... hakkında Silivri Ceza Mahkemesi tarafından kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen cezaya ilişkin dosya Yargıtay"a gelmeden önce bu suçlara bakan dairenin önce değiştirilerek bu yetkinin, cemaatin etkin olduğu 14. Ceza Dairesine verildiğini, 14. Ceza Dairesinin önce bu kararı onadığını, daha sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve kamuoyunun tepkisi üzerine dairenin bu kararı bozduğunu, cemaat mensubu olan arkadaşları bu hususta konuştuklarında, dairenin iş bölümünün bizzat talimat üzerine değiştirildiğini ve talimat üzerine kararın onandığını söylediklerini, bu kararın hukuken ne olduğunu tam olarak bilmediğini, 2013 yılında aynı sitede oturduğu ..."in evine ziyaret amacıyla ailece gittiklerinde orada ... ve hatırlayamadığı diğer iki ailenin daha olduğunu, bu kişilerin kendi aralarında konuşurken ..."in “... Abi geldi” diye söylediğini, konuşmalarda ... Abi"nin ..."e yardımcı olması için geldiğini duyduğunu, bunun üzerine ..."e “... Abi kimdir ?” diye sorduğunda, artık sivil bir imamın da görevlendirildiğini, ..."in yanına Samsun"da cemaat okullarında görevli Adana"lı veya Osmaniye"li olduğunu söylediği bir kişinin de geldiğini söylediğini, ancak fazla bilgi vermediğini, bu konuşmadan ..."in yanına yargı mensubu olmayan bir kişinin görevlendirildiğini anladığını, grup "abi"lerinin her ay maaş alındığı hafta himmet parası olarak kendilerinden para toplamaya devam ettiklerini, 17-25 Aralık 2013"ten sonra bu grup toplantılarının sayısının azaldığını, önceleri haftada bir veya on beş günde bir toplanırken, ayda bir veya iki ayda bire çekildiğini, kendilerinin grup sorumlusunun da ... olduğunu, bu grupların daha da küçülerek 3-4 kişi olarak belirlendiğini, HSK"ya, YSK"ya ve Uyuşmazlık Mahkemesine üye belirleme ve boşalan daire başkanlarının belirlenmesi hususlarında Yargıtay"da yapılan seçimlerde kime oy verileceğini mutlak suretle grup sorumlusunun toplantılarda söylediğini, kendi grup sorumlularının “abi” olarak nitelendirdikleri ... olduğunu, o hafta evlerde yapılan sohbet toplantılarına bu seçimler denk gelmediği zaman ..."nun kendilerini odasına çağırıp kime oy vereceklerini belirttiğini, o dönemde cemaatin güçlü olduğunu, bu nedenle mutlaka cemaatin oyu alınarak daire başkanı olunması gerektiğini, cemaat mensuplarının çoğunluğunun 2011 yılından sonra Yargıtay Üyesi olduğunu ve daire başkanlığı için beş yıllık görev şartı bulunduğundan, bu mensupların Yargıtay Daire Başkanı olamadıklarını, bu nedenle 2013 yılında beş yıllık süreyi bertaraf etmek için kanun teklifi hazırlandığını, sürenin 2013 yılında üç yıla indiğini, ancak 17-25 Aralık 2013 olaylarından sonra cemaat mensubu olmayan Yargıtay Üyeleri cemaate destek vermeyince cemaatten başkan seçilemediğini, cemaatin yakın takibe almak istediği daire başkanlarını ve üyelerini daha önceden Bakanlık ve Yargıtay"ın düzenlediği yurt dışı gezilerine özellikle götürüp yanlarına ekledikleri cemaat mensubu üyelerinin onlarla ilgilenmesini sağlayıp etki altında bıraktıklarını, Fetullah Gülen cemaati içinde yer alan yargı mensuplarının kendi dönemleri arasında ayda bir kez, bazen de iki kez dönem toplantıları yaptıklarını, kendisi...... sicilli olduğundan, dönem toplantılarına kendisiyle birlikte kur"a çeken cemaat mensubu arkadaşlarının katıldığını, dönem toplantılarını ..."un organize ettiğini, bu toplantıların piknik veya bir lokantada yemek şeklinde yapıldığını, Fetullah Gülen cemaati mensubu olup kendi döneminde bulunan ve ..."un organize ettiği bu piknik ve yemeklere örgüt mensubu olan ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..ve ..."in katıldığını, bu toplantılarda dini sohbetler yapılmadığını ve organizasyonlara cemaat mensubu olmayan dönem arkadaşlarını da çağırdıklarını, bu birlikteliklerde cemaat mensubu olmayanlar da geldiği için konuşmalarda... ile ilgili sohbetlerin yapılmadığını, 2001 yılında Ankara"ya geldikten sonra dönem toplantılarına yaklaşık olarak on veya on bir defa katıldığını, sahip olduğu sicil aralığındaki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının yer aldığı grubun sorumlusunun ... olduğunu, bu devre sorumlularının bağlı bulunduğu bir de devreler sorumlusu olduğunu, Yargıtay Üyesi olana kadar bu devre toplantılarının sık sık yapıldığını, Yargıtay Üyesi olduğu 2011 yılından sonra kendi devreleri arasında Yargıtay Üyesi olmayan kişiler de bulunduğundan bunun bir kopukluk yarattığını ve toplantıların azaldığını, Yargıtay Üyelerinin kendi aralarında sohbet grupları şeklinde toplandıklarını, ... “abi”liğinde oluşan gruba kesinlikle tetkik hâkimlerinin, Yargıtay Cumhuriyet savcılarının veya kürsüde görev yapanların gelemediklerini, bu kişilerin kendi aralarında oluşturdukları sohbet gruplarına devam ettiklerini, Yargıtay Üyesi başka bir kuruma gittiği zaman da Yargıtay"daki grupla ilişkisini kestiğini ve yeni bulunduğu kurumda oluşturulan cemaat sohbet gruplarına devam ettiğini, kendisinin de HSK Üyesi seçildikten sonra HSK içinde oluşturulan cemaat grubu sohbetlerine devam ettiğini, HSK Üyeliği sırasındaki sohbet grubunda ........."in yer aldığını, bu grubun "abisi"nin de ... olduğunu, HSK Üyeleri arasında “abi”lik ilişkisi olmadığı için HSK Üyesi olmayan, ancak Yargıtay Üyesi olan ..."nin bu gruba “abi”lik yaptığını, Yargıtay Üyeliği sırasında, cemaat mensubu olan Yargıtay Üyelerinin her birinin yakın markaja aldığı cemaat üyesi olmayan Yargıtay Üyeleri olduğunu, bu görevlendirmenin grup sohbetlerinde dile getirildiğini ve kiminle ilgilenileceğinin belirtilidiğini, kendisinin sorumlu olduğu bir Yargıtay Üyesi olmadığını, aynı dairede görev yaptığı cemaat üyesi olmayan..."den ..."nun sorumlu olduğunu bildiğini, ..."nun..."le yakından ilgilendiğini, aldığı görev nedeniyle onu yemeklere götürdüğünü, ..."nun yaptığı masrafları cemaatin karşıladığını bildiğini, kendisinin cep telefonuna ByLock isimli programı ..."nin 2014 yılının Kasım ayında kurup “Bu programla haberleşiriz” dediğini, programın Whatsapp gibi bir program olduğunu düşünüp o nedenle kurulmasına izin verdiğini, bu programı o tarihlerde öğrendiğini ve ..."yle en fazla iki defa mesajlaştığını, bu mesajlaşmanın da “Neredesin?”, “Yemek yiyelim mi?” diye gerçekleştiğini, bunun dışında kimseyle görüşmediğini, ..."nin kendisine bu program üzerinden “Neredesin?”, “Ne yapıyorsun?”, “Kurul nasıl gidiyor?” şeklinde mesajlar gönderdiğini, programı iki ya da üç ay kullandığını, programın deşifre olması ve... mensuplarının kullandığının belirlenmesi üzerine cep telefonundan diğer kişiler gibi kendisinin de sildiğini, HSK"da görev yapan cemaat mensuplarının “abi”si olan ..."nin talimatıyla MİT Tırları olayına karışan hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla ilgili kararlara önceleri muhalefet yazdığını, ancak daha sonra bu muhalefet şerhlerinin bir kısmından hukukçu ve insani olarak rahatsızlık duyup muhalefet şerhi yazmamaya başladığını, bazı yargı mensupları hakkında soruşturma izni verilmesi doğrultusunda oy kullandığını, burada cemaatten ayrılmaya başladığını, MİT Tırları olaylarıyla ilgili bazı yargı mensupları hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde oy kullanınca, cemaat mensubu olan diğer üyeler ...... ve ..."ın cemaatin talimatı doğrultusunda aykırı oy kullanmaya devam ettiklerini, cemaat mensuplarının yaptıkları bu gizlilik, sorumlu olan “abi”lerin bir üst “abi”lerinin olması ve bu kişilerin verdikleri talimatlar doğrultusunda hareket etmeleri karşısında, Fetullah Gülen cemaati mensuplarının yapılanmasını yasa dışı bir örgüt olarak nitelendirmediğini, 15 Temmuz 2016 tarihinde silahlı kuvvetler içindeki bu cemaate mensup kişilerin gerçekleştirdikleri darbeye teşebbüs olayından sonra ise bu şekilde davranılmasını, gizlilik sağlanmasını bir örgüt yapılanması olarak görüp artık bu yapılanma içinde kalmamak için ifade verdiğini, bu yapılanmanın bir darbe gerçekleştireceğinin aklının ucundan bile geçmediğini, cemaati o tarihe kadar bir dinî grup olarak nitelendirdiğini, ancak sonrasında amacının farklı olduğunu anlayıp gördüğünü, bu cemaat içinde olmaktan pişmanlık duyması nedeniyle cemaatin yargı ayağında gerçekleştirdiği ve kendisinin bilip gördüğü olayları anlattığını, bu yapının bir darbe amaçladığını da bilmediğini,
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla alınan ifadesinde; Yargıtay eski Üyesi ...’un 2001 yılının mayıs ayında “Seni biz seçtirdik, toplantılara gelmiyorsun” diyerek toplantıya çağırdığını, Elvankent’te lojman olmayan bir tetkik hâkiminin evine gittiğini, kapıyı sanık ...’nın açtığını, ayrıca Yargıtay eski Üyeleri ..., .... ve ...’ın da evde olduklarını, o toplantına ...’un kendisine Yargıtay eski Üyesi ...’nun grubuna verildiğini belirttiğini,
    Kovuşturma aşamasında talimat ile alınan ifadesinde; Konya"da yüksek lisans ve hakimlik stajı yaptığı dönemde kalmak için bir ev tuttuğunu, daha önceden tanıdığı sonradan Yargıtay Üyesi olan sanık ... ile karşılaştıklarını, sanığın da yüksek lisans yaptığını öğrendiğini, ekonomik sebeplerle birlikte kalmayı teklif etmesi sonrasında sanık ...’ile 5-6 ay kadar aynı evde kaldıklarını, bu evin cemaat evi olmadığını, bir süre sonra hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturma bulunan ... ile karşılaştıklarını, ...’in de kendileriyle kalmaya başladığını, daha sonra sanık ... ve kendisinin Ankara’da bulunan eğitim merkezine geldiklerini, evde kalmaya devam eden ...’in evi cemaat evine dönüştürdüğünü, bu durumdan önceleri haberinin olmadığını, yüksek lisansının bitmesi üzerine stajını Fethiye’ye aldırdığını ve ayrıldığını, sanık ... ile ...’in evde kalmaya devam ettiklerini, bu ikisinin evi cemaat evine dönüştürdüklerini Konya’da staj yapan arkadaşlarının söylediğini, bunun üzerine kira sözleşmesini feshettiğini, sanığın memleketinde stajına devam ettiğini, ... ile ...’nin ise beraber ev tuttuklarını öğrendiğini, sanık ile uzun bir süre karşılaşmadıklarını, 2011 yılında Yargıtay Üyesi seçildiklerini, aynı yılın Mayıs ayında Elvanket’te bir evde yapılan cemaat toplantısında ..., ... ve daha önce ifade ettiğim birkaç kişiyle birlikte sanık ...’yı da gördüğünü, önceki ifadelerinin doğru olduğunu ve aynen tekrar ettiğini,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; ilk görev yeri olan Hanak ilçesinden 1997 yılında Çemişgezek’e ataması olunca burada görev yapan Cumhuriyet savcısı... ile tanıştığını, bu kişinin... cemaati mensubu olduğunu, birlikte cemaatin sohbetlerine katıldıklarını, bu sohbetlerde yardım parası toplanıldığını, kendisinin de para verdiğini, daha sonraki görev yerlerinde de cemaatin toplantılarına katıldığını ve himmet adı altında para verdiğini, bu toplantılara bazen sivil kişilerin gelip sohber ağabeyliği yaptıklarını, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olarak görev yaptığı sırada 2012 yılında Yargıtay Üyesi seçildiğini, burada da oluşturulan sohbet guruplarına devam ettiğini, sanık ...’nın cemaat mensubu olduğunu bildiğini ancak cemaat içerisinde nasıl bir görevi olduğunu ise bilmediğini,
    Kovuşturma aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde; sanığın cemaat denilen bu yapı içerisinde olduğu hususundaki bilgisinin Yargıtay Üyeliğine seçilmesi ve 2013-2014 yıllarında internette yayımlanan cemaat içerisinde olanlara ilişkin listede isminin olmasından ibaret olduğunu, futbolda şike davasını onayan heyette bulunması nedeniyle de bu yapı içerisinde olduğu hususunda kuşku duymadığını, sanığın somut bir eylemine tanık olmadığını, soruşturma aşamasındaki beyanları sırasında herhangi bir vaadde bulunulmadığını, baskı ile ifade alınması gibi bir durumun da olmadığını,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 2001 yılında yapılan seçimlerde Yargıtay Üyesi seçildiğini, Gülen cemaati denilen bu yapıyla ilk kez 1985 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olduğu dönemde tanıştığını, 1990 yılında İstanbul Hâkim adayı olarak göreve başladığını, hâkim adaylığı süresince eğitim merkezinde bu yapıya mensup olduğunu düşündüğü ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ...ve sanık ... ile tanıştığını, o dönem tanıştığı bu kişilerin üçerli veya dörderli gruplar hâlinde sohbet toplantıları yaptıklarını, birlikte staj yaptığı sanığın bu yapıya yakın olduğunu bildiğini,
    Kovuşturma aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde; ..., ... ve ...’un sanığın sohbet arkadaşları olduğunu, cemaatin içerisinde olduğunu söylemeleri nedeniyle sanığın bu yapıdan olduğunu bildiğini, yine staj dönemindeyken cemaatin sohbetlerine katıldığını bildiğini, farklı bir dairede görev yaptığı içn kendi grubuyla sohbet toplantısına katılmadığını, muhtemelen sanığın kendi grubunun olduğunu, faaliyetlerine ilişkin somut bir bilgisinin bulunmadığını,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 2011 yılında Yargıtay Üyesi seçildiğini, seçim öncesi yapılan çalışmalar sırasında Gaziantep’te bulunan yazlık evinde çeşitli illerden gelen hâkim ve savcıları misafir etmesinin istenildiğini, ... ... ve hatırlayamadığı birkaç kişinin daha bu toplantıya katıldığını, Ankara’dan gelen bir kişinin kendilerine bu toplantıda Yargıtay Üyesi seçileceklerini, bu nedenle kılık kıyafet ve yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini söylediğini, sanık ...’nın da Yargıtay Üyeliği seçimi öncesinde Gaziantep ilinde yapılan toplantıya katıldığını, bu yapıya müzahir olduğunu duyduğunu, kendisinin bir dönem aralarında Yargıtay eski Üyeleri olan .....’in olduğu grubun sorumlusu olduğunu, üst grup sorumlusunun ... olduğunu,
    Soruşturma aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli ve tanık sıfatıyla alınan ifadelerinde; 2010 yılında yapılan referandum sonrasında, Gaziantep’deki yazlık evinde yapılan kendisinin de katıldığı bir toplantıda cemaat mensubu olan 120 kişinin Yargıtay’a üye olarak seçtirilmeye çalışılacağının ve ne şekilde davranılması gerektiğinin söylenildiğini, bu toplantıya katılanlardan birisininde Hatay bölgesinden Yargıtay eski Üyesi ... ile birlikte gelen sanık ... olduğunu, toplantının gizliliğe riayet edilerek gerçekleştirildiğini, toplantı sırasında kimsede telefon görmediğini, getirmemiş olabileceklerini, birkaç hafta sonra da Yargıtay Üyesi seçildiğini, Yargıtay’da cemaat mensubu olan kişileri grup sorumlularına veya kendi grubundaki kişilere ya da bir başka cemaat mensubuna sorarak öğrenip teyit ettirdiğini, Bağlıca Lojmanlarında oturduğu dönemde cemaat denilen bu yapı içerisinden tanığdığı kişilerden birisinin de sanık ... olduğunu, ayrıca 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde ne şekilde hareket edilmesi gerektiğine ilişkin ...’ın Bağlıca Lojmanlarında grup sorumlularına yönelik bir toplantı yaptığını, hatırladığı kadarıyla ...’ın evinde yapılan bu toplantıya gelen grup sorumlularından birisinin de sanık ... olduğunu, sanığın cemaat üyesi olarak bildiği Yargıtay Üyelerinden birisi olduğunu,
    Kovuşturma aşamasında talimat mahkemesince tanık olarak alınan ifadesinde; sanığı fakülte yıllarından tanıdığını, Gülen Cemaati denilen kendisinin de içinde yer aldığı bu yapıyı bildiğini, 2011 yılında yapılan HSYK seçimlerinden önce kendisine ait olan Gaziantep’deki evinde, çevre illerde görev yapanlardan, cemaat tarafından kimlerin Yargıtay Üyesi seçileceğine yönelik bir çalışma toplantısı yapıldığını, bu toplantıya sanık ...’nın, yine FETÖ/PDY örgütü üyesi olma suçundan yargılandığını bildiği ... ile geldiğini, daha sonra kendisinin, sanığın ve toplantıla katılanların tamamının Yargıtay Üyesi seçildiğini, yine 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinden önce cemaat mensuplarınca Etimesgut Bağlıca lojmanlarında ..."ın evinde düzenlenen toplantıda ...’ın seçim döneminde kimlerin ne şekilde çalışması hususunda konuşma yaptığını, sanığın da bu toplantıya katılanlar arasında olduğunu hatırladığını, bu toplantıya çağrılan ve katılanların grup sorumluları olduklarını, grup sorumlularının toplantıda konuşulanları kendi gruplarında bulunanlara aktaracağını, sanığın kendi grubunda olmadığını, cemaatin devlet içerisindeki yapılanmasının deşifre olmaması için tedbire çok dikkat ettiğini, bahsettiği her iki toplantının da cemaat mensupları arasında gizli şekilde yapılan toplantılar olduğunu, soruşturma aşamasındaki beyanları sırasında baskıya maruz kalmadığı gibi kendisine bir vaadde de bulunulmadığını, kendisinin yaptıklarının suç olduğuna inanmadığı için bu ifadeleri verdiğini, hâlen sanık da dahil kimseyi terör örgütü üyeliği ile suçlamadığını, sanık da dahil cemaat mensubu olarak tanıdığı kişilerin terör eylemi olarak görülebilecek faaliyetlerine tanık olmadığını,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesinde; 2011 yılında Yargıtay Üyesi seçildiğini, aynı dairede görev yaptığı ..., ... ve ...’un örgüt mensubu olduklarını, 15 gün arayla biraraya geldiklerini, ...’ın himmet işlerinin takibini yaptığını, 2012 yılında üye seçilerek görev yaptığı daireye gelen ...’un kendilerini yönlendiren kişi konumuna geçtiğini, kendisine haberleşmeleri sağlacak tableti verinin de ... olduğunu, ...’un hastalanması sonrasında toplantıların yapılması, verdiği tabletten ileşitime geçeceği ... Kod adli kişiden gelcek mesaj ve talimatları diğer arkadaşlarla paylaşması konusunda kendisine yardımcı olmasını istediğini, 2014-2015 yıllarında grubunda bulunan ..., ... ve ...’dan toplanan aidatların kendisine verildiğini, kendisinin de sanık ...’ya ait evde buluştuğu ... Kod isimli kişiye teslim ettiğini, sonraki zamanlarda düzenli olmamakla birlikte bu aidatları sanık ...’nın aldığını, ..., ... ..., ... ve sanık ...’nın Yargıtayda sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerini, himmet adı altında toplanan parayı ilk defa 2002-2003 yıllarında İsmail Köse isimli şahsa verdiğini, sonraları ise ... ve ...’a verdiğini, ...’un haberleşme amacıyla kendisine verdiği tabletteki data hattın bir süre sonra iptal olduğunu, bunun üzerine sanık ... veya ...’un kendisini arayarak tablet ile birlikte yanlarına çağırdıklarını, burada bir şahsın tableti alarak bazı ayarlamalar yaptığını ve yeni bir data hat verdiğini, kullandığı telefonuna ByLock yüklediğini hatırlamadığını, ByLock programını kendisine verilen tablet ve hat üzerinden kullandığını ve listesinde ekli kişiler ile mesajlaştığını,
    Savcılıkta ve sorgusunda müdafisi huzurunda şüpheli olarak alınan ifadelerinde; müdafi huzurunda verdiği önceki ifadelerini aynen tekrar ettiğini, cemat olarak bilinen yapıyla irtibatını bu ifadelerinde detaylı şekilde anlattığını, ByLock üzerinden iletişim kurduğunu, para topladığını, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu bildiği kişiler ile ilgili ayrıntılı anlatımda bulunduğunu, teşhis işlemleri de yaptığını, bu beyanlarının doğru olduğunu, örgüt yöneticisi olduğu suçlamasını ise kabul etmediğini,
    Kovuşturma aşamasında tanık olarak alınan ifadesinde; önceki ifadelerinin kendisine ait olduğunu ancak usulsüz bir şekilde alınmaları nedeniyle bu ifadelerini kabul etmediğini, sanık ile ilgili yaptırılan teşhiste de sadece sanığı tanıdığını söylediğini, diğer ifadelerin kendisine ait olmayan ve ekleme yapılan beyanlar olduğunu,
    Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında kollukta müdafisi huzurunda alınan ifadesinde; Gülen cemaati olarak bilinen yapı içerisinde yer aldığını, bir dönem örgüt evlerinden sorumlu olarak görev yaptığını, askeri liselere hazırlanacak ortaokul 3. sınıf öğrencilerinin mesulü olmasının istenildiğini, Ankara ilinde yargı mensuplarından sorumlu olarak faaliyet gösteren... kod adlı şahsın Ankara’da görev yapan hâkim ve savcıların askeri liselere hazırlanacak çocuklarını getirdiğini, bu çocuklardan birisinin babası Yargıtay Üyesi olan...olduğunu, ... ile birlikte gelen diğer üç hakim çocuğunu bir grup yaparak Berat kod adlı Tekirdağlı ... isimli kişiye teslim ettiğini, ... ...’nın Maltepe Askeri Lisesini kazandığını, sınavı kazananları örgütte öğretmen olarak bilinen kişilere devrettiklerini, çocukların sınavlara hazırlandığı dönemdeki bu çalışmalar sırasında ders dışında...’e ait kitapların da okutulup videoların izlettirildiğini, kendisine gösterilen resimler arasında bulunan (52) numaralı fotoğrafın......’ya ait olduğunu, ...’nin babasının Ankara’da hâkim olduğunu, bu durumdan haberdar olarak ve oğlunu bilinçli şekilde gönderdiğini, ...’nin okuldan atıldığını,
    Kovuşturmada talimat ile alınan ifadesinde; sanık ...’yı tanımadığını, oğlu olan......’nın 2014 yılında Ankara’da kaldığı eve gelip gittiğini, o tarihten sonra hiç görmediğini, daha önceki beyanlarının doğru olduğunu ve aynen tekrar ettiğini,
    Beyan etmişler,
    Sanık ... kollukta, savcılıkta ve sorguda; 0505 ....numaralı GSM hattını kullandığını, ayrıca evinde kullandığı 0312 .... numaralı sabit hattının bulunduğunu, 0505 .... numaralı GSM hattının ise kendi adına olup eşi tarafından kullanıldığını, cemaate ait evlerde kalmadığını, sohbet toplantılarına katılmadığını, yüksek lisans için Konya iline gittiğinde eski HSYK Üyesi ... ile ev tuttuklarını ve bu evde kaldığını, stajını da Konya’da yaptığını, hakim ve savcılık stajı için Ankara’ya eğitime gelince de bu evi kapattıklarını, kimseye devretmediklerini, bu yapı içerisinde yer almadığını, grup sorumlusu olmadığını, ByLock isimli bir program kullanmadığını, böyle bir program üzerinden kimseyle haberleşmediğini, 15.07.2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünden evinde televizyon izlerken haberi olduğunu, bunu yapanlarla bir ilgisi ve bağı bulunmadığını, en kötü yönetimin dahi darbeci yönetimden iyi olduğunu, hakkındaki suçlamaya ilişkin hiçbir delili bilmediğini, kimin elinden çıktığı bilinmeyen bir listede adının geçmesi nedeniyle suçlanmakta olduğunu, suçlamaların asılsız olduğunu ve suçlamayı kabul etmediğini,
    Kovuşturmada; soruşturmaya dayanak yapılan ve isnat olunan suçun işlendiği tarihte Yargıtay Üyesi olarak görev yaptığını, Yargıtay Kanunu’nun 18 ve 46. maddelerine göre Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu tarafından yapılması gereken soruşturmanın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından genel hükümlere göre yapıldığını, Yargıtay Kanunu’nun 18 ve 46. maddelerinde yer alan düzenlemelerin daha özel ve öncelikli uygulanması gereken düzenlemeler olduğunu, bu nedenle genel hükümlere göre yapılan soruşturma işlemlerinin geçersiz ve hukuka aykırı olduğunu, bu soruşturmaya göre verilecek her türlü hükmün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceğini, gerek kişisel gerekse görev suçları bakımından genel hükümlere göre soruşturma yapılabilmesi için somut olayda ağır cezalık bir suçun ve suçüstü hâlinin bulunması gerektiğini, suçüstü hâline ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Dairesinin 16 Nisan 2019 tarih ve 12778/17 başvuru numaralı ...-Türkiye kararında tespitlerin bulunduğunu, kendisinin durumunun da ... ile aynı olduğunu ve hiçbir farklılık bulunmadığını, üzerine atılı suçlama bakımından kanunun aradığı suçüstü hâlinin bulunmaması nedeniyle suçüstü hâlinin var olduğu kabulü ile gerçekleştirilen tüm soruşturma işlemlerinin geçersiz olduğunu, bu nedenle durma kararı verilmesi ve soruşturmanın yetkili mercilerce yapılması için dosyanın Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi gerektiğini, Yargıtay Kanunu’nun 46/5. maddesi uyarınca kişisel suçlarda kovuşturma makamının "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" olduğuna ilişkin düzenlemenin 20.07.2016 tarihi sonrasında ilan edilen ve OHAL döneminde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK’nın 5. maddesiyle "Yargıtay İlgili Ceza Dairesi" olarak değiştirildiğini, ardından Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarih ve 245 sayılı kararı ile kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirildiğini, bu düzenleme değişikliklerinin “Doğal hakimlik” ilkesine aykırı olduğunu, yargılamanın bu yönleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6, 17 ve 18. maddelerinde belirtilen haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu, yakalama, gözaltına alma ve arama kararlarının usulüne uygun verilmediğini, hakkındaki suçlamayla ilgili iddianamede yer alan yargı yetkisinin silah olarak kullanılması şeklindeki anlatımın bir görev suçu işlediğine yönelik olduğunu, bu nedenle Anayasa Mahkemesinde yargılanması için görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, gözaltına alınmasından tutuklanmasına kadar geçen süreçte zor şartlar altında bırakıldığını, hakkındaki suçlama ve şahsıyla ilgili suç şüphesini gösteren somut deliller açıklanmadan tutuklandığını, tutukluluğunun devamına ilişkin kararlarında benzer nitelikte olduğunu, hakkındaki hiçbir suçlamayı ve iddiayı kabul etmediğini, iddianame, mütalaa ve dosyadaki hiçbir beyan veya belgede kendisinin herhangi bir kişiyi rahatsız ettiği veya bu yönde talimat verdiği, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemleriyle suç teşkil eden eylemi olduğu, cebir ve şiddete başvurduğu şeklinde bir iddianın bulunmadığını, terör tanımına uyan hiçbir eyleminin de olmadığını, 15.07.2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünün akabinde ilan edilen OHAL sürecinde yapılan düzenleyici işlemlerle terör örgütü olduğu kabul edilen örgütsel yapı ile bir şekilde irtibatı bulunan kişilere herhangi bir somut suç isnat edilmeden, terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla tutuklandığını, tutuklananlar arasında çok sayıda yüksek mahkeme üyesi, müsteşar, vali gibi bürokratların bulunmasının düşündürücü olduğunu, yargı teşkilatı içerisinde yer alan ve üyesi olduğu Yargıtay birimini yönettiği, bu birimin üyelerine görev verdiği, örgütün stratejisini belirlediği yönünde hakkında bir iddianın olmadığını, kendisine yöneltilen terör örgütü yöneticiliği suçlaması ile ilgili örgütün amaç suçu işleyeceğini bildiği ve bu kasıtla örgütte bulunduğuna ilişkin suçlamanın hukuki dayanağını oluşturan hiçbir delilin dosyada bulunmadığını, iddiaların soyut bir suçlama olduğunu, itirafçı tanıkların dahi terör örgütü yöneticisi olduğuna dair beyanlarının olmadığını, iddianamede FETÖ/PDY terör örgütünün niteliği ve varlığının, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 karar sayılı kararı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün raporu dikkate alınarak belirlendiğini, bu kararın kesinleşme tarihinin 26.09.2017 olduğunu, hakkındaki isnat olunan eylemlerin tamamının ise bu tarihten önce olduğunu, birçok kişi gibi kendisinin de 15.07.2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile gerçek amacı ortaya çıkan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını bilmesinin mümkün olmadığını, bu örgütün böyle bir amacının olduğunu ve bunu bildiğini gösterir herhangi bir delilin bulunmadığını, dolayısıyla suçun manevi unsuru olan kast unsurunun oluşmadığını, kast yokluğundan beraat kararı verilmesi gerektiğini, 20.07.2016 tarihinde gözaltına alındığını, 22.07.2016 tarihinde tutuklandığını, tutuklandığı tarih itibarıyla dosyada hiçbir delilin bulunmadığını, itirafçı tanık beyanlarının birkaç ay sonra dosyaya girdiğini, yargı mensuplarına ilişkin ortalıkta dolaşan listenin daha önceden üzerinde çalışılmış bir liste olduğunu, tutuklanan yüksek yargı üyelerinin isimlerinin darbe teşebbüsünden çok önce sosyal medyada yer alan bazı sitelerde kıdem sırasına dahi dikkat edilerek yayınlanmasının tesadüfi bir olay olmadığını, örgüt mensupları tarafından Yargıtay Üyeliğine seçildiği iddiasının doğru olmadığını, mesleki kıdem ve tecrübesinin üye seçilmeye uygun olduğunu, ByLock verilerinin hukuka aykırı olarak elde edildiğini, CMK"ya göre yasal delil özelliğinin olmadığını, yasal olmayan yollardan elde edilen ByLock verilerinin güvenilirliğinin şüpheli olduğu, iddia makamının ByLock yazışmalarını kendisine göre yorumlayıp suçun delili olarak sunmaya çalıştığını, kendisine ait telefon ve dijital materyaller üzerinde yapılan incelemede ByLock ile ilgili hiçbir bilgi ve verinin elde edilmediğini, dolayısıyla bu verilerin kendisiyle ilişkisi olmayan yerlerden ve yasal olmayan yollardan elde edildiğini, soruşturmalardan çok önce adli soruşturma yapma yetkisi ve görevi bulunmayan MİT tarafından yasal olmayan yollardan, CMK’nın ilgili maddelerine aykırı şekilde elde edilen ByLock tespitlerinin hukuki delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığını, mahkeme kararına istinaden elde edilen önleme amaçlı veya istihbari amaçlı delillerin ise ceza yargılamasında kullanılamalacağını, ByLock kullandığı iddiasını da kabul etmediğini, telefonunda kullandığı bir başka programın veya evde bağlı internet hattı üzerinden bir başka aile üyesinin kullandığı programın ByLock sunucusuna yönlendirme yapıp yapmadığını da bilmediğini, ByLock değerlendirme ve tespit tutanağını kabul etmediğini, ankesörlü telefonlardan arandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, buna ilişkin hazırlanan raporların muğlak olduğunu, ortaya net bir durumun konulmadığını, aynı gün birden fazla Yargıtay Üyesinin, Yargıtayın bulunduğu Kızılay bölgesinden farklı kişiler tarafından aranmalarının olağan bir durum olduğunu, HTS raporunda sık görüştüğü görülen kişilerin iş ortamında birlikte çalıştığı, lojmanda birlikte oturduğu, daha önceden tanıştığı arkadaş ve komşuları olduğunu, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin raporu da kabul etmediğini, örgüt liderinin talimatıyla Bank Asya’ya para yatırdığının iddia edildiğini ancak kendisinin Bank Asya’da hesabının bulunmadığını, dosyadaki itirafçı tanık beyanlarının CMK"nın 148. maddesi düzenlemesine aykırı olarak özgür iradeye dayanmayan aldatma ve yasaya aykırı vaade dayalı olarak elde edilen ifadeler olmaları nedeniyle delil olarak kabulünün ve hükme esas alınamalarının mümkün olmadığı, tanıklardan ... ile insani ilişki dışında bir bağının bulunmadığını, bu tanığın soruşturmadaki beyanının hiçbir maddi delile dayanmayan, kendisini kurtarabilmek amacıyla uydurduğu hususlardan ibaret olduğunu, kaldı ki duruşmada hakkında söylediği hususların doğru olmadığını beyan ettiğini, tanık ..."ın 1991 yılında eğitim merkezinde kendisiyle tanıştığını iddiasının doğru olmadığını, tanıkla eğitim merkezinde hiç karşılaşmadığını, beyanlarını kabul etmediğini, tanık ... isimli kişiyi hiç tanımadığını ve beyanlarını kabul etmediğini, itirafçı olduğunu kendisini kurtarmak amacıyla adını verdiğini, tanıklar ... ve ... ile hiçbir samimiyetinin olmadığını, Yargıtay Üyeliğine seçilme koşullarını taşıdığı ve layık görüldüğü için seçildiğini, aleyhe beyanlarını kabul etmediğini, tanık ..."ın itirafçı olup cezaevinden kurtulmak amacıyla yalan ve yanlış bilgiler verdiğini, tanığın bahsettiği yerlerde bulunmadığını, beyanlarının aleyhine olan kısımlarını kabul etmediğini, tanık ..."in kendisi hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını, bütün ifadelerinde “sanıyorum, zannediyorum” dediğini, duyuma ve kişisel kanıya dayalı dedikodu niteliğindeki beyanların delil olmayacağını, tanık ..."un kendisiyle ilgili aleyhe söylediği hususların yalandan ibaret olduğunu, talebi doğrultusunda staj kayıtları istenseydi bu tanığın beyanın doğru olmadığının resmi kayıtla ispat edebileceğini, ... ile toplantı yaptığı iddiasına ilişkin hiçbir delilin bulunmadığını, savcılığın bu sonuca nasıl ulaştığını anlayamadığını, eğitim faaliyetleri, örgüte ait paraların dağıtımı, paylaşımı, örgütün aldığı kararların Yargıtay nezdindeki uygulanması, örgütün çeşitli birimlerinin faaliyetleriyle ilgili kendisine rapor verdikleri iddialarını gösteren hiçbir somut delilin ve tanık beyanının bulunmadığını, bu şekilde somut delillerle ispatlanamayan, hukuki anlamda delil sayılamayacak hususların delil sayılarak, soyut iddialara dayalı olarak hakkında yapılan suçlamaları kabul etmediğini, unsurları itibarıyla oluşmayan suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğini,
    Savunmuştur.
    I- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU
    1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları
    Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun"un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
    Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun"un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
    18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye"nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi"nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu"nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
    TCK"nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir.
    TCK"nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;
    “(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
    (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
    (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir.
    Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa"da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.
    Bu suçun mağduru ise; öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir.
    TCK"nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
    Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur.
    Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK"nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için,
    a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.
    b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır.
    c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
    d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.
    e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
    Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun"un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa"da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
    Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK"nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun"un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yönetin ve üye olanlar hakkında ise TCK"nın 314. maddesi uygulanacaktır.
    3713 sayılı Kanun"un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK"nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
    TCK"nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise;
    "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
    (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
    (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
    Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK"nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK"nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir.
    3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK"nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK"nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır. (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46)
    Buna göre TCK"nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK"nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır:
    a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir.
    b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun"un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
    c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK"nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
    Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun"un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez.
    d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
    2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü
    Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
    İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur.
    Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri... tarafından;
    "Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”,
    “Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”,
    “Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.”,
    “Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…”,
    “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) Bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) Sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”,
    “Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir). Bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …”,
    “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.”,
    Şeklinde, değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir.
    Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir.
    Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir.
    Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder... olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar.
    Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır.
    Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir:
    a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.
    b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
    c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir.
    d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
    e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.
    f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri... tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir.
    g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
    Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır.
    FETÖ/PDY"nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir.
    Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır.
    Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır.
    FETÖ/PDY"nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT"e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri Fethullan Gülen tarafından “Hizmet insanı” başlığı altında “Örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır.
    Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK"da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
    Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
    Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa"da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
    FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa"da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK"nın 314. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
    Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında da belirtildiği üzere; terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350).
    a) ByLock İletişim Sistemi
    Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
    ByLock iletişim sistemi global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır.
    Kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock"un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır.
    ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137 IP adresine (Internet ağına doğrudan bağlanan her cihaza verilen, numaralardan oluşan benzersiz adres) sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi, uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176, 46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181, 46.166.164.182, 46.166.164.183 no"lu IP adreslerini de kiralamıştır.
    ByLock iletişim sisteminin akıllı telefonlara yüklendikten sonra kullanılabilmesi için kullanıcı adı/kodu ve parolanın, akabinde cihaz üzerinde rastgele el hareketleriyle oluşturulan kullanıcıya özel güçlü bir kriptografik şifrenin belirlenmesi ve bu bilgilerin uygulama sunucusuna kriptolu olarak iletilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ByLock iletişim sistemine dahil olan kullanıcıya sistem tarafından otomatik olarak bir kullanıcı kodu (User-ID numarası) atanmaktadır.
    Global ve ticari uygulamaların aksine, kullanıcıların tespitini zorlaştırmak için ByLock iletişim sistemine kayıt esnasında kullanıcıdan telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi gibi kişiye ait özel bir bilgi talep edilmemekte, SMS şifre veya e-posta yoluyla doğrulama işleyişi bulunmamaktadır.
    ByLock iletişim sistemi üzerinde telefon numarası veya ad-soyad bilgileri ile arama yapılarak kullanıcı eklenmesine imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLock iletişim sisteminde benzer uygulamalarda bulunan telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği de bulunmamaktadır.
    ByLock iletişim sisteminde kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını birbirlerine eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir.
    ByLock iletişim sisteminde, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün hâle getirmiştir.
    Kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan bir diğer güvenlik tedbiri ise, ByLock"a ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında da kriptolu olarak saklanmasıdır.
    ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde, kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir.
    Türkiye’den ByLock"a erişim sağlayan kullanıcılar, kimlik bilgilerinin ve iletişimin gizlenmesi amacıyla VPN (Sanal Özel Ağ) kullanmaya zorlanmıştır.
    Büyük bir kullanıcı kitlesine sahip ByLock iletişim sistemi, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde Türk ve yabancı kamuoyu tarafından bilinmemektedir.
    ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, Fetullah Gülen"in talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye"yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY"ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafii temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır.
    Yine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca bilgilendirme amacıyla Yargıtay Ceza Genel Kuruluna sunulan Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Daire Başkanlığının 11.12.2018 tarihli ByLock Kronoloji Raporunda;
    - MİT tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına kurulan bilgisayarda yer alan ByLock verilerinin 29.11.2016 tarihinde KOM görevlilerince imajı alınarak KOM Daire Başkanlığına gönderildiği,
    - Bu verilerin incelenerek adli soruşturma ve kovuşturmalarda kullanılabilmesi için rapor hazırlanması amacıyla 01.12.2016 tarihinde KOM, Terörle Mücadele (TEM), İstihbarat ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıklarınca görevlendirilen personelden oluşan çalışma grubu kurulduğu ve 02.12.2016 tarihinde verilerin incelenmeye başlandığı,
    - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla ByLock sunucusuna ait (9) IP adresine bağlanan abonelere ilişkin 129.862 satırlık "ByLock abone listesi" ve MİT tarafından hazırlanan 88 sayfalık "MİT teknik raporu"nun 16.12.2016 tarihinde KOM Daire Başkanlığınca teslim alındığı,
    - 04.01.2017 tarihinde ByLock abone listesinin il KOM birimlerinde sorgulamaya açıldığı, MİT tarafından tespit edilen ByLock User-ID numaralarının ve ByLock kaydı bulunanların gerçek kullanıcılarının belirlenmesi ile işlem yapılma durumlarının takibi için 02.06.2017 tarihinde 81 İl Emniyet Müdürlüğünün KOM birimlerine “İşlem Yapıldı mı?” adı altında durum bilgisi eklendiği,
    - 21.03.2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, (9) adet ByLock IP"sine bağlanan aboneliklere ait 129.862 satırlık “ByLock abone listesi”nde yer alan aboneliklerin ByLock IP adreslerine kaç defa bağlandıklarına dair raporların (CGNAT verileri) Bilgi Teknolojileri Kurumundan (BTK) talep edildiği, BTK tarafından 15.08.2017 tarihinde gönderilen 123.111 adet GSM numarasına (Mobil İletişim Numarası) ait CGNAT verilerinin (ByLock sunucusuna ait IP adreslerine hangi tarihte kaç defa bağlanıldığı bilgisi), Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca EGM-KOM Daire Başkanlığına verilen talimat üzerine il Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderilmek üzere il KOM birimlerine dağıtılmasına başlanıldığı, CGNAT sorgu kayıtlarının ByLock sunucularına Türkiye IP"lerinden, yani VPN programı kullanılmadan yapılan bağlantıları gösterdiği, VPN programı kullanılarak yapılan bağlantıların Türkiye IP"si almaması sebebiyle, gerçekte ByLock kullanıcısı olan kişilerin VPN programıyla ByLock"a yaptıkları bağlantılarda CGNAT kayıtlarının bulunmadığı,
    - MİT tarafından düzenlenen teknik raporda, ByLock sunucusu yöneticisinin 15.11.2014 tarihinden önceki kayıtları sildiği, üyelerine bir internet adresi üzerinden 17.11.2014 tarihi itibarıyla ByLock sunucusunun bazı IP"lerine, Ortadoğu IP"lerinin bağlantısını engellendiğini duyuran bir metin gönderdiğinin, ancak engellemenin tüm IP numaralarını kapsamadığının anlaşıldığı,
    - MİT tarafından ByLock abone listesi ve User-ID bilgilerinde düzenleme yapılarak ByLock veri tabanına bağlanmadığı değerlendirilen kayıtların güncellenmesi sonucunda oluşturulan ADSL (Asimetrik Sayısal Abone Hattı - Ev ve iş yeri modem aboneliği) ve GSM abonelik kayıtlarının User-ID ve ilk log (Bilgisayar sistemlerinde gerçekleştirilen işlemlerin kayıtları) tarihi bilgilerinin Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.03.2017 tarihli ve 2017/2056 değişik iş sayılı kararına istinaden imajı alınarak 24.03.2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından teslim alındığı,
    - ByLock sunucusuna bağlanan güncellenmiş numaraların abonelerine ait şahıs kimlik bilgilerinin tespit edilebilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2017 tarihinde BTK"dan bilgi istenildiği, bağlantı yapan GSM numaralarına ait abonelik bilgilerinin 04.04.2017 tarihinde, ADSL numaralarına ait abonelik bilgilerinin de 18.04.2017 tarihinde BTK"dan alınarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletildiği, 19.04.2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından KOM Daire Başkanlığınca teslim alınan abonelik bilgileriyle 49.680 satırdan oluşan yeni "userid_list" tablosu oluşturulduğu,
    - ByLock abone listelerinin öncelikli olarak İl Cumhuriyet Başsavcılıklarının, mahkemelerin ve soruşturma birimlerinin talepleri, sonrasında ByLock abone listesinde adı geçen kişilerin 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrasında yakalandıkları ve tutuklu bulundukları iller, daha sonra darbe girişimi öncesinde haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülen illerle Sosyal Güvenlik Kurumu çalışan verileri, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri veya Nüfus verileri kullanılarak illere ayrıldığı, bu kriterlerden herhangi biriyle iline ayrılamayan kayıtlar için GSM veya ADSL numarasının kullanıma açıldığı il esas alınarak tasnifinin yapıldığı ve kendi illerindeki şüphelilerin verilerinin her il esas alınmak suretiyle tasniflenerek illerin şüphelilerine ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanaklarının kurye ile gönderildiği, 2017 yılının Ağustos ayı itibarıyla MİT Müsteşarlığı tespitlerine ait ByLock dökümlerinin il Cumhuriyet Başsavcılıklarına incelenmek üzere dağıtımının tamamlandığı,
    - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 04.07.2017 tarihli talimatıyla ByLock User-ID"leri arasındaki bağlantıyı gösterir ByLock irtibat analizinin il KOM birimlerinin sorgulamasına açıldığı,
    - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2017 tarihli talimatıyla “Morbeyin” uygulamalarına bağlanan 11.480 GSM abonesinin ByLock abone listesinden çıkarıldığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15.08.2017 tarihli talimatıyla dağıtılan CGNAT verileri içerisinde “Morbeyin” uygulamasına bağlanan GSM aboneliklerinin de verisinin bulunduğu, yapılan sorgulamalarda, ByLock sorgu sonucu oluşturulan raporda kaydı bulunmayan GSM aboneliklerine ait CGNAT verilerinin dikkate alınmaması gerektiği,
    - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2017 tarihli talimatıyla “Morbeyin” uygulamalarına bağlanan 11.480 GSM abonesinin ByLock abone listesinden çıkarılması üzerine 28.12.2017 tarihli 11.480 GSM numaralı listenin KOM"un ByLock CBS Sorgu Modülünden çıkarılarak sistemin güncellendiği, bu tarih itibarıyla ByLock CBS Sorgu modülünde Morbeyin uygulamasına bağlandığı gerekçesiyle abone listesinden çıkarılan GSM numaralarına ait verinin kalmadığı, çıkarılan kayıtların sadece GSM numaralarına ait kayıtlar olduğu, bu tarihten sonra da sorgu modülünün güncel olduğu,
    - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2018 tarihli talimatıyla il KOM birimlerinin User-ID tespit çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla ByLock veri tabanında bulunan “user”, “roster”, “user_group” ve “group_member” tablolarındaki bilgilerin sorgulamaya açıldığı,
    Bilgilerine yer verilmiştir.
    ByLock uygulaması programını indirmek, mesajlaşmak/haberleşmek için yeterli değildir. Öncelikle kayıt esnasında kullanıcının, bir kullanıcı adı ile bir parola üretmesi; mesajlaşma için ise, kayıt olan kullanıcılara sistem tarafından otomatik olarak atanan ve kullanıcıya özel olan User-ID numarasının bilinmesi ve karşı tarafça onaylanması gerekmektedir. Karşılıklı ekleme olmaksızın iletişime geçilme imkânı bulunmamaktadır.
    ByLock iletişim sisteminde bağlantı tarihinin, bağlantıyı yapan IP adresinin, hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığının, haberleşmelerin kimlerle gerçekleştirildiğinin ve içeriğinin tespiti mümkündür. Bu kapsamda, bağlantı tarihi ve bağlantıyı yapan IP adresi ile hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığının belirlenmesi durumunda, somut olayın koşullarına göre kişinin bu özel iletişim sisteminin bir parçası olduğu kabul edilecek, ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. Haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise, kişinin terör örgütü içindeki hiyerarşik konumunun (örgüt yöneticisi/örgüt üyesi) belirlenmesinde yol gösterici olacaktır.
    MİT"in yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda, ByLock sunucusunun IP"lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebildiği gibi ByLock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID numaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri, sisteme bağlantı tarihleri (log kayıtları), User-ID ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (roster kayıtları), ByLock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümü de gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla, KOM Daire Başkanlığınca yürütülen çalışmalarla bir kısmı ya da tümü tespit edilen bu verilerin değerlendirilmesi sonucunda, sistem tarafından atanan User-ID numarasının gerçekte hangi kullanıcıyla eşleştirildiği ve bu kabulü sağlayan verilerin neler olduğu hususunda düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler, sisteme dahil olduğu anlaşılan ByLock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve bu kişinin terör örgütü içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir.
    Bununla birlikte, ByLock sistemine dair yukarıda belirtilen teknik analizler ve kronolojik rapor dikkate alındığında; gerçekte ByLock sistemine (ağına) dahil olan kişinin, Türkiye"ye ait olmayan IP"ler üzerinden ByLock sistemine bağlanması nedeniyle, ByLock IP"lerine bağlantı yaptığına dair CGNAT kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi, KOM birimlerince ByLock sunucu verileri üzerinde yapılan incelemenin henüz sonuçlanmaması veya bu incelemelere rağmen bu kişiye ait olan verilerin kurtarılamaması - çözümlenememesi nedenleriyle User-ID numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları, roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi de söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durumda dahi, başka kullanıcılara ait kurtarılan - çözümlenen roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin içeriğinin değerlendirilmesi sonucunda, ByLock programını kullandığı hâlde kendisine ait veriler henüz bulunamayan ya da çözümlenemeyen diğer kullanıcıların da kim oldukları tespit edilebilmekte, böylelikle başta kullanıcısı belli olmayan bir User-ID numarasının gerçekte kime ait olduğu da belirlenebilmektedir. Gerçek kullanıcısı bu şekilde belirlenen User-ID numaralarına ilişkin olarak da Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları düzenlenebilmektedir.
    Öte yandan, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenmesinden önceki bir tarihte, failin abonesi olduğu bir ADSL ya da GSM aboneliği üzerinden ByLock sistemine bağlantı yapıldığı ve sisteme kayıt yapılarak User-ID numarası alındığı belirlenerek bir User-ID numarasının faille (abone) eşleştirilmesi de mümkündür. Kural olarak bu yöndeki tutanağa istinaden de ilgili abonenin ByLock User-ID numarası alarak sisteme dahil olduğu anlaşılabilmektedir.
    ByLock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP"lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan CGNAT (HIS) kayıtları ise bir çeşit üst veridir. Bu veriler; aboneye ait IP adresinin ByLock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin ByLock sistemine dahil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adreslerine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dahil olması için User-ID numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu konusunda bilgi içermemektedir.
    Dolayısıyla, KOM"un ByLock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerinin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir User-ID numarasıyla eşleştirilemediği hâllerde de, ByLock sunucusuna ait IP"lere bağlantı yaptığının CGNAT kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin, ByLock sistemine bağlanma yönünde bir hareketi olmakla birlikte henüz kullanıcı adı ve şifre oluşturmak suretiyle User-ID numarası almadığı, bu nedenle sisteme dahil olmadığı ya da gerçekte User-ID numarası alıp henüz veriler üzerindeki incelemenin devam etmesi veya verilerin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedenleriyle bu User-ID numarasının kendisiyle eşleştirilemediği anlaşılabileceği gibi, ByLock sunucularına tuzak yöntemlerle (Morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilmektedir. Bununla birlikte, ByLock kronoloji raporundan; CGNAT kayıtlarına göre ByLock sunucusuna ait IP"lere bağlantı sağladığı belirlenen GSM abonelerinden 11.480 GSM abonesinin, ByLock IP"lerine olan bağlantılarının Morbeyin uygulamalarıyla gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin bilgilendirme yazılarının ilgililerin soruşturma ve kovuşturma dosyalarına gönderilmiş olduğu da dikkate alınmalıdır.
    Gelinen noktada, tek başına delil olarak kullanılması gerektiğinde, kişinin ByLock sistemine (ağına) dahil olduğunun belirlenebilmesi açısından, öncelikle ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID numarasının kişiyle eşleştirilmesine dair veriler içeren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının; bu belgenin bulunmaması hâlinde de varsa sanığa ait olduğu belirlenen ByLock User-ID numarasını içerir tutanağın getirtilerek tutanaklarda yer alan veriler usulünce sanığa anlatıldıktan sonra sanık ve varsa müdafisinden diyeceklerinin sorulması gerekmektedir.
    Bu itibarla, failin bilerek ve isteyerek ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID aldığının belirlenmesi; ByLock sistemine dahil olup ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun, dolayısıyla en azından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun kabulü için gerekli ve yeterli olacaktır. Ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. ByLock sistemine dahil olan failler yönünden sistem içerisindeki haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise ancak fail hakkında örgüt yöneticiliğinden dava açılmış olması ve failin örgüt yöneticisi olduğunun belirlenmesi açısından mevcut delillerin yetersiz görülmesi hâlinde yol gösterici olacaktır.
    b) Ardışık ve Periyodik Olarak Ankesörlü veya Kablolu Telefondan Aranma
    Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde ardışık “birbiri ardına gelen”, periyodik ise “süreli” anlamına gelen sıfatlar şeklinde açıklanmıştır. Buna göre ankesörlü veya sabit telefon hatlarından kısa bir zaman içerisinde ve birbiri ardına gelecek şekilde birden çok kimsenin aranması “ardışık aranma”, belirli bir tarih aralığında değişik zamanlarda ve süreli olacak şekilde bir kimsenin aranması ise “periyodik aranma” olarak tanımlanır.
    Günümüzde kişiler arası iletişimde kullanılan ankesörlü (kumbarasına para veya jeton atılarak ya da özel kart kullanılarak konuşmaya açılan) veya kablolu (sabit) telefonların kullanımına göre cep telefonu kullanımı çok daha yaygındır. Konuşma ücreti karşılığında herkesin kullanımına açık bulunan ankesörlü veya kablolu telefonlar, özellikle cep telefonunun bulunmaması (cep telefonu kullanmama, kaybetme, çalınma vb) veya cep telefonunu kullanma imkanının olmaması (şarjın bitmesi, doğal afet nedeniyle GSM hatlarında yaşanan sıkıntılar vb) gibi durumlarda kişilerce tercih edilebilmektedir. Diğer taraftan ankesörlü veya kablolu telefon hatları, ücreti karşılığında kullanan kişi adına kayıtlı olmamaları nedeniyle arayan kişinin kimliğinin gizlenmesini sağlamasından veya tespitini imkânsız denecek kadar güçleştirmesinden dolayı, gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını istemeyen kişilerce bu amaçla da kullanılabilmektedir.
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin gizliliğe azami derecede riayet ettikleri, genellikle ayda bir kez iletişime geçerek toplantılar gerçekleştirdikleri, bu toplantılarda bir sonraki buluşma tarihini kararlaştırdıkları, bir problem olmadığı veya buluşma tarihinde değişiklik yapılmadığı sürece de yeniden bir aramaya ihtiyaç duymadıkları, ihtiyaç olduğunda ise örgüt üyelerinin birbirlerini kamuya açık alanlarda bulunan ankesörlü telefonlar veya ücreti karşılığında arama yapılabilen büfe, dükkân gibi yerlerde kurulu bulunan kablolu (sabit) hatlardan iletişime geçmeyi tercih ettikleri anlaşılmaktadır.
    Nitekim, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Kara Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde oldukları değerlendirilen örgüt üyelerinin tespiti amacıyla, Ankara ili genelinde 477 adet ankesörlü/kablolu telefon hattı sahiplerinin soruşturulması sırasında, mahkeme kararı doğrultusunda bu hatların HTS kayıtlarının temin edildiği, bu hatlar ile haklarında aynı örgüte üye oldukları iddiasıyla ayrı soruşturma yürütülen yüksek yargı eski üyelerince kullanılan telefon hatlarına ait HTS kayıtlarının karşılaştırılarak sabit hatlarla bu kişilerin kullandıkları GSM (mobil) hatların ardışık, sistematik veya periyodik olarak aranıp aranmadığı hususunda yapılan araştırma sonucunda düzenlenen 13.09.2018 tarihli rapor ekinde ifadesi bulunan şüpheli Metin Boztürk, kendisi hakkında yürütülen soruşturmada müdafisi huzurunda verdiği savcılıktaki beyanında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer aldığını, öğretmen konumunda yaptığı toplantılar sırasında örgüt üyeleriyle bir sonraki toplantının yer ve zamanını kararlaştırdıklarını, acil durumlarda toplantıları iptal etmek veya başka konuları aktarmak için cep telefon numaralarını küçük kağıtlara, son iki rakamı 99’a tamamlayacak şekilde kodladıklarını, kendi cep telefonundan asla arama yapmadığını, bu şekilde irtibat kurmanın yasak olduğunu, tedbir olarak evine olabildiğince uzak büfelerden kontörlü telefonlar vasıtasıyla örgüt üyelerini aradığını, bir büfeden sadece bir kişiyi aradığını, bir kaç kişiyi arayacağı zaman ise farklı büfeleri gezdiğini, aynı büfeden art arda arama yapılmış olmasının arayan öğretmenin tedbire uymadığını göstereceğini, bu tedbirlerin kendilerine öğretildiğini, ancak uygulanıp uygulanmadığının takibinin mümkün olmadığını beyan etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin ankesörlü veya kablolu telefon hatlarını ne şekilde ve hangi amaçla kullandıklarını açıkça ifade etmiştir.
    Bu itibarla, ankesörlü veya sabit telefon hatlarından ardışık veya periyodik olarak aranan failin örgütün uyguladığı iletişimin gizliliğine ilişkin tedbir ve haberleşme yöntemi hakkında bilgi sahibi olduğu, özellikle ardışık aramalarda örgüt tedbirine aykırı bir şekilde birden fazla örgüt üyesinin kısa süre içerisinde aranmasının failin örgütsel toplantılara katılım gösterdiği, FETÖ/PDY ile arasında organik ve sıkı bir bağ olduğu, ardışık ve periyodik aranmaların hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân verdiğinden fail aleyhine bir delil olabileceği kabul edilebilir.
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin, gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayet ederek, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe vb. gibi işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem sorumlular tarafından arandığı ve böylece hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadıklarının teknik verilerle ispatlanması için Ayrıntılı Analiz Raporunun dosya içine alınması ve yargılama sürelerince değerlendirilmesi gerekir ise de dosya özelinde sanık hakkında bu delile dayanılmadan hüküm kurulduğu görülmekle, konu daha ayrıntılı olarak ele alınmamıştır.
    c) Genel Olarak Örgütün Yargı Yapılanması, Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke sathında yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadelerle, örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler doğrultusunda ve Anayasal düzende devletin üç kuvvetinden biri olan yargının işlevinden ileri gelen önemi karşısında; bu örgütün, yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü anlaşılmaktadır.
    Bu bağlamda, örgüt lideri..."in açık kaynaklara da yansıyan “Orada icabında mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben "Belki bin döktüreceksin, geriye biri dönecek, 1 milyar vereceksiniz, 10 milyonluk tazminat davası alacaksınız, önemli olan mahkum etmektir yani, avukat da kiralayacaksınız, hakim de kiralayacaksınız... Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın” şeklindeki beyanı, yargıda kanun dışı kadrolaşma ve bu erke egemen olma hususlarında verdiği örgütsel talimatlardan biridir.
    Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına, fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları,
    Bununla birlikte, örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
    FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yüksek yargı içerisinde de benzer şekilde bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, bu durumun Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.05.2018 tarihli rapordan da anlaşıldığı, söz konusu rapora göre; örgüt mensubu Yargıtay eski Üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, yüksek yargı eski üyelerinin aldıkları kod isimler dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, Yargıtay eski Üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda, “H” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, “C” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, “0” ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu, “D” harfi ile yapılan gruplandırmanın “Danışma Heyetinde” bulunanları gösterdiği, Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri genel sorumlusunun “59344 ID” numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi... olduğu ve bu kişinin “Danışma Heyeti” ile diğer gruplarda bulunanların irtibatını sağladığının belirtildiği,
    Yine, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Üyelerinin bir bölümünün hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından yapılacak seçimle belirlenmesi öngörüldüğünden, örgüt tarafından öncelikle bu seçimlerdeki, ardından da bu Kurul tarafından üyeleri belirlenen yüksek mahkemelerdeki kadrolaşmaya önem verildiği, bu doğrultuda 2010 yılındaki HSK Üyeliği seçimleri sürecinde örgüt mensuplarınca toplantı ve diğer organizasyonlar düzenlenerek hem HSK Üyeliği, hem de ardından yüksek mahkeme üyeliklerinin belirlenmesi hususunda çalışmalar yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda yüksek mahkeme üyeliklerine seçilen örgüt mensuplarının hangi dairelerde görev yapacakları, yapılacak olan yüksek mahkeme daire başkanlığı seçimlerinde hangi adayın destekleneceği hususlarının da örgüt tarafından belirlenip örgüt mensuplarının bu yönde talimatlandırıldığı,
    Örgütsel etkinliğin ve baskının yargısal mekanizmalarda devamlılığının sağlanabilmesi açısından, bu çalışmaların 2014 yılındaki HSK seçimlerinde de hem hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca hem de yüksek yargı üyelerince yapılan seçimler açısından da sürdürüldüğü tespit edilmiştir.
    3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
    Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
    Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun doğrudan kastla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, TCK"nın 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak gerekecektir.
    5237 sayılı TCK"nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde;
    "Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
    Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
    Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun"un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
    Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.
    İkinci fıkra ile, kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.
    Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir.
    Maddeye 5377 sayılı Kanun"la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.
    Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
    Konumuza ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
    Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.
    Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..." açıklamalarına yer verilmiştir.
    Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.
    Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
    Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK"nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK"nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
    Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK’nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır. Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri hukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı bulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması hadiselerini saymak mümkündür.
    Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 26.02.2014 ve daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütü ile devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
    II- SANIK HAKKINDAKİ HÜKMÜN; SANIK MÜDAFİSİNİN TEMYİZ VE TEMYİZ NEDENLERİNİ BİLDİRİR EK DİLEKÇELERİNE HASREN ve 5271 SAYILI CMK"NIN 289. MADDESİNDE SAYILAN HUKUKA KESİN AYKIRILIK HÂLLERİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ:
    1-Temyiz incelemesi yönünden bağlantılı olmaları nedeniyle birlikte değerlendirilen, CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" ve (d) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi" hâlleri açısından:
    Söz konusu hukuka kesin aykırılık hâllerinin değerlendirilebilmesi açısından, konunun geniş bir perspektif içerisinde ve bir kaç başlık hâlinde ayrıntılı olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
    A- Yargıtay
    Devletin hukuk düzeninin gerçekleştirilmesini ve korunmasını amaçlayan yargı fonksiyonunun, bireylerin kendi aralarında ya da devletle olan hukukî uyuşmazlıklarını kesin olarak çözme niteliğine sahip olması, bu fonksiyonu ifa eden devlet organlarının da buna uygun niteliklerle donatılmasını gerektirmektedir (Bülent Tanör - Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 17. Bası, Beta Yayıncılık, İstanbul, Şubat 2018, s. 476). Nitekim, Anayasa"nın "Yargı Yetkisi" başlıklı 9. maddesinde bu husus "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" biçiminde ifade edilmektedir.
    Anayasa"nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte, yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa"da hüküm altına alınmıştır.
    Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, 3. Baskı, Ekin Basın Yayın Dağıtım, Ocak 2019, s. 1033-1034).
    Anayasa"nın 154. maddesi uyarınca Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiştir. Yargıtay’ın yargısal görevleri aynı maddenin birinci fıkrasında; "Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
    Aynı maddenin ikinci fıkrasında, Yargıtay üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçileceği, beşinci fıkrasında da bu mahkemenin kuruluşunun, işleyişinin, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin niteliklerinin ve seçim usullerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
    Anayasa"da yer alan bu düzenlemeler doğrultusunda hazırlanan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu 08.02.1983 tarihli ve 17953 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, bu Kanun"un 1. maddesinde Yargıtay’ın, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu vurgulanmıştır.
    Böylelikle, Yargıtay’ın Anayasa"da ve 2797 sayılı Kanun"da tanımlanan temel görevleri, fonksiyonları ve bu kapsamda güvence altına alınan yargısal yetkileri dikkate alındığında; genel olarak devlet yapılanmasında, özelde de yargı kolları arasında yer alan son derece özel ve hassas makamlardan biri olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
    B- Yargıtay Üyelerinin Hukukî Durumları ve Adli Suçlarıyla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Usulüne Dair 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nda Yer Alan Düzenlemeler
    Adaletin kendisinin ve dağıtılmasının toplumdaki öneminin bir yansıması olarak hâkimlik mesleği, toplum hayatında her zaman çok önemli bir yere ve göreve sahip olmuştur. Hâkim; bir uyuşmazlığı çözerken, suçluyu tespit edip cezalandırırken, bir hakkı sahibine teslim ederken kişilerin hak ve özgürlüklerine, bireysel ya da toplumsal yaşam alanlarına herkesten çok daha fazla temas edebilmektedir. Yine hâkim, yargılama ve hüküm verme yetkisini kullanırken devlet ile bireyler arasındaki uyuşmazlıkları da çözüme bağlamakta ve bu bağlamda devlet organlarının kullandığı yetkinin hukukiliğini denetleyebilmektedir. Bu nedenle hâkimlik mesleği, özel bir statü olarak Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Anayasa"nın 138. maddesinde “mahkemelerin bağımsızlığı”, 139. maddesinde “hâkimlik ve savcılık teminatı” konularında ayrıntılı güvencelere yer verilmiş, 140. maddesinde ise “hâkimlik ve savcılık mesleği” hakkında bu güvenceler doğrultusunda düzenlemeler getirilmiştir.
    Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
    Yargıtay Üyelerinin hukukî durumları 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nda düzenlenmiş olup gelinen noktada, anılan Kanun’un, Yargıtay Üyelerine atılı suçların kovuşturma usullerine ilişkin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve sonradan değiştirilen hükümleriyle, bu hükümlerde yapılan değişikliklere dair gerekçelerin irdelenmesi gerekmektedir.
    Gerek Anayasa"nın 154. gerekse Yargıtay Kanunu"nun 1. maddelerine göre, bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir. Söz konusu tali görev, Yargıtay Kanunu"nun “Yargıtay Daire ve Kurullarının Görevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan “Yargıtayın görevleri” başlıklı 13. maddesinin ikinci bendinde; “Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak” şeklinde tanımlanmıştır.
    Bu doğrultuda, 2797 sayılı Kanun"un “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının Görevleri” başlıklı 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; “Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak” Ceza Genel Kurulu"nun görevleri arasında sayılmışken, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 680 sayılı KHK"nın 4. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun"un 3. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan düzenlemeyle ilgili fıkrada yapılan değişiklik sonucunda, Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda Genel Kurulların görevi; “İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak”la sınırlandırılmış, böylelikle 2797 sayılı Kanun"da ve özel kanunlarda sayılan kişilerin işledikleri kişisel suçlar yönünden Genel Kurulların ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma yetkisi kaldırılmıştır.
    Bu düzenlemeyle bağlantılı olarak, 2797 sayılı Kanun"un, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi de suç tarihi itibarıyla;
    “Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
    Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
    Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
    Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
    Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
    Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK"nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Yine bu değişiklik de 7072 sayılı Kanun"un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
    Son olarak, 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK"nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
    “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun"un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
    Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun"un “Dairelerin Görevleri” başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK"nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun"un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye “Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.” biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
    2797 sayılı Kanun"un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra “kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine” karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, ardından da aynı Kurul tarafından 03.10.2017 tarih ve 306 sayı ile; "18.07.2017 tarih, 30127 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı kararının gereği düşünüldü bölümündeki "Yukarıda sayılan düzenlemeler ışığında" ibaresinden sonra gelmek üzere "2797 sayılı Yargıtay Kanunun 46. maddesi uyarınca diğer Dairelerin görev alanına girmeyen kişisel suçlarla ilgili yapılacak” ibaresinin eklenmesine karar verilerek Yargıtayın diğer ceza dairelerinin kendi görev alanlarına giren konularda ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapacakları hususuna açıklık getirilmiş ve Yargıtay ceza daireleri arasında bu konudaki yorum farklılıkları ortadan kaldırılmıştır.
    Yargıtay Başkanlık Kurulunca yapılan bu düzenlemelerle, terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin hem temyiz incelemesi, hem de çok sayıda ilk derece yargılaması yapmakta olan Yargıtay 16. Ceza Dairesinde bu davaların yarattığı iş yoğunluğundan kaynaklanan zorunluluk nedeniyle, bu davalara ve 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesi uyarınca yapılacak yargılamalara konu kişilerin makul sürede yargılanma haklarının korunması amaçlanmıştır. Öte yandan, söz konusu düzenlemeler olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmayıp herhangi bir dairenin bakmakla görevli olduğu suç açısından, örneğin sahtecilik suçu açısından yaşanacak bir iş yoğunluğunun getireceği zorunluluk karşısında, ilgili ceza dairesinin bu suçtan dolayı yapacağı ilk derece yargılamalarının da alınacak aynı türden kararlarla başka bir ceza dairesine devredilmesi söz konusu olabilecektir.
    2797 sayılı Kanun"da sayılan kişilerin işledikleri iddia olunan kişisel suçlarla, özellikle bu suçların ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenmesi durumuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerinde yapılan değişikliklerin gerekçeleri, söz konusu değişikliklere dair ilgili maddeleri sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan 680 ve 690 sayılı KHK"ların komisyon raporlarında açıklanmıştır.
    680 sayılı KHK"nın komisyon raporlarında, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarda sayılan diğer kişilerin kişisel suçlarına ilişkin kovuşturma makamının “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak değiştirilmesinde; bu kişilerin kişisel suçlarından dolayı yargılanmalarında etkinliği artırmanın amaçlandığı, Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulunun bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebileceğine ilişkin düzenlemeyle de Yargıtayın bu davalardan kaynaklanan iş yükünün hafifletilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.
    690 sayılı KHK"nın komisyon raporlarında da, bu KHK ile yapılan söz konusu düzenlemelerle ağır cezalık suçüstü hâllerinde ilgili ceza dairesi tarafından yapılacak kovuşturmalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma ve iddianame düzenleme yetkisine açıklık getirildiği, hâkim kararlarının alınma usulü ile bu kararlar ve takipsizlik kararlarına itirazlara bakacak mercilerin belirlendiği ifade edilmiştir.
    Söz konusu hukuki düzenlemeler birlikte ele alındığında;
    Konumuza ilişkin olarak; Yargıtay üyelerine atılı suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, bu suçun görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun"da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
    Öte yandan, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 46. maddesinin altıncı fıkrasında “ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen kişisel suçlar” bakımından kovuşturma makamı açıkça Yargıtayın ilgili ceza dairesi olarak gösterilmiştir.
    C- Silahlı Örgüt Suçunun Niteliği, Soruşturma ve Kovuşturma Usul ve Makamlarına İlişkin CMK, 2575 ve 2797 sayılı Kanun"lardaki Düzenlemeler Bakımından Bu Suçun Değerlendirilmesi
    1) Silahlı Örgüt Suçunun Nitelikleri
    a) Genel Olarak
    TCK’nın 314. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak veya yönetmek ya da bu örgüte üye olmak fiilleri, TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna nazaran daha ağır cezayı gerektiren müstakil suçlar olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen "silahlı örgüt" suçu ile ihlâl edilen ve ceza ile korunan hukukî değer, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek için çeteleşerek oluşturulan tehlikeli suç ve suçluluk ortamının giderilmesine ilişkin kamusal yarardır (Zeki Hafızoğulları - Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, US-A Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 398-399).
    Nitekim Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğu açıktır.
    Öte yandan, ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un 12. maddesiyle düzenlenmiş olup, bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Söz konusu düzenleme karşısında, silahlı örgüt suçunun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olduğu da açıktır.
    b) Suç Teorisi Bakımından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu
    ba- Mütemadi Suç Kavramı
    Ceza hukuku doktrininde; kendisine bağlı olan hukuki hükümler bakımından önem taşıyan ve hareket tarafından meydana getirilmek veya engel olunmamak suretiyle oluşturulan dış alemdeki değişiklik, “netice” olarak adlandırılmaktadır. Suçun maddi unsuru bakımından dikkate alınacak netice ise sadece suçun kanuni tanımında yer alan, hukukî değer taşıyan dış alemdeki değişikliktir (Sulhi Dönmezer - Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Cilt II, 14. Bası, Der Yayınları, İstanbul, 2019, s. 97; Kayıhan İçel - Füsun Sokullu Akıncı – İzzet Özgenç – Adem Sözüer – Fatih. S. Mahmutoğlu – Yener Ünver, Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Bası, Beta Yayınları, Eylül 2000, s. 67).
    Doktrinde suçun sonuç alt unsuru bakımından yapılan ayrımlardan biri; anî ve mütemadi (kesintisiz - sürekli) suç ayrımıdır. Buna göre; hareketten doğan neticenin devam etmeyip derhal sona erdiği suçlara anî suç, neticenin devam ettiği suçlara ise mütemadi suç adı verilmektedir. Bununla birlikte, kesintisiz bir suçun varlığı için suçtan doğan hukuka aykırı durumun yani suçun eserinin bir süre devam etmesi yeterli olmamaktadır. Mütemadi suçta devam eden şey neticenin kendisi olup bu devam ettikçe suç da işlenmektedir. Dolayısıyla, kesintisiz suçlar, bu suçun hukukî konusunu oluşturan hak ve menfaatin ihlâline devam edildiği sürece icra edilmiş olmaktadırlar (Sulhi Dönmezer – Sahir Erman, s. 102). Diğer bir ifadeyle, bu suçların kanunî tanımında gösterilen sonucun her ân yeniden meydana gelmesi, devam etmesi gerekmektedir (Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s. 48). Alman doktrininde savunulan görüşlerden biri de; mütemadi suçlarda suç tipinde tarif edilen hareketin başlamasıyla suç kural olarak tamamlanmaktaysa da, hukuka aykırı durumun sonlanmasıyla bittiği yönündedir (Bernd Heinrich, Ceza Hukuku Genel Kısım – 1, Cezalandırılabilirliğin Temel Esasları Tamamlanmış ve Teşebbüs Edilen Suçlarda Suçun Yapısı, Editör: Yener Ünver, Adalet Yayınevi, Ankara – 2014, s. 95). Kunter"e göre de, suçun bitme anı tamamlanmasından sonra gelmekte olup bitme anı temadinin bittiği andır (Nurullah Kunter, Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi (Hareket – Netice – Sebebiyet Alâkası, İstanbul 1955, s. 94).
    Mütemadi suçun tanımına dair hem diğer yabancı hukuk doktrinlerinde, hem de Türk Hukukunda birlik bulunmamaktadır. Söz gelimi, bu suçlarda hareketin devam ettiği, neticenin devam ettiği, hem hareket hem neticenin devam ettiği ya da hukuka aykırılığın devam ettiği görüşleri öne sürülmektedir (M. Emin Artuk – ...Gökcen – M. Emin Alşahin – Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara – 2017, s. 267). Nitekim doktrinde Özgenç ve Koca – Üzülmez; neticenin hareketin bir sonucu olduğunu, bu bağlamda, neticenin devamının hareketin sürdürülmesiyle mümkün olduğunu, dolayısıyla mütemadi suçta devam eden şeyin netice değil, esasen suçun kanuni tanımında gösterilen hareket olduğunu, böylelikle mütemadi suçun, kanuni tanımda gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlar olduğunu ifade etmektedirler (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, Seçkin Yayıncılık, Eylül 2017, s. 176; Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Seçkin Yayınları, Eylül 2017, s. 123).
    Bununla birlikte, Alman Yüksek Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, vergi suçlarına dair bir kararında mütemadi suçu; “Failin suç unsurlarını muayyen bir müddet devam ettirmek iradesi ile fiili ika etmesi ve iradesinin de buna müteveccih bulunması gerekmektedir” şeklinde; İsviçre Federal Mahkemesi ise; “Gayri hukuki durumu bertaraf etmek failin iktidarı dahilinde olduğu hâlde, bu duruma nihayet vermediği müddet içinde suç işlenmektedir” şeklinde tanımlamıştır. İsviçre Federal Mahkemesi söz konusu ifadeyle, mütemadi suçta karakteristik olan özelliğin hukuka aykırı durumun devam etmesi olduğunu değerlendirmiştir (Ayhan Önder, Mütemadi Suç, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 29, Sayı: 1-2, 1963, s. 82).
    Mütemadi suçta hukuka aykırı durumun her an yeniden kendini yenilemesi failin iradi davranışının eseri olmalıdır. Dolayısıyla mütemadi suç, failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda işlenmiş olmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı duruma son verilmesi anı, kesintinin gerçekleştiği, yani suçun işlendiği andır (Zeki Hafızoğulları – Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, US-A Yayıncılık, Ankara – 2016, s. 189-190). Bu doğrultuda doktrinde benzer biçimde, mütemadi suçlarda fiilin icrası devam ettiği sürece, fiilin ifade ettiği haksızlığın da işlenmeye devam ettiği, sadece haksız duruma sebebiyet vermenin değil, onun sürdürülmesinin de kanuni tipi gerçekleştirdiği kabul edilmektedir (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, s. 124).
    Mütemadi suçlarda temadinin ne zaman biteceği konusunda farklı ihtimaller gündeme gelebilmektedir. Nitekim suç, söz gelimi mağdurun ölümü gibi doğal nedenlerle sona erebileceği gibi, yine mağdurun kaçması ya da üçüncü kişilerin müdahalesiyle de son bulabilecektir. Diğer yandan, failin eylemine son verebilme iktidarını kaybetmesi de temadinin bitmesine neden olmaktadır. Failin yakalanması veya tutuklanması hâlinde temadinin bitmesi için, bu işlemlerin aynı zamanda onun temadiye son verme olanağını da ortadan kaldırmış olmasına bağlıdır.
    bb- Sonuçları Açısından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu
    Doktrinde örgüte üye olmakla ilgili çokça tanım yapılmakta olup bu tanımlardan biri de; örgütü kuranlar veya yönetenler dışında kalmakla birlikte, örgütün amaçlarını benimseyerek verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmak şeklinde ifade edilmektedir (Vesile Sonay Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, s. 256 vd).
    Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre de; örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
    Diğer bir ifadeyle, fail açık veya zımni beyanıyla örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer almayı, bu kapsamda, bu katılımının tek bir fiil için değil sürekli bir hâl almasını, örgütün amacı çerçevesinde verilen emirleri yerine getirmeyi, bu kapsamda kişisel iradesini örgütsel faaliyetlerde örgüt iradesinin emrine terk etmeyi kabul etmiş ise; örgüte üye olma iradesiyle hareket ettiği kabul edilmelidir (Önder Tozman, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara – 2017, s. 266; Erkan Sarıtaş, Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçları, (TCK m. 220 – 221), 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul – 2018, s. 465 – 466).
    Örgüt üyesinin, örgütsel eylemlere maddi bir katkı sunmuş olması gerekmemektedir. Bir kimsenin, örgütün emir ve komutası içerisinde yer aldığını bilmesi ve bu çerçevede verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olması, örgüt üyesi olarak kabulü için yeterlidir. Zira emir komuta zinciri içerisinde verilecek görevleri ifaya hazır olmak da asgari düzeyde de olsa örgütün hayatta kalmasına bir katkıyı yansıtmaktadır (Erkan Sarıtaş, s. 474).
    Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır.
    Doktrinde kabul edilen ortak görüş ve Yargıtay kararlarında istikrar kazanan uygulama; örgüt üyeliği suçunun mütemadi suçlardan olduğu yönündedir. Bu nedenle, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgüte katılma hâlinde suç, örgütün hiyerarşik yapısına bağlılık devam ettiği sürece işlenmeye devam edilmektedir. Dolayısıyla örgütün hiyerarşik yapısına bağlılığın sona erdiği anda temadi bitmektedir (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 10. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara – 2017, s. 25). Bu bağlamda örgüte üye olma fiili, örgütün hiyerarşik bünyesine dahil olmakla birlikte tamamlanmakta ise de suç sona ermemekte ve fail, örgüt üyesi olarak kaldığı sürece suç da devam etmektedir (Fatih Yurtlu, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu (TCK m. 220), Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara – 2013, s. 99; Erkan Sarıtaş, s. 480).
    2) Suçüstü Hâli Kavramı ve Genel Olarak Mütemadi Suçlarda Uygulanması
    a) Suçüstü Hâli Kavramı
    Genel olarak bir ceza usul hukuku kurumu olarak düzenlenen suçüstü hâli kavramına Anayasa"da ve özel soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen birtakım kanunî düzenlemelerde hukukî sonuçlar atfedilmiştir. Bunlardan en önemlisi de, kural olarak adli suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında genel hükümlere göre işlem yapılmasını düzenleyen normların uygulanmasını, bazı kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevlerin niteliğinden kaynaklanan yasama dokunulmazlığı, hâkimlik teminatı gibi evrensel ilkelerin iç hukuka yansıması olarak öngörülen düzenlemelerle engelleyen güvenceleri ağır cezalık suçlar yönünden ortadan kaldırmasıdır.
    5271 sayılı CMK"nın yürürlüğe girmesinden önce suçüstü hâli; 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun (CMUK) “Tevkif, muvakkat yakalama ve salıverme” başlıklı Dokuzuncu Faslında yer alan 127. maddesinin üçüncü fıkrasında; “İşlenmekte olan suç, meşhud suçtur” şeklinde ve “asıl meşhud suç” olarak tanımlanmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında da “Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takib edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç” biçiminde “suçüstü karinesi” öngörülmüştü. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 01.06.2005 tarihli ve 25772 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 18. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu"nda da, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmişti.
    5271 sayılı CMK"nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin benzer şekilde;
    “1. İşlenmekte olan suçu,
    2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
    3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür.
    Doktrinde suçüstü hâlinin unsurları; belli bir suçun bulunması, failin geniş anlamda yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile geniş anlamda yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması şeklinde sayılmaktadır. Geniş anlamda yakalama; failin suçu işlediğinin hiç bir şüpheye yer kalmayacak şekilde objektif ve apaçık belli olması şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak suçüstü hâlinin varlığı için failin özgürlüğünün de kısıtlanmış olması gerekmemektedir. Nitekim yakalama, aynı zamanda failin suçu işlerken görülmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte, suç sırasında sanığın yakalanması suçun apaçıklığını ve objektifliğini daha büyük oranda ortaya koyabilmektedir (Halûk Çolak, Türk Hukukunda Suçüstü Yargılaması, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul – 1998, s. 14).
    Suçüstünün apaçıklığı, suç işlenirken hiç bir şüpheye yer olmaksızın failin görülüp işitilmesi ya da tüm duyusal algıların suçüstünün ortaya çıkarılmasına yardımcı olması (Bozulmuş gıdanın koklanarak ya da tadılarak belirlenmesi gibi) şeklinde gerçekleşebileceği gibi, yetkili makamların işlemleriyle de ortaya çıkarılabilmektedir. Bu anlamda, gizli bir suçta yetkili makamlar elde ettikleri bilgi ve belirtilerden bir suçun işlenmekte olduğunu bilebilmekte ya da tahmin edebilmektedirler. Dolayısıyla, suçüstü hâlinin varlığı için failin eyleminin her durumda herkes tarafından gözlemlenebilir olmasına gerek bulunmamakta, bu hususta yalnızca yetkili makamlarca bilgi edinilmiş olması da yeterli olabilmektedir.
    Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar “suçüstü” olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
    Suçüstü hâli doktrinde; dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara – 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü; CMK"nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki “işlenmekte olan suç”u ifade etmektedir.
    Hem 1412 sayılı CMUK, hem de 5271 sayılı CMK"da “suçüstü hâli”ne bağlanan en önemli hukuki sonuçlardan biri de; genelde koruma tedbirleri, özelde de yakalama işlemi açısından kendisini göstermektedir. Nitekim, toplum içinde etkileri, tepkileri ve sonuçları gözlenebilen sosyal bir olgu olarak “suçüstü hâli”nde işlenen bir eyleme ve bu eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişiye yönelik yapılan ilk usul işlemi çoğunlukla yakalama işlemidir.
    5271 sayılı CMK"nın “Yakalama ve Yakalanan Kişi Hakkında Yapılacak İşlemler” başlıklı 90. maddesinde bu durum;
    “(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
    a) Kişiye suçu işlerken rastlanması
    b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması” biçiminde düzenlenmiştir.
    1412 sayılı CMUK"nın 127. maddesinde herkes tarafından yapılabilen yakalama işleminin şartları arasında sayılan asıl meşhud suçta, suçun bu hâlde işlenmesinin yanında failin kaçacağından korkulması veya hüviyetinin hemen tespitinin mümkün olmaması şartlarından biri aranmaktaydı. Ancak 5271 sayılı CMK"nın 90. maddesinin birinci fıkrasının aynı kavrama ilişkin (a) bendinde fiilin işlenmekte olması yeterli görülerek, herkes tarafından yakalama yapılabilmesi için 1412 sayılı CMUK"da öngörülen diğer şartların varlığı aranmamıştır. Söz konusu düzenlemelere göre de; işlenmekte olan bir suç açısından suçüstü hâlinin varlığı için eylemin mutlaka herkes tarafından bilinip görülmesi gerekmemekte olup işlenen suçun niteliğine ve işleniş şekline göre, bu suçtan ve failinden yalnızca yetkili makamlarca bilgi sahibi olunması ve yakalama işleminin doğrudan bu makamlarca yapılması da mümkündür.
    b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli
    Doktrinde, bir suçun mütemadi suç olmasına bağlanan hukukî sonuçlar daha ziyade; ceza ve usul hukuku açısından, işlenen suçun sayısı, teşebbüs, iştirak, meşru savunma, af, suçun işlendiği yer, zaman, şikâyet ve zamanaşımı gibi hususlar üzerinden ele alınıp değerlendirilmektedir. Ancak, mütemadi suçların suçüstü hâli bakımından da irdelenmesi gerekmektedir.
    Doktrinde genel kabul gören görüşe göre; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Dahası, Faruk Erem 1978 yılında, Halûk Çolak da 1998 yılında hazırladıkları eserlerinde, İtalyan CMUK"un 237. maddesinde, temadinin sona erdiği ana kadar mütemadi suçun suçüstü sayılacağı hususunun açıkça belirtildiğini ifade etmişlerdir (Faruk Erem, s. 694; Halûk Çolak, s. 21-22). Gerçekten de, 1930 tarihli İtalyan CMUK"un "Suçüstü" başlıklı 237. maddesinin birinci cümlesinde yer alan "Il reato permanente é flagrante fino a che sia cessata la permanenza." ibaresi "Mütemadi suçta suçüstü, temadinin sona ermesine kadardır." anlamına gelmektedir. Nitekim bu yöndeki düzenleme, 1988 tarihli İtalyan CMUK"un “Suçüstü Hâli” başlıklı 382. maddesinin ikinci fıkrasında da "Mütemadi suçta suçüstü hali, temadinin sona ermesine kadar devam eder." anlamına gelecek şekilde “Nel reato permanente lo stato di flagranza dura fino a quando non è cessata la permanenza.” ibaresiyle yer almaktadır.
    Nitekim Türk Hukuk doktrininde de benzer şekilde; mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında, sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği görüşü (Hâluk Çolak, s. 23; Burhan Kuzu, Türk Anayasa Hukukunda ve Muhtelif Kanunlarda Yakalama Müessesesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, S. 1-4, 1985, s. 159) ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceği görüşü savunulmaktadır (M. Emin Artuk – ...Gökcen – M. Emin Alşahin – Kerim Çakır, s. 268).
    Gelinen noktada, Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
    Bununla birlikte, objektif olarak suç, ilgili kamu görevlilerine bildirildiği andan sonra suçüstü niteliği kazanmaktadır. Delil ise yargılama makamlarının görevlerini yaparken kullandıkları bir araçtır. Yargılama makamında yer alan hâkim, önüne getirilen delilleri inceleyerek veya kendi araştırması sonucunda bir hükme varmaktadır. Dolayısıyla bir olayın kanıtlanması, ancak hâkim önüne gelmesinde söz konusu olmaktadır. Suçüstü durumu ise, hâkim kararından sonra kanıtlanmış ya da kanıtlanamamış olabilmektedir. Bu hususta öncelikle kolektif bir yargılama yapılarak sonuca varılması gerekmektedir. Bu bakımdan suçüstü hâli, başlı başına suçun hukuken kanıtlanması anlamına gelmemektedir.
    3) Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Suçu Açısından Suçüstü Hâlinin ve Bu Bağlamda Sanığın Hukuki Durumunun Değerlendirilmesi
    Ceza Genel Kurulunun 02.07.2019 tarihli ve 312-514 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
    Özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olan kamu görevlileri yönünden bu usullere konu olan hukuki teminatlardan faydalanmalarını engelleyen suçüstü hâli, hukuki sonuçları itibarıyla öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 5. maddesinde ifadesini bulan özgürlük ve güvenlik hakkı ile bağlantılı bir kurum olmakla birlikte, uygulandığı kişinin hâkim veya Cumhuriyet savcısı olması durumunda, söz konusu hakkın yanı sıra evrensel nitelikteki hâkimlik teminatı ilkesi bağlamında sonuçlar doğuran bir özellik de taşımaktadır. Dolayısıyla suçüstü kurumunun somut olayda uygulanma koşullarının var olup olmadığına dair yorumlarda, söz konusu hak ve ilkeler bağlamında son derece özenli davranılması gerekmektedir.
    Yüksek mahkeme üyeleri dışında görev yapan birinci sınıfa ayrılmış ya da birinci sınıf bazı hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu"nun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamelerle; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü hâlinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından cezalandırılmaları istemiyle yerel mahkemelere açılan davaların hangi mercide görüleceğine ilişkin yerel mahkemeler ile ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi amacıyla dosyaların gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarihli ve 998-388 sayılı ile benzer uyuşmazlığa ilişkin diğer kararlarında istikrarlı olarak “mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanun"un 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır” sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu kararlara konu uyuşmazlığın ana eksenini, sanıklara atılı suçun görev suçu mu yoksa kişisel suç mu olduğunun belirlenmesi oluşturduğundan, bu kararlarda mütemadi suç ve suçüstü hâliyle ilgili açıklamalara yalnızca bu kavramların uyuşmazlıkla bağlantısıyla orantılı olarak değinilmiştir.
    Gelinen noktada, dava konusu olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunup bulunmadığıyla ve bununla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından, 15.07.2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinde aynı suçtan kamu davası açılan Anayasa Mahkemesi eski Üyesi..."ın, benzer olayda kendisi ve atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukukî olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir.
    Benzer olayda başvurucunun, hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmek suretiyle, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 16. maddesinde düzenlenen ve Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri hakkındaki adli soruşturmalar bakımından 6087 ve 2797 sayılı Kanun"larda öngörülen teminatlarla aynı doğrultudaki hukuki teminatlardan usule aykırı olarak yararlandırılmadığına dair başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 11.01.2018 tarih ve 15586 sayı ile; bu hususta bir ihlalin olmadığı ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
    Başvurucu..."ın sonrasında AİHM"ye yaptığı bireysel başvuruda, olayda ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunmadığı, bu nedenle hâkimlik teminatından yararlandırılmayarak yapılan yakalama, gözaltı ve tutuklama kararlarının hukukî olmadığına dair iddiayı inceleyen AİHM 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 Başvuru numaralı kararında bu hususa ilişkin olarak;
    “...
    104.  Mahkeme, başvuranın 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandığını ve aynı gün gözaltına alındığını, daha sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde silahlı terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle tutuklandığını ve 6 Mart 2019 tarihinde aynı suçtan mahkûm edildiğini gözlemler.
    105.  Başvurunun konusu, başvuranın ilk tutukluluğu olduğu için belirlenmesi gereken birinci husus, söz konusu zamanda Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuranın, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandıktan sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ile gerekli kılındığı üzere, "yasayla öngörülmüş bir usule uygun" olup olmadığının belirlenmesidir. Başvuranın tutukluluğunun 5 § 1 madde amaçları dâhilinde "hukuka uygun" olup olmadığını ve özgürlüğünden mahrumiyetinin "yasa ile öngörülen bir usul uyarınca" olup olmadığının belirlemek için Mahkeme, ilk olarak, başvuranın tutukluluk halinin Türk hukukuna uygun olup olmadığını inceleyecektir.
    106.  Mahkeme, taraflar arasında şu hususun ihtilaf konusu olmadığını belirtir: başvuran, ilgili mevzuat kapsamında Anayasa Mahkemesi üyelerine verilen güvencelere karşın, CMK’nın 100 ve devam maddeleri gereğince yakalanıp gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tarafların iddiaları ve görüş ayrılıklarına ilişkin husus ise olayların meydana geldiği esnada Anayasa Mahkemesi üyesi olan ve bu itibarla özel bir statüye haiz olan başvuranın genel hükümler uyarınca tutuklanmasının "hukukun kalitesi" (quality of the law) ilkesini karşılayıp karşılamadığıdır.
    107.  Mahkeme, başvuranın bu husustaki iddiasını Anayasa Mahkemesi önünde dile getirdiğini ve Anayasa Mahkemesinin de Yargıtay içtihadına atıfta bulunarak mevcut davada genel hükümler uyarınca uygulanan tutukluluk tedbirinin ilgili mevzuata uygun olduğu tespitinde bulunduğunu gözlemler. Anayasa Mahkemesine göre, Anayasa ile 6216 sayılı Yasa gereğince Anayasa Mahkemesi üyelerine tanınan usuli güvencelere rağmen, soruşturma makamlarının "başvurana isnat edilen silahlı terör örgütü üyeliği suçunun suçüstü hâli olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılamaz" (bk. yukarıdaki 42. paragraf).
    108.  Mahkeme, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği 16 Temmuz 2016 tarihli dokümanda anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçundan da bahsedilmiş olmasına rağmen, başvuranın 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimiyle alakalı bir suç işlerken yakalandığı veya bu nedenle tutuklandığına dair herhangi bir iddia olmadığını dikkate alır. Aslında, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçu, başvuranın daha sonra ifadesini alan ve tutuklanmasına karar veren ilgili sulh ceza hâkimi tarafından dikkate alınmamıştır (bk. yukarıdaki 19-20. paragraflar). Başvuran bu nedenle, temelde, soruşturma makamları ve Türk mahkemelerince darbe girişimini düzenleyen silahlı terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan FETÖ/PDY üyesi olma şüphesiyle özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu hususların, soruşturma makamlarının suçüstü hâlinin mevcut olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanağını teşkil ettiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu sonuca varırken, Yargıtay’ın ilgili içtihadına atıfta bulunmuştur (bk. yukarıdaki 42. paragraf).
    109.  Bu bağlamda Mahkeme, 10 Ekim 2017 tarihinde verdiği öncü kararda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, silahlı bir örgüte üye olmak şüphesiyle yakalanan hâkimler açısından suçüstü hâlinin söz konusu olduğu yönünde karar verdiğini dikkate alır (bk. yukarıdaki 63. paragraf). Bu öncü kararda, suç örgütü üyeliği şüphesi bulunan davalarda, yargı mensubu üyesi olan şüphelinin suçüstü hâli mevcut olduğu gerekçesiyle tutuklanması için CMK 100. maddede belirtilen koşulların karşılanmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Suçüstü hâli kavramının, başvuran tutuklandıktan uzun bir süre sonra yapılan bu yeni yargısal yorumunda, Yargıtay’ın mütemadi suçlara ilişkin yerleşik içtihadı temel alınmıştır.
    110.  Bu bağlamda, Mahkeme, çoğu kez belirttiği üzere, ulusal hukukun yorumlanması ve uygulanması konusunda asli sorumlu olan ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen olgusal veya hukuki hataları değerlendirirken sınırlı yetkisi bulunduğunu dile getirir. Ulusal mahkemelerin yorumu keyfi olmadığı veya açıkça makul olduğu sürece (bk. Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], no. 73049/01, § 86, İHAM 2007-I), Mahkemenin rolü, yapılan yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (bk. Waite and Kennedy/Almanya [BD], no. 26083/94, § 54, İHAM 1999-I, ve Rohlena/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 59552/08, § 51, İHAM 2015). Mahkemenin, bu nedenle, önündeki davalarda ulusal hukukun yorumlanma ve uygulanma şeklinin Sözleşme’ye uygun olup olmadığını incelemesi gereklidir (bk., mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Assanidze/Gürcistan [BD], no. 71503/01, § 171, İHAM 2004-II).
    111. Bu hususta Mahkeme, genel olarak, yerel mahkemelerin yürürlükteki yasal hükümlere ters düşen istisnaları içtihatlarına dâhil etmeleri halinde yasal kesinlik ilkesinin tehlikeye düşebileceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, CMK’nın 2. maddesinin, suçun işlendiği esnada ya da işlendikten hemen sonra tespit edilmesi durumuyla bağlantılı olan suçüstü (in flagrante delicto) kavramının klasik bir tanımına yer verdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen Yargıtay içtihadına göre, CMK’nın 100. maddesi uyarınca, bir suç örgütüne üye olma şüphesi, herhangi bir fiili unsur veya devam eden cezai bir eylem belirtisine ihtiyaç duyulmaksızın suçüstü olarak nitelendirme bakımından yeterli görülebilir.
    112. Mahkemeye göre bu, suçüstü kavramının kapsamlı bir yorumu olup, söz konusu kavramın genişletilmesi sonucunda, bir suç örgütüne dâhil olduğundan şüphelenilen hâkimlerin, Türk hukukunun yargı mensuplarına tanıdığı yargısal korumalardan (Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuran da 6216 sayılı Kanun uyarınca söz konusu korumaya tabidir) mahrum bırakılması durumu ortaya çıkar. Sonuç olarak, mevcut davadakine benzer koşullarda, bu kavramın geniş bir şekilde yorumlanması, yürütme organının müdahalelerine karşı yargı mensuplarına sağlanan usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getirmektedir.
    113. Mahkeme, bu tür bir yargısal korumanın, hâkimlere, şahsi menfaatleri için değil, görevlerini bağımsız bir şekilde ifa edebilmelerini güvence altına almak amacıyla sağlandığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 102. paragraf). Hükümetin de haklı olarak belirttiği gibi, böyle bir koruma cezadan muaf olma anlamına gelmemektedir. Söz konusu korumanın amacı, genel olarak yargı sisteminin, özel olarak da yargı mensuplarının, adli görevlerini yerine getirirken yargı dışındaki organların ve hatta denetim görevi ifa eden hâkimlerin yasal olmayan kısıtlamalarına maruz kalmalarını engellemektir. Bu bağlamda, Türk mevzuatının, Anayasa’da ve 6216 sayılı Kanun’da yer alan güvencelerin gözetilmesi koşuluyla, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tutuklanmaları konusunda bir yasaklama öngörmediğini kaydetmek gerekir. Nitekim söz konusu Kanun"un 16. ve 17. maddelerinde öngörülen usul uyarınca, yargısal dokunulmazlık Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılabilmekte, kovuşturma açılabilmekte ve tutuklu yargılama gibi önleyici tedbirler uygulanabilmektedir.
    114. Bunun yanı sıra, Mahkeme, Yargıtay’ın 10 Ekim 2017 tarihli kararından hareketle (bk. yukarıda 63. paragraf), Yargıtay’ın devam eden suç kavramına ilişkin yerleşik içtihadında, CMK’nın 2. maddesinde öngörüldüğü üzere geçerli bir cezai eylemin varlığını temsil eden suçüstü kavramının kapsamının genişletilmesinin nasıl haklı görülebildiğini anlayabilmiş değildir (bk. yukarıda 52. paragraf). Yargıtay’ın önceki kararlarına bakıldığında, devam eden suçların mahiyetlerinin, ceza mahkemelerinin yargı yetkisinin ve bu tür davalarda kovuşturma bakımından süre kuralının uygulanabilirliğinin belirlenmesi amacıyla böyle bir yaklaşımı benimsediği anlaşılmaktadır (bk. Yukarıda 60-62. paragraflar).
    115. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ulusal mahkemelerin suçüstü kavramının kapsamını genişletmelerinin ve mevcut davada iç hukuku uygulamalarının, sadece yasal kesinlik ilkesi bağlamında bir sorun teşkil etmediği (bk. yukarıda 103. paragraf), aynı zamanda bariz bir şekilde mantıksız olduğu kanaatine varmıştır.
    Dolayısıyla, başvuranın Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan usule ilişkin güvencelerden mahrum bırakılmak suretiyle, CMK’nın 100 maddesi uyarınca tutuklanması, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi gereğince kanunda öngörülen bir usul doğrultusunda gerçekleştirilmemiştir” sonucuna varmıştır.
    Burada öncelikle ifade etmek gerekir ki; doktrinde suç niteliğine dair veya başkaca bir ayrım yapılmaksızın, mütemadi suçların salt işlenmeye devam eden suçlardan olduğu gerekçesiyle bu suçlarda suçüstü hâlinin bulunduğuna dair görüşlerin de mevcut olması bir yana, bu genel kabulün haricinde öncelikle değinilmesi gereken husus; örgüt üyeliğine ilişkin genel açıklamalarda da belirtildiği üzere, örgüt üyeliğinin varlığı için failin delillendirilebilir somut hareketleriyle örgütün hiyerarşik yapısına kendi iradesini sürekli olarak teslim etmesinin yeterliliğidir. Dolayısıyla, kişinin gizli bir yapılanma ve somut tehlike suçu niteliğindeki suç örgütünün üyesi olduğunu her an suç teşkil eden başkaca eylemlerle göstermesine gerek olmadığı gibi bu yöndeki eylemleri zaten ayrı bir suçu oluşturacak ve bu suçları işlerken yakalanması hâlinde o suçlar yönünden de suçüstü hâli gündeme gelecektir. Diğer yandan, failin suç örgütü üyesi olduğuna dair yetkili makamlarca şüphe oluşturan delil ya da delillere ulaşılması ve failin örgüt üyeliğindeki devamlılığın o anki delillere göre saptanması durumunda, örgütün kendisini feshettiğine ya da failin örgütten ayrıldığına dair başkaca delile ulaşılamaması hâlinde, failin örgüt üyeliği hususundaki icra hareketlerine devam ettiğinin, böylelikle bu durumdan bilgisi olan yetkili makamlarca faile CMK"nın 2. maddesinin (j) bendinin birinci alt bendi ve 90. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca bu suçu işlerken rastlandığının, dolayısıyla görünüşteki haklılık unsuru gereğince suçüstü hükümleri doğrultusunda fail hakkında işlem yapılabileceğinin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Burada failin cezai eyleminin muhakkak herkes tarafından görülmesi gerekmemekte, yakalama anı itibarıyla örgüt üyeliğine dair icra hareketlerinin devam ettiğinin ve failin örgütten ayrılmaya dönük bir eyleminin bulunmadığının yetkili makamlarca bilinmesi yeterlidir. Bunun ötesinde, failin gerçekte örgüt üyesi olup olmadığı veya hakkında CMK"nın 100. maddesinde öngörülen tutuklama şartlarının bulunup bulunmadığı ise farklı bir durumdur. Fail soruşturma evresinde sunacağı deliller doğrultusunda tutuklanmayacağı ya da adli kontrole dahi tabi tutulmayabileceği gibi kovuşturma evresinde hakkında beraat kararı da verilebilecektir.
    Diğer yandan, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17.07.2016 tarihli ve 244/a sayılı kararında; aralarında sanığın da bulunduğu bazı Yargıtay Üyeleri hakkında genel hükümlere göre başlatılıp yürütülen adli soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca idari yönden gereği için Yargıtay Başkanlığına bildirilmesi sonucunda; bu kişilerin görevlerine devamlarının soruşturmanın selametine ve Yargıtay"ın itibarına zarar vereceği gerekçesiyle Yargıtay Kanunu"nun 18. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ile 46. maddesi gereğince mevcut yetkilerinin kaldırılmasına ve disiplin işlemleri için Yüksek Disiplin Kuruluna sevklerine karar verildiği, böylelikle, içeriği itibarıyla bu kararda sanık hakkında ağır cezalık suçüstü hâlinde kişisel bir suç işlediği iddiasıyla genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin usule uygun olduğunun kabul edildiği gözden uzak tutulmamalıdır.
    AİHM tarafından Yargıtayca hukuka aykırı olarak geniş yorumlandığı sonucuna varılan suçüstü hâline ilişkin değerlendirmenin salt Yargıtayın yorumundan mı ibaret olduğu, aksi hâlde söz konusu yorumun, konumuza ilişkin olarak iç hukukumuzda yürürlükten kaldırılan ve halen yürürlükte bulunan düzenlemelerle de uyumlu olup olmadığının irdelenmesine gelince;
    01.06.2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmakla birlikte, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu"nun 1. maddesi;
    “Faili suçu işlediği sırada veya pek az sonra yakalanan:
    A) Ağır ceza mahkemesinin vazife gördüğü yerlerdeki belediye sınırları içinde işlenen ağır cezalı meşhud cürümler;
    B) (Değişik: 1/12/1980 - 2349/1 md.) Asliye teşkilatı olan yerlerdeki belediye sınırları içinde ve panayırlarda işlenen ağır ceza mahkemelerinin vazifeleri dışındaki meşhud cürümlerle Türk Ceza Kanununun 529, 534, 536, 537, 539, 545, 547, 548, 551, 565, 567, 568, 571, 572, 573, 574, 575 ve 576 ncı maddeleri ile 540 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı meşhud olarak işlenen kabahatlar hakkında takip ve duruşma bu Kanun hükümlerine tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir.
    Bununla birlikte, yine yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun Ek 1. maddesinde;
    “1) Anayasa"da yer alan temel hak ve hürriyetlere ideolojik amaçlarla, Devletin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle işlenen suçlarla, bunlara murtabıt suçları;
    2) Türk Ceza Kanununun 179, 180, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ayrı olmak üzere 188, 201, 254, 255, 256, 257 ve 264 üncü maddelerinde veya 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun değişik 12 nci yahut aynı Kanunun ek maddesinin, birinci bendinde yazılı suçlar;
    İşleyenler hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın, bahis konusu kanun hükümlerine göre yapılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
    Bu düzenlemeler doğrultusunda, uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olarak, terör suçları bakımından yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde suçüstü hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmekteydi.
    Diğer yandan, özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa"nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun"un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun"un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun"un 2. maddesinde “ağır cezalık suçüstü hâli” ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun"la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. İç hukuk düzenlemesi niteliğinde olan ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtayın yargılayacağı kişilere yönelik bu düzenlemeyle de, 15.07.2016 tarihinden sonra haklarında örgütlü suçluluk nedeniyle ağır cezalık suçüstü hükümlerine göre işlem yapılan bu kişiler hakkında yetkili makamlarca uygulanan genel hükümlerin ve dolayısıyla fiili durumun suçüstü hâliyle uyumlu olduğu öngörülerek bu doğrultuda yapılacak soruşturma ve kovuşturma işlemleri hüküm altına alınmıştır.
    Açıklanan nedenlerle, genelde mütemadi suçlarda temadinin yakalama ile kesileceğine ve o anda suçüstü hâlinin var olduğuna, özelde de olumsuz görev uyuşmazlıklarına konu kararlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla yakalanan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden suçüstü hâlinin bulunduğuna dair Yargıtayca varılan kanaat salt suçüstü hâlinin yargısal, mantıksız ve keyfî yorumuna değil, doktrindeki görüşlere, örgütsel suçluluğun teorisine, dahası ve en önemlisi, yasama organınca istikrarlı ve birbiriyle uyumlu olarak hüküm altına alınan iç hukuk düzenlemelerine dayanmaktadır. Varılan sonuç sonrasında Anayasa Mahkemesince de benimsenmiştir.
    AİHM"nin anılan ihlal kararında ise, konunun yalnızca Yargıtayın yorumu üzerinden irdelendiği, bu yorumun aynı zamanda 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesinde yapılan ve kanunlaşan düzenlemelere dayandığının ve bu düzenlemelerle uyumlu olduğunun dikkate alınmadığı ve söz konusu kararda, ülkenin milli egemenliğini temsil eden yasamanın bu düzenlemelerinin AİHS"ye ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil edip etmediği hususunda değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
    Uyuşmazlığın çözümünde ayrıca, mütemadi suç ve suçüstü hâli kavramlarından, bu kavramların yukarıda belirtilen hukuki dayanaklarından ve söz konusu kavramların somut olaya uygulanma koşullarından bağımsız olarak; başlı başına suçun niteliği dikkate alınarak failler hakkında özel soruşturma usullerinin uygulanmasına yasal düzenlemelerle bir istisna getirilip getirilmediği hususuna da değinmek gerekmektedir.
    Mülga 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
    a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
    ...
    Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
    Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay"ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." şeklindedir.
    "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;
    "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır.
    Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçların hazırlık soruşturmasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154, 156 ncı maddeleri hükümleri saklıdır." hükmü yer almaktadır.
    Mülga 1412 sayılı CMUK"nın 154. maddesi Cumhuriyet savcısının adli görevde doğrudan dava açmasını düzenlemekte ve zabıta amirleri hakkında da hâkimlerin tabi olduğu usul hükümlerinin uygulanacağı, vali, kaymakam ve nahiye müdürleri hakkında ise memurun muhakematı hükümlerinin uygulanacağını düzenlemekteydi.
    5271 sayılı CMK"nın 6352 sayılı Kanun"un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
    " (1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
    a) (Ek: 26/6/2009-5918/ 7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,
    b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
    c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
    Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
    (2) Gelen iş durumu göz önünde bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
    (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",
    Aynı Kanun"un 6352 sayılı Kanun"un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;
    (1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
    (2) 250 nci madde kapsamına giren suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler.
    (3) Soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir.
    (4) Suç askerî bir mahalde işlenmiş ise, Cumhuriyet savcısı ilgili askerî savcılıktan soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Üçüncü fıkraya göre soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerî savcılıklar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yaparlar.
    (5) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda, yakalananlar için 91 inci maddenin birinci fıkrasındaki yirmidört saatlik süre kırksekiz saat olarak uygulanır. Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hâl ilân edilen bölgelerde yakalanan kişiler hakkında 91 inci maddenin üçüncü fıkrasında dört gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir. Hâkim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.
    (6) 250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk; soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, ağır ceza mahkemesi veya başkanının, Cumhuriyet savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hâkimin emirleriyle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur.
    (7) 250 nci maddede belirtilen suçlar nedeniyle Cumhuriyet savcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde geçici olarak, bu mahkemelerin yargı çevresi içindeki genel ve özel bütçeli idarelere, kamu iktisadi teşebbüslerine, il özel idarelerine ve belediyelere ait bina, araç, gereç ve personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler.
    (8) Türk Silahlı Kuvvetleri kıt"a, karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması hâlinde istem, yetkili amirlikçe değerlendirilerek yerine getirilebilir." şeklindedir.
    "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu"nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun"un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
    "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkelemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
    Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
    Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
    a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
    b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316"ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26"ncı maddesi hükmü saklıdır.
    c) Yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.
    ç) Ceza Muhakemesi Kanununun 91"nci maddesinin birinci fıkrasındaki yirmidört saat olan gözaltı süresi kırksekiz saat olarak uygulanır.
    d) Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında Cumhuriyet savcısının emriyle sadece bir yakınına bilgi verilir.
    e) Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile kısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz.
    f) Kolluk tarafından düzenlenen tutunaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı, kollluk görevlisinni iş adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir.
    g) Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilir.
    ğ) Açılan davalara adli tatilde de bakılır.
    h) Ceza Muhakemesi Kanununun 135"nci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (8) numaralı alt bendindeki, 139"ncu maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki ve 140"ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendindeki istisnalar uygulanmaz.
    Türk Ceza Kanununda yer alan;
    a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,
    b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyet çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
    c) İkinci kitap dördüncü kısmın dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332"nci maddeler hariç), dolayısıyla açılan davalar, birinci fıkra hükmüne göre görevlendirilen mahkemelerde görülür. Üçüncü fıkranın (d), (e), (f) ve (h) bentleri hariç olmak üzere, bu madde hükümleri, bu suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır.
    Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 323, 324, 325 ve 332"nci maddeleri hariç olmak üzere, ikinci kitap dördüncü kısmın dört,beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.
    Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemlerde yargılanamaz; bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz." şeklindeydi.
    Mülga hükümlerin, incelenmesinde de görülmektedir ki;
    Silahlı terör örgütü üyesi olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmekle, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yargılayacağı kişiler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler genel kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK"nın 250. maddesi ile de bu genel kural ve istisnalar aynen korunmuştur.
    05.07.2012 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun"un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun"un 10 maddesi 3. fıkrasının b bendi ile TCK"nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun"un 3. maddesi uyarınca da doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu"nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
    Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun"un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun"un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun"un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 161. maddesine "TCK"nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunun 26. maddesi hükmünü saklıdır." hükmü anılan maddeye 8. fıkra olarak eklenmiştir.
    Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
    Görüldüğü üzere suç tarihinden önce Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin ilk derece sıfatıyla yargılayacağı kişiler yönünden 2845 sayılı Kanun ile CMK"nın 250 ve 251. maddelerinin yürürlükte olduğu zaman dilimlerinde getirilen istisnalara, 6352 sayılı Kanun ve 6526 sayılı Kanun"la getirilen düzenlemelerde yer verilmemiş olup tek istisna olarak 2937 sayılı Kanun"un 26. maddesi gözetilmiştir.
    Dolayısıyla suç tarihinde 5271 CMK"nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
    Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun"un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
    Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun"ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK"nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada; "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun"da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu"nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâlinde ibaresi CMK"nın 161. maddesinin 8. fıkrası dışında kalan diğer suçlar yönünden geçerli olup TCK"nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapılması ağır ceza mahkemesinin görevine giren suç üstü hâlinin bulunması da gerekli değildir.
    Nitekim özel soruşturma usullerine istisna getiren benzer bir hükme, Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu"na tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlarla ilgili yine kural olarak özel soruşturma usulleri uygulanmasının ve buna bağlı hukuki teminatların öngörüldüğü 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu"nun "Disiplin ve Ceza İşleri" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer alan "Genel Esaslar" başlıklı 53. maddesinin yedinci fıkrasında da "İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan, kurumların sükün, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme, bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı doğrudan yapar." şeklinde yer verilmiştir.
    Her iki düzenleme birlikte ele alındığında, konumuza ilişkin olarak özellikle de 2575 ve 2797 sayılı Kanun"larda kural olarak özel soruşturma usulleri öngörülmüş olmasına rağmen, sonradan CMK"nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasının yürürlüğe konulması karşısında, yasa koyucunun salt bu fıkrada sayılan suçların niteliğini gözeterek ayrıca suçüstü hâlinin varlığını araştırmaya gerek bulunmaksızın, 2937 sayılı Kanun"da sayılanlar dışında bu suçları işleyen kişiler hakkında, ilgili kanuni düzenlemeler uyarınca özel soruşturma usulleri uygulanmasının istisnasını öngören bir hüküm ihdas ettiği ve bu yönde bir sistem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ancak AİHM kararında silahlı terör örgütü üyeliği suçunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma işlemlerinin hukukîliği değerlendirilirken söz konusu uygulamanın aynı zamanda CMK"nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına da uygun olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın bu yönüyle de yargısal ve keyfi yorumun ötesinde iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunda da bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında, dava konusu olayda sanık yönünden suçüstü hâline ilişkin koşulların bulunmadığı ve soruşturmayı yürüten makamların yetkili olup olmadığı değerlendirildiğinde;
    Sanık ...’nın Yargıtay Üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmi makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği,
    Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun"da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 2797 sayılı Kanun"da öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden "ağır cezalık suçüstü hâli" tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı,
    Ayrıca 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2018’e kadar devam eden hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan sürenin darbenin yapıldığı gün ile sınırlı olmaması, 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında, 18.07.2016 tarihi saat 12.20 sıralarında ikametine yakalama ve arama işlemleri için gidildiğinde kapıyı açan olmaması nedeniyle hakkında işlem yapılamayan ve 20.07.2016 tarihinde sabah saat 05.00 sıralarında tekrardan ikâmetine gidildiğinde yakalanarak gözaltına alınan sanığın, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu anlaşılan ve silahlı terör örgütü olduğu belirlenen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 22.07.2016 tarihinde tutuklanması hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabul edilemeyeceği, Anayasa Mahkemesince "Erdal Tercan, § 145, B. No: 2016/15637 ve 12.04.2018" ve "Alparslan Altan, § 128, B. No: 2016/15586 ve 11.01.2018" tarihli kararlarda da benzer değerlendirmelerle aynı sonuca ulaşıldığı,
    Diğer yandan, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin usule uygun olduğunun, hem aralarında sanığın da bulunduğu benzer durumdaki Yargıtay eski Üyelerine yönelik Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun kararıyla, hem de sonradan yürürlüğe konulan ulusal hukuk düzenlemeleriyle de kabul edilerek mevcut uygulama sonrasında adli ve idari açıdan devam edecek diğer işlemler öngörüldüğü gibi aynı zamanda itiraza konu uygulamanın, CMK"nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; Yargıtay üyelerinin işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerinin uygulanmasını öngören 2797 sayılı Kanun"un 46. maddesinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle "hukukun kalitesi" ilkesine de uygun olan itiraza konu uygulamanın hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
    Ç- Yargıtay Üyelerinin İşledikleri İddia Olunan Suçlar Bakımından Kovuşturma Makamlarının Belirlenmesi
    Anayasanın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesi;
    "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir"
    "Kanuni hâkim güvencesi" başlıklı 37. maddesi de;
    "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
    Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde düzenlenmiştir.
    Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da, Anayasa"nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, "insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa"ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet" olduğu ifade edilmiş ve "hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "hukuk güvenliği" ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde kanun metinlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. "Belirlilik" ilkesine göre ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir" sonucuna varılmıştır.
    Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Zira hukuk devletinin alt unsurlarından biri olan hukuk güvenliğinin sağlanmasının ön koşullarından biri kanuni hâkim güvencesidir. Kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir sistemde bireylerin güven içinde hareket edebilmeleri mümkün olamaz. Bireyler herhangi bir hukuki uyuşmazlıkta hangi yargı merci tarafından hangi kurallar uygulanarak yargılama yapılacağını önceden bilmelidir. Aksi bir durumda hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik ortadan kalkar. Eğer hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılıyorsa, bu durumda hukuk güvenliğinin zorunlu ön koşulu olan kanuni hâkim güvencesi mutlak anlamda tesis edilmelidir.
    Kanuni hâkim güvencesi 1982 Anayasası"nda özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa"nın 37. maddesi gereğince herkes kanuni hâkim güvencesine sahiptir. Yine Anayasa Mahkemesinin istikrarlı kararlarında belirtildiği gibi, “kanuni hâkim güvencesi” suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi olarak tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla “kanuni hâkim güvencesi”, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra özel olarak kurulmasına veya hâkimin atanmasına engel oluşturmaktadır.
    Bu noktada, bir yargı yerinin, kuruluş, görev, işleyiş ve izleyeceği yargılama usulü itibarıyla hukuki yapılanmasının, doğal hâkim ilkesine uygunluğunun sağlanabilmesi için, bu alana ilişkin belirlemenin kanunla yapılmış olması tek başına yetmez. Ayrıca sözü edilen belirlemenin, yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yapılmış olması da gerekir. Bu nedenle, doğal hâkim ilkesinin bünyesinde, "kanuniliğin" yanı sıra "önceden belirlenmiş" olmaya da yer verilmiştir.
    Öte yandan, olağanüstü mahkeme kurma yasağı içeren kanuni hâkim güvencesi özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen özel/uzman mahkemelerin kurulmasına engel oluşturmamaktadır. Diğer bir ifadeyle olağanüstü mahkeme ile özel/uzman mahkeme kavramları aynı anlama gelmemektedir. Bir hukuk sisteminde bazı suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek için özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen yargı mercileri kurulabilir. Örneğin terör ve organize suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek bu tür özel/uzman yargı mercilerin kurulmasını gerekli kılabilir.
    Kanuni hâkim güvencesi tüm yargılamalarda geçerli olan bir ilke olmakla beraber ceza yargılamalarında çok daha önemli olmaktadır. Nitekim ceza soruşturma ve kovuşturmaları özgürlük gibi bireylerin en temel haklarından birine yapılmış doğrudan ve radikal bir müdahale niteliğindedir. Dolayısıyla kişi hürriyetinin sahip olduğu önem, bireylere ceza yargılamalarında daha yüksek güvencelerin sağlanmasını gerektirmektedir. Kanuni hâkim güvencesi söz konusu güvencelerin ilk basamağını oluşturmaktadır. Zira adil ve güvenceli bir yargılama için her şeyden önce yargı yetkisi kullanacak merci olması gerektiği şekilde kurulmalı ve görev yapmalıdır. Aksi takdirde adil yargılanma hakkı kapsamında bireylere sağlanan bağımsız ve tarafsız bir yargı yerinde makul sürede yargılanma, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama gibi güvencelerin bir önemi kalmayacaktır. Zira tüm bu güvenceler ancak olağan mahkemelerin varlığı halinde işlevsel olabilecektir.
    Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilere atılı ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen kişisel suçlar bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
    Bilindiği üzere; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00"den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. TBMM Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında Hükûmet adına söz alan Adalet Bakanı, olağanüstü hâl ilan edilme nedenini "... darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi, bundan sonra da demokrasimiz ve hukuk devletimiz, milletimiz, millî irade ve ülkemiz için tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması, bir daha hiçbir şekilde darbe teşebbüsünün tekrarlanmaması ve bu konuda bu amaçla alınması gereken tedbirlerin hızlı ve kararlı bir biçimde alınıp hayata geçirilmesini sağlamak maksadıyla olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki görüş ... Bakanlar Kuruluna iletilmiştir. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Anayasa gereği toplanan Bakanlar Kurulumuz, bu görüş doğrultusunda Türkiye"de üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir ... Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini korumak, temel hak ve hürriyetleri korumak, genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarını önlemek, başarısız kılınan darbe teşebbüsünün tekrarı ile bundan sonra Türkiye"de darbe teşebbüslerine teşebbüs edilebilmesinin önüne geçmek, halkımıza en büyük kötülüğü yapan, kamu düzenimizi bozan, ekonomimize zarar veren, demokrasimizi, hukuk devletimizi, millî irademizin tecelligâhı Meclisimizi ve seçilmiş Cumhurbaşkanı ve Hükûmetimizi darbe teşebbüsüyle yok etmeye çalışan, devletimizi âdeta bir kanser hücresi gibi sarmış bulunan bu Fetullahçı terör örgütüyle ve bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, Emniyet ve üniversitelerimiz başta olmak üzere, kamu içindeki bütün uzantılarının kamudan temizlenmesi ve demokrasimizin, devletimizin, milletimizin, hukuk devletimizin emniyeti bakımından tam emniyetli hâle getirilmesi ve bunların ülkemiz için, demokrasimiz ve hukuk devletimiz için bir daha tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması maksadıyla bu karar alınmıştır." sözleriyle ifade etmiştir.
    Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi"ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme"ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
    Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
    Olağanüstü hâl KHK"lar konu, amaç, yer ve süre bakımından olağan KHK"lardan farklı özellikler taşımaktadır. Her şeyden önce, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl KHK"ları, olağan KHK"lar bakımından Anayasa"nın, söz konusu düzenlemelerin yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 91. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen “...sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” şeklindeki sınırlamaya tabi tutulmamıştır. Başka bir ifadeyle, Anayasa"nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler de 680 sayılı KHK"nın kabul edildiği ve yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla olağanüstü hâl KHK"ları ile düzenlenebilmekteydi. Hatta bu hususlarda düzenleme yapılabilmesinden de öte, söz konusu KHK"larla, Anayasa"nın 15. maddesi uyarınca, bu maddenin ikinci fıkrasındaki çekirdek temel haklara dokunmamak kaydıyla, temel hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilmekte veya bunlar için Anayasa"da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmekteydi.
    Buna karşın, olağanüstü hâl KHK"ların “sebebe bağlı” işlem olmaları nedeniyle, Anayasa"nın yine söz konusu 680 sayılı KHK"nın yürürlüğe konulduğu dönemde yürürlükte bulunan 121. maddesi uyarınca sıkıyönetim veya olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda çıkarılabileceği düzenlenmişti. Ayrıca Anayasa"nın 15. maddesi uyarınca, bu düzenlemelerin “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi” ve “durumun gerektirdiği ölçüde” olması da anayasal bir zorunluluktu.
    Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin birinci fıkrasının, 680 sayılı KHK"nın yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla uygulanması gereken hâlinde; olağanüstü hâllerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır.
    Bu durumda öncelikle belirtmek gerekir ki; kovuşturma makamlarına dair değişikliklerin yapıldığı tarih itibarıyla uygulanması gereken söz konusu Anayasal düzenlemeler karşısında; kural olarak olağanüstü hâl KHK"ları ile Anayasa"nın 37. maddesinde güvence altına alınan kanuni hakim güvencesiyle ilgili düzenlemeler yapılmasında hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığı ve bu düzenlemelere karşı soyut norm denetimi yoluna gidilemeyeceği anlaşılmaktadır.
    Kovuşturma makamına dair KHK ile yapılan değişikliğin, Yargıtayın iç işleyişine dair olağan bir düzenleme olmanın ötesinde, yargılanacak kişilerin kanuni hâkim ilkesini Anayasal sınırlar içerisinde dahi kısıtlayan bir yönünün olup olmadığı hususunun irdelenmesine gelince;
    Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere kanuni hâkim güvencesi; yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin, önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla, yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakması kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez (AYM, E. 2014/164, K. 2015/12, 14.01.2015). Bu kapsamda bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E. 2009/52, K. 2010/16, 21.01.2010).
    Anayasa"nın 154. maddesinin birinci fıkrasında, Yargıtayın kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı; aynı maddenin beşinci fıkrasında da Yargıtayın kuruluşunun, işleyişinin, Başkan, Başkanvekilleri, Daire Başkanları ve Üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin niteliklerinin ve seçim usullerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
    Bu düzenlemeler doğrultusunda yürürlüğe konulan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 1. maddesinde de Yargıtayın bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu açıkça ifade edilmiştir.
    Öte yandan, hem Yargıtay Daireleri, hem de Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2797 sayılı Kanun"un 3. maddesinde Yargıtayın karar organları arasında sayılmış, aynı Kanun"un 4. maddesi uyarınca Yargıtay Dairelerinde bir başkan ve yeteri kadar üye bulunacağı, 7. maddesi uyarınca da Ceza Genel Kurulunun ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşacağı öngörülmektedir.
    Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevi, 2797 sayılı Kanun"un 15. maddesinde suç tarihi itibarıyla;
    “1. Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek,
    2. a) (Ek: 26/9/2004-5235/51 md.) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,
    b) Hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa, c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa, bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlamak,
    3. Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak ve ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yoluyla incelenmesini yapmak,
    4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
    Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılmak zorunda olan Başkan ve üyelerin belirlenmesine ilişkin esaslar, görüşmelerin gündemi, yönetimi, çalışma gün ve saatleri, oylama ve karar, ön sorun ve öncelikle karara bağlanacak hususlar, kararın çıkmış sayılması, kanun hükümleri çerçevesinde Yargıtay İç Yönetmeliği ile düzenlenir.” biçiminde düzenlenmişti.
    Aynı Kanun"un “Yargıtay Üyelerinin Nitelikleri ve Seçimi” başlıklı 29. maddesinde ise; Yargıtay Üyelerinin, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçileceği hükme bağlanmıştır.
    Bununla birlikte; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu"nun 6545 sayılı Kanun"la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere; idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
    Anayasa"nın ilgili hükümleri, 2797 sayılı Kanun ve Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde; temelde bağımsız bir mahkeme olarak kurulan Yargıtayın karar organları olan daireleri ile genel kurulların oluşumu ve çalışma usulleri itibarıyla, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılacak yargılamalar yönünden bu organlar arasında mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kalkmasına dair bir nedenin bulunmadığı, diğer yandan, suç tarihinden önce ve genel nitelikteki düzenlemelerle hem bu karar organlarının oluşturulup çalışma usullerinin düzenlendiği, hem de dairelere ve genel kurullara katılacak üyelerin bu düzenlemeler doğrultusunda seçilerek aynı güvence ve hukuki statüyle görev yaptıkları, söz konusu düzenlemelerle, mevcut dosyaların yoğunluğu itibarıyla özelde ve çoğunlukla kişisel suç niteliğindeki FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyeti iddiasıyla haklarında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen yüksek mahkeme eski üyelerine atılı bu suçlardan dolayı yapılacak kovuşturma işlemleri belirlenmiş ise de, sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan bu usullerin aynı zamanda 2797 sayılı Kanun"da sayılan kişilerin ağır cezayı gerektiren ve suçüstü hâlinde işlenen tüm suçları açısından da uygulanacak olması, yine bu kişiler yönünden kovuşturma yapma yetkisinin suç tarihindeki düzenlemeden farklı olarak “Yargıtay” dışında farklı bir makama devredilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kuruldan alınarak ilgili ceza dairesine verilmesine yönelik düzenlemenin, suç tarihinden sonra olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmadığı, böylelikle kanuni hâkim ilkesine aykırı olarak yargılama yapılmadığı ve bu düzenlemenin temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği dahi taşımayan, salt Yargıtayın iç işleyişine yönelik usulî bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.
    Son olarak, 2797 sayılı Kanun"da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçları bakımından Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kovuşturma yapmakla görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelerin AİHS"nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı yönünden de irdelenmesi gerekmektedir.
    Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun"da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesine göre ise; iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
    Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun"da ve Yargıtay İç Yönetmeliği"nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271"i itiraz, 877"si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524"ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
    24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK"nın 45. maddesiyle, 2797 sayılı Kanun"a eklenen geçici 16. madde ile;
    “Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı birleştirme toplantılarına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 31/12/2022 tarihine kadar bu kurulların oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.
    a) Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu, her hukuk ve ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşur. Bu kurullara, Birinci Başkan veya ilgili başkan vekili, bunların bulunmaması halinde kurulların en kıdemli üyesi başkanlık eder.
    b) Üyeler Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu göz önüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Büyük Genel Kurul tarafından karar verilebilir.
    c) Kurullarda toplantı ve görüşme yeter sayısı onbeştir. Toplantıda bulunanların üçte ikisinin oyu ile karar verilir. Birinci toplantıda üçte iki oy çoğunluğu sağlanamazsa ikinci toplantıda bulunanların çoğunluğuyla karar verilir
    Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun çalışmasına ilişkin bu Kanunun mevcut hükümleri uygulanmaya devam olunur.” biçimindeki düzenleme, 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı mükerrer Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun"un 40. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Böylelikle 2018 yılının Eylül ayından itibaren Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mevcut görevlerinin yerine getirilmesi hususunda sabit heyetle toplanıp karar vermeye başlamıştır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtay"da yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların, hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine, adil yargılanma hakkının sağlanması gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
    Yine aynı nedenlerle, dava konusu olayda soruşturma ve kovuşturma usul ve makamlarına yönelik değişiklikleri içeren ve sonradan kanunlaşan düzenlemelere yönelik Anayasa"ya aykırılık itirazları da ciddi görülmediğinden, Anayasa"nın 152. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmamıştır.
    2- CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi" hâli açısından;
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
    CMK"nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde;
    "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
    a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
    b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
    c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
    d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
    (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
    "(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
    (2) Hükmün başında;
    a) Hükmü veren mahkemenin adı,
    b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
    c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
    d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
    Yazılır.
    (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
    (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
    (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
    (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
    (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir."
    Hükümlerine yer verilmiştir.
    Buna göre, Anayasa"nın 141 ve CMK"nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "Sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "Gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "Sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
    CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
    Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK"nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK"un 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
    Diğer taraftan, AİHM; bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden AİHS"nin 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
    AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Buna göre, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
    Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni, anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Bu anlamda AİHM, mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/ Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).
    Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
    Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "İlgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
    Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında Özel Daire hükmü değerlendirildiğinde;
    Sanık hakkında kurulan hükümde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısının, teşkilatlanmasının ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal sistemi içerisinde gizlice yayılarak kurumları ele geçirmeye yönelik faaliyetlerinin örneklerle anlatıldığı, örgüt içi iletişimde kullanılan haberleşme araçları hakkında detaylı bilgilere yer verildiği, Özel Dairece yapılan bu tespitlerin Ceza Genel Kurulunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin yerleşik kararlarına da dayandırıldığı, bununla birlikte, somut davanın özelliğine göre esas sorunların incelenmiş olduğunun açıkça anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararda yer aldığı, yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmadığı anlaşıldığından, Özel Daire hükmünün gerekçeyi içerdiği değerlendirilmiştir.
    3- CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" hâli açısından;
    Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir (AYM; B. No: 014/9817, 26.02.2015), AİHM"de kapsamda hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır (Ludi/İsviçre, B.No:12433/86, 15.06.1992; Artico/İtalya, B.No:6694/74, 13.05.1980).
    Öte yandan, delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dâhil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlâl edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No: 35394/97, § 34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No: 4378/02, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No: 11082/06, 13772/05, § 700). Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
    Sanığa soruşturma aşamasında yöneltilen suçlamaların; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı yapılanmasında yer aldığına ilişkin olduğu, bu suçlamaların içeriğinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında sanığa açıklandığı ve sanığın soruşturma aşamasındaki savunmalarında anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tutuklama talep yazısında sanığa isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği, bu bağlamda, suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verildiği, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulduğu, anılan talep yazısının sorgu işlemi öncesinde Sulh Ceza Hâkimliği tarafından sanığa okunduğu, ayrıca sorgu tutanağında sanığa isnat edilen suçun okunup anlatıldığı, sanığın sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, ayrıca sanık müdafisinin tutukluluğa itiraz dilekçelerinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulduğu, dolayısıyla sanık ve müdafisinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin sanığa veya müdafisine bildirilmiş ve sanığa bunlara karşı savunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında; sanığın genel olarak soruşturma aşamasında savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilmelidir.
    Kovuşturma aşamasında ise dosyaya giren belgeler ile alınan beyanlara karşı savunmalarını bildirmek istediğini, bu amaçla bu belge ve beyanların kendisine gönderilmesi isteyen sanığa, gerek fiziki olarak gerekse CD’ye aktarımı yapılmak suretiyle bu belge ve beyanların iletildiği, gerekli incelemeleri yapabilmesi için yeterli zaman ve teknik imkanın sağlanması hususunda tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumuna müzekkere yazıldığı, sanığa ve müdafisine duruşmalar sırasında geniş bir şekilde savunma yapma imkân ve fırsatı tanındığının SEGBİS kayıtlarından anlaşıldığı, yine talimat mahkemesince dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenmeleri sırasında hazır bulunabileceğinin sanık müdafisine bildirildiği, tanıkların dinlenilmesine karar verilen gün ve saatin talimat mahkemelerince çıkartılan davetiye ile sanık müdafisine tebliğ edildiği, kovuşturma evresinde yapılan yedi oturumda sanık ve müdafisinin ayrıntılı bir şekilde savunmalarını yaptıkları, makul ve mantıklı nedenler ile gerekçesi de gösterilmek suretiyle sanık ve müdafisinin taleplerinin mahkemece reddedildiği, tüm iddia, argüman ve delillere karşı etkin bir şekilde itiraz etme, tanık beyanlarına karşı savunma yapma, tanıkların dinlenmeleri sırasında hazır bulunma ve tanıklara soru sorma haklarının tanındığı görülmekle, hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmadığı, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlâl edilmediği anlaşılmaktadır.
    4- CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması" hâli açısından:
    a) Beyanları hükme esas alınan tanıkların dinlenilme usulü bakımından:
    Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise, mahkeme, naip hakim veya istinabe olunan hakimdir.
    Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır.
    Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, işyeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır.
    Konumuzla ilgisi bakımından öncelikle, örgütlü suçluluk kapsamında yürütülen ceza muhakemesi sürecinde etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla ifade veren kişilerin, aleyhine ifade verdikleri diğer kişiler hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılamalarda tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
    Anayasa"nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında; hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
    Aynı doğrultuda, 5271 sayılı CMK’nın "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesi;
    "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
    a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
    b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
    c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
    d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
    e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
    (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
    (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler",
    "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi; "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.
    Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
    Diğer yandan, CMK"nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi de;
    "(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
    a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
    b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
    c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
    Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır (Zeki Hafızoğulları - Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2. Baskı, US-A Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 270; Türkan Yalçın Sancar, Çok Failli Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 1998, s. 137; Devrim Aydın, Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, Yetkin Yayınları, Ankara 2009, s. 277; Ersan Şen, Suç Örgütü, Seçkin Yayıncılık, Mayıs 2018, s. 302, Vesile Sonay Evik, "Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçu", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. Nur Centel"e Armağan Özel Sayı, Yıl: 2013, Cilt: 19, Sayı: 2, s. 673). Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır (Zeki Hafızoğulları - Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, s. 276). Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
    Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
    Diğer yandan, 5237 sayılı TCK"nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesi ise;
    “(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
    (2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
    (3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
    (4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır...” şeklinde düzenlenmiş olup maddenin ilk dört fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili etkin pişmanlık gösteren faillerin birbirinden farklı koşullarla, cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi hâller kabul edilmiştir.
    05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu"na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
    Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK"nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda, adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
    Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurunda alınan ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte, sanık ve müdafisinin de hazır bulunduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
    b- ByLock iletişim sistemine dair deliller bakımından; Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve Özel Dairelerce de istikrarla benimsenen kararlar dikkate alındığında; ByLock iletişim sistemine dair delillerin elde ediliş biçimi, güvenilirliği ve hükme esas alınması bakımından herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır.
    c- Arama ve elkoyma işlemleri ile bu işlemler sonucu elde edilen materyallerin incelenme usulleri bakımından; Özel Dairece yapılan yargılama sonucunda, sanığın evi, otosu ve iş yerinde bulunan çalışma odasında ele geçirilen materyaller üzerindeki incelemeler sonucu düzenlenen raporun sanığa atılı suçun sübutunda ve uygulanan kanun maddelerinin belirlenmesinde dikkate alınmaması karşısında; söz konusu materyallerin elde ediliş biçimine dair hukukî tespitlerde bulunulmasının temyiz incelemesinin kapsamı ve amacı yönünden gerekli ve sonuca etkili olmadığı anlaşıldığından, sanığın iş yerinde ve buradaki materyaller üzerinde gerçekleştirilen arama işleminin ve elde edilen delillerin hukuka uygun olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
    5- CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması", (c) bendinde yer alan "Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması", (e) bendinde yer alan "Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" ve (f) bendinde yer alan "Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi" hâlleri açısından;
    Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan oturumlara ve bu oturumlar sırasında yapılan kovuşturma işlemlerine dair çözümlenmiş SEGBİS kayıtlarının incelenmesinde;
    - Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi birinin görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmadığı ya da bu hususta bir iddianın bulunmadığı,
    - Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi biri hakkında ileri sürülen, kabul ya da reddedilen bir ret isteminin bulunmadığı,
    - Tüm duruşmalarda hükme katılacak hâkimlerin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin yanı sıra sanık ve müdafisinin CMK"nın 188. maddesine uygun olarak hazır bulundukları,
    - 22.05.2019 tarihli hükmün duruşmalı olarak açık oturumda verildiği,
    Anlaşıldığından, Özel Daire hükmünde CMK"nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (e) ve (f) bentlerinde düzenlenen hukuka kesin aykırılık hâllerinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
    III- Sanık ... Hakkında Kurulan Mahkûmiyet Hükmünün İsabetli Olup Olmadığına Dair Maddi Hukuka İlişkin Temyiz Konusu Değerlendirildiğinde;
    Sanık, ByLock kullanmadığını savunmuş ise de; 11.05.2017, 01.02.2018 ve 26.04.2018 tarihli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanaklarından, sanık ...’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 129862 satırlık ByLock abone listesinin 76844 ve 126236. satırlarında kaydının bulunduğu, 76844. satırda tespit edilen GSM aboneliğinin 505 ....., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının .....213005 ve tespit edilen ilk tarihin 2014.10.04, 126236. satırda tespit edilen ADSL aboneliğinin 312......@ttnet olduğu, sanığın “61335 ve 183135 ID” numaralı ByLock hesaplarını kullandığı, “61335 ID” numaralı ByLock hesabına ait profil bilgilerindeki kullanıcı adının “mk9512”, şifresinini “maee69” olduğu, diğer kullanıcılar tarafından “..., mesut, C3-0mk9512, eskil” adlarının verildiği, “183135 ID” numaralı ByLock hesabını ekleyen diğer kullanıcılar tarafından ise “mesut a, mes” adlarının verildiği, sanık ... ve ailesine ait nüfus kayıt örnekleri incelendiğinde şahsın Kahramanmaraş/Göksun/Kayabaşı nüfusuna kayıtlı, Göksun-1969 doğumlu olduğu, şahsın 61335 ID numaralı ByLock hesabını oluştururken ad ve soyadının başharfleri ile kızı ...’nin doğum tarihi olan 1995 ve diğer kızı...’in doğum tarihi olan 2012 yıllarının son iki hanelerinin birleşmesinden oluşan “mk9512” kullanıcı adını, kendisi, eşi, kızı ... ve oğlu ...’nin adının başharfleri ile kendi doğum yılı olan 1969 yılının son iki hanesinin birleşiminden ise “maee69” olan şifresini oluşturduğu, sanığın kullanıcısı olduğu tespit edilen 61335 ID numaralı ByLock hesabından 464688 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısına (bim.... b) gönderilen 25.12.2015 tarih ve 19.32.16 saatli: “abi bilgisayar ve tabletlere bakım ve kurulum yapacak mısını. Ne zaman buradan geçersiniz. Bana öğretirseniz diğerlerine ben yetişmeye çalışırım. Bağlıca 47/B no ... #2473. saygılar”, 26.12.2015 tarih ve 19.15.31 saatli: “...şifre #2473” şeklindeki yazışma içeriklerinde geçen adresin, sanığın yakalama tutanağında geçen ve ikamet ettiği evine ait olduğu, yine kullanıcısı olduğu tespit edilen 61335 ID numaralı ByLock hesabından 464688 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısına (bim.... b) gönderilen 12.01.2016 tarih ve 23.52.14 saatli: “... abi iş yerine geldiğinde öğle arası veya başka zaman görüşebilir miyiz. Benim twitter çalışmıyor galiba. Birde telegram kurun diyorlar ama biz numara alamamıştık. 14 cd mest.” şeklindeki yazışmada geçen “14 cd” ibaresinin sanığın o tarih itibarıyla Yargıtayda görev yaptığı 14. Ceza Dairesini, “mest” ibaresinin ise sanığın MESUT olan adının kısaltılmış hâlini gösterdiği, gerek sanığın ByLock kullanıcısı olarak sisteme girmek için oluşturduğu kullanıcı adı ve şifresine ilişkin şahsi irtibatı gösteren kısaltmalar ve ByLock listesinde kendisini ekleyen kişilerin verdiği isimler gerekse yazışma içeriklerinde geçen sanıkla bağlantı kurulmasını sağlayan ibareler karşısında; sanığın ByLock User-ID numarası almak suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulan ByLock iletişim sistemine dahil olduğunun ve böylelikle ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile örgütsel hiyerarşide bağlı olduğu Yargıtay hukuk ve ceza daireleri genel sorumlusu olan 59344 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi... arasında;
    12.01.2016 tarihli ve 23.17.57, 23.26.45, 23.27.12 saatli mesajlar: "Abi bize telegram yükleyemediler, daha doğrusu numara almamışlardı, dolayısıyla telegramı kullanamıyoruz.", "... beye tekrar bir yazın bakalım, bilmiyorsa başka bir uzman yönlendirelim", "Tamam abi”, 16.01.2016 tarihli ve 00.44.45, 20.35.39, 20.35.47, 20.38.13, 20.39.01, 20.46.29 saatli mesajlar: "a06 (15.01.2016 22:43) yarın bilgisayarcıyı (mari01) -trqz- la da buluşturur musunuz. Ona yazdım bilgisi var. sizin trqz ı da ona verdim.", "Arkadaş sizde mi, ayrıldı mı", "Arı"ya da gitti mi", "Acelesi yok. ekpciler çevrimiçi topluca buluşalım. grp lara sonra kurdururuz", "Siz bana (Aytekin06) tlgr için teklif yolladınız mı", "Bana teklif yolladınız mı",
    17.01.2016 tarihli ve 23.11.26, 23.54.58 saatli mesajlar: "Seçim irtibat ve haberleşme tamam mıdır", "Simavlı"dan, eski komşusu palanın durumunu sorabilirisiniz. Sıkıntıları, genel durumu, gidişatı, ihtiyaçları, parası, çocukları vs ile irtibatı gibi",
    08.12.2015 tarihli ve 22.30.58, 22.33.03, 22.35.07, 22.39.12 saatli mesajlar: "Abi arkadaşlarla toplantıdayız emriniz var mı", "abi Hakkı bey... beyin grubunda olacak kendisine söyleyeyim mi", "Hakkı bey Çankaya’ya taşınmış yeni bir grup aranıyordu", "Tamamdır, münasip neyse ve abimiz de uygun görüyorsa olur", "tamam abi en uygun grup Sancar beyin yanı. Oraya devam etsin",
    21.12.2015, 19.20.34 tarihli ve saatli mesaj: "Abi size yazdırmıştım 2000 lira ve yarım, çeyrek altınlar vardı. Miktarı yanımda değil yarın yazayım",
    18.01.2016 tarihli ve 19.59.44, 21.53.03, 21.54.45 saatli mesajlar: "abi yarın emanet getireyim mi", "abi notu Sami beyin grubundaki Abdi beye gönderdim. Herhalde bulmaya gitti. Çünkü sistemi kapattı", "tamam abi",
    19.01.2016 tarihli ve 00.00.18, 23.08.09, 23.32.29, 23.42.58 saatli mesajlar: "1500 tamamını ben vereyim mi", "637770 şifre 2016 ben ekledim twitter", "Yakın takipçi olalım, takip edelim abi",
    28.01.2016 tarihli ve 00.49.26 saatli mesaj: "abi emanet verecektim, öğle arası uğrasam olur mu",
    01.02.2016 tarihli ve 21.50.54, 21.51.02 saatli mesajlar: "Abi tlgr dan size Kiriş ve Kayn hakkında iki husus arz ettim",
    13.02.2016 tarihli ve 01.00.19, 01.02.42, 01.14.27, 01.15.22 saatli mesajlar: "abi Kadir bey İst gitti", "Bahsettiğiniz beş poşet kitap, cd, kartlar hepsi benim arabanın bagajında ne yapayım. Kadir bey geri isterim dedi", "Ne yapacakmış", "Abi geri istiyorsa, hariçten bir yakını veya uzak akrabasına emanet etmek",
    13.02.2016 tarihli ve 01.16.43, 01.17.15, 01.17.43, 01.17.44, 01.19.15, 01.19.16, 01.20.00, 01.20.11, 01.20.34, 01.21.09, 01.21.12, 01.21.30, 01.22.22, 01.22.44, 01.23.07, 01.23.18, 01.23.53, 01.27.24 saatli mesajlar: "Bu arada Drs beye konunun teferruatını bahsettik mi", "Abiye son iki gündür fazla mı yükleme yaptık", "Onu hissi olarak telaşa ve buhrana da sevk etmeyelim de", "evet abi bugün sabaha kadar gelebilirler diye camın önünde oturmuş ...", "Bence iyi oldu hanımı, kızı, oğlu ayrıntılı konuştuk. Tedirgin oldular ama hiç değilse birşey olursa şu anda hazırlıklılar", "Temizlik işini diğer arkadaşlar için de ciddiye alalım", "Düzenli olarak ziyaret vs manevi destek ve terapi yapalım", "Abi bence grupçular her arkadaşının evine bizzat gidip baksın derim", "Gerekirse yakın çevre, uygun olanlar görev taksimi ile olabilir", "Siz daha iyi gözlersiniz, buna göre tasarrufta bulunsanız", "İyi olur", "Çocukları sana bir şey olursa maddi yönden biz ne yaparız demişler", "Biz kefiliz abi", "Ben de maddi yönden hiçbir eksikleri olmaz dedim", "...’ı anlattım", "...’ı ben birebir yaşamıştım. Yanındaydım Van’da", "Kendisine borçlarını yaz eşine ver dedim. Veya bana da verebilirsin dedim", "Kadir abi bugün İst giderken telefonu buraya bıraktı. Birşey olursa nasıl irtibata geçip buluşma noktalarını ayarladık",
    13.02.2016 tarihli ve 23.13.56, 23.36.20, 23.36.27, 23.36.44 saatli mesajlar: "Abi Sami, Mesut35 ve MH09 beyler çevrimdışı görünüyor. Gece de bakmazlarsa siz vicahen ulaştırabilir misiniz", "... beye, hakimlerin görev suçu nedeniyle sanık olarak 5 CD’de yargılanmaları hakkında usul ve esasa yönelik, özellikle AİHM bakış açısı hakkında bilgi notu var mıdır", "sorabilir misiniz", "Varsa İ. Zengin’i ulaştırsın",
    Şeklinde geçen mesaj içeriklerinden, sanığın, örgütün bilgi işlem biriminden temin edilen ve örgüt mensuplarınca kullanılacak olan elektronik cihazların dağıtımı ve iletişimin sağlanmasına yönelik programların yüklenmesinde görev aldığı, örgüt elemanlarının özel durumlarının takibi ile destek olunması, soruşturmaya maruz kalanların aileleri ile özel olarak ilgilenilmesi, evlerindeki örgütsel dökümanların arama tarama mesulleri aracılığıyla temizlenmesi, örgüt mensuplarının gaybubette saklanmaları, himmetlerin toplanması hususlarında faaliyetler yürüttüğü, kamuoyunda "Şemdinli Davası" olarak bilinen soruşturmadaki örgütsel faaliyetleri nedeniyle meslekten ihraç edilen Van Cumhuriyet savcısı..."nın örgüt tarafından himaye edildiği ve korunduğu, aynı himaye ve korumanın “Kozmik Oda” davasında arama işlemini gerçekleştiren ve sonrasında Yargıtay Üyeliğine seçilen hâkim Kadir Kayan için de sağlanacağını belirterek Kadir Kayan"ın kaçışının organizasyonunda görev aldığı, bu faaliyetlerin icrası sırasında Yargıtay eski Üyesi..."dan aldığı emir ve talimatlarla hareket ettiği ve sonuçlarını da..."a rapor ettiğinin,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile örgütün yargıdan sorumlu sivil imamlarından olan 57171 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... (Kod) adlı ... (TC No: .......9328) arasında;
    01.09.015 tarihli ve 19.45.53, 19.46.47, 19.47.50, 19.49.05, 19.50.37, 19.52.12, 19.54.52, 19.55.42, 19.56.58, 19.59.11, 20.13.14 saatli mesajlar: "Abi ... abi ayın 9’unda yurtdışında olacakmış", "abi ben, Mesut, ... abiyle bizdeyiz", "9"da gidiş 10 gün sonra gelecek", "Grupları sonra değerlendirecek", "abi bayramdan sonra hayata geçirelim demiştik", "o zaman görüşmeyi öne alalım", "... abi görüşmeleri yapıp listesini kesinleştirir", "bize gruplarını bildirir yerinede başkası gelir", "... abi görüşmemiş olur", "abi seçimlerdeki oy verme oranını kişileri biz mi ayarlayalım",
    01.09.015 tarihli ve 19.14.59, 19.15.21, 19.19.31 saatli mesajlar: "Alabilir. Ne kadar vermişti.", "Altın ve TL miydi", "abi onu çektim. Nejat a ye verdim. ... abi vasıtasıyla takip etseniz. Ben de yazarım. bankadan çekildi”,
    Şeklinde geçen mesaj içeriklerinden, sanığın örgütün yüksek yargıdan sorumlu sivil imamı Nejat kod isimli ... ... ve ... kod isimli ... ile doğrudan iletişim içerisinde bulunduğu, örgüt mensuplarından toplanan himmetlerin Nejat kod isimli ... ...’a sanık tarafından teslim edildiği, bu hususun ... kod isimli ...’ya rapor edildiği, örgüt mensuplarına ilişkin grupların listelerinin hazırlanmasında Yargıtay eski Üyelerinden ... ... ve ... ile birlikte hareket edip Yargıtayda yapılacak olan seçimlerde, hangi örgüt mensubunun kime oy vereceğinin kararlaştırılmasında görev aldığının,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 400641 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi... arasında;
    Sanığın...’ya gönderdiği 18.06.2015 tarihli ve 21.47.47 saatli mesajda: "...-06 (17.06.2015 22.32) Abi meseleyi bilirsiniz. Bizim ... abimizin bir dosyası vardı 12 CD de olan. Sıkıntılı bazı mevzulara da gündem olmuştu. Bizim açımızdan bu davada acaba Yargıtay 12 CD bozmayı yazıp Sincan’a yolladı mı. Mümkün mertebe uzatılsın yazımı diye söylenmişti ilgililerine. Bunu öğrenebilir miyiz abi" (Açık kaynaklardan edilen bilgilere göre; Danıştay Üyesi ..."in odasına böcek koyduğu iddiasıyla yargılanan tetkik hakiminin yargılandığı dosya),
    ...’nın sanığa gönderdiği 08.07.2015 tarihli ve 20.45.27 saatli mesajda: "Himmeti bu akşam konuşacağız yazarım",
    Sanığın...’ya gönderdiği 21.12.2015 tarihli ve 18.18.23, 18.18.41 saatli mesajlarda: "62/D daire 9 kapı şifresi #0190 ramazan beyin evi", "salı akşamı bekliyoruz",
    23.12.2015 tarihli ve 18.01.40 saatli mesajda: "Abi gönderdiğim notlardan iletilmesi gerekenleri diğer arkadaşlara da ulaştırabilirseniz yazılı şekilde verirsen unutmazlar",
    26.12.2015 tarihli ve 11.48.06 saatli mesajda: "abi asya hakkındaki notu diğerlerine de bildirebilir misiniz",
    ...’nın sanığa gönderdiği 29.12.2015 tarihli ve 20.45.36 saatli mesajda: "... notlar paylaşıldı",
    Sanığın...’ya gönderdiği 04.01.2016 tarihli ve 18.53.07, 19.16.12 saatli mesajlarda: "abi yarın neredeyiz", "Simavlı’da olabiliriz. Konuşup cevap yazarsanız ona göre geliriz",
    ...’nın sanığa gönderdiği 05.01.2016 tarihli ve 14.38.16 saatli mesajda: "Perşembe Sim tamam",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.30.12, 18.30.42 saatli mesajlarda: "yarın Simavlı’da mıyız, daire no kaç", "yani salı günü demek istedim",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.31.05 saatli mesajda: "evet ama kendisi biliyor mu",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.06 saatli mesajda: "kendisi de biliyordu",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.10 saatli mesajda: "benim bildiğim sadece iptali biliyorlar sanki",
    Sanığın...’ya gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.16 saatli mesajda: "yarın söylerim görürsen sen de söyle",
    ...’nın sanığa gönderdiği 10.01.2016 tarihli ve 18.32.49 saatli mesajda: "ben hemen şimdi hatırlatayım ikisine de",
    Sanığın...’ya gönderdiği 18.01.2016 tarihli ve 21.24.21, 21.26.47, 21.27.10, 21.28.47, 21.32.44, 21.33.59 saatli, 19.01.2016 tarih ve 21.53.41, 21.54.25 saatli mesajlarda: "... beye vereceğim diyenlere hayır demeyelim. Yanına ...’i de yazsınlar", "ulaşabildiklerimize ulaştıralım", "...’ye sınırlı destek verilecekmiş", "Yarın gelirken cihazı getir, ...’da getirsin, sana başkasını vereyim", "dörtlü olanlar iki iki olacak", "...’ye vereceğim diyenleri bilelim ki yarın ona göre ayar yaparız", "abi seninkiler aynen devam, ...’ye veren varsa vermesin, başkaları verecek", "diğerleri de aynen devam",
    ...’nın sanığa gönderdiği 24.01.2016 tarihli ve 20.39.54, 21.04.05, 21.04.48, 21.05.40, 21.58.31, saatli mesajlarda: "yarınki daire oylaması konusunda bir şey var mı", "...’a yüklenirsek sanki dağılma hızlanacak gibi ama seçilmemeli", "ne kadar uzarsa o kadar birbirlerine düşecekler", "oyları devamlı yükseliyor", "salı bende 34 numara kapı 5555 ve kare tuşu",
    Sanığın...’ya gönderdiği 17.02.2016 tarihli ve 03.20.32, 20.26.45 saatli e-mail mesajlarında: "Konu: Fw: CGK 17.02.2016 00:26, a06 yazdı: Bu gün CGK’da Akademi Başkan Yardımcısı’nın dosyasında "kabul" diyen yoktur umarım. Haftaya sekme olmasın, abiler önemli. İtiraz ret", "Bu gün geçmedi mi? Haftaya kaldıysa herkese mutlaka duyuralım. 16.02.2016 20:55, mk9512 yazdı: abi Ceza Genel Kurulu gündemindeki akademi genel sekreteri ... Ankara hukuk mezunu bizim arkadaş, Konya da bizimle kalırdı. Çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli”,
    17.02.2016 tarihli ve 23.30.31 saatli e-mail mesajında: "Konu: Fw: CGK 18.02.2016 20:40, a06 yazdı: Değerli abiler, önümüzdeki salı ikinci görüşmeye kalan Akademi Bşk Yrd hakkındaki dosyada, AİHM içtihatları, dava ve dilekçe hakkı çerçevesinde itirazın reddi gerektiği yönünde katılımı arkadaşlara duyurmayı unutmayalım”,
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 382087 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... ... arasında;
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.15.55 saatli mesajda: "abi emanetleri eve getirsem olur mu",
    ... ...’in sanığa gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.33.30 saatli mesajda: "olur ne zaman getirirsin",
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 28.10.2015 tarihli ve 18.53.10 saatli mesajda: "yazarım",
    14.01.2016 tarihli ve 21.24.07 saatli mesajda: "devrem twetter çalışıyor mu", "bana birşeyler yazabilir misin",
    ... ...’in sanığa gönderdiği 14.01.2016 tarihli ve 21.25.40 saatli mesajda: "şu anda ... beyle beraber tlgrm kuruyoruz selamlar",
    Sanığın ... ...’e gönderdiği 16.01.2016 tarihli ve 22.11.53 saatli mesajda: "mk9512 (16.01.2016 20.10): abi eagledan twittere geçenlerde problem var. benimkisinde yeni numara aldık. Sami’de sorun var onu ekleyemiyorsunuz. Bendeki sorun giderilmiş oldu. ... bey biliyor bu durum. Beraber tespit ettik. Sende de aynı sorun var ekleyemiyorsun",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 412268 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı... arasında;
    ...’ın gönderdiği 24.10.2015 tarihli ve 09.59.37 saatli mesajda: "akşam tableti açamadık. Şifrede nokta da varmış. Sabah aldım. R abi Yarsavın toplantısına gitti. ...",
    Sanığın...’a gönderdiği 14.12.2015 tarihli ve 20.13.50 saatli mesajda: "abi adres tekrar yazar mısın. silinmişte",
    ...’ın gönderdiği 15.12.2015 tarihli ve 19.30.04 saatli mesajda: "... şifr 1453#",
    04.01.2016 tarih ve 23.06.56 saatli mesajda: "Bağlıca ekp bende çarşambaya",
    Sanığın...’a gönderdiği 15.01.2016 tarihli ve 16.13.15 saatli mesajda: "tamam ben hallettim. Herkese söyledim. Sen Ali Suat’a verirsin. YSK seçiminde de ... ve ...yaz, başmasını yazma",
    18.01.2016 tarihli ve 22.02.34 saatli mesajda: "abi gece ve işe gitmeden cihazı açarsan belki değişiklik olur",
    19.01.2016 tarihli ve 20.14.21, 21.51.38 saatli mesajlarda: "abi Aydoğdu tableti açsın. Sana zahmet zilini çalabilir misin","abi seninkiler aynen devam. .... ...’ye veren varsa vermesin. Başkaları verecek",
    ...’ın sanığa gönderdiği 25.01.2016 tarihli ve 23.37.58 saatli mesajda: "ok. Kadir beyden bir miktar aldım. Yarın sana ulaştırmaya çalışacağım",
    08.02.2016 tarihli ve 23.33.29 saatli mesajda: "9. HD seçimi ? ...",
    Sanığın...’a gönderdiği 09.02.2016 tarihli ve 20.12.45 saatli mesajda: "boş veya geçersiz",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 364269 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... arasında;
    ...’nun sanığa gönderdiği 17.01.2016 tarihli ve 18.40.36, 19.04.32, 20.52.49, 20.54.38 saatli mesajlarda: "Telegram ismini gönderebilir misiniz. Benimki Tamer006, ortak şifre 1234", "twitter no 732023", "Tamam", "Ekledim",
    12.02.2016 tarihli ve 18.19.34, 18.25.31, 18.34.15, 18.38.50 saatli mesajlarda: "Kadir abi İst a gaybubete mi gidiyor", "Gaybubet ise çocuğunun telefonunu da götürmesin", "ayrıca birkaç gün kazanma adına telefonunu evde bıraksın. Telefonu kapatmasın. Evdekilere gelen çağrılara cevap vermesin. Otobüs ile giderken kendi adı iel bilet almasın. Başkası adına alsın", "telefonu açık evde bıraksın veri bağlantısını kapatsın şarjı birkaç gün gider",
    16.02.2016 tarihli ve 23.52.01 saatli mesajda: "CGK’dan akademi genel sekrt hakkında karar nasıl çıkmış",
    Sanığın ...’nun sanığa gönderdiği 17.02.2016 tarihli ve 00.05.01, 00.08.43 saatli mesajlarda: "27 itiraz kabul 20 itiraz ret. İkinci müzakereye aklmış", "abi genel sekreter Kerim beyin ve benim çok samimi arkadaşımız. Biz Konya’da beraberdik. İlk eşi vefat etmişti. Elden gelen herşey yapılmalı",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 52025 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı ... arasında;
    ...’nin sanığa gönderdiği 11.01.2016 tarihli ve 23.06.25, 23.14.23, 23.28.14, 23.28.41 saatli mesajlarda: "abi sizi ekleyemiyorum", "tekrar ekler misiniz abi", "...... 1234", "abi numaranızda bir yanlışlık olabilir mi kimseyle görüşebiliyor musunuz. Ben sizi ekleyemiyorum ve sizin eklediğinizi de göremiyorum", "ben sizin listenizde görünüyor muyum",
    16.02.2016 tarihli ve 22.58.33, 22.58.52 saatli mesajlarda: "Abi şimdilik bir hareket yapmasınlar herkes oturup dua etsin gerektiğinde haber verilecek", "emanetinizi aldım",
    Sanığın kullanıcısı olduğu 61335 ID numaralı ByLock hesabı ile Yargıtay eski Üyelerinden 28735 ID numaralı ByLock hesabı kullanıcısı... arasında;
    Sanığın...’a gönderdiği 16.01.2016 tarihli ve 12.56.43, 12.58.25, 13.08.11, 20.43.30 saatli mesajlarda: "abi telegramda adım Corpara eklerseniz. Ben de eklerim", "twitter 637770 ekleyip şifreyi bildirirseniz eklerim", "twitterde ekledim şifre 1234 numaram 637770",
    Şeklinde geçen mesaj içeriklerinden, Danıştay Üyesi olan ..."in, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olduğu dönemde odasına böcek koyduğu iddiasıyla yargılanan tetkik hâkimi ...’nın yargılandığı dosyada verilen beraat kararının Yargıtay 12. Ceza Dairesi"nce bozulması üzerine, ... kod isimli yargıdan sorumlu sivil imam ...’nun “Bu meselenin örgüt için çok önemli olduğuna ve bozma kararının yazım sürecinin takip edilerek sürecin uzatılmasına” ilişkin gönderdiği mesajı, Yargıtay 12. Ceza Dairesinde görev yapan Yargıtay eski Üyelerinden...’ya ilettiği, yine Adalet Akademisi Başkanı..."a hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan ... isimli cemaat mensubunun Ceza Genel Kurulundaki dosyasına ilişkin Yargıtay eski Üyesi...’ın gönderdiği, itirazla ilgili olarak örgüt mensubu üyelerin ne şekilde oy kullanmaları gerektiği konusundaki talimatı diğer gruplara ulaştırdığı, bu şekilde örgüt için önem arz eden davaların takibi, yine himmet toplanılması, grup toplantılarının hangi örgüt mensubunun evinde ve ne zaman gerçekleştirileceği, kimlerin takılacağı, Yargıtay ve Yüksek Seçim Kurulu için yapılacak şeçimlerde ne şekilde hareket edileceği, örgüt mensupları arasında paylaşılması istenilen talimat ve notların iletilmesi, aralarındaki haberleşmeyi sağlamak için sanık ile gruplarında bulunan diğer örgüt mensuplarının tablet/bilgisayar/telefon gibi cihazlarına programların kurulmu ile kullanımının ne şekilde gerçekleştirileceği konularında faaliyetlerde bulunduğunun,
    Tanık ...’un; 2010 yılında oluşan HSYK’nın yüksek yargı üyeleri için yaptığı ilk seçim sırasında Yargıtay Üyesi seçilen isimler arasında sanığın da yer aldığını, cemaat mensubu olan HSYK üyelerinin üyelik seçimleri öncesinde yaptıkları toplantı sırasında daha önceden belirledikleri ve 350-400 kişi olarak kendisine sunulan, seçilecek olan 160 kişinin de bu kişiler arasından seçilmesini istedikleri listede yer alan sanık ...’nın da... Cemaati mensuplarının listesinde olduğunu, cemaat mensubu olan HSYK Üyelerinin kontenjanından Yargıtay Üyesi seçildiğini, seçimlerden sonra özellikle 2013 yılında daire başkanlık seçimlerinde ve idari yapılanmada cemaatin seçtirdiği üyeler vasıtasıyla elde ettiği gücü kötüye kullandığının değerlendirilmesi üzerine, ... ile birlikte cemaat üyesi olmayan Yargıtay Üyeleri ile bir araya gelip bu kişileri birbirleriyle görüştürmek suretiyle ortaya çıkan soruna çözüm aradıklarını, seçilme şekli itibariyle durumunu bildikleri sanığı ise bu toplantılara çağırmadıklarını,
    Tanık ...’in; sanığın 2011 yılında yapılan Yargıtay Üyesi seçimi sırasında cemaat mensubu olan HSYK üyelerinin gündeme getirdiği listeden Yargıtay Üyesi seçildiğini, Yargıtay’da yapılan Yüksek Seçim Kurulu Üyelikleri seçimlerinde, Yargıtay Üyeleri içerisinde yer alan cemaat mensuplarının organize şekilde hareket etmek suretiyle mevcut sayılarının üzerinde sonuçlar elde ettiklerini, Yargıtay ve Danıştay’da bulunan ve cemaat mensubu olmayan yüksek yargı üyelerinin, cemaate mensup üyeler hakkında bilgilendirilmesi ve bu kurumlardaki yönetim işlerine müdahale edebilmelerini sağlamak adına ... ile çalışma yapmaya karar verdiklerini, bu amaçla Yargıtay ve Danıştay’da görev yapan cemaat mensuplarının ve diğer üyelerin sayılarının, görev yaptıkları dairelerin belirlenmesi amacıyla çalışma yaptığını, ... ile birlikte cemaat üyesi olmayan Yargıtay Üyeleri ile bir araya gelip bu kişileri birbirleriyle görüştürmek suretiyle ortaya çıkan soruna çözüm aradıklarını, bu amaçla yapacakları toplantılara “kimleri çağırabiliriz” diye liste oluşturduklarını, kimleri bu toplantılara çağrılabileceklerini tespit etmek için yapılan çalışmalarda bu yapıyla birlikte hareket ettiği söylenen sanığı çağırmadıklarını,
    Tanık ...’un; Konya"da yüksek lisans ve hakimlik stajı yaptığı dönemde kalmak için bir ev tuttuğunu, daha önceden tanıdığı sonradan Yargıtay Üyesi olan sanık ... ile karşılaştıklarını, sanığın da yüksek lisans yaptığını öğrendiğini, ekonomik sebeplerle birlikte kalmayı teklif etmesi sonrasında sanık ... ile 5-6 ay kadar aynı evde kaldıklarını, bu evin cemaat evi olmadığını, bir süre sonra hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturma bulunan ... ile karşılaştıklarını, ...’in de kendileriyle kalmaya başladığını, daha sonra sanık ... ve kendisinin Ankara’da bulunan eğitim merkezine geldiklerini, evde kalmaya devam eden ...’in evi cemaat evine dönüştürdüğünü, bu durumdan önceleri haberinin olmadığını, yüksek lisansının bitmesi üzerine stajını Fethiye’ye aldırdığını ve ayrıldığını, sanık ... ile ...’in evde kalmaya devam ettiklerini, bu ikisinin evi cemaat evine dönüştürdüklerini Konya’da staj yapan arkadaşlarının söylediğini, bunun üzerine kira sözleşmesini feshettiğini, sanığın memleketinde stajına devam ettiğini, ... ile ...’nin ise beraber ev tuttuklarını öğrendiğini, sanık ile uzun bir süre karşılaşmadıklarını, 2011 yılında Yargıtay Üyesi seçildiklerini, aynı yılın Mayıs ayında Elvanket’te bir tetkik hâkiminin evinde yapılan cemaat toplantısına gittiğini, kapıyı sanık ...’nın açtığını, ..., ... ve daha önce ifade ettiğim birkaç kişiyle birlikte sanık ...’nın da toplantıya katılanlardan birisi olduğunu,
    Tanık ...’in; sanığın cemaat denilen bu yapı içerisinde olduğu hususundaki bilgisinin Yargıtay Üyeliğine seçilmesi ve 2013-2014 yıllarında internette yayımlanan cemaat içerisinde olanlara ilişkin listede isminin olmasından ibaret olduğunu, futbolda şike davasını onayan heyette bulunması nedeniyle de bu yapı içerisinde olduğu hususunda kuşku duymadığını ancak cemaat içerisinde nasıl bir görevi olduğunu bilmediğini,
    Tanık ...’ın; 2001 yılında yapılan seçimlerde Yargıtay Üyesi seçildiğini, Gülen cemaati denilen bu yapıyla ilk kez 1985 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olduğu dönemde tanıştığını, 1990 yılında İstanbul Hâkim adayı olarak göreve başladığını, hâkim adaylığı süresince eğitim merkezinde bu yapıya mensup olduğunu düşündüğü ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ...ve sanık ... ile tanıştığını, o dönem tanıştığı bu kişilerin üçerli veya dörderli gruplar hâlinde sohbet toplantıları yaptıklarını, birlikte staj yaptığı sanığın bu yapıya yakın olduğunu bildiğini, ..., ... ve ...’un sanığın sohbet arkadaşları olduğunu, faaliyetlerine ilişkin somut bir bilgisinin bulunmadığını,
    Tanık ...’ın; 2010 yılında yapılan referandum sonrasında, Gaziantep’teki yazlık evinde yapılan kendisinin de katıldığı bir toplantıda cemaat mensubu olan 120 kişinin Yargıtay’a üye olarak seçtirilmeye çalışılacağının ve ne şekilde davranılması gerektiğinin söylenildiğini, bu toplantıya katılanlardan birisininde Hatay bölgesinden Yargıtay eski Üyesi ... ile birlikte gelen sanık ... olduğunu, toplantının gizliliğe riayet edilerek gerçekleştirildiğini, toplantı sırasında kimsede telefon görmediğini, getirmemiş olabileceklerini, birkaç hafta sonra da Yargıtay Üyesi seçildiğini, Yargıtay’da cemaat mensubu olan kişileri grup sorumlularına veya kendi grubundaki kişilere ya da bir başka cemaat mensubuna sorarak öğrenip teyit ettirdiğini, Bağlıca Lojmanlarında oturduğu dönemde cemaat denilen bu yapı içerisinden tanıdığı kişilerden birisinin de sanık ... olduğunu, ayrıca 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde ne şekilde hareket edilmesi gerektiğine ilişkin ...’ın Bağlıca Lojmanlarında grup sorumlularına yönelik bir toplantı yaptığını, hatırladığı kadarıyla ...’ın evinde yapılan bu toplantıya gelen grup sorumlularından birisinin de sanık ... olduğunu, sanığın cemaat üyesi olarak bildiği Yargıtay Üyelerinden birisi olduğunu, bahsettiği her iki toplantının da cemaat mensupları arasında gizli şekilde yapılan toplantılar olduğunu,
    Tanık ...’nun; 2011 yılında Yargıtay Üyesi seçildiğini, aynı dairede görev yaptığı ..., ... ve ...’un örgüt mensubu olduklarını, 15 gün arayla biraraya geldiklerini, ...’ın himmet işlerinin takibini yaptığını, 2012 yılında üye seçilerek görev yaptığı daireye gelen ...’un kendilerini yönlendiren kişi konumuna geçtiğini, kendisine haberleşmeleri sağlayacak tableti verenin de ... olduğunu, ...’un hastalanması sonrasında toplantıların yapılması, verdiği tabletten iletişime geçeceği ... Kod adli kişiden gelcek mesaj ve talimatları diğer arkadaşlarla paylaşması konusunda kendisine yardımcı olmasını istediğini, 2014-2015 yıllarında grubunda bulunan ..., ... ve ...’dan toplanan aidatların kendisine verildiğini, kendisinin de sanık ...’ya ait evde buluştuğu ... Kod isimli kişiye teslim ettiğini, sonraki zamanlarda düzenli olmamakla birlikte bu aidatları sanık ...’nın aldığını, ..., ... ..., ... ve sanık ...’nın Yargıtayda sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiklerini, ...’un haberleşme amacıyla kendisine verdiği tabletteki data hattın bir süre sonra iptal olduğunu, bunun üzerine sanık ... veya ...’un kendisini arayarak tablet ile birlikte yanlarına çağırdıklarını, burada bir şahsın tableti alarak bazı ayarlamalar yaptığını ve yeni bir data hat verdiğini,
    Tanık ...’ın; Gülen cemaati olarak bilinen yapı içerisinde yer aldığını, bir dönem örgüt evlerinden sorumlu olarak görev yaptığını, askeri liselere hazırlanacak ortaokul 3. sınıf öğrencilerinin mesulü olmasının istenildiğini, Ankara ilinde yargı mensuplarından sorumlu olarak faaliyet gösteren... kod adlı şahsın Ankara’da görev yapan hâkim ve savcıların askeri liselere hazırlanacak çocuklarını getirdiğini, bu çocuklardan birisinin babası Yargıtay Üyesi olan...olduğunu, ... ile birlikte gelen diğer üç hakim çocuğunu bir grup yaparak Berat kod adlı Tekirdağlı ... isimli kişiye teslim ettiğini, ... ...’nın Maltepe Askeri Lisesini kazandığını, sınavı kazananları örgütte öğretmen olarak bilinen kişilere devrettiklerini, çocukların sınavlara hazırlandığı dönemdeki bu çalışmalar sırasında ders dışında...’e ait kitapların da okutulup videoların izlettirildiğini, kendisine gösterilen resimler arasında bulunan (52) numaralı fotoğrafın......’ya ait olduğunu, ...’nin babasının Ankara’da hâkim olduğunu, bu durumdan haberdar olarak ve oğlunu bilinçli şekilde gönderdiğini, ...’nin okuldan atıldığını,
    İfade ettiklerinin,
    Sanık ve müdafisi tanık beyanlarının aşamalarda farklılık gösterdiğini ve çelişkiler içerdiğini iddia etmişlerse de, soruşturmada alınan beyanların mahkemece açıklattırılması nedeniyle ortaya çıkan bu durumun beyanlar arasında farklılık ve çelişki olarak değerlendirilemeyeceği, soruşturmalarda alınan beyanlar ile mahkeme huzurundaki ifadelerin birbirleriyle uyumlu ve istikrarlı olduğu, bu beyan ve ifadelerin Gülen cemaati mensubu olan sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisindeki konumu ve geçmişine yönelik bilgiler içerdiğinin,
    Anlaşılması,
    Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanığın örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Yargıtay Üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmaktadır.
    Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY"nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmalarına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla "mahrem alan" yapılanmasında yer alması, örgüt mensuplarınca kullanılan ByLock haberleşme programını örgütsel faaliyetlerde kullanmaya devam edip bu programda, haklarında aynı örgüte mensup oldukları iddiasıyla ayrı soruşturma yürütülen diğer yüksek yargı eski üyeleri ile mesajlaşması ve sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından; sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
    Bu sebeplerle, sanık ... yönünden TCK"nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı CMK"nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık müdafisinin temyiz itirazıyla sınırlı olarak incelenmesi sonucunda, Özel Daire kararı isabetli olup sanık müdafisinin usul ve maddi hukuka ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mâhkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.05.2019 tarihli ve 82-81 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, oy birliğiyle,
    2- Onama kararı ve sanığın tutuklukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE, oy birliğiyle,
    3- Süresi içerisinde verdiği temyiz dilekçesinde gerekçeli kararın tebliğini talep eden sanığa, 5271 sayılı CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmesinin zorunlu olup olmadığına, Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkin ön sorunlar bakımından oy çokluğuyla,
    4- Dosyanın, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.

    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için destek@ictihatlar.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi